Skip to main content

Full text of "31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) İsyanı"

See other formats


T.C. 
GAZİ ÜNİVERSİTESİ 
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ 
TARİH ANABİLİM DALI 



ÇIKIŞINDAN BASTIRILMASINA KADAR 
31 MART İSYANI 



MASTER TEZİ 



HAZIRLAYAN 
SIDDIK YILDIZ 



Tez Danışmanı 
Prof. Dr. Hale ŞIVGIN 



Ankara- 2006 



SOSYAL BİLİMLER ENSITUSU MÜDÜRLÜĞÜNE 

ait 

adlı çalışma, jürimiz tarafından 

Anabilim Dalında MASTER TEZİ olarak kabul edilmiştir. 

( İmza ) 

Başkan 

Akademik Unvanı, Adı Soyadı 

( İmza ) 

Üye 

Akademik Unvanı, Adı Soyadı ( Danışman ) 

( İmza ) 

Üye 

Akademik Unvanı, Adı Soyadı 



ÖNSÖZ 

Osmanlı tarihinde isyanların önemli bir yeri vardır. Bu isyanların ortak 
noktaları; hiçbir şekilde, ne hanedanın değiştirilmesine yönelik ve ne de bir 
halk hareketi olmamasıdır. Buna rağmen bu isyanların büyük bir kısmında ya 
hükümdar tahtını ya da hayatını kaybetmiştir. Bu isyanların en önemlileri 
şunlardır: "Hâile-i Osmaniye" yani Osmanlı trajedisi olarak adlandırılan ve II. 
Osman'ın öldürülmesi ile sonuçlanan 18-20 Mayıs 1622 tarihindeki isyan; 8 
Ağustos 1648'de meydana gelen ve Padişah I. İbrahim'in tahttan 
indirilmesiyle sonuçlanan isyan; 5 Eylül - 3 Kasım 1687'de cephede 
başlayarak IV. Mehmet'in tahttan indirilmesi ile sonuçlanacak olan Abaza 
Siyavuş Paşa'nın başını çektiği isyan; Feyzullah Efendi Vak'ası ya da Edirne 
Vak'ası olarak tarihe geçen ve 18 Temmuz - 22 Ağustos 1703 tarihleri 
arsında çıkan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi ile sonuçlanan isyan; Lale 
Devri'nin bitmesine neden olan ve 28 Eylül - 2 Ekim 1730 tarihleri arasında 
çıkan Patrona Halil İsyanı; Nizam-ı Cedid Ordusu'nun kurulmasına karşı 
çıkartılan 2 Haziran 1806 tarihli isyan; III. Selim'in tahttan indirilerek 
öldürülmesine sebep olan 25 - 29 Mayıs 1807 tarihli Kabakçı Mustafa 
isyanıdır. Yukarıda belirttiğimiz isyanların sonuçları hep Padişah değişikliği 
ile sonuçlanmıştır. Ancak içlerinden önemli iki isyan vardır ki, bunlar II. 
Osman ve III. Selim'in öldürülmesi ile sonuçlanan ve askerî yenişleşme 
hareketlerine karşı yapılmış olan isyanlardır. 

31 Mart isyanına kadar geçen süredeki isyanların büyük çoğunluğu 
askeri ve siyasi çıkar çatışmalarının bir neticesi olarak ortaya çıkmışken, 31 
Mart İsyanı'nın 'hangi çevrelerce desteklendiği ve ne amaçla çıkarıldığı?' 
konusu hala bilinmezliğini korumaktadır. Diyebiliriz ki, 31 Mart İsyanı'nın 
perde arkası günümüze kadar kapalı kalmıştır. 31 Mart İsyanı'nı çıkaranların 
çoğunun küçük rütbeli asker olması ve "şeriat" isteğinde bulunmaları, bu 
isyanı Osmanlı tarihindeki diğer askeri isyanlardan ayıran en önemli 
özelliklerden birisi olmuştur. Ancak askerin istediği "şeriaf'ın anlamı, 



IV 



günümüz araştırmacıları tarafından tam olarak ortaya konulamamıştır. 
İstenilen bu "şeriat" kelimesinin anlamı; "Meşrutiyet'i kaldırarak din 
kurallarının uygulanmasını" istemek mi, yoksa "Meşrutiyet yasalarının 
uygulanmasını" istemek mi olduğu konusu da günümüzde tartışılan önemli 
hususlardan birisi olmuştur. Tarihi olayların döneminin şartlarına göre 
yorumlanması şüphesiz ki doğru tespitlerin yapılmasını sağlayacaktır. Eğer 
tarihi olayları o gününün şartlarına göre değil de, günümüz şartlarına göre 
yorumlarsak, tarihi olayların gerçeklerini görmekten uzaklaşmış oluruz. 

Tezimizin konusu olan 31 Mart İsyanı, görünüş olarak Osmanlı 
tarihinde sıkça rastlanan askerî isyan hareketlerinden biri mahiyetinde 
görülmektedir. Tarihimizde "İrtica" ile özdeşleştirilmiş ya da özdeşleştirilmeye 
çalışılan bu isyanın yeterince irdelenmediği ve isyanın nedenlerinin 
derinlemesine incelenmediği görülmüştür. İsyanın gerçek mahiyeti 
günümüzde dahi anlaşılamamaktadır. Bu durumun en önemli sebebi ise, 
olayda önemli bir yere sahip olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin arşivlerinin 
günümüze ulaşmamış olmasıdır. 31 Mart İsyanı üzerine birçok eser, makale 
ve hatırat yazılmışsa da, isyanın çıkışı konusu hala bir "kara kutu" gibi sırlarla 
doludur. Yapmış olduğumuz bu tez çalışmamızda bu kara kutuyu 
açamamışsak bile, olayın karanlık kalmış noktalarına belgeler, inceleme, 
araştırma ve kaynak çalışmalarına dayalı olarak az da olsa bir ışık tutmaya 
çalıştık. 

II. Meşrutiyetin ilanından 31 Mart İsyanı'nın çıkışına kadarki zaman 
dilimi içerisinde bu isyanın çıkış nedenlerini aydınlatacak önemli tarihi 
malzemeler bulunmaktadır. Tezimizin birinci bölümünde 31 Mart İsyanı'nın 
sebepleri olarak gösterilen siyasi, askeri ve sosyal olayları ele almaya 
çalıştık. 31 Mart İsyanının nedenlerini daha iyi bir tahlil yapabilmek için; olay 
öncesi siyasi çekişmeleri ve matbuat hayatını titiz bir şekilde incelemek, 
isyanın çıkışındaki nedenleri bulmamızda bize en iyi yardımcı malzemeler 
olmuştur. 



Tezimizin ikinci bölümünde; 31 Mart İsyanı'nın çıkışından 
bastırılmasına kadar geçen 7 gün içerisinde İstanbul'da meydana gelen bazı 
olayları incelemeye ve irdelemeye çalıştık. Tezimizin üçüncü ve son 
bölümünde ise, 31 Mart İsyanı'nı bastıran Hareket Ordusu'nun kurulması, 
İstanbul'a gelmesi ve isyan hareketini bastırması ile olay sonrasında kurulan 
Divan-ı Harb-i Örfî mahkemeleri kararları işlenmeye çalışılmıştır. 

Tez çalışmamızda konumuzla ilgili arşiv belgelerini kullanmaya gayret 
ettik. Bu amaçla Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden ve yayınlanmış İngiliz 
Arşiv belgelerinden yararlanmaya çalıştık. Tezimizin orijinalliği için ATAŞE 
tarafından yayınlanmış olan Atatürk'ün, Hareket Ordusu'na dair tutmuş 
olduğu not defterinden ve 31 Mart Olayı'nı çıkaranlardan birisi olan Halis 
Özçelik'in anılarından yararlanmaya çalıştık. Yine o dönemde yayın hayatını 
sürdüren gazeteler, tezimizi oluşturmada yardımcı olan önemli kaynaklar 
arasında yer almıştır. Tezimiz açısından önemi büyük olan Genelkurmay 
Başkanlığı ATAŞE Arşivi'nden yararlanmak için başvurulmuş, ancak 
konumuzla ilgili arşiv belgelerinin tasnifinin halen sürmesi sebebiyle bu 
arşivden yararlanılamamıştır. 

Tez çalışmamın hazırlanması esnasında bana maddi - manevi 
desteğini esirgemeyen haklarını hayatımın sonuna kadar ödeyemeyeceğim 
kıymetli aileme; tezimi yazmamda bana yardımda bulunan Sayın Erol Seyfeli 
Bey'e ve Tez çalışmam esnasında benden desteğini ve tavsiyelerini 
esirgemeyen Tez Danışmanım, Prof. Dr. Sayın Hale ŞIVGIN Hocam'a 
şükranlarımı ve teşekkürlerimi bir borç bilirim. 



Sıddık YILDIZ 
KIRŞEHİR/2006 



İÇİNDEKİLER 

Sayfa No 
ÖNSÖZ iii 

KISALTMALAR vii 

GİRİŞ 1 

I. BÖLÜM 

31 MARTA DOĞRU GELİŞEN ÖNEMLİ SİYASİ VE ASKERİ OLAYLAR 

1.1) Kör Ali Olayı 10 

1 .2) Avcı Taburları'nın İstanbul'a Gelmesi, Kâmil Paşa ve İttihat ve Terakki 
Cemiyeti Arasında Yaşanan Sürtüşmeler 1 4 

1 .3) Taşkışla Olayı 20 

1.4) Yıldız Olay 24 

1.5) Kâmil Paşa Hükümeti'nin Düşürülmesi 26 

1 .6) Gazeteci Mehmet Samim Bey ve Hasan Fehmi Bey'in Öldürülmeleri ve 
Bunun Üzerine Yapılan Protesto Gösterileri 43 

1 .7) 31 Mart İsyanından Önce Osmanlı Basınına Kısa Bir Bakış 
57 

1 .8) Derviş Vahdeti ve İttihat-ı Muhammedî Cemiyeti 
64 

II. BÖLÜM 

31 MART İSYANININ ÇIKIŞI VE GELİŞMESİ 

2.1) İsyan Öncesi Hükümete Yapılan Uyarılar ve İsyanın Çıkış Belirtileri 77 

2.2) İsyanın Başlaması ve İsyancıların Meclis-i Mebusan Önünde Toplanışı 85 

2.3) İsyan Sırasında Halkın Tutumu 94 

2.4) İsyanın Elebaşları Hamdi Çavuş ve Yardımcıları 96 

2.5) İsyan Sırasında Harbiye Nezareti'nde Meydana Gelen Olaylar ve Bu 
Olaylar Karşısında Mahmut Muhtar Paşa'nın Tutumu 100 

2.6) Olaylar Karşısında Meclisi Mebusan ve Olaylar Karşısındaki Tutumu 
110 



vıı 



2.7) İsyancı Askerlerin İstekleri 119 

2.8) Hükümet'in Olay Sırasındaki Tutumu ve İstifası 122 

2.9) Rumeli'den ve Anadolu'dan Hükümet'e ve Padişaha Gelen Telgraflar ve 
Değerlendirilmesi 135 

2.10) İsyan Sırasında Yıldız'ın Tutumu ve Ali Cevat Bey'in Ayasofya 
Meydanı'na Gelmesi 143 

2.1 1 ) Tevfik Paşa Hükümeti'nin Kurulması 1 50 

2.12) Meclis-i Mebusan'ın Toplanması ve Meclis'te Yapılan Görüşmeler 155 

2.1 3) Ali Kabulî Bey'in Öldürülmesi 1 72 

2.1 4) Yabancı Ülkelerde 31 Mart Olayının Yarattığı Tesirler 1 83 

2.15) Erzurum ve Erzincan'da Meydana Gelen Olaylar 186 

2.16) Adana Ermeni Olayları 190 

III. BÖLÜM 
HAREKET ORDUSUNUN KURULMASI VE 31 MART İSYANI'NIN 

BASTIRILMASI 

3.1) 31 Mart İsyanı'nın Rumeli'de Duyulması ve 

Hareket Ordusunun Kurulması 197 

3.2) Hareket Ordusunun İstanbul'a Hareketi ve İstanbul'un İşgal Etme 
Hazırlıkları 210 

3.3) Hareket Ordusunun İstanbul'a Girmesi ve İstanbul'un İşgali 223 

3.4) Ayastefenosta Kurulan Meclis ve II. Abdülhamid'in Hal'i ve Mehmet 
Reşat'ın Tahta Geçmesi 237 

3.5) Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemelerinin Kurulması ve Divan-ı Harb-i Örfi 
Kararları 246 

SONUÇ 255 

KAYNAKÇA 258 

EKLER 272 

ÖZET 302 

ABSTRACT 313 



KISALTMALAR 

AAMD : Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 

a.g.e. : Adı geçen eser. 

a.g.m. : Adı geçen makale. 

a.g.y. : Adı geçen yer. 

AİİT : Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi. 

BDFA : British Dokcuments on Foreing Affaird: Reports and Papers From 

The Foreing Office Confidential Print (BDFA), (Ed.: BOURNE, K. ve D. C. 

WATT), Part I, Series B, Volume 20, The Otoman Empire Under The Young 

Turks, 1908-1914, University Publications Of America, 1985. 

Bkz. : Bakınız. 

BOA : Başbakanlık Osmanlı Arşivi 

C : Cemâziye'l-âhir 

Ca :Cemâziye'l-evvel 

C. : Cilt. 

Çev. : Çeviren 

DH.EUM.THR : Dâhiliye Nezareti, Emniyet-i Umimiye, Tahrirat Kalemi. 

DH-MUİ : Dâhiliye Nezareti, Muhaberât-ı Umumiye İdaresi 

DİA : Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 

Ed. : Editör. 



Ha 


: Haziran. 


Haz. 


: Hazırlayan 


İ..ASK... 


: İrade Askeri 



IX 



k. 


:Kısım 


M 


: Muharrem 


MMZC 


: Meclisi Mebusan Zabıt Cerid< 


MV 


: Meclis-i Vükelâ Mazbataları. 


Nu 


: Numero. 


R 


: Rebîü'l-âhir 


S. 


: Sayı. 


s. 


: Sayfa. 


Sad. 


: Sadeleştiren 


TBMM 


: Türkiye Büyük Millet Meclisi 


TDV 


: Türkiye Diyanet Vakfı 


TTK 


: Türk Tarih Kurumu 


t.y. 


: Tarih Yok. 


vd: 


: Ve Devamı. 


Y.EE... 


: Yıldız Esas ve Sadrazam K; 


ZB 


: Zaptiye Nezareti. 



Giriş 

1699 Karlofça Antlaşması 'ndan sonra Avrupa'da toprak kaybetmeye 
başlayan Osmanlı Devleti, artık yayılma politikasından vazgeçmiş, mevcut 
toprakları muhafaza etme politikası gütmeye başlamıştır. Reform ve 
Rönesans yenilikleriyle Avrupa'da her alanda yenileşme hareketleri 
başlamıştır. Devrin yenileşme hareketine ayak uyduramayan Osmanlı 
Devleti, Avrupalı devletler karşısında güç kaybetmeye başlamıştır. 1718 
tarihiyle beraber "Lale Devri" olarak adlandırılan yenileşme hareketleri 
Patrona Halil Ayaklanmasfnın patlak vermesiyle sona ermiştir 1 . Osmanlı 
Devleti'nde yenileşme hareketleri III. Selim devri de dâhil olmak üzere askerî 
manada yenileşme hareketleri olmuştur. Bunun en önemli sebebi de Osmanlı 
Devleti'nin Avrupalı devletler, Rusya ve İran ile yapmış oldukları savaşlardan 
yenik çıkmaları olmuştur. 

Osmanlı Tarihinde en kapsamlı yenileşme hareketi II. Mahmut ile 
beraber başlamıştır. II. Mahmut dönemi, Osmanlı yenileşme hareketleri 
açısından bir dönüm noktası olmuştur. II. Mahmut'un yapmış olduğu en 
büyük yenilik 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması olmuştur. II. 
Mahmut böylece amcası III. Selim'in yapmaya çalışıp da uğrunda canını feda 
ettiği bu reformu yapmaya muvaffak olmuştur. II. Mahmut Yeniçeri Ocağını 
kaldırdıktan sonra yeni bir ordu kurmuş ve askeri ve idari ıslahatlar yapmaya 
başlamıştır 2 . II. Mahmut döneminde başlayan ancak onun ölümü ile beraber 
Sultan I. Abülmecid dönemimde ilan olunan Tanzimat Fermanı Osmanlı 
Devleti'nde yapılan en önemli yenileşme hareketlerinden biri olmuştur. 
Mustafa Reşit Paşa'nın girişimleri ile 8 Kasım 1839 tarihinde Gülhane 
Parkında okunarak yürürlüğe giren Tanzimat Fermanı'nın en önemli özelliği 
"Hukuki alanda yapılan ilk ıslahat hareketi" olmasıdır 3 . Halil İnalcık'a göre, 
"1839 Hattı Hümayunu ile resmen açılan Tanzimat devrinin, Devleti tensik 



1 Ayrıntılı bilgi için bkz, Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, (Haz.: Ahmet Kuyaş), 
YKY, 7. Baskı, İstanbul, 2002. s. 47-63; Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri; Siyasi 
Psikoloji Bakımından Bir Tedkik, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay. Nu: 
16, 3. Basım, İstanbul, 1997. s. 136-vd. 

2 Engelhardt, Tanzimat ve Türkiye, (Çev: Ali Reşad), Kaknüs Yay., İstanbul, 1999. s. 19-vd. 

3 Engelhardt, Aynı eser, s. 43-45. 



etme (düzenleme) teşebbüsünde esas gaye ve Meşrutiyeti, hep hukuk 
müsavatı (eşitlik) prensibiyle Hıristiyan tebayı devlete bağlamak, İmparatorluk 
vahdetini (bütünlüğünü) koruyup sağlamlaştırmak" olmuştur. Osmanlılık 
siyaseti adını da verebileceğimiz bu hareketin imparatorluk tarihinin son 
devrinde iç siyaset, batılılaşma ve ıslahat hareketleri, isyanlar, hatta dış 
politika ile ilgili veya onları açıklayan en temel hadise olduğuna şüphe yoktur. 
Osmanlı tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden bu yeni siyasetin parolası, 
"imparatorluk tebaasının hukuk birliğine dayanan Osmanlı biriliği" yaratmak 
olmuştur 4 . Engelhardt'a göre Tanzimat Fermanı "Osmanlı İmparatorluğunda 
yaşayan fertlerin medeni şartlarının iyileştirilmesi gereğini ilan etmesi, 
ıslahatın uygulamaya konulmasını geçmişteki arz ve surette açıklanması, 
Hatt-ı Şerifin sınırlanmış hududu içende bereketli bir fikrin bulunduğuna 
işaret etmekteydi 5 . Tazimat Fermanı ile gelen yenilikleri:"a) Müslüman ve 
Hıristiyan bütün tebaanın ırz, namus, can ve mal güvenliğinin sağlanması; b) 
Verginin düzenli usule göre ayarlanması ve toplanması; c) Askerlik ödevinin 
düzenli bir usule bağlanması" şeklinde sıralaya biliriz 6 . 

Tanzimat Fermanı'nın ardından Osmanlı Devleti 1853-1856 tarihleri 
arasında 3 yıl sürecek olan Kırım Harbi'ne girecektir 7 . Bu savaş 1853,1854 
ve 1855 yıllarında Osmanlı Devleti'nin tüm askeri kuvvetlerini meşgul etmiştir. 
18 Şubat 1856 yılında, Paris Antlaşması'nın ve Avrupa Birliği diye bilinen 
ahenksizlik zincirine Osmanlı Devleti'nin kabul edilmesi ve bu kabule bir ön 
şart olarak bir ıslahat girişimi istemi üzerine, 18 Şubat 1856 8 günü Islahat 
Fermanı ilan olunmuştur. İngiliz, Fransız ve Avusturya elçilerinin ağır 
baskıları altında imzalanan Ferman, vergi iltizamını ve diğer kötü 
uygulamaları tekrar kaldırarak 1839 Tanzimat Fermanı'nın ilkelerini yeniden 
onaylamış ve Tanzimat Fermanı'ndan daha özel ve kesin ifadelerle dine 



4 Halil İnalcık, Tanzimat ve Bulgar Meselesi, Doktora Tezinin 50. Yılı, Eren Yayınları, 
İstanbul, 1992. s. 3-4. 

5 Engelhardt, a.g.e., s. 44. 

6 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C. V, TTK Yay., Ankara, 1 983. s. 171 . 

Kırım Harbi için ayrıntılı bilgi için bkz, Karal, a.g.e., s. 218-vd.; Fuat Ardıç-Süphan Ardıç, 
Kırım Savaşı; Ali Paşa ve Paris Antlaşması, Eren Yayınları, İstanbul, 2002. 
8 Enver Ziya Karal, Islahat Fermanı'nın ilan tarihini 28 Şubat olarak vermektedir. Bkz, Karal, 
a.g.e., C. V, s. 248. 



bakılmaksızın bütün Osmanlı tebaasının tam eşitliğini belirtmiştir 9 . Islahat 
Fermanı'nın temel amacı din, dil ve ırk gözetmeksizin Osmanlı toprakları 
üzerinde bir Osmanlı topluluğu yaratmak olmuştur. Ancak Islahat Fermanı 
kendi başına bir devir olmayıp, Tanzimat devri içinde ele alınmıştır. Tanzimat 
ve Islahat Fermanları Osmanlı Devleti'ne gerek siyasi, gerekse hukuki ve 
idari açıdan büyük yenilikler getirmiştir. Örneğin yeni mahkemeler 
oluşturulmaya başlanmış, Hıristiyan tebaa askerlik hizmetine alınmış; devlet 
müesseselerinde Avrupaî manada bir yenileşme hareketine gidilmiştir 10 . 

20 Nisan 1861 yılında I. Abdülmecid'in ölümünden sonra yerine I. 
Abdülaziz tahta geçmiştir. Sultan Abdülaziz dönemi (1861-1876) iç isyanlarla 
geçmiştir. 1866 yılında Girit Hıristiyanları, asıl maksatları adayı Yunanistan'a 
ilhak etmek olmakla beraber, adadaki Osmanlı idaresinden ve bu idarenin 
uygulamakta olduğu vergilerin ağırlığından şikâyetle yeni bir ayaklanmaya 
yönelmişlerdir 11 . 1875 yılı Haziran ayında Hersek'e bağlı Nevesin kazası 
Hıristiyanlarından 160 kişinin ağnam vergisi vermemek için Karadağ'a 
sığınmaları ve Karadağ prensinin de işin içine Rusya'yı sokması, Hersek 
Ayaklanması'nı kısa sürede bir Avrupa sorunu haline getirmiştir 12 . Osmanlı 
Devleti'nin Hersek Ayaklanması ile başa çıkamaması, Balkanların diğer 
halklarını da hareketlendirmiştir. 1876 Mayıs'ında Bulgaristan'da Filibe 
civarında ayaklanmalar başlamıştır. Osmanlı Devleti, bu ayaklanmayı bastırır 
bastırmaz meydana gelen "Selanik Olayı", ortamı daha da germiştir 13 . Avrupa 
devletleri gelişen olaylar üzerine 13 Mayıs 1876'da Osmanlı Devleti'ne 
verdikleri Berlin Memorandumu ile Avrupa yakasındaki yerlerin var olan 
durumunun korunmasını, yoksa Osmanlı Devleti'ne karşı müdahale haklarını 



9 Bernard Levvis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, TTK Yay., Ankara, 1998. s. 116. 

10 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz, Karal, Osmanlı Tarihi, C.VII. 

1 M. Metin Hülagü, Türk-Yunan İlişkileri Çerçevesinde 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, 
Erciyes Üniversitesi Yay., Kayseri, 2001. s. 12. 

12 Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), 2. Baskı, TTK Yay., Ankara, 1999. 
s. 404; ayrıca bkz, Engelhardt, a.g.e., s. 341-346. 



Armaoğlu, a.g.e., s. 501. 



kullanacaklarını ilân etmişlerdir. Bu arada 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'in 
tahttan indirilmesi üzerine V. Murad tahta geçmiştir 14 . 

Hersek Ayaklanmasının kendisine büyük zararlar verdiğini düşünen 
Sırbistan, Rusya'nın desteği ile Karadağ ile ittifak yapmıştır. 1 Temmuz 
1876'da Sırbistan, 2 Temmuz'da da Karadağ, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan 
etmişlerdir. 8 Temmuz 1876'da Rusya ile Avusturya arasında Reichstad 
Antlaşması yapılmıştır. Antlaşmada savaş sonucunda Osmanlı Devleti galip 
geldiği takdirde var olan durumun devamı sağlanacak, Osmanlı Devleti 
mağlup olduğu takdirde ise Rusya, Batum ve Besarabya'yı alacak, 
Avusturya, Sırbistan ve Karadağ ise Bosna ve Hersek'i aralarında 
paylaşacaklardır. Ancak savaş Osmanlı Devleti lehine gelişmiş ve Osmanlı 
kuvvetleri Sırbistan'a girmişlerdir. Bu durum karşısında Sırbistan ve Karadağ 
Büyük devletlerden barış için aracılık yapmasını istemek zorunda kalmıştır 15 . 

Bu gelişmeler esnasında 31 Ağustos 1876'da V. Murad'ın yerine II. 
Abdülhamid tahta geçmiştir. II. Abdülhamid devrinin en önemli olaylarından 
ilki Birinci Meşrutiyef'in ilanıdır. 23 Aralık 1876'da ilan edilen Meşrutiyet', 
devletin siyasal yapısında sürekli bir değişiklik getirmemiştir. Padişahın 
yetkilerine gerçekte bir sınırlama konamamış, yürütme yetkisi yine onda 
toplanmış, yasama yetkisi de padişahın denetimi altına alınmıştır. Ayrıca 
padişaha istediği zaman parlamentoyu feshetme yetkisi de tanınmıştır. Birinci 
Meşrutiyef'in Türk siyasal tarihindeki önemi, mutlakıyete indirilmek istenen ilk 
darbe olması ve daha sonraki anayasal gelişmelerin başlangıcını 
oluşturmasıdır 16 . 

Meşrutiyef'in ilan edildiği 23 Aralık 1876 günü İstanbul Konferansı 
toplanmıştır. Konferans, Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Avusturya, 
Almanya ve İtalya'nın katılımıyla gerçekleşmiştir. Konferans başkanı Osmanlı 



14 M. Hanefi Bostan, Bir İslamcı Düşünür Said Halim Paşa, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992. 
s. 14. 

15 Yılmaz Altuğ, Siyasi Tarih Ders Notları (1776-1920), Filiz Kitabevi, İstanbul, 1977. s. 
121-122. 

6 Oral Sander, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918'e, 11. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara, Şubat 
2003. s. 317. 



Hariciye Nazırı Saffet Paşa konuşmaya başlayacağı zaman, top sesleri ile 
birilikte I. Meşrutiyet' ilan edilmiştir. Osmanlı hükümetinin adeta baskısı 
şeklinde konferansın açıldığı saatte Meşrutiyet'i ilan etmesi, Avrupa 
delegelerini şaşırtmıştır. Babıâli'nin amacı, Meşrutiyet'i ilan etmekle artık 
Hıristiyan tebaanın, mecliste kendi temsilcileri vasıtasıyla meselelerini 
halledebileceklerini ve bundan dolayı Avrupa devletlerinin savunuculuğa, yani 
konferansa lüzum kalmadığını belirtmektir. Konferansa katılan delegeler 
Meşrutiyetin ilan şeklini, çalışmalarını önlemeye yöneltilen bir taktik olarak 
görmüşler ve bu gelişmeyi pek ciddiye almamışlardır 17 . Konferanstan bir 
sonuç alınamamış ve konferans 20 Ocak 1877'de dağılmıştır. 

İstanbul Konferansından bir netice alınamaması üzerine büyük 
devletler, 31 Mart 1877'de Londra'da toplanarak "Londra Protokolü" ismi 
verilen bir vesika hazırlayarak Osmanlı Devleti'ne vermişlerdir. Bu protokole 
göre, Babıâli, Bosna, Hersek ve Bulgaristan'da ıslahat yapacak, Karadağ'a 
bazı topraklar verecektir. Ancak, Karadağ Babıâli'ye bağlı olmaya devam 
edecektir. Diğer taraftan yapılan ıslahatlar, büyük devletlerin İstanbul 
büyükelçileri tarafından kontrol edilecektir. Buna karşılık olmak üzere Avrupa 
devletleri, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü Rusya'ya karşı garanti 
altına alacaktır. Osmanlı Devleti, 10 Nisan 1877'de bu protokolü 
reddetmiştir 18 . Rusya bu gelişme üzerine, Romanya'nın topraklarını geçerek 
24 Nisan 1877'de Osmanlı Devleti'ne savaş açmıştır 19 . 

Bu savaş sonrasında 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos 
Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Romanya, Sırbistan ve Karadağ'ın 
bağımsızlığını kabul etmiş, Bulgaristan da Osmanlı Devleti'ne bağlı özerk bir 
prenslik haline getirilmiştir. Osmanlı Devleti, Rusya ve Avusturya'nın kontrolü 
altında olmak üzere Bosna ve Hersek'te, Rumeli'nin Hıristiyanlarla meskûn 



17 Altuğ, a.g.e., s. 123. 



3 Bayram Kodaman, "1876-1920 Arası Osmanlı Siyasi Tarihi", Doğuştan Günümüze 
Büyük İslâm Tarihi, C. XII, Çağ Yay., İstanbul. 1993. s. 139-140. 

9 Mustafa Küçük, "Şark Meselesi Çerçevesinde ve İkinci Meşrutiyet'e Kadar Olan Dönemde 
Osmanlı Devleti'nin Siyasi Vaziyeti", Osmanlı, C. II, (Ed: Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, 
Ankara, 1999. s. 55. 



bölgelerinde ve Doğu Anadolu'da Ermenilerin bulunduğu yerlerde ıslahat 
yapılmasını kabul etmiştir. Kars, Ardahan ve Batum Rusya'ya bırakılmış ve 
Osmanlı Devleti, Rusya'ya 1 milyar 41 milyon ruble savaş tazminatı ödemek 
zorunda bırakılmıştır 20 . 

Ayastefanos Antlaşmasından sonra 4 Haziran 1878 tarihinde İngiltere 
ile Osmanlı Devleti arasında yapılan Kıbrıs Antlaşması ile İngiltere, Kıbrıs'a 
yerleşmiştir 21 . Ayastefonos Antlaşması ile ortaya çıkan bu yeni tablo, başta 
Avrupa devletleri olmak üzere Balkan devletlerini de rahatsız etmiştir. Bu 
rahatsızlığın giderilebilmesi amacıyla 13 Haziran 1878'de Berlin Kongresi 
toplanmıştır. Kongre neticesinde 13 Temmuz 1878'de Berlin Antlaşması 
imzalanmıştır. Berlin Antlaşmasıyla Ayastefanos Antlaşması'nda büyük 
topraklara sahip olan Bulgar Prensliği'nin toprakları küçültülmüş, 
Yunanistan'a yeni topraklar verilmiştir. Bosna ve Hersek Avusturya'nın 
işgaline bırakılmış; Osmanlı Devleti, Sırbistan, Romanya ve Karadağ'ın 
bağımsızlıklarını tanımaya devam etmiştir. Bu hükümlerle beraber, Osmanlı 
Devleti, Ermenilerle meskûn yerlerde ıslahat yapmayı taahhüt etmiştir 22 . 

II. Abdülhamid dönemi Osmanlı yenileşme hareketi açısından da gayet 
önemli olmuştur. Osmanlı eğitim sisteminde önemli yenilikler yapılmıştır. II. 
Abdülhamid devrinin Türk tarihindeki en önemli vasfı eğitimi yaygınlaştırmak, 
merkezileştirmek ve Türkleri 20. yüzyıla hazırlamak olmuştur 23 . Bunun içindir 
ki, Mülkiye Mektebi (İdare Okulu) ile Maliye, Ticaret, Yüksek Eğitim, Hukuk, 
Donanma Tarım, Güzel Sanatlar ve Madencilik gibi okullar eğitime 
açılmıştır 24 . Ayrıca bu dönemde bayındırlık işlerine de büyük önem verilmiş, 
Anadolu toprakları demiryolu ile Avrupa'ya ve Arabistan Yarım adasına 
bağlanmıştır. II. Abdülhamid döneminde yapılan Hicaz Demiryolu Osmanlı 



20 Ali İhsan Gencer, "Ayastefanos Antlaşması", DİA, C. IV, İstanbul. 1991. s. 225. 
!1 Süleyman Kocabaş, Sorularla Merak Edilen Tarihimiz, 1. Baskı, Vatan Yay., İstanbul. 
2000. s. 96-97. 

22 Ali İhsan Gencer, "Berlin Antlaşması", DİA, C. V, İstanbul, 1992. s. 516-517. 
' 3 ilber Ortaylı, "Son Universal İmparatorluk ve II. Abdülhamid", Genel Türk Tarihi, C. VII, 
Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999. s. 324. 

4 Kemal H. Karpat - Robert W. Zens, "I. Meşrutiyet Dönemi ve II. Abdülhamid'in Saltanatı 
(1876-1909)", Genel Türk Tarihi, Yeni Türkiye Yay., C. VII, Ankara, 1999. s. 307. 



Devleti'nin kendi imkânları ile yapmış olduğu önemli bir yatırımdır 25 . Yine bu 
dönemde yapılan Anadolu - Bağdat Demiryolu hattı Almanya, İngiltere, 
Fransa, Rusya ve Avusturya Macaristan gibi Avrupalı devletlerin arasında 
yaşanan siyasi çekişmelerin görülmesi açısından önemlidir 26 . II. 
Abdülhamid'in oluşturmaya çalıştığı "İslam Birliği" ya da "Pan-İslâmizm" 
hareketi Batılı devletlerin dikkatini çekmiştir. Pan-İslâmizm hareketini I. 
Dünya Savaşı sırasında da kullanıldığı görülecektir 27 . Bu dönemin önemli 
sorunlarından birisi de Makedonya meselesi olmuştur. Bu sorun Balkan 
Harbine kadar devam etmiştir 28 . 

1880'li yıllardan itibaren Osmanlı Devleti'nin durumu daha da 
kötüleşmeye başlamıştır. Megali İdea doğrultusunda hareket ederek Girit'i 
ilhak etmek isteyen Yunanistan, Girit Rumları daima teşvik ederek bölgede 
karışıklar çıkarmaya devam etmiştir. 1881 'de Fransa'nın Tunus'u, 1885'te 
İngiltere'nin Mısır'ı işgal etmesi ve 1885'te Doğu Rumeli'nin Bulgaristan'a 
verilmesi Yunan milliyetçiliğini ve Megali İdeasını yeniden canlandırmıştır. 
Yunanistan'ın 1897'de Girit'i işgal için askerî harekâta başlaması, 1897 
Osmanlı-Yunan Harbi'nin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Savaş 
esnasında Osmanlı Devleti galip olmuştur. Bu savaşın maddî kazancı yok 
denecek kadar önemsiz olmasına rağmen, 1877-1878 Osmanlı-Rus 
Harbi'nin ezikliğinin giderilmesi açısından oldukça önemlidir. 

Osmanlı Devleti'nin yıkılma süreci içersinde İttihat ve Terakki olgusu 
önemli bir yere sahiptir. 1889 Mayıs'ında İbrahim Temo, kendisi gibi Askerî 



15 Hicaz Demiryolu'nun yapımı için bkz. Ufuk Gülsoy, Hicaz Demiryolu, Eren Yay. İstanbul, 
1994; Murat Özyüksel, Hicaz Demiryolu, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 2000; Hicaz 
Demiryolu Layihası, İstanbul, 1324. 

6 Ayrıntılı bilgi için bkz, Edvvard Mead Earle, Bağdat Demiryolu Savaşı, Milliyet Yay., 
İstanbul, 1972. 

17 Pan-İslâmizm hareketi için bkz., Azmi Özcan, Pan-İslamizm Osmanlı Devleti Hindistan 
Müslümanları ve İngiltere (1877-1924), 2. Baskı, TDV Yay., Ankara, 1997; Metin Hülagü, 
Pan-İslâmist Faaliyetler, Boğaziçi Yay., İstanbul, 1994; Hee Soo Lee, "II. Abdülhamid ve 
Doğu Asya'daki Pan-İslamist Siyaseti", Osmanlı, C. II, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999; 
Mümtaz er Türköne, Siyasî İdeoloji Olarak İslamcılığın Doğuşu, Lotus Yayınevi, Ankara, 
2003; Arnold Toynbee, "Pan-İslâmizm'in Başarısızlığı", Türk Dünyası Araştırmaları 
Dergisi, (Çev.: Ümit Özdağ), S. 61, Ankara, Ağustos 1989. 

8 Makedonya sorunu için bkz, BOA, Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No:32, Gömlek No: 
3136. 



Tıp Mektebi talebesi olan İshak Sükûtî, Mehmet Reşit ve Abdullah Cevdet'le 
birlikte, kısa zamanda aynı çevrede genişleyiveren bir teşkilat kurmuşlardır. 
İtalyan Carbonari Cemiyeti'nden aldıkları ilhamla genç tıp talebeleri üyelere 
isim yerine numara vererek ve gizlilik prensibine sıkı sıkıya uyarak o 
zamanlar Terakki ve İttihat adını taşıyan teşkilatlarına yarı mistik, yarı 
romantik bir mahiyet kazandırmışlardır 29 . Hemen tamamı öğrenci olan gizli 
cemiyet mensupları, açık bir programa sahip olmamakla birlikte "Hürriyet ve 
Vatan" kavramları etrafında vatansever görüşlere sahiptiler. Bu hareket kısa 
zamanda İstanbul'da bulunan yüksek devlet okulları arasında yayılmıştır. 
Yapılan kovuşturmalar, sürgün cezaları ya da göz korkutma yönünde verilen 
cezalar etkili olmamıştır. Hareket, 1884-1895 yıllarında ülke dışına kayarak, 
Paris ve Cenevre gibi merkezlerde, küçük gruplar ve yayın organları 
çerçevesinde sesini duyurmaya çalışmıştır. 1895'te Bursa Millî Eğitim 
Müdürü iken Avrupa'ya kaçan Ahmet Rıza Bey'in kurduğu Meşveret 
Gazetesi, bu dönemde muhaliflerin taleplerini; terakki, düzen ve ilerleme 
yanında, imparatorluğun bütün tebaasını içine alan geniş kapsamlı bir ıslahat 
programı olarak ortaya koyuyordu. 1905 yılından sonra Avrupa'daki Jön 
Türklere bu defa da Türkiye'deki genç subaylar iştirak etmeye başlamışlardır. 
Abdülhamid açısından durum sonun başlangıcı olmuştur. Ütopik 
düşüncelerle ve şairane hülyalarla Avrupa'ya özellikle Paris'e firar eden Jön 
Türkler, bir türlü ayakları yere basmayan romantizmleri ile II. Abdülhamid 
karşısında gerçek bir tehlike oluşturamıyorlardı. Hâlbuki genç subaylar, ilk 
gizli cemiyetin kurulduğu yıllarda askerî öğrenci statüsünde bulunan bu 
insanlar, şimdi kıta subayı olmuş, yüzbaşı, binbaşı gibi rütbelerle askerî 
kuvvetlere emir-kumanda etmeye başlamışlardı. Bu genç subayların 
İstanbul'da olduğu gibi bilhassa Rumeli'de sayıca artmaları, muhaliflerin 
gücünü artıran bir başka etkendir. 1906 yılında 3. Ordu subaylarının da 
aralarında bulunduğu bir grup tarafından Selanik'te kurulan Osmanlı Hürriyet 
Cemiyeti, kısa zamanda gelişmiş, Ahmet Rıza Bey grubuyla birleşerek İttihat 
ve Terakki Cemiyeti adını almıştır. Talat ve Enver Beylerin de aralarında 



Kodaman, a.g.m. s. 66. 



bulunduğu Selanik şubesi, Abdülhamid'e karşı muhalefet hareketinin 
başarıya ulaşmasında oynamışlardır 30 . 

Rumeli'de bulunan 3. Ordu subaylarından Kolağası Niyazi Bey, 
yanındaki 200'e yakın asker ve sivil fedailerle 3 Temmuz 1908'de Resne'de 
dağa çıkmış 31 ve 1878'de kaldırılan anayasa yeniden yürürlüğe sokulmadan 
hareketinden vazgeçmeyeceğini bildirerek halkı da mücadeleye çağırmıştır. 
Bu hareket kısa zamanda Makedonya'ya yayılmıştır. 20 Temmuz 1908'de 
Niyazi Bey'e ittihatçıların önde gelenlerinden Binbaşı Enver Bey'de 
katılmıştır. 23 Temmuz günü İttihat ve Terakki Cemiyeti, Selanik ve 
Manastı r'da kendiliğinden Meşrutiyeti ilan etmiştir. Bu durum karşısında II. 
Abdülhamid'in mukavemeti kırılmış ve mecburen 24 Temmuz 1908'de 
Anayasayı yeniden yürürlüğe koyduğunu ve bu anayasaya göre Ayan Meclisi 
ve Mebuslar Meclisi'nin toplanmasına karar verdiğini açıklamıştır. Böylece II. 
Meşrutiyet' ilan edilmiştir 32 . 

II. Meşrutiyef'in ilk Hükümeti olarak sayılan Said Paşa Hükümeti 1 
Ağustos'ta resmen göreve başlamıştır. Ancak 4 gün Hükümette kalabilmiştir. 
5 Ağustos'ta Kâmil Paşa tarafından II. Meşrutiyef'in ikinci hükümeti 
kurulacaktır. II. Meşrutiyef'in ilanından sonra Kör Ali Olayı gibi irtica yanlısı 
bir takım küçük ayaklanmalar çıkmışsa da bunlar kısa sürede bastırılmıştır. 
Kâmil Paşa Hükümeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında bir takım 
sürtüşmeler yaşanmış ve bu sürtüşmelerin sonucu olarak 14 Şubat 1909 
tarihinde Kâmil Paşa Hükümeti Meclis tarafından düşürülecek ve yerine 
Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti kurulacaktır. 7 Nisan günü Serbesti Gazetesi 
başyazarı Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesi kamuoyunda büyük tepkiler 
yaratmış ve 31 Mart İsyanı'nın çıkış sürecini hızlandırmıştır. Yukarıda 
bahsettiğimiz konular tezimizin I. Bölümünde ayrıntılı bir şekilde ele 
alınmıştır. 



30 Hasan Babacan, Mehmed Talât Paşa 1874-1921 (Siyasî Hayatı ve İcraatı), TTK Yay., 

Ankara, 2005. s. 3-4. 

11 Seyhun Tunaşlar, Osmanlı Devleti'nde Son Dönem Mason Sadrazamlar ve Yönetime 

Etlikeri, Piramit Yayıncılık, Ankara, 2003. s. 87. 
32 Altuğ, a.g.e., s. 162. 



I. BOLUM 



31 MARTA DOĞRU GELİŞEN ÖNEMLİ SİYASI VE ASKERİ OLAYLAR 



1.1) Kör Ali Olayı 

Kör Ali Olayı, çıkışı ve gelişmesi itibariyle tam olarak "irtica" 
diyebileceğimiz önemli bir olaydır. Bu olayı önemli kılan neden Kör Ali'nin 
şahsı değil, onun Meşrutiyet ve Meclise karşı gösterdiği tutum ve 
Meşrutiyetin ilanının üzerinden daha 4 ay bile geçmeden böyle bir olayın 
meydana gelmesidir. Bu olay toplumda Meşrutiyet'in tam olarak 
kavranamadığı veya toplumca kabul edilemediği izlenimini vermektedir. 

Kör Ali, Halıcılar Cami'nin müezzinidir. Şevket Süreyya Aydemir'e 
göre, Kör Ali'nin bir hafız mı, bir hoca mı, bir meczup mu, bir derviş mi ya da 
bir deli mi? olup-olmadığı sorularının kesin cevabını vermek zordur. Yine 
Aydemir'e göre Kör Ali, İstanbul'un büyük camilerinin, özellikle Fatih ve 
Süleymaniye camilerinin bulunduğu medreseler çevresinde ne olduğu belirsiz 
parazitlerinden birisidir. Özensiz saçları ve sakallarıyla, perişan kıyafetiyle, 
rengi atmış sarığıyla, nasıl geçindiği belli olmayan bu cins yarı deli, yarı 
serseri insanlara, o dönemde sıkça rastlamak mümkün olup, Kör Ali de 
bunlardan birisidir 1 . 

Kör Ali, bir ara Fatih Camiinde vaaza çıkmış ve etrafında toplanan 
ayak takımından bazı kişilere Meşrutiyet aleyhtarı görüşlerini aşılamaya 
çalışmıştır. Hatta Kör Ali, bu nedenle tutuklanmış, fakat 'aklı başında değiM'dir 
gerekçesiyle, tahliye edilmiştir. Böyle bir kişinin tımarhaneye atılması 
gerekirken, halka vaazlarda bulunmasına göz yumulması büyük bir hata 



1 Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa (1908-1914), C. II, 

Remzi Kitabevi, II. Baskı, İstanbul, 1976. s. 113-114. 



11 



olmuştur. Zira Kör Ali, bu hoş görülü tavrı ve yaklaşımı çok iyi 
değerlendirerek, Meşrutiyet aleyhindeki kötü fikirlerini çevresindekilerle, vaaz 
verdiği halka aşılamaya hız vermiş ve bu girişimler arttıkça da etrafında 
taraftarların çoğaldığını görmüştür 2 . 

Kör Ali, 7 Ekim 1908 3 günü Fatih Camiinde vaaz kürsüsüne çıkmış, 
burada, içindeki Meşrutiyet aleyhtarı fikirlerini açıklayarak, camide 
bulunanlara Kanun-ı Esasî ve Mebusan Meclisi aleyhinde sözler sarf etmiş, 
hürriyet ve eşitlik gibi kavramların anlamsız şeyler olduğunu anlatmıştır. Kör 
Ali orada toplanan halka, kendisinde bir takım manevî hallerin meydana 
çıktığını ve görünmeye başladığını da ifade ederek, orada bulunanlara 
kendisini bir veli ve aziz gibi göstermeye çalışmıştır. 

Yanında arkadaşı Hersekli İsmail Hakkı olduğu halde, camide vaazını 
dinleyenlere, kendisini yalnız bırakmayacaklarına, ayrılmayıp birlikte hareket 
edeceklerine dair yeminler ettirmiştir. Kör Ali önceden plan yaparak ve 
sistemli bir şekilde işe başlamıştır. Yanında getirdiği tülbentleri, kendilerini 
ulema cemiyetinden göstermek için, cemaate feslerinin üzerine takılmak için 
dağıtmış ve kendisi silahlı olduğu halde Fatih Cami'nden çıkmıştır 4 . 

Şevket Süreyya'nın belirttiğine göre Kör Ali; Fatih Camiden çıktıdan 
sonra meydanda bulunan bir musalla taşına çıkarak: "-Eyvah ümmet-i 
Muhammed uyanın! Toplanın ey müminler! Vakit, saat geldi. Tecelliyât var! 
Düşün peşime! Bu sürüye bir çoban lazım. Çobanımızı bulalım" 5 diyerek 



2 Süleyman Kani İrtem. 31 Mart İsyanı ve Hareket Ordusu; Abdülhamid'in Selanik 

Sürgünü, (Haz.: Osman Selim Kocahanoğlu), Temel Yay., İstanbul, 2003. s. 37. 

3 Tarık Z. Tunaya. İslamcılık Cereyanı; İkinci Meşrutiyetin Siyasî Hayatı Boyunca 
Gelişmesi ve Bugüne Bıraktığı Meseleler, Siyaset İlmi Serisi: 3, Baha Matbaası, İstanbul, 
1962. s. 130; Cemal Kutay, 31 Mart İhtilalinde Abdülhamit, Cemal Kutay Kitaplığı: 1, 
istanbul, 1977. s. 27; 7 Ekim tarihi Ramazan'ın 11 'ine rastlamaktadır. Bkz, Ali Cevat, İkinci 
Meşrutiyetin İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi; II. Abdülhamid'in Son Mabeyn Başkâtibi 
Ali Cevat Bey'in Fezlekesi, (Haz.: Faik Reşit Unat), TTK Yay., Ankara, 1991. s. 15. 

4 İrtem, a.g.e., s. 37. 

Aydemir eserinde, "Kör Ali'nin bunları söylerken coştuğu, kükrediği, ağzının köpürdüğü, 
salyalarının etrafa saçıldığı tahmin edilebilir." demiştir. Aydemir, a.g.e., s. 114. 



12 



halkı galeyana getirmiş ve halkla birlikte Yıldız Saray'ına doğru yürümeye 
başlamıştır. Ne olup bittiğini kesin olarak bilmeyen sarıklı-sarıksız insanlarla 
cahil kimselerden meydana gelen bir toplulukta Kör Ali'nin peşine takılmıştır 6 . 
Kör Ali'nin peşine takılan, sarıklı-sarıksız insanlardan meydana gelen, bu 
topluluk Yıldız'a kadar çoğalarak ilerlemiştir. Aynı kalabalık Harbiye Nezareti 
önünden köprü yoluyla Beşiktaş'a, oradan da Yıldız Sarayına gitmiştir 7 . 

Her geçen saate artan bu kalabalık, 16.00 sıralarında (ezanî saatle 8 
10.00) Yıldız Sarayı önüne gelmiştir. Böyle bir kalabalığın Yıldız Sarayı 
önüne geldiğini haber alan II. Abdülhamid, Başkâtibi Ali Cevat Bey'i yanına 
çağırarak: "Başmabeynci Nuri Paşa'nın Saray yakınına Fatih Cami'nden 
birkaç hocanın geldiğini ve mutlaka kendini görmek istediklerini bildirdiğini" 
söylemiştir. Bunun üzerine II. Abdülhamid Ali Cevat Bey'e bu kalabalıkla 
görüşmesini emretmiştir. Ali Cevat Bey, Saray'ın kapısı önüne çıktığında; 
"arakiyyenin 9 üzerine bir sarık sarmış, göğsü-bağrı açık, eski püskü kıyafetli, 
şaşı gözlü, deli tavırlı bir adamın koltuğuna iki kişi girmiş ve etrafına da 
ellerinde bayraklar 40-50 kadar adamın toplanmış" olduğunu belirterek, bu 
olayı izlemek için halktan birçok kişinin de Yıldız'a geldiğini ifade etmiştir. Ali 
Cevat Bey, saray önünde toplanan kalabalığın arasına gitmiş ve Kör Ali'nin: 
"Meyhaneler kapanmalı, resim çıkarmak men olunmalı, İslâm kadınları 
sokaklara çıkmamalı" diye bağırdığını ifade ettikten sonra, Kör Ali'ni 
koltuğunda bulunan kırmızı yüzlü, seyrek sakallı ve genç - muhtemeldir ki 
Hersekli İsmail Hakkı - hocadan ne istediğini sormuştur. Genç adam da : 
"Kanun-ı Esasiyi istemiyoruz" demesi üzerine, Padişah'ın yanına gitmiş ve II. 
Abdülhamid'e olayı şöyle anlatmıştır: "Efendimiz bu gelen adam Ali isminde 
bir meczup imiş. İçlerinde Fatih dersiamlarına benzer hiç kimse yoktur. Nuri 
Paşa kulunuzun da ifade ettiği gibi çok fazla kalabalıklarsa da, bunlar 



6 irtem, a.g.e., s. 37-38. 



7 İrtem, a.g.e., s. 38; Aydemir, a.g.e., s. 114; Faroz Ahmad, İttihat ve Terakki 1908-1914 

(Jön Türkler), (Çev: Nurhan Ülken), SanderYay., İstanbul, 1971. s. 49-50. 

8 Ezani saat: Güneşin battığı zaman 12 olan saat. 

9 Daha çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. Bkz, Ferit Devellioğlu, 
Osmanlıca Türce Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara, 2003. s. 35. 



13 



ulemadan ve talebeden olmayıp, Ramazan-ı şerif ve bilhassa akşamüstü 
olması sebebiyle sokaklarda bulunan işsiz-güçsüz bir takım adamlardır. 
Beşiktaş'taki aşçı ve tablakârlar 10 da bu herifin arkasına takılarak buraya 
gelmişlerdir. Zabtiye Nâzın Sami Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti azasından 
Talat Bey kullarınız da buradadırlar. Bu kullarınız mülâyemet (yumuşaklık) ve 
suhuletle (kolaylık) bu kalabalığı sessizce dağıtırlar. Efendimiz zahmet 
buyurmayınız. Yine tekrar ederim. İçlerinde ulemadan, hocalardan kimse 
yoktur, rica ederim, zahmet buyurumlasın" demiştir. Ali Cevat Bey bu olayı II. 
Abdülhamid'e anlattığı sırada, Mabeynci Nuri Paşa içeriye girmesi üzerine, II. 
Abdülhamid'in usulen Nuri Paşa'ya dışarıda neler olduğunu sorması üzerine; 
Nuri Paşa'nın "dışarıda bine yakın sarıklı adamların bulunduğunu" söylemedi 
etmesi üzerine, Padişah, Mabeyin penceresinden kalabalığa görünmüştür. II. 
Abdülhamid'i pencerede gören Kör Ali, yüksek bir sesle, "Padişahım, çoban 
isteriz. Çobansız sürü olmaz. Şeriat emrediyor. Meyhaneler kapanmalı. İslâm 
kadınları açık-saçık sokaklarda gezmemeli. Resim çıkarılmamalı. Tiyatrolar 
kapatılmalı. Korkma, tecelliyat var. Evliya perde altında tecelli ediyor." 
demiştir. Bu sözler üzerine II. Abdülhamid de, "İcap eden emir verilir. 
Mukteza-yı şeriat icra olunur, müsterih olun hoca efendi" demekle birlikte, Kör 
Ali'nin aklının başında olmadığını anlatmak istercesine Ali Cevat Bey'e 
bakarak gülümsemiştir 11 . Bundan sonra kalabalık dağılmaya başlamıştır. 

Kör Ali ve yanındaki kalabalık Yıldız dönüşünde rastladıkları 
Sadrazam ve Şeyhülislama tariz (hakaret) ve taarruzda (saldırı) bulunmuşlar, 
Şeyhülislamın arabasının camlarını kırmışlardır. Bu saldırılarda en ileri 
gidenler ve taşkınlık yapanlardan birisi İsmail Hakkı olmuştur 12 . Sina Aksin; 
Sadrazam ve Şeyhülislam'a saldıran bu kalabalığın; "şeratın uygulamasını 



Mallarını tabla üzerinde satan kimse. Bu günkü manada seyyar satıcı. Bkz, Devellioğlu, 
a.g.e., s. 1012. 

11 Ali Cevat, a.g.e., s. 15-16. 

12 irtem, a.g.e., s. 38. 



14 



Padişahımız da istiyor" diyerek, Sadrazam ve Şeyhülislam'a da bu yolda 
yemin ettirdiklerini ifade etmektedir 13 . 

Bu olaydan kısa bir süre sonra Kör Ali, kayınpederi Urfalı Mehmet ile 
İsmail Hakkı, koltukçu Abdullah ve birkaç arkadaşı polis tarafından 
tutuklanarak adliyeye götürülmüşlerdir. Süleyman Kani İrtem'e göre; 
bunlardan Urfalı Mehmet, Lâtin topluluğundan iken din değiştirmiş, orada 
burada süründükten sonra, Ebulhüda Efendi'ye uşaklık etmiş birisidir. 
Kalabalık bir halk kitlesi, Kör Ali'yi ve onunla beraber tutuklananların haklarını 
savunmak ve onları kurtarmak amacıyla Meşihat Dairesine gitmişlerdir. 
Gidenler arasında eski hafiyeler, ulema kıyafetiyle görülenlerin ve sahte 
sarıklıların da olduğu anlaşılmıştır. Nitekim bunlardan birisinin de Fatih 
avlusunda bakkallık yaptığı ortaya çıkarılmıştır 14 . Kör Ali ve arkadaşları 29 
Ekim 1908'de yapılan yargılama sonucunda idama mahkûm edilerek 
asılmışlardır 15 . 

Tarık Z. Tunaya bu olayı, tam bir irtica hareketi olduğunu hatta daha 
ileri giderek katı bir irtica olayı olarak değerlendirebilmenin mümkün olduğunu 
belirtmektedir. Tunaya'ya göre, bu olayın üzerinde yürüyerek, bu düşüncenin 
belirtilerine bakıldığında daha katı bir irtica hareketine ulaşmanın mümkün 
olabileceğini belirtmektedir 16 . 



13 Sina Aksin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul, 2003. s. 
136. 
4 İrtem, a.g.e., s. 38. 

15 Kutay, a.g.e., 27. 

16 Tunaya, a.g.e., s. 130. 



15 



1.2) Avcı Taburlarının İstanbul'a Gelmesi, Kâmil Paşa ve İttihat ve 

Terakki 
Cemiyeti Arasında Yaşanan Sürtüşmeler 



II. Meşrutiyet hareketi, Makedonya'da ve Rumeli Dağlarında başlayan 
bir isyan hareketiyle başarılmış olmasına rağmen, iktidarın merkezi hala 
İstanbul'dur. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri gelenleri, gerek iktidarı fiilen 
ellerine alıp devlet işlerini yürütecek kadrolardan yoksun bulunmaları, 
gerekse halen devlette ve halk arasında saygınlığını ve etkinliğini koruyan II. 
Abdülhamid'in varlığından duydukları korku nedeniyle, kendilerini İstanbul'da 
rahat hissedememektediler. Bu yüzdendir ki, Cemiyet'in genel merkezi hâlâ 
Selanik'dir ve İttihatçılar kabinede küçük değişiklikler yaparak kendi güçlerini 
artırmaya çabasına girmişlerdir. Ama Cemiyet'in en büyük korkusunun, uzun 
yıllar boyunca korkulu rüya görmelerine sebep olan II. Abdülhamid'den 
kaynaklandığı söylenebilir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Abdülhamid'e ve 
onun temsil ettiği güçlere karşı iktidarlarını ve can güvenliklerini korumak 
için 17 ve "İstanbul'da bulunan askerlere güvenilemediğinden, Meşrutiyeti 
korumak maksadıyla Eylül ayı sonlarında 3. Ordudan 'Üç Avcı Taburu' 
Mecidiyeköy'deki Taşkışla'ya" 18 yerleştirmiştir. Selanik'ten getirilen bu 
taburlara, o günlerde meşrutiyetin 'sadık bekçileri' ve dolayısıyla da cemiyetin 
destekçisi olarak bakılıyordu. 

Avcı taburlarının Selanik'ten İstanbul'a sevk edilmeleri sırasında, 3. 
Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa, bunlara hitaben yaptığı konuşmada: 
"İstanbul'daki vazifeniz çok mühimdir. Bunu şimdiden düşünmelisiniz ve ona 
göre vatanın maruz kalacağı tehlikeleri göz önünde tutmalısınız. Siz sadece 



17 Ahmet Turan Alkan, İkinci Meşrutiyet Devrinde Ordu ve Siyaset, Ufuk Kitapları, 
İstanbul, 2001. s. 107-108. 

18 Halil Sedes, "İhtilalin Mukadderatı ve Canlı Bir Hatıra", Tarih Hazinesi, S. 15, İstanbul, 
1952. s. 765. 



16 



asker değil, aynı zamanda hürriyetin de nigahbanısınız (bekçisi)" 19 diyerek, 
İstanbul'a gönderilen bu taburların görevlerinin çok önemli olduğunu ifade 
etmeye çalışmıştır. 

19 Ekim 1908'de 20 İstanbul'a gönderilen avcı taburlarının tamamen iç 
politikaya yönelik bir amaçla, İstanbul içindeki kuvvet dengelerini değiştirmek 
için gönderilmiş olmaları hususunda, muhalif-muvafık tüm gözlemcilerin fikir 
birliğine varmış olmaları son derecede önemlidir 21 . İsmet İnönü, İstanbul'da 
duruma hâkim olabilmek amacıyla, İstanbul'a 3. Ordu'dan seçilen özel kıtalar 
gönderildiğini belirtmiş ve "Umumi kanaat o idi ki, İstanbul'da inkılâp aleyhine 
herhangi bir taşkınlık artık olamazdı" ifadesiyle de, İstanbul'a getirilen bu üç 
avcı taburunun, İttihat Terakki Cemiyeti'ne politik destek ve Kâmil Paşa 
Kabinesine karşı da, denge sağlamak amacıyla kullanıldığı sonucunu 
çıkarılabiliriz 22 . Mizancı Murad ise, avcı taburlarının meşrutiyete bağlılıklarını 
şöyle ifade etmektedir: "Avcı taburları bütün mevcudiyetiyle Cemiyete merbut 
(bağlı) idiler. Esasen bütün Üçüncü Ordu erkânı inkılâba, kendi eserleri 
gözüyle bakıyorlardı. Bunun için, hepsinde kendi malını koruma gayreti 
vardır" 23 . 

Celal Bayar'a göre; bu taburların kumandanlarının ve subaylarının 
birçoğu İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne mensuptur. Hemen hepsinin Meşrutiyet 
inkılâbında az veya çok hizmetleri görülmüştür. Bu subaylar, İstanbul'a, 
inkılâbın koruyucusu olarak geldiklerini iftiharla söylüyorlardı. Hakikat da 
bundan ibarettir 24 . Süleyman Kani İrtem ise; avcı taburlarının Yıldız ve 
civarındaki Padişaha bağlı kuvvetlere karşı bir emniyet unsuru olarak 
İstanbul'da bulundurulduğunu, fakat bütün subayları İttihat ve Terakki 



19 Alkan, a.g.e., s. 107-108. 

M. Naimi Turfan, Jön Türklerin Yükselişi, (Çev: Mehmet Morali), Alkım Yay., İstanbul, 
2005. s. 188. 

21 Alkan, a.g.e., s. 109. 

22 İsmet İnönü, Hatıralarım; Genç Subaylık Yılları(1 884-1 91 8), (Haz.: Selahattin Selek), 
Burçak Yay., İstanbul, 1969. s. 50-51. 

23 Mizancı Mehmed Bey'in II. Meşrutiyet Dönemi Hâtıraları, (Haz.: Celile Eren (Ökten) 
Argıt), Marifet Yay., İstanbul, 1977. 

24 Celal Bayar, Ben de Yazdım; Milli Mücadeleye Gidiş, C. I, 2. Baskı, Baha Matbaası, 
İstanbul, 1967. s. 220. 



17 



Cemiyeti'ne sadık olsalar bile bu taburlar askerlerinin, hürriyet ve meşrutiyet 
fikrinin Padişaha merbutiyet (bağlılık) fikrinden kuvvetli olduğuna inanılabilir 
miydi?" demek suretiyle, bu taburların Padişaha içtenlikle bağlı olduklarını 
ifade etmektedir 25 . 

Avcı Taburlarının Rumeli'den İstanbul'a getirilmesi, Kâmil Paşa 
Kabinesi ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında bir sorun yaratmıştır. Çıkan 
bu sorunun asıl nedeni, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Selanik'ten 
getirilmek istenen avcı taburlarının, İstanbul'daki siyasi dengeyi İttihat ve 
Terakki lehinde, dolayısıyla Kâmil Paşa aleyhinde değiştirebileceği 
anlayışından kaynaklanmaktadır. 

Kâmil Paşa, bu taburları en kısa sürede ve derhal İstanbul'dan 
uzaklaştırmak istemektedir 26 . Paşa'nın bu taburları İstanbul'dan uzaklaştırma 
isteminin en önemli nedeni; eğer avcı taburları İstanbul'a gelirse, Kâmil Paşa 
Hükümeti'nin nüfuzu büyük ölçüde sarsılacak ve İstanbul'daki askeri denge, 
İttihat ve Terakki lehinde değişmiş olacaktır. Bunun içindir ki Kâmil Paşa, 
İttihat ve Terakki'nin bu avcı taburlarını, hükümete karşı bir ihtilal aracı olarak 
kullanılabileceğini ileri sürerek, avcı taburlarının gelmesine şiddetle karşı 
çıkmıştır. Kâmil Paşa'nın bu taburlara karşı çıkışının altında yatan gerçek 
nedeni, Kâmil Paşa ile Albay Basri Bey arasında geçen şu konuşma ile 
açıkça anlaşılmaktadır: 

" Kâmil Paşa - Sizin Manastır çok namuslu ve ihtirastan yoksun. 
Selanik, sizden ihtilâlin şerefini ve manevî kudretini çaldı. 

Basri Bey - Evet, doğru. Ama ne yapabiliriz ki? Savaş para ile yapılır. 
Berlin, yani onun Selanik'teki karanlık odasının çok parası var. Askerî 
şereflerine çok değer verdiğimiz subaylar, Enver'in etrafında toplanıyor. 



25 İrtem, a.g.e., s. 51. 

26 Doğan Avcıoğlu, 31 Mart'ta Yabancı Parmağı, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1969. s. 47. 



18 



Kâmil Paşa - Şu üç Avcı Taburuyla ilgili, hemen uygulanması gerekli 
tedbirler hakkında mutabık mıyız? 

Basri Bey - Tamamen mutabıkız. Onları mutlaka İstanbul'dan 
uzaklaştırmak gerek. Yeni öğrendim ki - Berlin'in plana uygun biçimde - 
Enver, bir cins 'ufak karşı devrim' düzenlemektedir. Bunu bahane ederek 
Rumeli'den İstanbul'a Mahmut Şevket Paşa kumandasında büyük bir ordu 
getirecektir. Mahmut Şevket Paşa, Osmanlı paşaları içinde en çok Alman 
taraftarı olandır. Amaç, Selanik grubuna, bütün Türkiye'de egemenlik 
sağlayacak biçimde, başkentte diktatörlük kurmaktır. 

Kâmil Paşa - Konuşmanızın ışığı altında, son günlerde 'Selanikli 
Biraderlerin' benim nezdimde yaptıkları teşebbüslerin gerçek anlamını şimdi 
kavrıyorum. İstanbul'a Selanik'ten bir birliğin getirilmesi zorunluluğunu 
söylerken, Bulgarlarla savaşın kaçınılmaz olduğunu tekrarlıyorlardı. Onlara, 
başkent askersiz değildir, cevabını verdim. Şimdi biz güçlerin her türlü 
dağılmasından kaçınmalıyız. Selanik'in entrikaları caniyanedir. Almanya, Avcı 
Taburları yoluyla tertiplenen darbe ile Enver ve hempaları, yalnız beni 
devirmeye değil sizin gerçek İttihat ve Terakki komitesini de ellerine 
geçirmeye itmektedir. O halde muhterem taraftarlarınıza hemen söyleyiniz 
ki, ülkenin güvenliğini bildiğimiz üzere bozacak olan üç avcı taburunu derhal 
başkentten uzaklaştıracağım. Bu taburlar, Osmanlı Ordu Birliği üniforması ve 
biçimi altında, ne yazık ki Alman Selanik'te hazırlanan başka bir askerî - 
siyasî gücün öncüsünden başka bir şey değildir." 27 . Bu konuşmayla Kâmil 
Paşa kendi başına gelebilecek bir ihtilal senaryosundan bahsetmektedir. Ne 
garip bir tesadüftür ki bu öngörü doğru çıkacak; fakat bu senaryo Kâmil Paşa 
Hükümeti'nin değil, bir İttihat ve Terakki Hükümeti olan Hüseyin Hilmi Paşa 
Kabinesinin başına gelecek ve bu kabineyi değiştirecektir. İşte Kâmil 
Paşa'nın, Avcı Taburlarını İstanbul'da istememesinin en önemli sebebi bu 
olmuştur. 



27 Avcıoğlu, a.g.e., s. 47-48. 



19 



Ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bu taburları İstanbul'a getirmek 
istemesinin görünürdeki sebebi, Bulgar tehdidini öne sürerek, başkentteki 
Avcı Taburları'nın sayısını artırmaktır 28 . İttihat Terakki'nin asıl amacı ise; 
başkentteki siyasi havayı kendi lehlerine çevirmektir. Kısacası avcı taburları, 
İttihat ve Terakki'nin İstanbul'daki en büyük dayanağı ve silahlı gücü 
durumundadır 29 . 

Bu noktada, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının kendilerini, 
Cemiyet'i ve kendilerini destekleyen güçleri, bir siyasi fırka olarak kabul 
etmeyip, devletin tâ kendisi olarak görmeleri son derece önemlidir. Öyle ki, 
31 Mart İsyanı'nda, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve üyelerine yapılan 
saldırıların, Meşrutiyet'e yönelik yapılmış sayılması da bunun önemli bir 
kanıtı olmuştur. İttihat ve Terakki nazarında rejimin ve dolayısıyla devletin, 
rejiminin bekçisi olarak İstanbul'a getirtilen Avcı taburlarının, aslında bir siyasi 
fırkaya hayat vermek üzere getirilmiş olduğu anlayışı Cemiyet taraftarlarınca 
-belki de samimi bir düşünceyle - asla kabul edilmemiştir. Cemiyet'in 
sözcülerinden Hüseyin Cahit Bey'e; "Avcı taburları efradı, bugün İstanbul'un 
neresinde istibdat-ı vücut etseler, derhal kalplere bir hiss-i inşirah ve i'timad 
geliyor" fikrini ilham etmesi, işte böyle kendini devletin yerine koyan tekelci bir 
anlayışın sonucu olmuştur. Sadrazam Kâmil Paşa'nın avcı taburlarının 
varlığından rahatsızlık duyarak, bu taburları geri göndermek istemesi bu 
yüzden Cemiyet tarafından engellenmiş, Hüseyin Cahit de l bu 
kahramanların!' İstanbul'dan ayrılmaları aleyhinde son derece sert üsluplu bir 
makale yazmıştır. Cemiyet'i destekleyen gazeteler de, Kâmil Paşa'nın avcı 
taburları aleyhindeki bu tutumunu politik bir silah olarak kullanmaktan 
çekinmemişler ve bu manevranın, Kâmil Paşa'nın Cemiyet'i kapatmak 
arzusunun bir delili olduğu kanaatine varmışlardır 30 . 



28 « 

Avcıoğlu. a.g.e., s. 47. 

29 ; 

Irtem, a.g.e., s. 51. 
30 Alkan, a.g.e., s. 110-111. 



20 



Avcı Taburların İstanbul'a gelişi, İstanbul'daki askerler arasında da 
korku yaratmıştır. Nitekim bu konuda, o yıllarda Tophane Kışlasında Onbaşı 
olarak görev yapan Halis Özçelik anılarında bu korkuyu şu şekilde 
anlatmaktadır: "Bizim Tophane'deki askerlerin de yüreklerine korku düştü. 
Padişahın sürülmesinden filan değil de, avcı taburlarının üzerimize saldırıp 
hepimizi yok etme ihtimalinden dolayı..." 31 bir korkuya kapıldıklarını ifade 
etmiştir. Nitekim İstanbul'da bulunan askerlerinin korkuları boşa çıkmamış, 
Taşkışla Olayı ve Yıldız'daki "sarıklı zuhaf" 32 olaylarında avcı taburları, bu 
askerlerin üzerine gönderilmiştir. 

Sonuç olarak; Avcı Taburları Kâmil Paşa'ya rağmen, İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'nin isteği doğrultusunda İstanbul'da kalmış ve çıkan bazı 
huzursuzlukları bastırmada kullanılmıştır. 



1 .3) Taşkışla Olayı 

1321(1905) senesinde orduya alınmış, İkinci Fırka-i Hümayun'a 
mensup olan ve Taşkışla'da bulunan bazı alaylardan, 87 asker Cidde'ye sevk 
edilmek üzere seçilmiştir. Taşkışla Olayı; seçilen bu askerlerin 31 Ekim 1908 
Cumartesi günü 33 , Cidde'ye sevk edilmelerine karşı çıkmaları, tezkerelerinin 
verilerek askerlikten ayrılmak istemeleri ve kendi yerlerine de yeni askerlerin 
alınmasını istemeleri üzerine çıkmıştır 34 . Çıkan bu olay iki gün kadar sürmüş 
ve ayaklanan askerler iki gece kışla bahçesinde silah çatarak 
beklemişlerdir 35 . 



31 Halis Özçelik, "31 Mart Vak'asını Biz Çıkardık", (Haz.: İlhan Tarsus), Tercüman, 1955. 
Tefrika No: 4 (28 Ağustos 1955). 

II. Abdülhamid'in şahsi ordusunda bulunan Arnavut askerlere verilen isim. 
i3 Ali Birinci, "31 Mart Vak'ası'nın Bir Yorumu", Genel Türk Tarihi, C. VII, Yeni Türkiye 
Yayınlar, 1999. s. 392; ayrıca bkz, Turfan, a.g.e., s. 188. 

34 Ali Cevat , a.g.e., s. 19. 

35 Birinci, a.g.m. s. 392 



21 



Bu yıllarda ordudaki askerlerin normal askerlik hizmet sürelerini 
tamamladıkları halde terhislerinin geciktirilmesi ve askerlerin bu gecikmeye 
karşılık 'yumuşak isyan' adı verilen protesto gösterisi ile terhislerini istemeleri, 
o devirde ilk defa rastlanan bir olay olmamıştır. Ancak Taşkışla askerleri, 
daha önce yaşanan olaylardaki gibi karşılarında babacan tavırlı alaylı 
subaylar yerine, Selanik'ten getirilen avcı taburlarını ve onların başındaki 
taviz vermeyen ve sert mektepli subayları bulmuşlardır 36 . 

Hassa Ordusu Kumandanı Mahmud Muhtar Paşa, Taşkışla 
Kumandanı Mirliva Şükrü Bey'den aldığı telgraf üzerine bu olayı öğrenmiş, 
Ordunun Kurmay Başkanı olan Halil Sedes Bey'i yanına çağırarak; Şükrü 
Bey'den aldığı telgrafı Halil Sedes Bey'e okutmuştur. Taşkışla'dan alınan 
telgrafta şunlar yazılmaktadır: "Bu sabah 6. alayın eski erlerinden birçoğunun 
karavana almayıp, talimhanenin Yıldız Sarayı tarafına bakan cephesinde 
toplandıkları ve (Padişahım Çok Yaşa) âvazeleriyle tezkere istemekte 
oldukları ve talime de iştirak etmeyerek isyan alaimi göstermekte oldukları 
maruzdur." 

Mahmud Muhtar Paşa almış olduğu bu telgrafı Halil Sedes Bey'e 
okuttuktan sonra, Harbiye Nâzın Ali Rıza Paşa'dan almış olduğu şu emri Halil 
Sedes Bey'e iletmiştir. Alınan emir şöyledir: "Otuz civarındaki asi askerlerin 
pişman olup itaat etmeyecek olurlarsa üzerlerine ateş açılması". Harbiye 
Nazırından alınan bu emir kesindir ve son derece açıktır ve emrin aksine 
davranıp direnenlerin vurularak öldürüleceklerini kapsamaktadır 37 . 

Mahmut Muhtara Paşa'dan emri alan Halil Sedes Bey, Taşkışla'ya 
doğru hareket etmiştir. Ancak Halil Bey, Taşkışla yolunda iken değişik 
düşünceler içindedir. Çünkü o askerlere "vur!" emrini nasıl vereceğini 
düşünmektedir. Askere "vur!" emri verse bile askerin bu emri yerine getirip 



36 Alkan, a.g.e., s. 105. 

37 Sedes, a.g.m. s. 765; ayrıca bkz, Birinci, a.g.m., s. 392. 



22 



getirmeyeceği konusunda şüphe içine düşmüştür. Halil Bey Taşkışla'ya 
geldiğinde, Makedonya'dan henüz 12 gün evvel Taşkışla'ya yerleştirilmiş 
olan avcı taburuna mensup erlerin, başlarında Tabur Kumandanı Remzi Bey 
- sonraları Remzi Paşa - olduğu halde isyan eden askerleri kuşattığını 
görmüştür 38 . Bazı yazarlara göre bu kuşatma "isyan eden askerlere bir ders 
vermek" için yapılmıştır 39 . İlk ateş kuşatılan askerlerden gelmiş, atılan bir 
kurşunla avcı taburlarına mensup askerlerden birisi yaralanmıştır 40 . 
Makedonya dağlarında komitacılarla çatışmaya alışkın olan bu askerler, 
isyancı askerlere hemen karşılık vermiş, çıkan çatışmada asi askerlerden 
dördü öldürülmüş, üçü ise yaralanmıştır 41 . Böylece olay, Halil Sedes'in 
müdahalesine gerek kalmadan bitmiştir 42 . 

Mahmud Muhtar Paşa, öldürülen çavuşların cenazelerini Yıldız 
civarında bulunan askerlere ibret olsun diye gösterilmek üzere, Yıldız 
çevresinde bir yere astırmak istemiş, bunun için darağacı hazırlanması emrini 
bile vermiştir 43 . Bu hareket üzerine, Sadrazam Kâmil Paşa, Harbiye Nâzın 
Ferik Ali Rıza Paşa ile Mahmud Muhtar Paşa'nın hemen Mabeyn-i 
Hümâyûn'a gelmeleri istenmiştir. Mahmud Muhtar Paşa diğerlerinden önce 
Mabeyne gelmiş ve Mabeyin Başkâtibi Ali Cevat Bey'e niçin çağırıldığını 
sormuştur. Ali Cevat Bey, kendisinin vermiş olduğu emrin görüşülmesi için 
davet edildiğini söylemesi üzerine, Mahmut Muhtara Paşa, "kendisinin vermiş 
olduğu bir kararı kimsenin tağyir ve tehire salahiyeti olamayacağını" Başkâtip 
Ali Cevad Bey'e sert ve kesin bir dille söylemiştir. Bunun üzerine Ali Cevat 



38 Birinci, a.g.m. s. 392. 

39 i » 

Turfan, a.g.e.. s. 188. İttihat ve Terakki'nin 31 Ekim günü yayınladığı bir Beyanname'de, 
"... dün Selanik'ten yeni gelen avcı taburu üzerine istimal-i silaha tasaddi ettiklerinden 
kendilerine karşı ateşle mukabeleye maatteessüf mecburiyet görülmüş" denilerek, 
istenmeden silah kullanıldığı belirtilmiştir. Bkz, Ali Cevat, a.g.e., s. 120. 
40 Birinci, a.g.m., s. 392. 

Bir başka kaynakta ise, 3 çavuş'un öldürüldüğü ve bir çoğunun da yaralandığı ifade 
edilmektedir. Ayrıca bkz, Ali Cevat Bey, a.g.e., s. 19. 

42 Sedes, a.g.m., s. 766; bkz, Birinci, a.g.m., s. 392. 

43 Mahmut Muhtar Paşa, İkinci Fırka-i Hümâyûn Kumandanlığı'na gönderdiği tezkerede, "... 
Taşkışla'da isyan etmeleri üzerine telef edilen üç çavuşun naaşları, Yıldız civarındaki 
taburlar efradına ibreten gösterilmek üzere salb edileceğinden (asılacağından) Saray-ı 
Hümâyûn civarında münasip mahallere üç adet dar ağacı rekz(kurma) ve ihzarı (hazırlama) 
emrini" vermiştir. Ali Cevat, a.g.e., s. 19. 



23 



Bey, Mahmut Muhtar Paşa'ya hitaben; "Sadrazam ve Harbiye Nâzın 
Paşaların bu babda ne diyeceklerini bilemem, ancak adamlar muhalif-i 
kanun-i asker hareket etmişler, siz de bunlar hakkında nizam-ı askeriyi 
uyguladınız. Askerlik vazifesi burada tamam oldu. Bunların naaşlarını köpek 
ölüsü gibi sürütemezsiniz. Bu naaşlar artık mübarektir. Haklarında vazife-i 
diniye ifa edilecektir. Bundan başka bu naaşları darağacında görecek olan 
askerler, düşman askeri değil, onların ya hemşerileridir ya da akrabasıdır. 
Ders verelim derken askerler arasında intikam hissi ve nefret uyandırırsınız! 
O zaman mesele bütün bütün fena bir şekil alır." demiştir. Bu konuşma 
üzerine Mahmud Muhtar Paşa da: "Her ne olursa olsun, ben bunları sürüye 
sürüye buraya getireceğim ve asacağım" karşılığını vermiştir 44 . Daha sonra 
Sadrazam ve Harbiye Nâzırı'nın huzurunda da aynı şeyleri tekrar eden 
Mahmud Muhtar Paşa, aksi takdirde istifa edeceğini söylemiştir. Bu tehdit 
üzerine Harbiye Nâzın Rıza Paşa telaşlanmış, ancak Sadrazam Kâmil 
Paşa'nın Harbiye Nâzın Rıza Paşa'ya hitaben: "Bırak Paşa, varsın İstifa 
etsin, bırak" demesi üzerine Mahmud Muhtar Paşa bu ısrardan ve öldürülen 
askerlerin asılması isteğinden vazgeçmiş ve geri adım atmak zorunda 
kalmıştır 45 . 

Mahmud Muhtar Paşa'nın Taşkışla olayında, Arnavut ve Arap 
taburlarına göstermiş olduğu bu sertlik, askerlerin alışık olduğu bir tavır ve 
uygulama değildir. Olaydan bir gün sonra Taşkışla olayı ile ilgili İttihat ve 
Terakki Cemiyeti tarafından yayınlanan bir beyannamede; Taşkışla 
Olayından bahisle, "Mesele, devr-i sabıkta şımarıklığa alışan birkaç neferin 
tedibinden ibarettir. Bundan başka memleketin ahval-i umumiyesinde ahaliyi 
heyecan ve telaşa düşürecek bir şey yoktur" 46 şeklinde bir açıklama yapılmış 
ve "...ahalinin rahat ve hürriyeti, ordularımızla ve yüz binlerce mücahid-i 
insaniyetin himmet ve hamiyetiyle taht-ı temine alınmıştır." denilmek suretiyle 



44 Ali Cevat, a.g.e., s. 19-20. 

5 Alkan, a.g.e., s. 105-106. Halil Sedes ise, "ölen erlerin cesetlerinin Harbiye Nezareti 
meydanında astırıldığını" söylemektedir, Sedes, a.g.m., s. 766. 
46 Ali Cevat, a.g.e., s. 120. Ayrıca bkz, İkdam, Nu: 5185, 1 Kasım 1909. 



24 



de, İttihat ve Terakki Cemiyeti kamuoyuna, iplerin ellerinde olduğunu 
göstermek istemiştir.. 

Taşkışla Olayı önemsiz bir askeri ayaklanma olmasına karışın, olayın 
önemli olan noktası; "İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, herhangi bir karşı koyma 
durumunda orduyu kullanarak" 47 bastırmakta kararlı olduğunu ve bundan da 
çekinmeyeceğini göstermiş olmasıdır. 



1.4) Yıldız Olayı 

II. Abdülhamid'in 'Özel Muhafız Alayı' arasında Söğüt yöresinden 
getirilmiş olan, Kayı Boyuna mensup yaklaşık iki yüz Türk askeri yanında 
birkaç bin Arnavut ve Arap askerleri yer almaktadır. Arnavut askerlere 
"tüfekçi" ve Arap askerlere de "sarıklı zuhaf" denilmektedir. Bu Arap ve 
Arnavut asıllı, Padişahı korumakla görevli askerler, ayrı birlikler halinde 
bulunurlar ve aralarına Türk askerini katmazlardı. II. Abdülhamid'in bu 
askerleri seçmesindeki amacı, İstanbul halkının düşünce ve duygularına 
yabancı kalan ve hatta az veya hiç Türkçe bilmeyen erlerden kurulu böyle bir 
birlik tarafından korunmakla; başkentteki memnuniyetsizlik akımlarıyla 
ilgilenmeyerek, yalnız padişaha bağlı ve Padişah'ı korumakla ilgilenen bir 
kuvvete sahip olmak istemesinden kaynaklanmıştır 48 . 

Yıldız Saray'ını korumakla görevli Arnavut taburundan bir takım 
askerin terhis edilmesi, Anadolu birliklerinden bir miktar Türk askerinin 
görevlendirilmesi üzerine, Arnavut Taburuna mensup askerler, Anadolu'dan 
gelen bu Türk askerlerini aralarına kabul etmeyerek ve bu askerleri zor 
kullanarak kışladan dışarıya çıkarmışlardır. Bunun üzerine Birinci Ordu-yu 
Hümayun Kumandanı (Hassa Ordusu) Ferik Mahmud Muhtar Paşa 
tarafından verilen bir emir ile Arnavut askerlerinin bulunduğu kışlaya Birinci 



47 Turfan, a.g.e., s. 188 

48 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C. I, k. 2, TTK Yay., Ankara, 1 983. s. 141. 



25 



Nişancı Taburuyla, Rumeli'den gelen ve Taşkışla'da ikamet ettirilen Avcı 
Taburu ile beraber birkaç adet mitralyöz gönderilmiş ve Arnavut ve Arap 
Taburları, bu askerler tarafından kuşatma altına alınmıştır. Mahmud Muhtar 
Paşa tarafından İkinci Fırka Kumandanı Cevad Paşa'ya da, Arap ve Arnavut 
askerlerin - küçük bir fırsat bulunduğu takdirde - üzerlerine ateş edilmesi için 
kesin emir verilmiştir. 

Bu arada Harem-i Hümayun'da bulunan saray kadınlarının, kışlada 
bulunan askerin savaş vaziyeti almış olduğunu görmeleri ve bağrışmaları 
üzerine, kışlada meydana gelen bu olayı anlamak için Sadrazam ile Harbiye 
Nâzın Saray-ı Hümayun'a davet edilmiş ve bunlara yapılan uyarılar 
soncunda, Saray-ı Hümayun'un hemen iç tarafı olan böyle bir yerde kan 
dökülmesi 49 , Sadrazam Hüseyin Hilmi ve Harbiye Nâzın Ali Rıza Paşaların 
müdahaleleriyle engellenmiştir. Padişahtan izin alınması üzerine, kışlada 
bulunan Arap ve Arnavut taburları Taşkışla'ya nakledilmiştir 50 . Daha sonra 
Arap Taburuna mensup bu askerler, Şam'a, Arnavut Taburuna mensup 
askerler de Selanik'e gönderilmiştir 51 . Ali Cevat Bey'e göre, sarıklı zuhaf 
olarak anılan Arnavut taburu, "nizam ve intizam-ı askeriden külliyen mahrum 
olup bunların daire-i intizama alınması muktezi" ise de, saray içi denilebilecek 
kadar yakın bir yerde kanlı bir silahlı çatışmaya girişmek, anlamsız bir şiddet 
gösterisi niteliğindedir. Nitekim hadiselerin tırmanması üzerine II. Abdülhamid 
"müsaade-i seniyye" ile Arnavut askerlerinin Taşkışla'ya alınmasına rıza 
göstermiştir. 

Bir başka görüşe göre, söz konusu Arap ve Arnavut taburları, taburun 
eksiğini tamamlamak için gönderilen Türk askerlerinin gelişleri esnasında, 
talime giden Avcı Taburu askerlerini görmeleri üzerine, bu askerlerin 
kendilerine ateş edileceğinden korkmuş ve savunma için subaylarından 
cephane istemişlerdir. Ancak durumun subaylar tarafından kendilerine 



49 Ali Cevat, a.g.e., s. 44. 

50 Ali Cevat, a.g.y. 

51 Bayur, a.g.e., C. I, s. 141. 



26 



anlatması üzerine yatışmışlardır. Bu taburun subayları, önceleri tahrikçi 
oldukları sanarak tutuklamışlarsa da kısa bir süre sonradan serbest 
bırakılmışlardır 52 . 

Birliklerin devir teslimi esnasında da Birinci Ordu Kumandanı 
Mahmud Muhtar Paşa yine Avcı Taburlarını kullanarak mitralyözlerle çevreyi 
kuşatmış ve en ufak direnişte ateş açılması için emir vermekten de 
çekinmemiştir 53 . İstanbul askerlerinin bu kadar sertliğe alışık olmamaları ve 
Mahmut Muhtar Paşa'nın bu tavizsiz ve sert tavrı, bu tavrın askerler arasında 
yaratmış olduğu korku, İstanbul'da bulunan askerlerin ilerlide çıkaracakları 31 
Mart İsyanı'nda, Mahmut Muhtar Paşa'yı istememelerine önemli bir sebep 
teşkil etmektedir. 



1.5) Kâmil Paşa Hükümetinin Düşürülmesi 

Kâmil Paşa, 5 Ağustos 1908'de - Sait Paşa'nın istifası üzerine 54 - yeni 
Hükümeti kurarak 3. kez Sadaret makamına getirilmiştir 55 . Kâmil Paşa, 
sadaretinin ilk aylarında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile iyi geçinmeye 
çalışmıştır. Nitekim Kâmil Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve onun 
İstanbul'da bulunan 'Heyeti Mahsusa'sı ile iyi geçinmiş; hatta İttihat ve 
Terakki yönetimi, 7 Ağustos 1908'de 56 "artık padişaha ve hükümete itimat 
edip ahalinin iş ve güçleriyle meşgul olması ve hükmet işlerine 



52 Alkan, a.g.e., s. 107. 

53 Ahmet Turan Alkan , "Ordu Siyaset İlişkisinin Tarihine Bir Derkenar: 31 Mart Vakası 

ve Sonuçları", Osmanlı, C. II (Siyaset), (Ed.: Güler Eren), Türkiye Yay., Ankara, 1999. s. 
423 

4 II. Meşrutiyet'in ilk Hükümeti olarak sayılan Said Paşa Hükümeti 1 Ağustos'ta resmen 
göreve başlamıştır. Ancak 4 gün Hükümette kalabilmiştir. Said Paşa'nın iddialarına göre 
Hükümetin düşmesinin nedeni İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tehditleridir. Bkz, Bayur, C. I, s. 
71-76. 

)5 Bayur, C. I, a.g.e.. s. 83. Ali Cevat Bey ise bu tarihi 6 Ağustos olarak belirtmektedir (Hicrî: 
9 Recep 1326 - Rumî: 27 Temmuz 1924), Ali Cevat, a.g.e. s. 8; ayrıca bkz, Turfan, a.g.e., 
s. 183. 

M. Naimi Turfan'a göre beyanname 6 Ağustos'ta yayınlanmıştır. Bkz, Turfan, a.g.e., s. 
184. 



27 



karışılmaması" şeklinde bir beyanname yayınlayarak 57 Kâmil Paşa 
Hükümetine olan desteğini kamuoyuna açıklamıştır 58 . Viyana'da çıkan 
Fremdenblâtt adlı gazetenin 24 Ağustos 1908 tarihli nüshasında çıkan bir 
habere göre: "Genç Türk Komitesi, Kâmil Paşa'ya emn ü itimadı ber-devam 
olup; Kâmil Paşa'nın şimdiye değin ibraz ettiği faaliyetten memnun 
olunduğunu" beyan ettiğini yazmaktadır 59 . 

Kâmil Paşa ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin arasının açılmasının en 
önemli sebebi; Cemiyetin, Hükümet işlerine karışmaya kalkışmak istemesi 
olmuştur. Daha açık bir ifadeyle; Cemiyet'in, Kâmil Paşa Hükümeti'ne karşı, 
'gayri mesul bir ihtilal komitesi' gibi devlet işlerini el altından idare etmeye 
kalkışmış olmasıdır 60 . Kâmil Bayur'a göre, Hükümetle Cemiyet'in arasının 
açılmasının temel nedeni; şahsî değil, siyasidir 61 . İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'nin, üzerinde hükümet sorumluluğu bulunmamasına rağmen, daha 
ilk günden itibaren hükümet işlerine karışması, hükümet üyelerinin ve 
memurların atamalarında sık sık telkinlerde bulunması Kâmil Paşa'yı 
rahatsız etmiştir. Fakat Kâmil Paşa buna rağmen, Cemiyete karşı sabır 
göstermeye çalışmıştır 62 . İngiliz Büyük Elçisi Gerard Lovvther'in "1909 yılı 
Türkiye Raporu"nda belirttiğine göre; "Ocak ayı başlarında çıkan söylentilere 
göre Kâmil Paşa'nın yapmış olduğu atama ve hükümet işlerine Cemiyetin 
karışmış olmasından rahatsız oluyordu" 63 şeklindeki ifadeleri de, Kâmil Paşa 



7 Hilmi Kâmil Bayur, Sadrazam Kâmil Paşa - Siyasi Hayatı -, Sanat Basımevi, Ankara, 
1954. s. 241-242. 

M. Naimi Turfan'a göre ise, İttihat ve Terakki bu beyanname ile "Osmanlı Devleti'ni 
koruma ve sürdürme yolundaki kararlılıklarını ilan etmiştir." Bkz, Turfan, a.g.e. s. 184. 
59 BOA, Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 32, Gömlek No: 3183. 

Kâmil Bayur, a.g.e., s. 292; Sina Aksin ise, "İttihat ve Terakki, iktidarı ele almamakla 
birlikte, denetleme iktidarını ciddi olarak benimsenişti" demek suretiyle bu bilgiyi 
desteklemektedir. Aksin, a.g.e., s. 162. 

"Kâmil Paşa ayrıca Cemiyete karşı büyük bir müsamaha ve anlayışla hareket etmiş ve 
onun, müdahale ve tazyiklerine tahammül etmiştir.", "İşte iki tarafın arasının açılması 
meselesi, son tahlilde, şahsî sebepten değil, memleket idaresi tarzına verilecek veçheden 
doğmuş bulunduğunu kolayca anlaşılır", Kâmil Bayur, a.g.e., s. 292-293. 
62 Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1789-1914, TTK Yay., Ankara, 1999. s. 605. 

3 Rapor için Bkz, British Dokcuments on Foreing Affaird: Reports and Papers From 
The Foreing Office Confidential Print (Bundan sonra (BDFA) olarak kullanılacaktır), 
(Ed.: BOURNE, K. ve D. C. WATT)Part, I, Series B, Volume 20, The Otoman Empire Under 
The Young Turks, 1908-1914, University Publications Of America, 1985. Doc No: 26, s. 109. 



28 



ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin arasının açılmasının nedenini açıkça ortaya 
koymaktadır. 

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, Hükmet üyelerinin atamalarına 
müdahalesine birkaç örnek verecek olursak; Dâhiliye Nazırlığı görevini 
yürüten Reşit Akif Paşa'nın istifasından sonra, yerine vekâlet eden Hakkı Bey 
kısa bir süre sonra bu göreve asaleten atanmıştır 64 . İttihat ve Terakki 
Cemiyeti, Selanik'ten Hükümete, Ağustos 1908'de 'Merkez-i Umumi' imzalı 
bir telgraf çekerek yapılan bu değişikliğe itiraz etmiş ve Dâhiyle Nazırlığına 
Hakkı Bey'in yerine Ferid Paşa'nın atanmasını istemiştir 65 . Hatta İttihat ve 
Terakki Cemiyeti bununla da yetinmemiş olacak ki, Hakkı Bey'in mülkiye 
memurlarını iyi seçemediğini, Hariciye Nâzın Tevfik Paşa'nın da dışişlerini 
milletin çıkarlarına uygun şekilde savunmadığını ve hatta 'zekâdan mahrum' 
olduğunu ileri sürülmüştür. Zabtiye Nâzın Sami Paşa'nın da "bu vazifeye ehil 
olmadığından" bu Nazırların görevlerinden alınmalarını, yerlerine ise 
Cemiyetin yapmış olduğu titiz araştırmalar sonucunda belirlemiş olduğu, 
Ankara Valisi Nuri Bey'in Dâhiliye Nazırlığına; Hakkı Bey'i ise Sura-yı Devlet 
Başkanlığına uygun görülmekle birlikte, Zabtiye Nezaretine ise İstanbul'da 
Piyade Kaymakamı olarak görev yapan Muhittin Bey'in atanmasının 
Cemiyetçe uygun görüldüğü Kâmil Paşa'ya iletilmiştir 66 . 

Burada ilgi çeken bir nokta da; Cemiyet'in yetersizliklerinden dolayı 
kabinede istemediği iki ismin, ileride İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuracağı 
hükümetlerin Sadrazamları olmalarıdır 67 . Bu da gösteriyor ki, o zamanki 
İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkezi Umumiyesi'nin, devlet adamlarını yenilik - 



64 Aksin, a.g.e., s. 162. 

65 Kâmil Bayur, a.g.e., s. 247. 

66 Hikmet Bayur, a.g.e., C. I, s. 184. 

' 7 İttihat ve Terakki Dâhiliye Nezaretinde bulunmasını uygun görmediği Hakkı Bey'i bir buçuk 
yıl geçmeden 12 Ocak 1910'da sadrazam yapacaktır. Hikmet Bayur, a.g.e., C. I, s. 83; Tevfik 
Paşa ise 31 Mart İsyanının ardından Sadarette bırakılacak ve 1 1 Kasım 1 91 8'de de İttihat ve 
Terakki tarafından tekrar sadarete getirilecektir. Bkz, Kemal Beydilli, "Ahmet Tevfik Paşa" 
Maddesi, DİA, C. II, İstanbul, 1989. s. 139-140. 



29 



eskilik, Meşrutiyet - İstibdat taraftarı diye ayırmaları veya nitelemelerindeki 
samimiyetsizliğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir 68 . 

Ayrıca 5 Ekim'de "Geşof Hadisesi" sonucunda Bulgar Presliği'nin 
krallığını ilan etmesi; hemen ertesi gün 6 Ekim'de Avusturya-Macaristan'ın 
Bosna-Hersek'i işgal ettiğini açıklaması, Osmanlı Devleti ve Kâmil Paşa 
Kabinesi üzerinde tam bir şok etkisi yaratmıştır. Bu iki şokun üzerine 12 
Ekim'de Girit halkının, Girit Adasını Yunanistan'a ilhak kararı alması, Kâmil 
Paşa Kabinesinin adeta mağlubiyeti olarak görülmüştür 69 . 

Ne gariptir ki, II. Meşrutiyet'in ilk Sadrazamı olan Said Paşa'nın istifası 
da yine Harbiye ve Bahriye Nazırları sorunundan kaynaklanmıştır. Said Paşa, 
bu iki Nazırlığa önerilen şahısların Padişah tarafından yapılmasını kabul 
etmemesi sonucu istifa etmiştir 70 . Ancak Kâmil Paşa, Padişahlık makamına 
dahi tanınmayan bir hakkı, doğrudan kendi üzerine almak istemiştir 71 . 
Böylece Kâmil Paşa, II. Abdülhamid'in yapmayı isteyip de yapmadığı bir 
uygulamayı yapmıştır 72 . 

Francis Mc Cullagh'ın eserinde Kâmil Paşa hakkında yaptığı şu yorum 
dikkat çekicidir. Mc Cullagh'a göre Kâmil Paşa, az rastlanır derecede akıllı bir 
insandır. Kâmil Paşa'nın yaradılışındaki en baskın özelliği, kişisel yükselme 
hırsıdır. II. Abdülhamid ile Harbiye ve Bahriye Nazırlarının değiştirilmesinde 
yaptığı kavga, kendi yetkilerini Yıldız'a karşı arttırmak istemesinden 



Kâmil Bayur, a.g.e, s. 248-249; Aksin, a.g.e., s. 162-163. 
39 H. Bayram Soy, Almanya'nın Osmanlı Devleti Üzerinde İngiltere İle Nüfuz Mücadelesi, 

Phoenix Yay., Ankara, 2004. s. 106-107. 

70 Hüseyin Cahit Yalçın, "Meşrutiyet Hatıraları", Fikir Hareketleri, S. 96, İstanbul, 24 
Ağustos 1935. s. 277. 

71 İrtem, a.g.e., s. 85. 

72 Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti(1 896-1 909) Emre Yay., İstanbul, 1995. s. 
420. 



30 



kaynaklanmaktaydı. Yaptığı bu değişikliğin sebebi de, Harbiye ve Bahriye 
Nazırlarını değiştirmesi, kendi yetkilerini Meclis'e karşı artırmak istemesidir 73 . 

Ahmet İzzet Paşa anılarında, "Kâmil Paşa merhumun bu olaylar 
esnasında Rıza Paşa'nın savaştan çekinmesi, Nazım Paşa'nın ise cesur ve 
ihtiraslı görülmesinden dolayı, Harbiye Nezaretinde bilinen değişikliğe ihtiyaç 
duyulduğu söylenmekte ve her iki paşanın birer istifa tezkiresini de delil 
olarak göstermekte olduklarını bazı yerlerden işittim. Eğer bu rivayet 
doğruysa, Harbiye Nezaretindeki değişiklikler, Bulgarlarla uzlaştıktan uzun 
zaman sonra ortaya çıktığına göre, bu esnada Kâmil Paşa'nın yeniden bir 
olay mı çıkarmak istediği hususu üzerinde düşünülmeğe değer" diyerek 
Kâmil Paşa'nın ne yapmak istediğinin anlaşılamadığını ifade etmektedir 74 . 

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin o günlerdeki düşüncesi; subayların 
siyasi hayattan ellerini çektirme girişimleri, Cemiyeti ve Meşrutiyeti ordunun 
yardımından mahrum etmeye çalışmak ve böylece, bu türlü girişimlerin de 
irticayı kuvvetlendirmeye yönelik bir teşebbüs olduğu şeklinde tezahür 
etmekteydi. Ayrıca ortaya çıkan bir başka sorun da; Avcı Taburlarının 
İstanbul'dan geri yollanmak istenmesidir 75 . 8 Şubat 1909'da Kâmil Paşa, 
Harbiye Nazırına, "Yanya'da Etnik-i Eterya'nın fesadını durdurmak için asker 
göndermek lazımsa ve bu yapıldığı takdirde üçüncü ordunun zaafa 
uğramasından korkuluyorsa, esasen o orduya mensup olup İstanbul'da 
bulunan Avcı Taburlarının gönderilebileceğine" 76 dair bir tezkere göndermiş 
olmasıdır. Bu tezkere bazı kimselerin şüphelerini arttırmış ve Sadrazam'ın, 
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin en büyük dayanağı olan Avcı Taburlarından 
mahrum bırakarak, onu yok etmek istediği, hatta bununla da kalınmayarak, 
Meşrutiyeti dahi kaldırmak istediği düşüncesini ortaya çıkarmış ve Harbiye 



3 Francis Mc Culagh, Abdülhamid'in Düşüşü, (Çev: Nihal Önol), İstanbul Kitaplığı, 
İstanbul, 1990. s. 43. 

74 Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, C. I, Nehir Yay., İstanbul, 1992. s. 56-57. 

75 Kâmil Bayur, a.g.e., s. 293. 

Herbiye Nezaretine gönderilen tezkerenin tamamı için Bkz, "Harbiye Nezaretine Yazılan 
Tezkere-i Sâmiye suretidir (4 Muharrem 1927), Volkan, Nu: 45, 14 Şubat 1909. 



31 



Nazırının değiştirmesinin de Avcı Taburları ile ilgili olduğu söylentilerinin 
dolaşmasını neden olmuştur 77 . Hüseyin Cahit Yalçın Tanin Gazetesinde bu 
olay hakkında gayet sert bir yazı kaleme almıştır 78 . 

Kâmil Paşa, Harbiye ve Bahriye Nazırlarını değiştirerek kendisini İttihat 
ve Terakki Cemiyeti'nin etkisinden kurtarmaya çalıştığı düşünülebilir 79 . Kâmil 
Paşa'nın bu yöndeki girişimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni rahatsız etmiştir. 
Şubat ayına gelindiğinde, Kâmil Paşa ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin arası 
iyice açılmıştır. Nitekim Kâmil Paşa'nın Harbiye ve Bahriye Nazırlarını 
değiştirmeye çalışması, Kâmil Paşa ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki 
gerginliğin son haddine getirmiştir. Nitekim Kâmil Paşa, 10 Şubat 1909 (28 
Kânunusani 1327) Çarşamba günü, Yıldız Sarayı'na gitmiş ve II. 
Abdülhamid'den İkinci Ordu Kumandanı Ferik Nazım Paşa'nın Harbiye 
Nezaretine, Hüsnü Paşa'nın da Bahriye Nezareti Vekâletine tayin edilmelerini 
istemiştir. Kâmil Paşa, Padişaha elinde Bahriye Nâzın Arif Paşa'nın istifa 
belgesinin bulunduğunu belirtmiştir. Kâmil Paşa'nın sunmuş olduğu bu belge 
II. Abdülhamid tarafından kabul edilmişse de; Harbiye Nâzın Ali Rıza 
Paşa'nın değiştirilmesi isteği, Ali Rıza Paşa'nın geçmiş görevlerinde son 
derece başarılı, liyakat sahibi ve güvenilir bir kişi olduğu; üzerinde bulunan 
askeri görevi yapması sırasında da hiçbir kusuru görülmemesinden dolayı 
azlinin uygun olmayacağını Kâmil Paşa'ya anlatılmak istenmişse de, II. 
Abdülhamid Kâmil Paşa'nın bu konudaki ısrarı üzerine Nazım Paşa'nın 
Harbiye Nezaretine atanması isteğini istemeyerek De olsa kabul edilmiştir 80 . 
Kâmil Paşa o sırada boş bulunan Maarif Nezaretine de Defter-i Hakanî Nâzın 
Ziya Paşa'nın atanmasını istemiş ve bu istek de kabul edilmiştir. Yapılan bu 
atamalar üzerine 12 Şubat'ta Dâhiliye Nâzın Hüseyin Hilmi Paşa 81 , Adliye 



77 Kâmil Bayur, a.g.e., s. 293; Aksin, a.g.e., s. 167. 

78 Hüseyin Cahit yazısında, "...Avcı Taburlarını İstanbul'dan göndermeye azmeden, Nazırları 
deviren, istikrazları kararlaştıran bu gayr-ı mesul mukarribin heyeti eline kalacak Devlette ne 
hayır olacaktır?" demektedir. Bkz, Yalçın, a.g.m, s. 278. 

79 BDFA, Doc No: 26, s. 109. 

80 BOA, Fon Kodu: Y..EE..., Dosya No: 94, Gömlek No: 40, Tarih: 19/M/1327. 

81 Bkz, Volkan, Nu: 43, 12 Şubat 1909. 



32 



Nâzın Refik Bey 82 ve Şûra-yı Devlet Reisi Hasan Fehmi Paşa değişen iki 
nazarın kendilerine önceden haber verilmeksizin değiştirilmesini öne sürerek 
istifa etmişlerdir 83 . Böylece ortaya bir hükümet krizi çıkmıştır 84 . 

Kâmil Paşa'nın Harbiye Nezaretine atanmasını istediği Nazım 
Paşa'nın, Cemiyet'e yakın olmasa bile, en azından istibdat aleyhtarlığıyla 
tanınmış olması, Volkan gazetesi tarafından da "vatanın en değerli, en 
namuslu bir askeri" olarak nitelendirilen 85 , İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni güç 
durumda bırakmıştır 86 . İttihat ve Terakki Cemiyeti, Nazım Paşa'yı 2. Orduya 
mensup asker ve subayların desteklediğini düşünerek, Edirne'de bulunan 
teşkilatını harekete geçirmiş ve 2. Orduya mensup subayların Harbiye 
Nâzırı'nın değişmesinde olumsuz yönde bir etkisinin olamayacağının bir ilan 
ile düzeltilmesini istemiştir. Bu istek üzerine Edirne teşkilatı harekete geçmiş, 
Nazım Paşa'nın herhangi bir makama getirilip-getirilmemesi ve kendisinin 



2 Lovvther raporunda "Dâhiliye Nâzın, Beyan edilen bir üye olmamasına ve meslektaşı 
Adliye Nâzın istifa etmemiş olmamasına rağmen İttihat ve Terakki Cemiyeti ile işbirliği yaptı" 
demektedir. BDFA, Doc No: 26, s. 109. 

83 Kâmil Bayur, a.g.e., s. 292. 

84 Yalçın, a.g.m., s. 278. 

85 Bkz.," Harbiye Nâzır-ı Sabık Nazım Paşa", Volkan, Nu: 47, 16 Şubat 1909; ayrıca bkz, Mc 
Cullagh, a.g.e., s. 42 

3 Süleyman Kani İrtem, Süleyman Nazif Bey'in "Yıkılan Müessese" isimli kitabından 
aktardığına göre, Kâmil Paşa'nın Nazım Paşa'yı Harbiye Nezaretine atamasının nedeni 
şudur:" Bağdeten (aniden) istiklalini ilan ediveren Bulgaristan'la iclası derdest müzakerelerde 
devletin hâkimiyet hakkını müdafaa için harbi göze almak icab ederse ordunun ne kadar 
hazır ve ne derece fedakârlık göstermeğe kadir bulunduğunu Harbiye Nâzın ile Edirne'deki 
ikinci Ordu Kumandanından ayrı ayrı tahriren sormuş. Harbiye Nâzın Rıza Paşa istibdat 
devrinin uyuşturduğu İkinci Orduyu harbe hazırlamak için daha bir müddet çalışmasına 
ihtiyaç bulunduğunu bir dereceye kadar mufassal, fakat pek ziyade makul ve müdellel 
surette bildiriyor, ikinci ordu kumandanı Nazım Paşa ise idaresi altındaki asker kuvvetinin 
Bulgaristan'a karşı yalnız tesadüf? değil, tecavüzî harekete de muktedir bulunduğunu temin 
ile her mesuliyeti kendi uhdesine alarak sadrazamı hemen harp ilân etmeğe teşvik 
ediliyordu. Niçin gizleyeyim: Saf nazarım önünde o gün Nazım Paşa bir kat daha yükselmiş 
ve büyümüş idi, Nazım Paşa bir dahi idi, Napolyon gibi, belki ondan büyük bir dahi Rıza 
Paşa'nın mektep sıralarında öğrendiği harp fenninin fevkinde Nazım Paşa'nın bir plânı 
olacağı pek tabiî idi. Paşa bu planıyla Sofya şehrini Ayasofya camisine ilhak edecekti(l). İşte 
Kâmil Paşa Nazım Paşa'yı bu kabadayı dehasından istifade için hesabı Rıza Paşa'nın yerine 
Harbiye Nâzın nasbettirm iştir" demektedir. Bkz, İrtem, a.g.e., s. 99 



33 



atanmasında İkinci Ordu subay ve askerlerinin hiçbir istek ve taraftarlığının 
olmadığını bildirmiştir 87 . 

Bu arada Bahriye askeri ve subayları yeni Bahriye Nazırının atamasını 
kabul etmemiş 88 ve İstanbul'da bulunan askerî gemilerin kaptanları Bahriye 
Nazırının "Kanun-ı Esasiye aykırı olarak görevi kabul ettiğini" ileri sürerek; 
Peyk-i Şevket, Hamidiye, Fethibülend, Asar-ı Tevfik ve Berki Satfet gemileri 
kumandanları aldıkları kararı seçtikleri temsilciler aracılığıyla Kâmil Paşa'ya 
iletmek üzere babıaliye göndermişlerdir 89 . Bahriye subaylarının seçmiş 
oldukları temsilcilerden Rauf ve Nafi Beyler, Şeyhülislam Cemalettin Efendi 
ve Adliye Nâzın Hasan Fehmi Paşa'nın da Sadarette bulunduğu bir sırada 
Sadrazam Kâmil Paşa ile görüşmek üzere Sadaret makamına gitmişlerdir 90 . 
Kâmil Paşa, Sadarete gelen bu subaylara; olayın kendilerine yanlış aktarılmış 
olabileceğini, Rıza Paşa'nın istifa ettiğini ve Mısıra tayin edildiğini; Arif Hikmet 
Paşa'nın da istifa ettiğini söyledikten sonra, Arif Hikmet Paşa'nın istifasının 
getirilmesini istemiştir. Kâmil Paşa'nın isteği üzerine Arif Hikmet Paşa'nın 
istifası derhal gelmiş; getirilen istifa metnini gören bahriye subayları gelen bu 
istifanın eskiye ait olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak Kâmil Paşa bu hususa 
hiç değinmeyerek subaylara, "Hüseyin Hüsnü Paşa bahriyelilerin hocasıdır 
diye tavsiye ettiniz, bunun için vekâleten atadık. Siz onu istemiyorsanız, kimi 
istiyorsanız söyleyin, zaten vekâlettir" demesi üzerine orada bulunan 
subaylar; "kendilerinin asker olduğunu, bu hususta görüş belirtemeyeceklerini 
ve bunun için gelmediklerini" ifade ettikten sonra, "Zabitan, Kanun-i Esasiye 
sadakat yemini ettiklerinden heyecan içindedirler. Bir hadise zuhur edebilir. 
Bir barut fıçısı gibidirler. Biz bunun önünü almak için size müracaat ettik, 



87 İnönü, a.g.e., s. 80 ; ayrıca bkz, Alkan, a.g.e., s. 118. 

88 BOA, Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 86-34, Gömlek No: 3368. 

9 Zabitlerin aldığı karar şöyledir: "Nazırların tebdilinin Kanuni Esasi'ye mugayir olduğu 
kanaatinin hükümran olduğu ve zabitanın mütehyyiç bulunduğu ve bu hususun tashihle 
zabitanın teskinini, selameti memleket namına iletiriz." Bkz, Karabekir, a.g.e., s. 420-421. 

10 Ahmet Turan Aklan, Kâmil Paşa'nın o anda odada bulunan Bahriye Nâzın Vekili Hüsnü 
Paşa ve Harbiye Nâzın Nazım Paşa'yı "şayet aleyhinizde bir şey söylemek isterlerse siz 
bulunmayın" diyerek dışarı çıkarttığı, zabitlerin gitmesinden sonra Nazım Paşa'nın Mektupçu 
Ali Fuat Bey'e hitaben "Ne dersin Mektupçu Bey, Bahriye Nezareti'ni ben isteyeyim de 
topunun analarını mı ..." dediğini iddia etmektedir. Bkz, Alkan, a.g.e., s. 1 19 (dipnot 1 10). 



34 



mesele Hüsnü Paşayı isteyip istememek meselesi değildir" demek suretiyle 
Kâmil Paşa'yı üstü kapalı tehdit etmişlerdir. Kâmil Paşa da bunun üzerine, 
"arkadaşlarınıza söyleyin müsterih olsunlar, yarına kadar bu meseleyi tashih 
edeceğim" 91 diyerek subaylara güvence vermek istemiştir. 

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, 2. Ordu'ya mensup asker ve 
subaylarının Harbiye Nâzın Nazım Paşa'yı desteklemediklerine ve Bahriye 
subaylarından bazılarının da Bahriye Nâzın Vekili Hüsnü Paşa aleyhinde 
olduklarına dair bir güvence aldıktan sonra, bu olayı Meclise taşımış oldukları 
düşünülebilir. 

Berlin'de yayınlanan Berlinel Lokal İngeniver Gazetesi'nin 13 Nisan 
1909 tarihli sayısında çıkan bir haberde: "Genç Türkler yarın Meclis-i 
Mebusan'da Kâmil Paşa'nın sükûtunu istihsale çalışıyorlarsa da Zat-ı Hazret- 
i Padişahîye karşı tertip olunduğu beyan olunan fesadın mecrud kendi 
tahrikaneleri eseri olduğunu ispat edeceklerdir. Memalik-i Osmaniye'de 
Hükümet-i meşrua mı? Yoksa Genç Türk Komitesi mi icra-i hükümet edeceği 
işte o gün anlaşılacaktır" denilmek suretiyle yaşanan olayların Kâmil Paşa ile 
İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında bir güç gösterisi ve bir iç çekişmenin 
olduğu belirtilmeye çalışılmıştır 92 . 

Osmanlı Meclisi Mebusan'ı, 14 Şubat 1908'de (31 Kânunusani 1324) 
Gümülcine Mebusu İsmail Bey ve beş arkadaşının, "Harbiye ve Bahriye 
Nazırlarının azledilerek yerlerine yenilerinin getirilmesinin meşrutiyet yönetimi 
yöntemlerine aykırı olduğu, bu hususun Sadaret makamına sunulmasına dair 
takrir" 93 konusunu görüşmek üzere toplanmıştır. Meclis'te yapılan 
görüşmelerinde, ilk sözü Kangırı (Çankırı) Mebusu Tevfik Efendi almıştır. 
Tevfik Efendi, Sadrazamın Meclise neden gelmediğini sorduktan sonra; 



91 Karabekir, a.g.e., s. 422-423. 

92 BOA, Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 86-34, Gömlek No: 3373. 

93 Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, C. I, TBMM Basımevi, Ankara, 1982. İ, 27(31 
Kânunusani 1924)s. 590. 



35 



Sadrazamın telefonla Meclise çağırılmasını ve her ne zaman müsait ise, 
gece yarısı olsa bile beklenmesi gerektiğini ifade etmiştir 94 . Bu talep üzerine 
Kâmil Paşa'nın Meclise çağırılması uygun bulunmuş, durum Babıâli'ye 
telefonla bildirilmiştir. Ancak Kâmil Paşa, aldığı bu çağrıya cevaben 
"gensorunun reddetmesini rica ederek" 95 , Meclise gelmeyi kabul etmiştir. 
Bazı kaynaklarda Kâmil Paşa'nın o gün Meclise gelmesi halinde, İttihatçı 
fedailer tarafından öldürüleceği iddia edilmiştir 96 . 

Daha sonra Kâmil Paşa'nın Meclise göndermiş olduğu; "13 Şubat 
1908 (29 Kânunusani 1324) tarihli tezkerei aliyelerine cevaptır" başlıklı 
tezkiresi okunmuştur. Kâmil Paşa bu tezkeresinde, "Harbiye Nazırının 
tebdilinin hal ve faslı ile uğraşmakta bulunduğumuz mesaili mühimmei 
hariciyemiz şiddetli baskısı altında olduğundan" bahanesini ileri sürmüş ve 
toplantının Çarşamba gününe ertelenmesini talep etmiştir 97 . Tezkerenin 



94 MMZC, C. I, .s. 590. 

95 BDFA, Doc No: 26, s. 109. 



36 Süleyman Kani İrtem'in, Mehmet (Prens)Selahaddin'den aktardığı bir iddiaya göre, " Kâmil 
Paşa Kabinesine âdem-i itimat beyan olunduğu gün paşa mebusan dairesine gelmiş slaydı 
meclis kapı ve koridorlarına, Ayasofya Meydanına yerleştirilmiş ittihat ve Terakki eşkıya ve 
fedaileri tarafından katledilecekti. Bu cinayetin icrası Almanya'Nın İstanbul elçisi Baron 
Marscall ve Almanyalı Müşir Golç Paşa'nın gizli teşebbüs ve tertipleri neticesi olarak İttihar 
ve Terakkice tarafgirdi", diyerek İttihat ve Terakki'nin Kâmil Paşa'yı öldürmeyi planladığı 
söylemektedir. Kani İrtem ise, bu olayı iftara olarak kabul etmektedir.( İrtem, a.g.e., s. 91 )Bir 
başka iddiaya göre, görüşmeler sırasında "Mecliste ve lobilerde şiddetli olaylar meydana 
gelmiş: subaylar ve İttihat ve Terakki Cemiyeti taraftarları mebuslara tabancalarını 
göstererek, onlara gözdağı vermişlerdir." denilerek, Meclis'te bulunan mebusların subaylar 
ve Cemiyete bağlı fedailer tarafından silah gösterilmek tehdit edildiğini iddia edilmektedir. (B 
DFA, Doc No: 26, s. 109). Subayların Meclisi Mebusan'a gelerek Mebusları silah ile tehdit 
etmeleri ile tam iki ay sonra patlak verecek olan 31 Mart (13 Nisan) İsyanı sırasında 
askerlerin Meclise gelerek aynı tarz altında Mebusları tehdit etmeleri büyük benzerlik 
göstermektedir. Burada şu yorum yapılabilir ki: 31 Mart İsyanı'nı yapan askerler Meclisi 
basma fikrini, 13 Şubat'ta Meclise gelerek istediklerini yaptıran İttihatçı subaylardan almış 
olabilir. Ayrıca 13 Şubat günü Kâmil Paşa Hükümeti'ni istemeyen ittihatçı subayların Mecliste 
bulunmalarını "Meşrutiyeti korumak" olarak değerlendirmelerine karşın, 13 Nisan günü 
Hüseyin Hilmi Paşa ve Hükümeti'ni istemeyen isyancı askerlerin "Hükümeti istemiyoruz" 
taleplerini, "irticai bir olay" olarak değerlendirmeleri gayet mühim ve dikkate değer bir ayrıntı 
olarak not etmek doğru olacaktır. Ayrıca İrtem eserinde, Kâmil Paşa'nın Meclise gelmeme 
nedenini daha sonra "cumartesi günü Rus elçisi Bulgaristan meselesi için müzakerelere 
gelecekti. Bunun için gidemedim" dediğini aktardıktan sonra İrtem, Kâmil Paşa'nın meclise 
gelmemesinin nedeninin "esrarı kendisiyle birlikte mezara götürmüştür" şeklinde 
yorumlamıştır. Bkz, İrtem, a.g.e., s. 98. 

BOA, Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 86-32, Gömlek No: 3139; Hüseyin Cahit'e göre 
Kâmil Paşa'nın Meclise gelmemem nedeni şudur: "Bu ihtimal ki manevradan ibaretti. 



36 



devamında ise gazetelere haber olan "avcı taburlarını geri gönderme 
meselesine dayanılarak Harbiye Nazırının değiştirilmiş olduğu söylentilerine" 
de değinerek, bu durumun gerçeğe uygun olmadığını söylemiştir 98 . 

Mecliste daha sonra eski Harbiye Nâzın Ali Rıza Paşa ve Bahriye 
Nâzın Arif Hikmet Paşa'nın Meclis başkanlığına göndermiş oldukları cevaplar 
okunmuştur". Ali Rıza Paşa, Kâmil Paşa'nın tezkeresine vermiş olduğu 
cevapta, Harbiye Nezaretinden istifa etmediği halde bir sebep bildirmeksizin 
Mısır Fevkalade Komiserliğine atandığını, bunun Kanunu Esasiye aykırı 
olduğunu ve "tarafı acizanemden hiçbir veçhile kabul olunamayacağını" ifade 
ederek, Meclisten "kanunen tahtı teminde bulunan hukuku sarihamın 
muhafazasını" talep ederim demiştir. Daha sonra söz alan Berat Mebusu 
Yusuf Kemal Bey, Kâmil Paşa'nın Meclise gönderdiği tezkirede avcı taburları 
meselesinde yapmış olduğu izahatın "yalan" olduğunu iddia etmiş ve 
Sadrazam Paşa'nın imzasıyla Harbiye Nezaretine gönderilen tezkireden 
bahisle, "Üçüncü Ordudan dört taburu filan yere gönderiniz. Onların gitmesi, 
Üçüncü Orduda noksan zuhuruna sebep olur. Üçüncü Ordudan İstanbul'a 
celbedilen avcı taburlarını gönderiniz" demiştir 100 . Aynı konuda Gümilcine 
Mebusu İsmail Bey ise yaptığı konuşmada, "...dikkat buyrulmasını rica 
ederim. Kâmil Paşa gayet dolambaçlı bir ifade ile diyor ki: avcı taburlarının 
bazı bedbahtlar tarafından Yanya'ya gönderilmesi için kendi tarafından vaki 
olan teklifin Harbiye Nezareti tarafından reddedilmesi sebebi müfsidat olarak 
bazı müfsitler tarafından ortaya sürülüyor, efkâr-ı amme galeyana 
sürükleniyor. Şimdi burada kalalım. Birkaç günden beri hepimiz gazete 
okuyoruz. Şu zevatı kiram içinde gazeteler, Harbiye Nâzın avcı taburlarının 



Çarşambaya kadar gazetelerle efkârı hazırlamak ve mevkiini sağlamlaştırmak istediğine 
hükmolunabilir." Yalçın, a.g.m. s. 278. 

18 "... Dersaadette bulunan avcı taburlarının çıkarılmasına dair Sadaretten emir ita kılındığı 
ve bu emrin infazına vukûbulan muhalefet üzerine Harbiye Nazırının tebdil edildiği rivayet 
olunmakta olup, bu rivayetin dahi mücerret mebusanı kiramın takdiratını şimdiden ihlal ve 
efkârı umumiyeyi bir galeyanı nâbecâya sevk etmek niyeti mefsedetkaranesine mebni 
olacağından, bu şayianın mugayiri hakikat oluğunu şimdiden beyan ederim" Bkz, MMZC- I. 
s. 591. 

99 Cevapların tam metni için Bkz, MMZC, C. I, s. 592. 

100 MMZC, C. I, s. 593. 



37 



gönderilmesine muvafakat etmediğinden dolayı azledilmiş yolunda bir fırka 
var mıdır?" , "...yoksa Harbiye Nâzın, avcı taburlarının gitmesine muhalif 
olduğundan dolayı reddolunmuş, azlolunmuş yok. Bunu Kâmil Paşa kizb 
(yalan) olarak ihtira ediliyor. Bu, Kâmil Paşa'nın muhteracatındandır 
(uydurmasındandır)" 101 demek suretiyle, Yusuf Kemal Bey'i desteklemektedir. 
Gümilcine Mebusu İsmail Bey devamla, "Kâmil Paşa haklı ise elini öpelim, 
güvenelim, hayır değilse vatana karşı bin türlü his ile meşbu (dolu) olan 
adamı reddederim" diyerek, Kâmil Paşa'nın Meclise gelerek izahat vermesini 
ve bunun oylanmasını isteyerek, bu durumun artık, "milletin hukukunu 
muhafaza etmek" olduğunu belirtmiştir 102 . 

Gümilcine Mebusu İsmail Bey'den sonra söz alan Menteşe Mebusu 
Halil Bey ise yapmış olduğu konuşmasında, "öyle mesele oldu ki, zahirde 
(görünürde) pek ziyade su-i telakkiye (kötü düşüncelere) meydan verildi. İki 
tane Harbiye ve Bahriye ve Adliye Nazırını çıkarmamış, Bahriye Nazırını 
haberi olmaksızın azletmiş. Tabii bu, güzel bir silah oldu. 'Vay! Kâmil Paşa 
istibdadı iade, millete tecavüz ediyor' gibi herkesçe ahali arasında tahşi 
ezhan ettiler. Fakat düşünülürse Kâmil Paşa gibi 50-60 seneden beri efkârı 
hürriyet pervanesi olan bir adam böyle arz ettiğim gibi, 25 gün evvel buradan 
alkışlarla giden adam, ne olup da böyle bir hafta içinde birden bire en 
muhteran olan, en hürriyetperverane bir adam, müstebid oldu? Bu gibi şeyler 
tabii bir parça ehemmiyetsizlik verir" şeklinde konuştuktan sonra, Nazırların 
azledilmesinden bahisle, "...gördüm ki, bu mesele de Kanuni Esasinin 
aleyhinde bir şey yok. Kanunu Esasiye tecavüz vaki değil. Kanunu Esasi 
dairesinde her yerde Nazırlar, hükümdar gerek imparator olsun, gerek 
cumhur olsun, bunların vekilidir, vekilleri azl ve nasbetmek her devlette kabul 
edilmiş bir haktır, Hükümdara aittir. Bu, öteden beri biliriz ki, kuvvetler 
taksimine dair olan nazariyeleri teşkil eder. Kuvvetler yekdiğerinden ayrı 
olmalıdır ki, yekdiğerine tevafuk etmemelidir ki, kuvvetler arasında istibdat 
husule gelmeden hâsıl olsun." demiş ve devamla Nazırların mebus 

101 MMZC, C. I, s. 595. 

102 MMZC, C. I, s. 596. 



38 



olmadığından bahisle, bunların atanması hususunun tamamen hükümdara 
ait olduğunu belirtmiş ve olayın aceleye getirilmemesini, Çarşamba gününün 
beklenmesini tavsiye etmiştir 103 . Bu konuşma üzerine Dranç (İşkodra) 
Mebusu Esat Paşa ise, tahririn ertelenmesinin doğru olmadığını beyan 
etmiştir 104 . Daha sonra söz alan Kırkkilise (Kırklareli) Mebusu Emrullah Bey 
ise, "Kanunu Esasiye bir darbe vurulduğunu" ifade ederek, "olay bununla 
kalmış olsaydı tahririn belki Çarşamba gününe ertelenmesine müsaade 
edebilirdik" diyerek, işin içine başka bir işin girdiğini ifade etmiştir. 

Kırkkilise (Kırklareli) Mebusu Emrullah Bey'e göre, "Heyeti Vükeladan 
tereşşuh (sızan) etmiş bazı sözler" vardır. Sızan bu sözlerde, "Harbiye ve 
Bahriye Nazırının askerlerimizin bir kısmını şey edecek, bunların hissi 
vatanperveresini tahdiş" edebileceğini ifade etmektedir. Belki bir tesadüftür, 
Emrullah Bey'in konuşmasının ardından Meclisi Mebusan'a, İstanbul'da 
bulunan 8 Zırhlı süvarinin kumandanlarının imzasıyla, nerdeyse meclisi tehdit 
eden bir yazı gelmiştir 105 . Gelen bu yazıya Meclisin tepkisi şu surette 
olmuştur. Ankara Mebusu Mahir Said Bey tepkisini, "asker siyasete katılmaz 
efendim" sözleriyle belirtmiş, Kütahya Mebusu Abdullah Azmi Bey ise, 
"askerler, Meclisi Mebusana istida (dilekçe) vermekten memnu' mudur 
efendim?" sözleriyle olayın normal bir davranış olduğunu ifade etmiş, Ankara 



103 MMZC, C. I, s. 596-597. 

104 MMZC, C. I, s. 597. 

Meclis-i Mebusan Riyaset-i Celilesine 

Maruzu çekerdir. 

Merbutan huzuru âsafânelerine ve sureti musaddakası Sadareti Uzmaya takdim kılınan 
mufassal protestoda arz ve beyan edildiği üzere, Harbiye ve Bahriye Nazırlarının şöyle bir 
zamanda ve bila sebep tebdilleri Meşrutiyete muvafık görülmeyeceği ve ileride şayanı 
teessüf ahvalin zuhur edecei anlaşılmasına binaen, her halde husûsâtı mâruzanın Meclisi 
Mebusanca nazarı dikkate ve ehemmiyete alınarak icabının acilen bezli inayet buyurulmasını 
ehemmiyetle rica olunur. Ol babda... 29 Kânunusani 1324. 

Abdülmecid Kruvazörü Süvarisi, Abdülhamid Kuruvazörü Süvarisi, Zırhlı Asarı Tevfik 
Süvarisi, Peyki Şevket Kruvazörü, Zırhlı Fethi Bülent Süvarisi, Zırhlı Mesudiye Süvarisi, Zırhlı 
Donanmai Hümayun Komodoru, Berki Satvet Kuruvazörü (hepsinin altında rütbe ve 
mühürleri vardır), Bkz, MMZC, C. I, s. 598-599. 



39 



Mebusu Talat Bey ise, "Selameti vatanı tehlikede gören her fert karışabilir." 106 
şeklinde tepkilerini dile getirmişlerdir. 

Daha sonra söz alan İstanbul Mebusu Kozmiti Efendi, Sadrazamdan 
gelen tezkereden bahsettikten sonra, bahriye askerlerinden gelen mazbata 
ve İstanbul'da bulunan 40 tabur askerin en büyük subayından en küçük 
rütbeli askerine kadar Meşrutiyetin devamının güvencesi olduğunu belirterek, 
istizahta acele edilmemesini ifade etmiştir 107 . Daha sonra söz alan İstanbul 
Mebusu Zehrap Efendi ise , "...diğer taraftan bir heyecandan, bir galeyandan 
bahsolunuyor, bu heyecan, hakikaten var mıdır? Ben şayanı muhakemedir." 
dedikten sonra, "...Hele şu donanmanın süvarileri tarafından gelen varakayı 
anlamıyorum. Bunların kendileri burada hasbel hamiye hasbel vazife memur 
iken, kendi yedlerindeki kuvvetin senedi hiçbir kimsenin yedinde mevcut değil 
iken, kendileri nasıl gelip de diyebilirler ki heyecan var, asayiş muhtel olur? 
Beze kalkıp da asayiş muhtel olmak tehlikesindedir; bu sözü kendilerinden 
bize tefhim eylemesidir" dedikten sonra, "meşrutiyeti muhafazaya herkes 
kendi hesabına mecburdur" diyerek meşrutiyetin korunmasının sadece 
askere ait olmadığını belirtmiştir 108 . Meclis'te görüşmelere ara verildiği sırada 
Meclisi Mebusa Başkanlığına Kâmil Paşa'dan ikinci bir tezkere gelmiş, ilk 
tezkeresinde yer vermiş olduğu maddelerden bahsetmeyerek, "kaynağı 
bilinmeyen söylentiler, önemsiz olduğu gibi bugün hiçbir heyecan mevcut 
olmadığından" izahatını çarşamba günü vereceğini belirtmiştir 109 . 

Meclis'te konuşmalar tekrar başlamış; söz alan Sivas Mebusu Hüsnü 
Bey," şimdi Nazım Paşa Harbiye Nezaretinde kaldıkça, onun için gerek 
Meclisi Mebusana, gerekse Meşrutiyet'e hiçbir tehlike olmadığını" belirterek, 
istibdat döneminde olduğu gibi "<mış>lara" kapılmamak gerektiğini ifade 
etmiştir 110 . Hüsnü Bey'den sonra söz alan Bolu Mebusu Habib Bey, Bahriye 



106 MMZC, C. I, s. 599. 

107 MMZC, C. I, s. 600-601. 

108 MMZC, C. I, s. 602. 

109 



110 



Tezkirenin tamamı için Bkz, MMZC, C. I, s. 603. 
MMZC, C. I, s. 604. 



40 



askerlerinin yollamış olduğu dilekçe ve avcı askerleri hususuna değinmiş ve 
Kâmil Paşa'yı suçlayarak, "ben, iki nokta-i nazardan söz söylemek istiyorum 
Bahriye Zabıtanının bu yolla bir mazbata ile Meclisi Mebusana müracaat 
etmeleri muvafık değildir, dediler. Vakıa bu, işin aslı muvafık olmayabilir ve 
olmaz da. Fakat bunlar meşru bir yol takip etmek istiyorlar. Zira diyorlar ki, 
başımıza konulmuş olan Hüsnü Paşa, devri sabıkta hafiyeliği ile vesair bir 
takım ahvali hususiyesiyle kötü bir yer kazanmıştır. Bu adam bu mevkiye 
gelmekte, biz asker olduğu için itaate mecburuz, borçluyuz. İtaat ettiğimiz 
halde donanmalarımızı Halic'e hapsedecek 111 . Bir kuvvet kalmayacak 
istibdatın ihyasına vesile ile çalışacaklar. Bunun için biz bunu kumandan 
tanımayız. Zira biz tanırsak, itaate mecburuz diyorlar. Bundan dolayı vaki 
olan hareketlerinin bir hata gibi edilmesi lazımdır. 

İkincisi de, Sadrazamın, bu gibi dolapları, fırıldakları çevirmeye neden 
dolayı mecbur olduğunu anlamak lazım. Ahvale bakılırsa, birkaç sebep var: 
Birincisi, burada bulunan avcı taburlarının, kışlaları münasebetiyle daima o 
civarda, Yıldız civarında manevra yapmaları. Zira bunların zabitleri vaktiyle 
vatan için, millet için ayağından çarığı çıkarmamış, dağda, bayırda yorulmak 
bilmez gayur, genç, hamiyetli adamlardan ibarettir. Bunlar milletlin yedirdiğini 
helal ettirmek için çalışmak istiyorlar. Bunun içinde civardaki arazinin 
ahvalinden istifade ile talim ve manevra yapıyorlar. Sadrazam, bunların bu 
manevralarını senet, bir hüccet makamında tutarak, güya Saray etrafındaki 
büyük manevraları bir suikasta müstenit imiş gibi göstermeye çalışıyor. 
Bunun için bu taburları buradan atmak yolunu düşünüyor. Bu vecihle 
Mabeyne yaranmak istiyor" , " ikincisi, donanmanın hareketidir. Zira donanma 
Marmara'ya gidip gelirken, ara sıra Beşiktaş'ın önünden geçiyor, yahut orada 
demir atıp yatıp duruyor. Evvelden beri zaten Padişahı 'donanma ve ordu 
aleyhinde bulunacaktır' diye korkuttuklarından, bunların şu vaziyette 
bulunmaları, Padişaha "Senin aleyhinde istimal edecekler" gibi bir senet 



Kazım Karabekir eserinde Hüsnü Paşa'dan donanma kumandanına şöyle bir tezkere 
geldiğinden bahsetmektedir. "Donanmanın tamirine ait raporları önderin. Biran evvel Halic'e 
alıp tamire başlatacağız.", Karabekir, a.g.e. s. 420. 



41 



makamında gösteriyor. İşte Çarşamba gecesi de Mabeyne bu yoldan 
söylemişlerdir ki «bunlar senin hal'ine çalışacaklardır» 112 "diyerek 113 , 
Sadrazamın, Padişahı yanlış bilgilendirerek kendisine çıkar sağladığını 
belirtmiştir. Bağdat Mebusu İsmail Hakkı Bey de, "... İşte bugün, büyük bir 
darbe karşısında bulunuyoruz. Heyeti Vükela, Meşrutiyete büyük bir darbe 
vurduğu gibi, Başvekilimiz bu Meclisi Mebusanın haysiyetine, izzetinefsine 
dokunacak büyük darbe, en büyük darbeyi vurdu. Bugün millet, bizi imtihan 
ediyor. Eğer bu imtihandan millet karşısında eseri zaaf ve cebanet 
gösterirsek, millet, bizi bednam edecektir" diyerek, 114 Kâmil Paşa'nın bu 
hareketiyle Meşrutiyete bir darbe vurmuş olduğunu belirtmiştir. 

Ankara Mebusu Talat Bey, Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'nin İttihat ve 
Terakki Cemiyeti tarafından tahta oturtulacağına dair dedikodulara karşı, 
"...demek ki İkinci Veliahd - Veliahd-ı Sânî tabirine de yoktur - Yusuf İzzettin 
Efendiyi iclas hakkındaki müfteriyatı Osmanlı İttihat Cemiyeti hiçbir vakitle 
kabul edemez. Bunu kat'iyyen ve şiddetle reddederim" 115 diyerek bu 
dedikoduların gerçeği yansıtmadığını ifade etmeyi uygun görmüştür. Bu tip 
haberler Avrupa basınında da çıkmıştır. Örneğin Paris'te çıkan Figaro 
Gazetesi bu söylentilere yer vermiştir 116 . Daha sonra 102 Mebus imzası ile 
Meclis Başkanlığına, Kâmil Paşa Hükümetine "âdem-i itimat" beyan eden bir 
karar verilmiş 117 , bu karar üzerine oylama yapılıp yapılmayacağı üzerine 
tartışmalar sürerken, Meclis Başkanlığına Kâmil Paşa imzalı bir tezkere 



12 Aynı bilgiyi Mabeyn Başkâtibi Ali Cevat Bey'de doğrulamaktadır. Bilgi için Bkz, BOA, Fon 
Kodu: Y..EE..., Dosya No: 94, Gömlek No: 40, Tarih: 19/M/1327, 
,,3 MMZC, C. I, s. 605. 
114 MMZC, C. I, s. 607. 

115 MMZC, C. I, s. 610. 30 Kânunusani) 1327(12 Şubat 1909 Cuma gecesi Mabeyin'e gelen 
Binbaşı Enver Bey(sonradan Paşa) ve Avcı Taburları Kumandanı Remzi Beyler, " Yusuf 
İzzettin Efendi hakkında deveran edip Terakki ve İttihat Cemiyetine itaf edilmek istenen 
şayiadan Cemiyetin biri ve azı olduğunu Padişah Efendimiz Hazretlerine ispat için Avcı 
Taburlarının Selamlık Resm-i Aliyesinde bulunmadığı ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin Zat-ı 
Hümayun-ı Şahane'ye karşı daima sadık bulunduğu hakkında" beyanda bulunmuşlardır. 
Bkz, BOA, Fon Kodu: Y.EE..., Dosya No: 94, Gömlek No: 40, Tarih: 19/M/1327; Sina 
Akşin'e göre de, Rıza Paşa ve Arif Paşa'da Yusuf İzzettin Efendi'yi tahta geçirmede yardımcı 
olacaktır. Aksin, a.g.e., s. 167. 

116 Haber için bkz, BOA, Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 34, Gömlek No: 3372. 

117 MMZC, C. I, s. 610. 



42 



gelmiş; Kâmil Paşa gönderdiği tezkerede," ... galeyan-ı efkârdan dâhilen ve 
haricen husule gelecek vehametin mesuliyeti badilerine ait olmak üzere 
hemen bil'istifa Mühr-ü Hümayunu Zat-ı Şahanelerine arz ve takdim ile 
Meclis-i Mebusan'a hazırlamakta olduğum beyanatı matbuat vasıtasıyla neşr 
ve ilana mecbur olacağımdan bu babda cevab-ı âlilerine muntazır 
olduğundan" 118 diyerek, istifadan sonra çıkacak vahim olayların 
sorumluluğunun meclise ait olacağını belirtmiştir. Kâmil Paşa, tıpkı Mithat 
Paşa gibi düşünerek, "ben gidersem halk ayaklanır" kabilinden düşünmüş, 
Meclise karşı son kozunu tehdit olarak oynamış ancak başarılı olamamıştır. 



Meclisin yaptığı oylamada, Kâmil Paşa Hükümetine 207 oydan 8 kişi 
itimat oyu vermiş, 196 kişi itimatsızlık oyu vermiş ve Kâmil Paşa Hükümeti 
resmen düşmüştür 119 . Ahmet Rıza Bey oylama sonucunu bir tezkere ile 
Kâmil Paşa'ya bildirmiştir 120 . Böylece Kâmil Paşa'nın istifasından önce 
Meclis, Hükümeti düşürmüş ve aynı gece saat 4 dolaylarında (22.20) II. 
Abdülhamid'in huzuruna çıkan Meclis Başkanı Ali Rıza Bey ve Meclis İkinci 
Başkanı Talat Bey, Kâmil Paşa'ya Meclis tarafından 198 121 oyla itimatsızlık 
oyu verilmiş olduğunu belirterek, Padişah'tan Kâmil Paşa'nın yerine, 
"ehemmiyet-i ahaliye ve hariciyeye adamaya müsait" birinin Sadarete 
atanmasını talep ve rica etmişlerdir. Bunun üzerine II. Abdülhamid, düşen 
kabinede Dâhiliye Nâzın olan Hüseyin Hilmi Paşa'yı Sadarete, kendisine 
istifasını veren Şeyhülislam Cemalettin Efendi'nin yerine de, Rumeli 
Kazaskeri olan Ziyaeddin Efendi'yi atamıştır 122 . 

İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Gerard Lowther'in Londra'ya 
göndermiş olduğu 1908 Yılı Türkiye raporunda, Kâmil Paşa'nın sadareti 
boyunca "üç kuvvete karşı" başarılı olduğunu belirtmektedir. Büyükelçinin 



,,8 MMZC, C. I, s. 610. 

119 Oyların dağılımı için Bkz, MMZC, C. I, s. 613-614. 

120 BOA, Fon Kodu: Y.EE..KP, Dosya No: 34, Gömlek No: 3367. 

"' Herhalde oylamada geçersiz sayılan 2 oy itimatsızlık oyu olarak görülmüştür. 
122 BOA, Fon Kodu: Y.EE.., Dosya No: 94, Gömlek No: 40, Tarih: 19/M/1327. 



43 



raporunda belirttiği üç kuvvet sırasıyla, "yetkilerine itiraz eden" Meclis; Avcı 
Taburlarını geri göndermeyi arzu ederek, "3. Kolordu'nun bir araya getirilmiş 
taburlarına karşı (Avcı Taburları kastediliyor) suçlandığı güvensizlik ve son 
olarak ta "genellikle Kâmil Paşa'nın işi olarak düşünülen, aslına bakılacak 
olunursa Hüseyin Hilmi Paşa tarafından kabaca planlanan, kanunla Meclise 
tanıtılan" basındır 123 . 

Böylece 5 Ağustos'ta Hükümete gelen Kâmil Paşa, 14 Şubat 1909'da 
Meclisin vermiş olduğu "âdem-i itimad" oyları ile düşürülmüş oluyordu. Kâmil 
Paşa'nın yerine sadarete atanan Hüseyin Hilmi Paşa, Rumeli Umumi 
Müfettişliğinde bulunmuş, Kâmil Paşa Hükümetinde Dâhiliye Nazırlığı yapmış 
bir devlet adamıdır. İttihatçı olmasa bile, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yakın 
olan Hüseyin Hilmi Paşa'nın sadarete getirilmesi ile İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'nin hükümeti resmen ele geçirmiş olduğu söylenebilir. 



f) Gazeteci Mehmet Samim Bey ve Hasan Fehmi Beyin Öldürülmeleri ve 
Bunun Üzerine Yapılan Protesto Gösterileri 



31 Mart İsyanı'na yaklaşırken Hasan Fehmi Bey'in Galata Köprüsü 
üzerinde kimliği belirsiz şahıs ya da şahılar tarafında öldürülmesi 
kamuoyunda büyük bir infiale sebep olacaktır. Ancak faili meçhul bir şekilde 
öldürülen sadece Hasan Fehmi Bey değildir. Buna benzer bir olay da; 
Ahrardan ve Mizancı Murad Bey'in hizmetinde bulunanlardan Mekteb-i 
Mülkiye mezunu ve Düyun-ı Umumiye'de memur olan Bakırköylü Zeki Bey'in 
sokak ortasında öldürmesi olmuştur. Hasan Fehmi Bey olayı ile benzer yanı 
ise katillerinin bulunamamış olmasıdır 124 . 



123 Ayrıntılı bilgi için bkz, BDFA, Doc No: 26, s. 1 10. 

' 4 Süleyman Şefik Paşa'ya göre ise katiller bilerek yakalanmam ıştır. Bkz. Süleyman Şefik 
Paşa, Hatıratım; Başıma Gelenler ve Gördüklerim; 31 Mart Vak'ası, (Çev: Hümeyra 
Zerdeci), Arma Yay., İstanbul, 2004. s. 163. 



44 



Süleyman Şefik Paşa'nın anılarında geçen Mehmet Samim Bey'in 
öldürülmesi olayı sanki 31 Mart İsyanı'nın bir kopyası gibi karşımıza 
çıkmaktadır. Şefik Paşa olayı şöyle nakletmektedir: "Yine Mart (Rumi) ayı 
içerisinde İttihatçıların muhalifi olan Mehmet Samim Bey Köprü üzerinde 
tabanca kurşunuyla alenen öldürülmüş, vuranların zabit olduğu bilindiği halde 
hükümet hiçbir harekette bulunmamış oluğundan, Samim'in cenaze alayına 
iştirak eden yüz binlerce halk dalgaları, cenazeyi Ayasofya Camii yanında 
bulunan Millet Meclisi önüne götürüp orada Millet Meclisine hitaben bu 
cinayetin failini isteriz. ( Başı isteriz) [Yani Harbiye Nâzın Ali Rıza Paşa, 
Hüseyin Cahid, Talat, Cavid, Ahmet Rıza] diye bağırdılar. Hükümet bu 
nümayişe karşı da suskun kalmıştır. Özetle anlaşılıyordu ki memlekette bir 
galeyan vardır. İttihat hükümeti halkı memnun edememiş ve etmek 
kabiliyetinden de mahrumdu" 125 . Yukarıda bahsi geçen olay belki de Hasan 
Fehmi Bey'in ölümünün ardından meydana gelecek havanın bir habercisi 
gibidir. 

Serbesti Gazetesi Başyazarı Hasan Fehmi Bey, Teselya Yenişehir'den 
zengin bir Arnavut aileye mensuptur 126 . Abdülhamid devrinde Avrupa'ya 
kaçmış, daha sonra Mısır'a geçmiş, orada Mahmut Paşa'nın çiftliğinde 
hizmet görmüş 127 ve bu arada "Emel" isimli bir gazete çıkarmıştır. Hasan 
Fehmi Bey, mülkiye mezunu, aydın ve sevilen bir kişidir. II. Meşrutiyetin 
ilanından sonra İstanbul'a gelmiş ve o da muhalefet saflarına katılmıştır 128 . II. 
Meşrutiyet'ten sonra yurda dönen Hasan Fehmi Bey'in çalıştığı ilk gazete 
Hukuku Umumiye Gazetesi olmuştur. Gazetenin yazı işleri müdürü de 
Mevlanzade Rıfat'tır. Hukuku Umumiye İttihat ve Terakki yönetimine karşı 
çıkan gazetelerin başında yer almıştır. Hasan Fehmi Bey daha sonra 



125 Süleyman Şefik Paşa, a.g.e., s. 165 

6 Osman Selim Kocahanoğlu, Derviş Vahdeti ve Çavuşların İsyanı, 31 Mart Vakası ve 
İslamcılık, Temel Yay., İstanbul, 2001. s. 135; ayrıca bkz. Sabah, Nu: 7017, 8 Nisan 1909. 
127 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C. IX, TTK Yay., Ankara, 1 999. s. 83. 

128 w 

Kocahanoğlu, a.g.e., s. 135 



45 



Serbesti Gazetesinin başyazarı olmuştur. 12 Kasım 1908'de yayına başlayan 
Serbesti Gazetesinin sahibi ve yazı işleri müdürü yine Mevlanzade Rifat'tır 129 . 

Hasan Fehmi Bey, çalıştığı her iki gazetede de İttihat ve Terakki ve 
Yıldız yönetimine karşı amansız bir basın mücadelesine girişmiştir. Hasan 
Fehmi Bey yazılarını muhalefet gazetesinin de üzerinde, İttihat ve Terakki ve 
Yıldız'a karşı çok ağır ifadeler ile doldurmuştur 130 . Enver Ziya Karal'a göre bu 
yazıların maksadı; Padişah'tan ve İttihatçıların düşmanlarından para 
koparmaktır. Hasan Fehmi Bey, İttihatçılara karşı sert yazılar yazmakla da 
yetinmeyerek, İkdam Gazetesi yazarlarında ve Ahrar Partisi üyelerinden Ali 
Kemal ile birlikte İttihatçılar aleyhine konferanslar vererek ve çirkin bir dil ile 
onlara hakaretler savurmakta idi 131 . Francis Mc Cullagh'a göre ise; Serbesti 
Gazetesi küfürbazlığı ile birçok düşman edinmiştir. Ancak, özellikle Ahmet 
Rıza'ya pek amansız saldırılarda bulunduğu içindir ki, genel olarak bir 
muhalefet gazetesi gözüyle bakılmıştır 132 . Şevket Süreyya Aydemir'e göre 
Hasan Fehmi Bey, ciddi bir insan, değerli bir gazetecidir. Muhalefette belki 
aşırıya gitmiştir ancak, nihayetinde bu bir basın mücadelesiydi. Şöyle ki 
Hasan Fehmi Bey'in yazıları, Derviş Vahdeti'nin Volkan gazetesindeki 
ölçüsüz, değersiz, demagojik tahrikler gibi sevimsiz değildir 133 . Nitekim 
Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesinin, basında ve kamuoyunda bu kadar infial 
yaratmasının nedeni; basın mücadelesinin, silahlı mücadeleye döndürülerek 
kan akıtılmış olmasıdır. 

Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesi konusunda İkdam ve Sabah 
Gazetelerinde tafsilatlı bilgiler verilmiştir. Olay sırasında yaralanan Şakir Bey 
daha önce Hicaz Vilayeti içinde kaymakamlık yapmıştır. Hicaz Valiliği'ne 



9 Hikmet Çiçek, Dr. Bahaeddin Şakir; İttihat ve Terakki'den Teşkilatı Mahsusa'ya Bir 

Türk Jakobeni, Kaynak Yay., İstanbul, 2004. s. 86. 

130 « 

Enver Ziya Karal, a.g.e. s. 83; ayrıca bkz, Kocahanoglu, a.g.e. s. 135. Hasan Fehmi 
Bey'in öldürülmesi sırasında yanında olan Şakir Bey: "onlara kaç kere o kadar şiddetli yazı 
yazmayın diye ihtar ettim." diyerek yazıların dozajının kaçtığını ifade etmiştir. Sabah, Nu: 
7017, 8 Nisan 1909. 

131 Karal, a.g.e., s.83. 

132 McCullagh, a.g.e., s. 71. 

133 Aydemir, a.g.e., s. 132. 



46 



atanan Ferik Hadi Paşa'ya giderek, ondan Hicaz dâhilinde bir kaymakamlık 
talep etmek niyetinde olduğunu Hasan Fehmi Bey'e anlatmış ve kendisinin 
de tanınmış bir gazeteci olduğu için, beraber gitmeyi teklif etmiştir. Hasan 
Fehmi Bey ise, Hadi Paşa ile kendisinin tanışıklığının olmadığını; fakat Ergiri 
Mebusu Müfit Bey'in Hadi Paşa'yı çok iyi tanıdığını ifade etmiş ve bu işi ona 
arz edeceğini ve kendisiyle beraber Hadi Paşa'ya gitmenin doğru olacağını 
söyleyerek, olay günü buluşmak üzere sözleşmişlerdir. 

Olay gecesi Şakir Bey, ezani saatle 12 sıralarında Serbesti gazetesi 
idare binasına gelmiştir. Hasan Fehmi Bey de Şakir Beyle beraber Hadi 
Paşa'ya gideceklerini gazete sahibi Mevlanzade Rıfat Bey'e ifade emiştir. 
Rıfat Bey de Hasan Fehmi Bey'e, "eğer geç kalırsanız Beyoğlu'nda bir otelde 
yatınız" diyerek, Hasan Fehmi Bey'e bir miktar da para vermiştir. Hasan 
Fehmi Bey ile Şakir Bey, saat 1.30 sıralarında gazeteden çıkmışlar, Karaköy 
köprüsünden Galata'ya geçerek tramvay vasıtasıyla Tepebaşı'na gitmişlerdir. 
Hadi Paşa, Tepebaşı'nda bir otelde kaldığı için Hasan Fehmi ve Şakir Beyler 
orada inmişlerdir. Hasan Fehmi Bey ve Şakir Bey otele gittiklerinde 
garsondan "Hadi Paşa'nın rahatsız olduğunu ve aşağı inemeyeceğini, Müfit 
Bey'in ise yattığım" öğrenmeleri üzerine; ertesi sabah erkenden otele tekrar 
gelmek üzere otelden ayrılmışlardır. Daha sonra Tokatlıyan Gazinosuna 
giderek birer çay içmek istemişler, fakat ayakkabılarının kirli olması nedeniyle 
Galatasaray Lisesi yanında buluna bir boyacı dükkânına girerek 
ayakkabılarını boyattıkları sırada Hasan Fehmi Bey Ahrar Fırkası Genel 
Sekreteri Nusreddin Ferruh Bey ile meşhur şair Celal Sair Bey ile ayaküstü 
konuşmuş, daha sonra Tokatlıyan Gazinosunda çay içen iki arkadaş Hasan 
Fehmi Bey'in arkadaşı Kâmil Beyle Britanya Otelinde biraz oturduktan sonra 
Kâmil Bey'de yanlarında olduğu halde Beyoğlu'nda bulunan Tünele doğru 
yürümüşlerdir. 

Hasan Fehmi Bey Galata Köprüsüne yürüdükleri sıradai Şakir Bey'e, 
Serbesti Gazetesini daha güzel bir yere taşıyacaklarını ve bu konuda 



47 



açıklama yaptığı bir sırada köprü ücreti olan 20 parayı verip köprü üzerinde 
yürümeye başlamışlardır. Tam köprünün orta yerine, köprünün büyük 
ayaklarının bulunduğu yere geldikleri zaman, Hasan Fehmi Bey Şakir Bey'in 
sağ tarafında olduğu halde, bir anda sol taraftan silah sesleri işitilmiş ve Şakir 
Bey, silahın sesiyle birden bire sendelemiş ve arkasına baktığı sırada siyah 
kaput giymiş, yakasında kırmızı işaret bulunan 134 , az kara bıyıklı bir şahsın 
silah atmakta olduğunu ve aynı zamanda "Mevlan! Mevlan!" 135 diye 
bağırdığını duymuşsa da, düğmelerinin parlamasından bu kişinin bir zabit 
olmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir 136 . 

Şakir Bey, Hasan Fehmi Bey'in vurulmasının ardından İstanbul 
yönüne doğru koşmuş, orada bulunan polis noktasına giderek olayı 
anlatmaya çalışmıştır. Ancak isminin Hakkı olduğu öğrenilen polis memuru, 
Şakir Bey'i tutuklayarak karakola götürmüştür. Karakolda Polislere 
arkadaşının yaralı olarak yatmakta olduğunu anlatmaya çalışan Şakir Bey, 
yanında polis memurları olduğu halde köprüye gelmişler ve polisler, köprüde 
Hasan Fehmi Bey'in yaralı olduğunu görmelerine rağmen Hasan Fehmi Bey 
ve Şakir Bey'i getirilen bir arabaya bindirerek Zabtiye Nezaretine 
götürürken 137 Hasan Fehmi Bey Mekteb-i Hukuk karşısındaki Molla Ferani 
Camii Şerifi önüne geldiği sırada yaralarının da tesiriyle araba içinde 
ölmüştür 138 . Hasan Fehmi Bey'in ölümü üzerine düzenlenen adli tıp raporu 
sonuncunda, Hasan Fehmi Bey'e atılan üçüncü kurşunun Hasan Fehmi 
Bey'in ölümüne sebep olduğu bildirilmiştir 139 . Zira kurşunlardan biri Hasan 
Fehmi Bey'in ciğerlerini parçalayarak kanın içeri akmasına sebep olmuştur. 
Yani Hasan Fehmi Bey iç kanama sonucu ölmüştür. Olay sırasında köprüde 



134 İkdam, Nu: 5341, 8 Nisan 1909. 



15 Bazı kaynaklarda ise bu ifade "Al Mevlan!" olarak geçmektedir. Volkan, Nu: 98, 8 Nisan 
1909; ayrıca bkz, İkdam, Nu: 5341; Ecvet Güresin, 31 Mart İsyanı, Habora Kitabevi Yay., 
İstanbul, 1969. s. 39-40. 

136 "Mecruh Şakir Bey'in İfadesi", Sabah, Nu: 7017, 8 Nisan 1909. 

137 İkdam, Nu: 5341, 8 Nisan 1909. 

138 Sabah, Nu: 7017, 8 Nisan 1909. 

1 39 w 

Hasan Fehmi Bey'in ölüm raporunda bildirildiğine göre; "(...)kurşunlardan biri zavallı 
Hasan Fehmi Bey'in sağ kulağının altından girerek sol kulağı memesi üzerinden ve ikincisi 
sağ yanağından girip sol yanağından çıkmış ve üçüncüsü de yan tarafına değdikle dâhilde 
kalmıştır." İkdam, Nu: 5341, 8 Nisan 1909. 



48 



nöbette bulunan Hakkı Efendi isimli polis memurunun ifadesine göre olay 
şöyle gelişmiştir: "Hakkı Efendi işittiği silah sesleri üzerine köprüye doğru 
yürüdüğü sırada bir adamın koşarak geldiğini görmüş, gelen kişiyi derdest 
ettiğini (tutukladığını) ve tutukladığı kişiyi karakola götürdüğü zaman yaralı 
olduğunu ve arkadaşının vurulup köprü üzerinde kaldığını söylemesiyle 
karakolda mevcut diğer memurla beraber olay yerine gittiklerini ve kendisinin 
bundan başka gördüğünün olmadığını" 140 İfade etmiştir 

Şakir Bey, Zabtiye Nezareti'nde iken, Serbestî Gazetesi sahibi 
Mevlânzade Rıfat Bey de nezarete gelmişti. O sırada nezarette bulunan 
Mebusan Meclisi Başkanı Ahmet Rıza Beyle karşılaşan Rıfat Bey, olayı 
Ahmet Rıza Bey'e anlatmış ve Ahmet Rıza Bey'den şu cevabı almıştır: 
"Şahsiyat ile uğraşanların akıbeti böyle olur" 141 . Bu cevap Rifat Bey'de, 
Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesinde bir İttihatçı parmağı olduğunu 
düşündürmüştür. Ancak Hasan Fehmi Bey'in, Ahmet Rıza Bey hakkında 
yazdığı yazılar dikkate alındığında, bu sözün şahsi olduğu kanaati daha ağır 
basmaktadır. 

11 Nisan tarihli Volkan Gazetesi'nde çıkan bir haber ilginçtir. "Cinayet 
Başka Bir Şekle mi Girecek?" isimli bir haberde, "...dünkü gazetelerin bir 
ikisinde mecruh Şakir Bey'in yarasının evvelce arkadan olduğu söylenirken, 
şimdi Gülhane Hastanesi müdürü ve sertabibi muallim Doktor Viting Paşa ile 
seririyyat-ı cerrahiye muallimi Doktor Orhan Bey ve Zabtiye Etibbasından 
Simon Beylerin vaki olan muayeneleri neticesinde Şakir Bey'in ön taraftan 
cerh edilmiş (yaralanmış) olduğunu tahakkuk etmiştir deniliyor" 142 
demektedir. Bu haberin önemli tarafı, olaydan sonra yapılan tahkikatın 
değiştirilmeye çalışıldığıdır. İkdam Gazetesinin 8 Nisan ki sayısına göre 
haberde adı geçen doktorlardan Orhan Bey'in yapmış olduğu ilk 



140 İkdam, Nu: 5341, 8 Nisan 1909 

141 Volkan, Nu: 98, 8 Nisan 1909. 

142 Volkan, Nu: 101, 11 Nisan 1909. 



49 



muayenesinde, Şakir Bey'in arkasından yaralandığı şeklindedir 143 . Aynı 
doktorun iki ayrı rapor da farlıklı teşhisler koyması Volkan gazetesinin de 
dikkatinden kaçmamıştır. 

Olayın basındaki ve toplumdaki yansımaları beklenenden daha büyük 
olmuştur. Zaten gergin olan hava iyice gerginleşmişti. Hasan Fehmi Bey'in 
öldürülmesinin, Avusturya-Macaristan prensinin bir Sırplı tarafından suikast 
vasıtasıyla öldürülmesi v I. Dünya Savaşı öncesi o gergin havayı ateşleyen 
olay olarak tarihe geçmesi gibi, 31 Mart İsyanını tetikleyen en önemli olay 
olarak görmek doğru bir değerlendirme olur. 

Gerçekten de bu olay, 31 Mart İsyanı öncesi bardağı taşıran son 
damla olmuştur. Kamuoyunun o günlerdeki düşüncesi, bu olayın İttihat ve 
Terakki cemiyeti tarafında yapıldığıdır. Şevket Süreyya Aydemir'e göre bu 
suikast çok çirkin, hem de yersiz ve ayrıca bu cinayetin zamanı da çok kötü 
seçilmiştir. Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesine tepkiler çok büyük olmuştur. 
Olaydan sonra yakalanamayan katili herkes, tam bir hüküm birliği ile İttihat ve 
Terakki'nin bir ajanı olarak kabul etmiştir. Bu kanaat daha ilk günden, 
bilhassa aydınlar, basın ve yüksek öğretim gençliği arasına yerleşmiştir 144 . 
Faroz Ahmad'da Hasan Fehmi Bey'in İttihat ve Terakki hakkında yazmış 
olduğu bir yazı sebebiyle öldürülmüş olabileceğini iddia etmektedir 145 . 

Vahdeti, Volkan Gazetesinde bu olayla ilgili ateşli bir yazı yazmıştır. 
Vahdeti, Hasan Fehmi Bey'i "Peygamberimizin büyük oğlu Hz. Hasan'a 
benzeterek" kendisini aşmıştır diyebiliriz. Vahdeti hangi ruh hali ile bu 
benzetmeyi yapmıştır bilinmez. Vahdeti bu benzetmeyi o dereceye getirmiştir 
ki; "Nedir bu, aranızdaki münasebet, Hasan? Sen o musun, yoksa o, sen" 



143 İkdam. Nu: 5341. 8 Nisan 1909. 



144 Aydemir, a.g.e., s. 130. 

45 Bunun nedenini Faroz Ahmet şu habere bağlamaktadır, "6 Mart'ta Serbestî gazetesinde 
yayımlanan bir belgede İttihat ve Terakki'nin eski rejimin yozlaşmış memurlarından şantaj 
yoluyla para alındığı iddia ediliyordu. Birkaç gün sonra aynı gazetede Temmuz İhtilalinin 
kahramanlarından Niyazi'nin İttihat Terakki'den istifa ettiğini yazdı. Ancak, Niyazi bu haberi 
derhal yalanmıştır." Bkz, Ahmad, a.g.e., s. 68. 



50 



diyecek kadar ileri gitmiştir. Vahdeti bu yazısında, İttihat ve Terakki 
Cemiyetini "Yezidler" olarak nitelendirmiştir. Vahdeti'nin bu yazısında dikkat 
çeken bir ifade de, yine Hz. Hüseyin'i kastederek "O, Allah'ın emri bize biattir 
diyordu; sen de, Kanun-ı Esasi ki, şeraittir, vacibe-i zimmet, ona itaattir 
diyordun" demek suretiyle, Kanun-i Esasi'yi şeriat olarak gördüğünü 
belirtmektedir 146 . 

Hasan Fehmi Bey'in kimler tarafından öldürülmüş olduğu resmi olarak 
açıklanmamıştır. Ortada gezen söylentilere göre bu olayda 1925 yılında İzmir 
suikastında da adı geçecek olan İttihat ve Terakkinin silahşorlarından olduğu 
söylenen Abdülkadir'in ismi geçmektedir 147 . Bir kaynağa göre ise, Hasan 
Fehmi Bey'i öldüren gene İttihat ve Terakkinin fedailerinde olan Rizeli Laz 
Emin ve Üsküdarlı Vahit'tir. Bu iki kişi Meşrutiyetten önce katillikten dolayı 
müebbet hapise hükümlü iken, meşrutiyetin ilanından sonra genel aftan 
yararlanarak serbest kalmıştır 148 . 31 Mart İsyanı'ndan sonra yayınlanan Sıkı 
Yönetim Mahkemesi raporunda; II. Abdülhamid'in "Serbestî" gazetesinde 
aleyhinde çıkan yazılardan rahatsız olduğu ve Mevlanzade Rıfat Bey'i 
öldürmesi için Albay Halil Beyi memur ettiği ve bu yolda görüşmeler yaptıdığı 
şeklinde iddialarda bulunulmuştur 149 . Ancak Hasan Fehmi Bey'in ölümünde 
Sarayın etkili olup olmadığı kesin olarak belirlenememiştir. 

Bu olayı bizzat yaşamış olan Refi Cevat Ulunay, bu hadisenin katili 
hakkında şu görüşlerde bulunmuştur: "...Köprü o esnada biraz tenha idi. 
Sonra herhalde katil fırsattan istifade edip kaçabilecek kurnazlıkta usta bir 
adamdı. O zaman Yakup Cemil'in isimi üzerinde durulmuştur 150 . 



146 Volkan, Nu: 100, 10 Nisan 1909. 

147 Aydemir, a.g.e., Dipnot 1. 

8 Mustafa Turan, Elli Beş Yıldır Esrarı Milletten Gizlenmiş Bir Facia, Taşkışla'da 31 
Mart Faciası, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1966. s. 40. 
149 Bayar, a.g.e., C. II, s. 407. 

Muammer Taylak, Saltanat, II. Meşrutiyet ve I. Cumhuriyet'te Öğrenci Hareketleri, 
Başnur Matbaası, Ankara, 1969. s. 62. 



51 



Bu olayda en çok konuşulan konu, katilin nasıl olup da iki tarafı polis 
kontrolü olan bir yerden kaçırılmış olması meselesidir. Bu mesele hakkında 
en mantıklı bilgiyi Mustafa Turan'dan almaktayız. Turan'a göre katiller, olay 
yerinden bir sandal vasıtasıyla kaçmıştır 151 . Köprünün iki yanında nöbet tutan 
memurların ifadelerinde, olaydan sonra kimseyi görmediklerini ifade etmeleri, 
Mustafa Turan'ın tezini kuvvetlendirmektedir. Ayrıca sabah gazetesinde 
yazıldığına göre "olay esnasında bir arabanın önünde sandık ve içinde bir iki 
zabit olduğu halde köprüden geçmekte olduğunu ve silahların patlamasından 
sonra, bu arda olayın ardından köprünün İstanbul kısmındaki karakol önünde 
görünerek İstanbul tarafına geçtiği polis memurlarının ifadesinden 
anlaşılmaktadır" iddia edilmektedir 152 . Görüldüğü üzere hem olayın kim 
tarafından yapıldığı, hem de yapan şahsın nasıl kaçtığı hakkında fazla bir 
bilgi bulunmamaktadır. Şu nokta çok önemlidir; tek görgü tanığı Şakir Bey'dir. 
Ve atılan 8 kurşundan sadece 1 tanesi Şakir Bey'e isabet etmektedir. Tabi ki 
bu husus kafaları karıştıran bir husustur. Şöyle ki, ortada tek şahidi olan bir 
kati olayı vardır. Bu olaydan birkaç gün sonra bir isyan çıkmaktadır. Bu 
konuda yapılan resmi tahkikatta, olayın faili veya failleri bulunamamıştır ya da 
kamuoyuna açıklanmamıştır. 

Yaşanan bu olay Hasan Fehmi Bey'in sadece gazetecilik yönüyle 
değil, etnik kimliği ile de ilişkilendirilmek istenmiştir. Öyle ki bir Arnavut 
gazetesinde yayınlanan makalede, "...Hasan Fehmi Bey'in gazetesinde 
Arnavut halkının hukukunu savunduğu için vurulduğu" ifade edilmekle birlikte; 
"...bundan sonra kavmiyet için çalışan bütün Arnavutlara hücum etmeye 
başladılar" denilmek suretiyle, olay farklı bir mecraya çekilmek istenmiştir 153 . 
Hasan Fehmi Bey'in yakın arkadaşı ve vatandaşı olan Ergiri Mebusu Müfit 
Bey, mecliste yaptığı bir konuşmada, "Hasan Fehmi Efendi Arnavut'tur. 
İsmail Paşa da Arnavut idi. Ben, buna karşı protesto ederim. Hükümet 
onunda katilini meydana çıkarmalı. Ben, Arnavut ve Osmanlı olmak üzere 



51 Turan, a.g.e., s. 40. 

152 Sabah, Nu: 7017, 8 Nisan 1909. 



3 Bilgin Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar, II. Meşrutiyet Döneminde Arnavut Ulusçuluğu 

ve Arnavutluk Sorunu, İstanbul, 2004. s. 140. 



52 



bunu protesto ederim." 154 diyerek olayı sanki Arnavutlara karşı işlenmiş bir 
olay olarak göstermeye çalışmıştır. 

Ahmet Emin Yalman olayı şu şeklinde yorumlamaktadır; "Hasan 
Fehmi Bey'in Mısır'daki Jön Türklerin arasında meziyetleriyle tanınmış, 
sevilmiş bir adam olması ve havanın zaten çok gergin bulunması, ortalığı 
allak bullak etmiş, umumî efkâr İttihadı Terakki'nin ve hükümetin aleyhine 
dönmüştür. ...Hasan Fehmi'nin katlinin memlekete çok pahalıya mal olduğu 
ve 31 Mart karşı ihtilaline zemin hazırladığı muhakkaktır" 155 . Hasan Fehmi 
Bey'in öldürülmesinin kamuoyunda yarattığı huzursuzluk ve öfke, onun 
cenaze törenine de yansımıştır. İkdam'a göre cenaze töreninde 30-40 bin 
kişi toplanmıştır 156 . Hasan Fehmi Bey'in cenazesi olabildiğince şatafatlı 
kaldırılmıştır. Her şeyden önce cenaze reformcu olarak bilinen Sultan II. 
Mahmut'un türbesine gömmek için Padişah'tan izin alınmıştır 157 . 

Hasan Fehmi Bey'in cenazesinde toplumun tüm kesimleri yer almıştır. 
Ulema, resmi görevliler, İlmiye öğrencileri herkes orada bulunmuştur 158 . 
Ayrıca bu cenaze töreni İttihat Terakki'ye ve Hükümete karşı oluşan 
muhalefetin bir gövde gösterisi haline dönüşmüş 159 ve bu durum 31 Mart'ın 
yaşanacağının sinyallerini de vermiştir. Muhalefetin yapacağı bir mitinge 
Osmanlı Arnavut İttihat (Başkim) Kulübünün de iştirak edeceği ve azasından 
Sultan Mahmut türbesi karşısındaki Arnavut İttihat (Başkim) kulübünde 
toplanmaları Serbesti gazetesi aracılığıyla ilan edilmişti 160 . 



54 Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi. C. II. TBMM Basımevi, Ankara. 1 982. s. 651 . 

5 Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, C. I, Rey Yay., 
İstanbul, 1970. s. 93. 
156 İkdam, Nu: 1542 (9 Nisan 1909). 

Mc Cullagh'a göre, sadece bu olay bile, cenaze töreninin olağanüstü bir nitelik 
kazanmasına yetti. Mc Cullagh, a.g.e.. s. 71. 

38 Selim Sönmez, Bediüzzaman Saidi Nursi'nin 31 Mart Olayındaki Tavrı, Köprü Dergisi, 



sayı 78. Ayrıca bkz, Mc Cullagh, a.g.e., s. 71. 



159 



Karal, a.g.e., s. 83. 
30 Çelik, a.g.e., s. 140. 



53 



Bu olayın bir faklı tarafı da; Hasan Fehmi Bey'in ölümü üzerine 
kendisine ithaf edilen "Şehid-i Hürriyet" unvanının verilmesidir. Hasan Fehmi 
Bey'in bir "basın şehidi mi?" sorusunu soran Taylan Sorgun, bu konuda şu 
yorumu yapmaktadır: "Hasan Fehmi bir İngiliz ajanıdır. Bizim şehidimiz filan 
değildir" 161 . 

Francis Mc Cullahg ise eserinde, Hasan Fehmi Bey'in ölümünden 
sonra ortaya çıkacaklar hakkında dikkat çekici tespitler yapmıştır. Mc 
Cullahg; "...Hasan Fehmi, öylesine nefret ettiği cemiyet için ancak 
gömüldükten sonra gerçekten ürkütücü bir düşman oldu çıktı. Bedeninden 
kurtulan ruh sanki insanları, bedenindeyken etkilemediği kadar etkiler 
olmuştur." 162 . 

Olaylar böyle gelişirken 7 Nisan günü Ahrar, bu cinayet konusunu 
Meclis'e getirilmiştir. 25 Mart 1325 tarihli ve 53. toplantıda Ahmet Rıza Bey 
başkanlığında toplanan Meclise "Sualler ve İstizahlar" bölümünde, 
"Dersaadet Mebusu Zehrap Efendi ve rüfekasının (arkadaşlarının); Serbesti 
Gazetesi Başmuhabiri Hasan Fehmi Efendinin katli ve katilin 
yakalanamaması esbabının (sebeplerinin) Dâhiliye Nezaretine istizahına dair 
takriri" vermişlerdir 163 . İstizahın başında Hasan Fehmi Bey'in ölümünden 
bahsedildikten sonra; "...Serbesti Gazetesinin yevmi neşrinden beri (yayın 
tarihinden bu yana) takip ettiği mesleki siyasi ile şu katli feci arasında bir 
münasebet olduğunu aksi sabit oluncaya kadar kabul etmek zaruridir. 
Mücahedei siyasiyeden dolayı adam öldürmek kadar şanı Meşrutiyeti muhil 
ve cihanı medeniyette mevki-i haysiyet-i milliyemizi sektedar edecek bir 
hareket olamaz" 164 olayın aksi kanıtlanmadıkça siyasi bir olay olduğu 
vurgulandıktan sonra, "...dün gece atılan kurşunlar Serbesti Gazetesinin 
Başmuharririne atılmadı, bütün matbuata, bütün hürriyeti fikriye ve 



161 Çiçek, a.g.e., s. 85. 

162 McCullagh, a.g.e.,s. 71. 
163 MMZC, C. II, s. 651. 
164 MMZC, C. II, s. 651. 



54 



vicdaniyeye, bütün Osmanlı milletine atıldı. Bugün İstanbul'da asayişi cidden 
muhafazaya kafi bir Hükümet bulunmadığı, katilin derdest edilememesiyle 
(yakalanamamasıyla) büsbütün zahir oldu. Herkes tabancasını koynunda 
taşımalı mıdır? Fikren yekdiğeriyle muarız bulunan Osmanlıların mübarezei 
fikriyeyi (fikir kavgalarını) terk ile gece vakti hırsız gibi birbirinin yolunu 
bekleyip yekdiğerini katletmek düsturunu kabul edecek miyiz? Bütün 
mebuslarımızın bu vahim nazariyeyi redde müsâraat (girişme) ve bizimle 
ittihad edeceklerini kaviyyen memul (güçlü bir şekilde umut) ederiz. İki taraf 
da asker ve zabit ve ortasında bahriye nöbetçileri bulunan Galata 
Köprüsünün üzerinde ika edilmiş bu cinayetin faili, nasıl olup da derdest 
edilemediğinin ve bu ihafe (korkutma) rejimine karşı ne gibi tedabir ittihaz 
edeceğinin Dâhiliye Nezaretinden istizahını talep ederiz." 165 şeklinde sona 
eren bu açıklamada dikkati çeken nokta "asayişi cidden muhafazaya kafi bir 
Hükümet bulunmadığı " ifadesinin kullanılmasıdır ki, bu söz 31 Mart İsyanı 
sırasında isyancı askerler tarafından Hükümete yöneltilen suçlamaların 
başında gelecektir. 

Daha sonra söz alan İstanbul Mebusu Zehrap Efendi konuşmasında 
vahşeti, medeniyetten ayıran şeyin yazıyla ve sözle yapılan kavganın yerine, 
silahlı kavgayı ve muhalefeti koymaktır" dedikten sonra, Hasan Fehmi Bey'in 
öldürülmesi sırasında "Al! Mevlan!" şeklinde bağırılmasının, olayın şahsa 
değil gazeteye karşı işlendiğini ve bu olayın sıradan bir cinayet olarak 
görülemeyeceğini ifade etmiştir 166 . Zehrap Efendi'nin ardından söz alan Biga 
(Çanakkale) Mebusu Arif ismet Bey, Zehrap Efendi'nin sözlerine katıldığını 
ifade ettikten sonra, Zehrap Efendi'nin matbuat hayatını bilmediğini 
belirtmiştir. Arif İsmet Bey, Hasan Fehmi Bey'in her ne kadar Serbesti 
Gazetesi'nin başyazarı olsa da, gazete sahibi Mevlanzade Rifat Bey'den 
izinsiz bir yazı dahi yazamayacağını, gazetenin sonunda Hasan Fehmi adının 
değil Mevlanzade Rıfat adının bulunmasından dolayı gazetede yazılanların 
sorumluluğunun Mevlanzade Rıfat'a ait olduğunu belirtmiştir. Akif İsmet Bey 

165 MMZC, C. II, s. 651. 
166 MMZC, C. II, s. 652. 



55 



konuşmasının devamında, "Şu halde mesele doğrudan doğruya Hasan 
Fehmi Efendi'ye ait değildir. Mevlanzade Rıfat Efendi'ye olmak lazımdır. 
Şimdi mademki bu arada Serbesti Gazetesinde birkaç muharrir ve sahibi 
imtiyazda vardır. Bunların hiç birisine taarruz olunmayarak Hasan Fehmi 
Efendi'ye taarruz vukua gelmesi, doğrudan doğruya mesele-i adiyeden 
(sıradan bir mesele) ibaret olduğundan şüphe yoktur" demek suretiyle olayın 
bir siyasi mesele değil adî bir kati olayı olduğunu belirtmiş 167 devamında 
olayın üzerinden daha 12 saat bile geçmediğini belirterek, olayın sıradan bir 
olay mı? Yoksa siyasi bir olay mı olduğunun anlaşılmasının zor olacağından 
bir kaç gün bekleme taraftarı olduğunu, eğer bu zaman zarfında meselenin 
siyasi bir olay olduğuna dair şüphe hâsıl olursa o zaman istizahı kabul ederiz" 
168 şeklinde görüş bildirmiştir 

Zehrap Efendi ve arkadaşlarının vermiş olduğu soruşturma önergesi 
görüşülmüş ve ekseriyetle kabul edilmiştir. Ancak burada önemli olan nokta 
kabul edilen soru önergesi 4 Nisan Cumartesi gününde görüşülmek üzere 
kabul edilmiştir. Bu erteleme kararı üzerine Erzurum Mebusu Varteks Efendi; 
"Öbür cumartesi mi? O vakte kadar neler olmaz." 169 şeklinde ilginç bir çıkış 
yapmıştır. Hasan Fehmi Bey'in cinayet haberi İstanbul'da duyulunca, 
Darülfünun (üniversite) öğrencilerinde büyük bir tepki yaratmıştır. Öğrenciler 
arasında gelişen bu tepkinin nedeni ise; İkdam Başyazarı ve Darülfünün'da 
tarih öğretmeni olan Ali Kemal Bey olmuştur. Ali Kemal Bey, Hasan Fehmi 
Bey'in öldürülmesinin ertesi günü Darülfünün'da derste son derece ateşli bir 
konuşma yaparak öğrencileri galeyana getirmiştir 170 . 

Ali Kemal Bey'in yaptığı konuşma üzerine Darülfünun öğrencileri ve 
yolda onlara katılan halk kitlesi, Babıâli önüne gelerek, Sadrazam Hüseyin 
Hilmi Paşa'dan Hasan Fehmi Bey'in katillerinin yakalanmasını istemişlerdir. 



167 MMZC, C. II, s. 652-653. 

168 MMZC, C. II, s. 652-653. 

169 



MMZC, C. II, s. 655. 
Ali Kemal Bey'in ko 
olayları (1908-1918), İletişim Yay., İstanbul, 1990. s. 75-76. 



Ali Kemal Bey'in konuşması için bkz., Yücel Aktar, İkinci Meşrutiyet Dönemi Öğrenci 



56 



Öğrenciler, Hüseyin Hilmi Paşa'dan "Hükümetin başı" olması nedeniyle 
Zabtiye Nazırına talimat vermesini, şayet katil bulunamazsa görevden 
almasını ve yerine bu olayı çözecek birinin atanmasını istemişlerdir. Hüseyin 
Hilmi Paşa da burada toplanan öğrencilere gerekenin yapılacağı konusunda 
güvence vermiştir 171 . 

Babıâli'de toplanan bu kalabalık daha sonra, Meclisi Mebusan'a doğru 
yürümeye başlamıştır. Topluluk burada Meclisi Mebusan Reisi Ahmet Rıza 
beyle görüşmüştür. Öğrencileri temsilen konuşan Burhan Felek; Meclisin 
birinci görevinin milletim hukukunu korumak olduğunu ifade etmiş ve Ahmet 
Rıza Bey'in önemli bir makamı işgal ettiğinden bahisle, "makamına yakışan 
bir güven göstermesini" ve Meclisin de bu konuda üstüne düşeni yapmasını 
istemiştir. Ahmet Rıza Bey ise buna cevaben, "Milletin arzusu bizim de 
arzunuza uyuyor. Hepimiz bir fikiriz. Bu katlin araştırılması hususunda 
hükümet görevini yerine getirmezse biz de kendimize düşen görevi yaparız. 
Başka bir şey elimizden gelmez. Biz yasama kuvvetiyiz. Tabii bir ilgisizlik 
görülürse bu ilgisizliğe karşı çıkarız. Ne yapmak lazım gelirse yaparız" 
şeklinde bir konuşma yapmıştır. Ayrıca Ahmet Rıza Bey, bir olay çıkmasını 
önlemek ve gerekirse öğrencileri dağıtmak için Zabtiye Nezareti'nden asker 
talep etmiştir 172 . 

31 Mart İsyanından kısa bir süre evvel yapılan bu protesto yürüyüşü, 
akıllara bu yürüyüş 31 Mart İsyanı'nın bir provası mıdır diye 
düşündürmektedir? Ancak Mülkiyeli Ahmet Halit Yaşaroğlu:" Çok bedbaht bir 
tesadüfle birkaç gün sonra 31 Mart Vak'ası çıktı. Bazı kimseler bu hadise ile 
o vak'a arasında bir münasebet aramak isterler. Fakat hepsi saf ve temiz 
memleket evladı olan bu gençlerden hiç birinin 31 Mart Vak'asıyla ilişkileri, ne 



71 Muammer Taylak, Öğrenci Hareketleri, Başnur Matbaası, Ankara, 1969. s. 61. 

2 Bu arada olayı pencerede izleyen milletvekilleri arasında olan Dışişleri eski Bakanı Halil 
Bey'in öğrencilerle alay dercesine gülmesi tepkilere neden olmuş ve bir öğrenci: " - Namert, 
alçak; Ne gülüyorsun... Istırabımızla alay ediyorsun" diye bağırmış ve topluluğun yuhalaması 
sonucunda Halil Bey içeri çekilmiştir. Bu arada gelen güvenlik güçlerinin öğrencileri 
dağıtmadaki kararlılığı sonucunda öğrenciler dağılmak zorunda kalmıştır. Bkz, Aktar, a.g.e., 
s. 76-77 



57 



de haberleri vardı. Bu hadise gençliğin, bir an içindeki şuursuz galeyanından 
ve hakiki hürriyet aşkından başka bir şeye dayanmıyordu." demektedir 173 . 

Yücel Aktar ise eserinde; "31 Mart Olayı'nın Üniversiteyle uzak yakın 
bir ilgisi olmadığı gibi, bir haftadan beri özgürlük adına toplantılar düzenleyip, 
gösteriler yapan öğrencilerin, temelde "Meşrutiyet" ve "Mektepli" anlayışını 
yıkmayı hedef alan bu gerici olaya karşı tepki göstermek konusunda herhangi 
bir düşünce ve eylemi yoktur 174 " şeklindeki görüşüyle, öğrencilerin 
ayaklanmada bir rolünün bulunmadığını ifade etmektedir. Şu noktayı da ifade 
etmek gerekir ki, münferit katılımlar 31 İsyanında da olmuştur. Bir kişi ya da 
grubun katılımını tüm Yüksekokul öğrencilerinin katılmış olduğu şeklinde 
söylememiz doğru olmaz. 



1.6) 31 Mart İsyanından Önce Osmanlı Basınına Kısa Bir Bakış 

Meşrutiyetin ilanıyla, 31 Mart İsyanı arasında geçen zaman süreci 
içerisinde Osmanlı basını tam bir özgürlük içerisinde olmuştur. Halkın 
Meşrutiyeti kavrama ve anlama gücünün zayıf olması halkın bilgisizliğinden 
ileri gelmektedir. Bu nedenle Meşrutiyet basınına düşen en önemli görevin, 
Meşrutiyeti halka hakkıyla tanıtmak ve halkı Meşrutiyet hakkında aydınlatmak 
olmalıdır. Ayrıca, Meşrutiyeti çeşitli saldırılardan koruması da beklenmelidir. 

Çeşitli gazetelere göre, meşrutiyetin yararları şunlardır: 1) Çeşitli 
özürlükler tanınacaktır, 2) Bu sayede yolsuzluklar son bulacaktır, 3) Ticaret, 
tarım ve sanayi de büyük kalkınma başlayacaktır. Zira dünyanın en güçlü 



3 Taylak, a.g.e., s. 64-65. Ayrıca bkz, Mücellitoğlu Ali Çankaya, Mülkiye Tarihi ve 
Mülkiyeliler, C. I, Ankara, 1954. 
174 Aktar, a.g.e. s. 79. 



58 



devletleri parlamento ile yönetilen devletlerdir, 4) Meşrutiyet düzeni 
sayesinde Osmanlı Devleti dünyada sevilen ve sayılan bir ülke olacaktır 175 . 

Meşrutiyetin ilanından sonra ülkede bir çok gazete yayın hayatına 
başlamıştır. Esen bu özgürlük havası için de, birbiri ardınca yayınlanan 
gazetelerde, Batı'dan yada Doğu'dan kaynaklanan her türlü düşünce, kamu 
oyuna rahatlıkla aktarılabilmiştir 176 . 

Süleyman Kani İrtem İstanbul'da çıkan gazeteleri 3 kısma 
ayırmaktadır: "Ona göre, 1- Cemiyet gazeteleri (resmî, gayrı resmî) 2- 
Hükümet veya istibdatçılar tarafından satın alınmış gazeteler 3- Tarafsız 
gazetelerdir. Cemiyet gazeteleri: Fedakâran-ı Millet Cemiyeti'nin fikirlerini 
neşre vasıta olanlar Hukuk-ı Umumiye ve Serbestî gazeteleridir. İttihat ve 
Terakki Cemiyeti'nin türlü meşru olmayan hareketlere engel olduğu için 
bunların yegâne düşmanı cemiyetimizdir. Hürriyetten canı yanmış istibdat 
erkânının emellerine uydurmak için bu gazeteler cemiyetimiz aleyhine yazı 
yazmağa mecburdurlar. 

Ahrar Cemiyetinin fikirlerini neşre yasal olmayan şekilde İkdam hizmet 
ediyor. Volkan ve benzeri gazetecikler da bu hizmeti yapmaktadırlar. Volkan 
Ahrar'ında aleyhinde yazardı. İkdam gazetesi başyazarı Ali Kemal Bey 
esasen istibdat sayesinde Peşte şehbenderliğine atanmak için İstanbul'a 
gelmiştir. O sırada Meşrutiyetin ilan edilmesi üzerine bu büyük emelinden 
mahrum kalmış ve kendi itirafına göre II. Abdülhamid'den 280 lira almaya 
mecbur kalmıştır. Cemiyetimiz -İttihat ve Terakki Cemiyeti - hiçbir menfaate 
alet olmadığından hürriyet yüzünden amacına ulaşmak üzere Ahrar Partisine 
yönelmeye başlamış ve hükümetin meddahlığına (hükümeti övmeye) 
başlayarak bu sayede bir memuriyet almak istemiştir. Şimdi cemiyet sözü 
moda olduğundan Damat Mahmut Paşa'nın cenazesi geldiği günden beri 



175 Aksin, a.g.e, s. 128. 

176 Birici, a.g.m., s. 384-387. 



59 



hesabına geldiği için meddahlığına giriştiği Âdem-i Merkeziyet ve haksız 
olarak Ahrar Cemiyetine girmiştir. 

Hükümet veya müstebitler (istibdat taraftarları) tarafından satın alınmış 
gazeteler: Yeni Gazete sermayesinin büyük bir kısmı Sadrazam Kâmil 
Paşa'nın oğlu Said Paşa'nındır. Bu gazete de bu kişinin verdiği talimatı takip 
etmektedir. Mülazımlığa değil bahriye neferliğine bile gücü yokken amiral 
olan bu kişi bahriyeden çıkarılacağına emin olduğu için gerek Yeni gazete, 
gerek menfaatperest diğer gazeteleri para ile finanse ederek başına bela 
kesilen hürriyetin nigehbanı olan cemiyet aleyhine dil uzatmağa yönrlmiştir. 



Tarafsız gazeteler: Bunlar ikiye ayrılır, birincisi Meşrutiyetten önce 
kurulup meşrutiyetten sonraya kadar gelebilen gazeteler, ikincisi yeni 
kurulanlardır. Meşrutiyetten önce kurulan gazeteler; Sabah, Tercüman-i 
Hakikat, Servet-i Fünun, Saadet'tir. Bunlar genellikle siyasi ortama göre 
hareket etmekte olup; Tercüman-ı Hakikat, oldukça tarafsızdır. Ekseriya 
hakkı, hakikati söyler. Şimdiye kadar cemiyet aleyhinde yalan, yanlış söz 
yazmamıştır. Saadet ise en tarafsız gazetedir. 

Tanin gazetesi yazarlarından bir çoğu istibdat devrinde lekelenmemiş, 
namuslu, malumatlı, vatanperver kişilerdir. Daima cemiyetin aleyhinde 
bulunanlara karşı mücadele eder." 177 . 

Murat Bey'in kurucusu olduğu "Mizan" gazetesi 30 Temmuz 1908 
tarihinde yayın hayatına başlamıştır 178 . Mizan gazetesi İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'nin bir yayın organı olarak başlamış 179 , ancak daha sonra 
Abdülhamid'e yaklaşmış ve İttihat ve Terakki Cemiyeti aleyhine sert yazılar 
yazmağa başlamıştır. Kazım Karabekir'e göre, Murad Bey ve gazetesi Mizan 

177 İrtem, a.g.e., s. 47-48. 

178 Karabekir, a.g.e., s. 341. 

179 Bayar, a.g.e. C. I, s. 191. 



60 



sırf İttihat ve Terakki karşıtı oldukları için II. Abdülhamid'e yaklaşmıştır 180 . 
Gerçekten Mizan, 31 Mart'a giden yolda İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 
amansız düşmanlarından ve muhaliflerinden biri olarak görülmüştür. 

Mevlanzade Rıfat Bey Serbesti gazetesini sürgünden döndükten sonra 
kurmuş ve 12 Kasım 1908'de yayın hayatına başlamıştır 181 . Serbesti 
gazetesi de yayın itibariyle muhalif gazeteler arasında sayılmaktadır. Şöyle 
ki, gazete sermuharriri Hasan Fehmi Bey'in yazıları İttihat ve Terakki 
aleyhinde ve çok sert olmuştur. Kuvvetini gizli membalardan aldığı iddia 
edilen gazetelerden biri de Kozmiti Efendi'nin sahibi olduğu Sada-yı 
Millettir 182 . 

31 Mart İsyanında en büyük dâhili olduğu iddia edilen ve yazılarıyla da 
bunu destekleyen Volkan gazetesine geçmeden önce, Meşrutiyet'ten sonra - 
tespit edebildiğimiz kadarıyla - çıkan gazetelerin ismini zikretmek yerinde 
olacaktır. Yaptığımız araştırmada 34 önemli gazete tespit edilmiştir bunlar: 
Tanin, Hak, Şura-yı Ümmet, Milliyet, Hürriyet, İttifak, İttihat, Hak Yolu, Servet- 
i Fünun, Tasfir-i Efrkar, Mizan, Tanzimat, Serbesti, Hukuk-ı Umumuyye, 
Sada-yı Millet, Hilâl, Peyam, Alemdar, Yeni Gazete, İkdam, Volkan, Sırad-ı 
Müstakim, Byanü'l-Hak, Hikmet, Sabah, Tercüman-ı Hakikat, Takvim-i Vekai, 
Saadet, Osmanlı, Tüfek, Siper Saika, Silah, Top, Süngü ve Kurşun 
gazeteleridir. Ayrıca bu dönemde mizah dergileri de çıkmaktadır. Ahmet 
Rasim ve Hüseyin Rahmi Beyler "Boşboğaz" dergisini çıkarıyorlardı. "El- 
Üfürük" dergisi ise, Sarayı ve Ebulhüda'yı yerden yere vurmuştur. Bunun 
dışında Karagöz, İncili Çavuş, Geveze, Hokkabaz Dergileri oldukça revaçta 
ve çok okuna mizah dergileridir 183 . 



30 Kazım Karabekir Mizan Gazetesi ile ilgili ayrıntılı bir bilgi vermektedir. Karabekir, a.g.e., s. 
341-353. 

181 Çiçek, a.g.e., s. 86. 

182 Bayar, a.g.e., s. 199. 

183 Kocahanoğlu, a.g.e., s. 43. 



61 



Matbuatın ve siyasetin "Dinci" kolu içinde söz edilmesi gereken en 
önemli gazete, Derviş Vahdeti'nin çıkardığı "Volkan" isimli gazetedir. Vahdeti, 
Volkan gazetesinin çıkış tarihini 17 Aralık 1908 Meclis-i Mebusan'ın açılış 
gününe denk getirmeyi planladığı halde, bir hafta önce yani 1 1 Aralık 1908'de 
çıkarmak zorunda kalmıştır. Derviş Vahdeti bu öne alışını gazetesinin ilk 
sayısında şöyle açıklamaktadır: "'Volkan, milletin en büyük bayramı olan 
Meclisin açılış günü yayına girmesi düşünülmüşken, bugün İstanbul 
mebuslarının seçim günü olması yüzünden birçok siyasi çalkantıların 
meydana gelmesi, çevrilen dolapların ortaya çıkarılması için bu gün yayına 
başlamıştır". Gazetenin ilk satırı, besmele, Allah'a hamd ve Peygamber'e 
salâtve selam ile başlamaktadır 184 . 

Gazetenin ilk nüshası incelendiğinde, Derviş Vahdeti'nin derhal 
muhalefetteki yerini aldığını görmekteyiz. Vahdeti, "Volkan pek küçüktür lâkin 
faaldir. Faal oldukça şahika-i cibâl-i matbuata kadar yükselecek, oradan 
lavlar saçacaktır. İkdam-ı insan kadar metin, sabah-ı kadar müşa'şa olacak, 
tanin-i rebab kadar inleyecektir. Zaman zaman da gürültüler koparacaktır" 185 
sözleri ile matbuata çok iddialı bir giriş yapmıştır. Volkan gerçekten de 
"matbuat dağının tepesine" oturacaktır. Oturmasının nedeni de 31 Mart 
İsyanı'ndaki rolü olacaktır. 

Vahdeti, gazetesini ne amaçla yayınladığını da ilk sayısında şöyle 
açıklamaktadır: "Volkan, halktan ayrılmaz, vicdana karşı hareket etmez. Bu 
yolda ölmek canına minnettir" 186 . Gerçek o ki belki de Vahdeti söylediği 
uğurda canını darağacında teslim edecektir. 

Sina Akşin'e göre" Volkan koleksiyonu incelendiği vakit bu gazetenin 
sıradan dincilik yapan bir gazete olmadığı anlaşılır" tespitini yapmaktadır. 
Akşin'e göre Volkan'ın şu nitelikleri göze çarpmaktadır: " 1) İslâmiyetçi nitelik, 



184 Volkan, Nu: 1,11 Aralık 1908. 

185 Volkan, Nu: 1,11 Aralık 1908. 
86 Volkan, Nu: 1,11 Aralık 1908. 



62 



2) Hürriyetçi ve Kanun-ı Esasi düzeninden yana nitelik, 3) İnsaniyetçi be 
medeniyetçi nitelik: Gazete "İnsaniyete hadim" diye tanıtılır. Vahdeti, evrensel 
barıştan yanadır. 4) Fedakârcı nitelik: Vahdeti eski sürgün ve kaçkınları 
korur. 5) Sabahattinci ve muhalif nitelik. 6) Osmanlıcı, İttihad-ı anasırcı 
görüşler" 187 . 

Vahdeti, Kıbrıslı olması sebebiyle Kâmil Paşa'yı daha 2. sayısından 
itibaren övmeye, yükseltmeye ve onun hakkında yazı yazmaya başlamıştır. 
Vahdeti, "Kâmil Paşa" isimli yazısında; Kami Paşa'nın Kıbrıslıların gururu 
olduğu gibi bütün Osmanlıların da onunla ne kadar övünseler az olduğunu 
belirtmektedir. Daha sonra Kâmil Paşa'nın hayatı ve siyasi fikri hakkında 
kendince bilgiler vermekte ve Kâmil Paşa'yı göklere çıkarmaktadır 188 . 

Vahdeti, hemşerisi Kâmil Paşa'yı her zaman korumuş ve kollamıştır. 
Mesela 14 Şubat 1909'da Kâmil Paşa Hükümeti'nin istifasından sonra Volkan 
gazetesi yayınladı haberlerle Kâmil Paşa'yı korumuş ve Kâmil Paşa hakkında 
diğer gazetelerce yazılan yazıları tekzip veya çürütmeye çalışmıştır 189 . 

Vahdeti, Volkan'ı çıkarmak konusunda hayli zorluklara uğramış, 
gazeteyi iki defa tatil etmek zorunda kalmıştır. Vahdeti gazete çıkarmaya 
başladığı ilk zaman yatırdığı parayı kaybettikten sonra bir takımkimselerden 
para edinme yoluna gitmiştir 190 . Vahdeti, para istemek için Yıldız'a da 
başvurmuştur. Mabeyin Başkâtibi Ali Cevat Bey, hatırlayamadığı bir gün 
Mabeyin'e, kısa sakallı, al yanaklı, dar ve açık renk paltolu bir adamın 
makamına gelerek, isminin Derviş Vahdeti olduğunu ve Rodos'ta ikamet 
etmekteyken İstanbul'a döndüğünü ve bir gazete çıkarmak arzusunda 



187 Sina Aksin, 31 Mart Olayı, AÜSBF Yay. No: 305, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970. s. 40- 
41. 

188 "Kâmil Paşa",Volkan, Nu: 3, 13 Aralık 1908. 

189 Bu haberler için bkz, "Kâmil Paşa yine Kâmil Paşa'dır", Volkan, Nu: 47, 16 Şubat 1909; 
"Ayıptır, Ayıp!", Volkan, Nu: 51, 20 Şubat 1909; "Bir Pir-i Siyasetimiz İçin", Volkan, Nu: 53, 
22 Şubat 1909. 

190 Aksin, 31 Mart..., s. 42. 



63 



bulunduğundan, Padişah'tan kendisine yardım talep ettiğini belertmektedir 191 . 
Ancak ne Cevat Bey, ne de Mabeynci Emin Bey vasıtasıyla bir şey elde 
edememiştir. Bir aralıkta Kâmil Paşa'nın oğlu Sait Paşa'dan, hemşehriliğine 
güvenerek 30 lira istemiş, fakat o reddedilmemekle beraber savsaklanınca, 
Paşa'ya da oğluna da gücenmiştir 192 . 

Vahdeti, gazetesinde yayınlanmaya başlayan "İttihad-ı 
Muhammediyye Cemiyeti'nin Hakikati (317-327 Tarihi)" isimli yazı dizisinde, 
gazetenin ne yönde yayın yaptığı hakkında bilgiler vermektedir. Örneğin 
yazının çıkan ilk sayısında, " Volkan'ın birinci nüshasından tutup da en son 
nüshasına kadar okursanız, bütün içeriğinin hep İttihat-ı İslam (İslam Birliği), 
fikr-i ulviyet-karininden, bir cümlesini bile taklit etseniz ya insaniyete hizmet, 
ya teali-i Osmaniye'ye himmetten ibaret olduğunu göreceksiniz" demek 
suretiyle gazetenin ne yönde yayın yaptığını açıklamaktadır 193 . 

Volkan Gazetesi, 31 Mart'ın yaklaştığı günlerde yazılarını iyice 
ağırlaştırmıştır. Yaptığı en büyük hatalardan biri de, askerlerden gelen 
mektupları gazetede neşretmesidir. Vahdeti böylece, İstanbul'da bulunan 
askerleri bir şekilde kışkırtma yoluna gidecek, belki de isyanın patlak 
vermesinde gazeteler içinde en büyük rolü oynayacaktır. 

Gazeteler bahsinde önemli bir olay da, 12 Mart 1909'da, Rıza Nur'un 
İkdam Gazetesinde çıkan, "Görüyorum ki İş Fena Gidiyor" adlı yazısı 
olmuştur. Rıza Nur yazısında, çıkarılacak olan Matbuat Nizamnamesini 
eleştirdikten sonra, bu nizamnamenin neden alelacele çıkarıldığını ve 
kendilerine 24 saat kala haber verdiğini eleştirmiştir. Daha sonra kendi 
sebeplerine dayanarak İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin "Hükümet içinde, 
Hükümet" olmasını eleştirdikten sonra: "...Bir Cemiyetin vücudunun kalkması 
taraftarı değilim. Bütün şubelerini fesh ile Manastır ve Selanik'e çekilmesini 



191 Ali Cevat, a.g.e., s. 45-46. 

192 Aksin, 31 Mart..., s. 42. 

193 Yazının devamı için bkz, Volkan, Nu: 66-70, 7-1 1 Mart 1909. 



64 



hakiki vatanperver sıfatıyla talep ediyorum. Bunda ısrar ederim" 194 diyerek, 
tek çarenin İttihat ve Terakki'nin Manastır ve Selanik'e çekilmesi olacağını 
ifade etmiştir. 



1.8) Derviş Vahdetî ve Ittihat-ı Muhammedî Cemiyeti 

Derviş Vahdeti 1869 yılında Kıbrıs'ta doğmuştur 195 . Asıl adı Derviş'tir, 
"Vahdeti" lakabını Diyarbakır'da bulunduğu sırada Ziya Gökalp vermiştir 196 . 
Derviş Vahdeti çıkardığı Volkan Gazetesinde, "Halife-i İslam Abdülhamid Han 
Hazretlerine Açık Mektup Yahud Maraz-ı Millet" adlı yazısında, kendi hayatını 
anlatmıştır. Babasının adı Mustafa Ağa'dır. Babası Kıbrıs'ta ayakkabıcı 
esnafındandır. Fakir bir aileye mensup olduğu anlaşılan Derviş Vahdeti, 4 
yaşındayken okula başlamış, 5 yaşında Kur'an'ı hatmetmiş, 14 yaşında da 
hafız olmuştur. Derviş Vahdeti Medrese'ye devam etmiş, Arapça olarak biraz 
sarf, nahiv ve biraz da fıkıh görmüş; bu ara Nakşibendî tarikatına girmiştir. 16 
yaşındayken annesini, 17 yaşındayken de babasını kaybetmiştir. 

Derviş Vahdeti hayatını anlatan yazısında, gördüğü tahsili şöyle 
anlatmaktadır: "Bir hafız biraz dini kitaplar okumuş bir derviş". Kendi ahlakını 
ise: "Amentü billâhiye inanmak, Padişahı Halife-i Resûlullah bilmek, en 
zayıfında kırk bir veli kuvveti olduğunu teslim etmek. Ez-zarurat tubihu'l- 
mahzurât kâide-i fıkıhiyyesiyle açlıktan helak olacak bir adam için hınzır 
(domuz) eti yemek, bir cebir tahtında bir adam öldürmek ve bunlardan insana 
bir mesuliyet-i maneviyeye terettüp etmeyeceği mesağ-ı şer'iyyesini 
öğrenmekten" ibaret olduğunu söylemektedir. Daha sonra Derviş Vahdeti 



54 12 Mart 1909 Cuma günkü nüshasından iktibasla, Volkan, Nu: 74, 15 Mart 1909. 

5 Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Kişiler, Dönemler, Akımlar, Yapıtlar, C. IV, 

Anadolu Yayıncılık, İstanbul, 1983. s. 1730; Ayrıca bkz, Ali Cevat, a.g.e, index "Vahdeti" 
maddesi. Hasan Ali Yücel eserinde Derviş Vahdeti'nin doğum yılını 1870 olarak vermektedir. 
"Vahdeti Diyarbakır'da sürgün iken serseri hayatını gören Ziya Gökalp tarafından lâtife 
kabilinden kendisine takılmış "Lâhutî" lakabının değiştirilmesiyle İstanbul'a gelip Volkan 
gazetesini neşre başladığı sırada ortaya çıkmıştır." Bkz, Hasan Ali Yücel, Hürriyet Gene 
Hürriyeti, TTK Yay., Ankara, 1960. s. 183. 
196 Bkz, Yücel, Aynı yer. 



65 



yabancı dil öğrenmeye karar vermiş ve buna karar vermesinide şöyle ifade 
etmiştir: "Ahlak-ı müktesebem üzerindeki birinci inkılâp". Vahdeti, Kıbrıs'ın en 
büyük camii olan Ayasofya (Selimiye) camiinde müezzinlik yapmış ve bu 
sırada Mizan gazetesiyle tanışmıştır 197 . 

Vahdeti, Kıbrıs ile İstanbul arasında münasebet artınca, İstanbul'a 
gelerek, iki ay burada kalmış ve İstanbul'a geri dönmüştür. Kıbrıs'a dönünce 
Larnaka'daki bir kilisede İngilizce öğrenmeye başlamıştır. Ancak bir müddet 
sonra, ders bahanesiyle kilisedeki vaaza devama mecbur edilmesi üzerine, 
dersleri terk etmiştir 198 . Kıbrıs'ta Hürriyet, Meşveret ve Mizan gazetelerini 
okumaya başlamıştır. 1890 yıllarında II. Abdülhamid yönetiminden kaçıp, 
hürriyet için Paris'e veya Mısır'a giderken Kıbrıs'tan gelen gençlere elinden 
gelen yardımı yapmış ve Avrupa'da çıkan hürriyetçi gazeteleri, gizlice 
Kıbrıs'ta dağıtmıştır. Vahdeti'nin bu Jön-Türk taraftarlığı ve hürriyetçiliği beş 
sene kadar sürmüş ve adının "Con Türk"e çıkmasına sebep olmuştur 199 . 
Derviş Vahdeti, kendi tabiriyle "tebdil-i câme" etmiş, yani hoca elbisesinden 
sıyrılarak Hükümet memuru olmuştur. Vahdeti'deki bu değişiklik daha da ileri 
gitmiş, Hükümet'in resmi davetnamesiyle 200 kraliçe namına verilen balolarda 
redingotlu, eldivenli bir adam olarak katılmış ve yine kendi ifadesiyle 
"medeni(!)" olmuştur 201 . 

Vahdeti bir ara, Padişah'a dil uzattığı iddiasıyla yakalanarak 
yargılanmıştır. Yeteri kadar İngilizce öğrendikten sonra ilmiye kıyafetini 
çıkararak, İngiliz idaresinde memur oldu. Çok çalışarak memuriyetinde 
yükselmiştir. Bu devrede de hürriyetçi aydınların yayınlarını takip ederek 



197 Volkan, Nu: 17, 10 Ocak 1909. 
38 Kocahanoğlu, a.g.e., s. 13-14. 
199 Aynı eser, s. 15. 

30 Kıbrıs'ın o devirde İngiliz idaresindedir. 
201 Volkan, Nu: 18, 11 Ocak 1909. 



66 



onlara bağlanmış ve Kıbrıs'a gelen ve oradan geçenlere yardım edip, 
yayınları dağıtmıştır 202 . 

Vahdeti 1902'de tekrar İstanbul'a gitmiştir. Bir süre boş gezdikten 
sonra parasız kalınca, Dâhiliye Nâzın Memduh Paşa'ya yazdığı bir dilekçe 
üzerine himaye görerek 400 kuruş maaşla Muhacirin Dairesi'nde memuriyete 
başlamıştır. Burada kendisine verilen mübeyyizlik (katiplik) görevini kendisine 
uygun görmediği için yazdığı bir şikâyet dilekçesi üzerine tevkif edilmiştir. 
Ailesinden habersiz olarak Mehterhane'de otuz dört gün tutuklu kalmıştır 203 . 
Memduh Paşa'yı yazdığı jurnal ile padişaha şikâyet eden Vahdeti, bu 
hareketi yüzünden 204 ailesi ile birlikte Diyarbakır'a sürülmüş ve orada üç 
buçuk yıl kalmıştır 205 . Vahdeti Diyarbakır'da Ziya Gökalp ile iyi ilişkiler kurmuş 
ve onun görüşlerinden etkilenmiştir 206 . 

Derviş Vahdeti gittiği Diyarbakır'da, sesi güzel olduğu için ud çalıp, 
düğünlerde ve içki meclislerinde hem içmiş, hem de şarkı söylemiştir. Derviş 
Vahdeti, girmiş olduğu "Bektaşi babası" kılığı ile Diyarbakır'dan kaçmışsa da, 
Birecik'te yakalanmıştır. O sırada Siverek Kaymakamı olan Kadri Üçok, 
Vahdeti'nin yakalandıktan sonraki halini söyle anlatmaktadır: "Kısa bir zaman 
geçmişti, Hükmet dairesine bir Bektaşi babası getirdiler. Sırtında hayderi, 
başında keçe terki, belinde tığ-bend ve boynunda teslim taşıyan bir Bektaşi 
babası. Baktım, bu kıyafetin içinde Hafız Derviş." 207 

Derviş Vahdeti II. Meşrutiyetin ilanından sonra serbest kalmış ve 
Kıbrıs'a geri dönmüştür 208 . Kıbrıs'taki mallarını satarak İstanbul'a dönen 
Vahdeti, eski işine girmek istemiş ancak kabul edilmemiştir. İttihat ve 
Terakkiden de beklediği ilgiyi göremeyen Vahdeti, bu Cemiyetten ayrılanların 



202 w _ 

Kocahanoğlu, a.g.e., s. 15. 

203 Zekeriya Kurşun - Kemal Karaman, "Derviş Vahdeti", DİA, C. IX, İstanbul, 1994. s. 198. 

204 Yücel, a.g.e., s. 185. 

205 w _ 

Kocahanoğlu, a.g.e., s. 25. 

206 Kurşun-Karaman, a.g.m, s. 198. 

207 Yücel, a.g.e., s. 186. 

208 Yücel, a.g.e., s. 186. 



67 



kurduğu Fedakaran-ı Millet Cemiyeti'ne girmiş, fakat kendi ifadesine göre 
onların fesatçılık yaptığını görünce, üç gün sonra buradan da ayrılmıştır 209 . 

Vahdeti, Volkan'ı çıkarmak konusunda hayli zorluklarla karşılaşmış, 
gazeteyi iki defa tatil etmek zorunda kalmıştır. Vahdeti gazete kurmaya 
başladığı ilk zaman yatırdığı parayı kaybettikten sonra, bir takım kimselerden 
para edinme yoluna gitmiştir 210 . Vahdeti, para istemek için Yıldız'a da 
başvurmuştur. Mabeyin Başkâtibi Ali Cevat Bey; hatırlayamadığı bir gün 
Mabeyin'e, kısa sakallı, al yanaklı, dar ve açık renk paltolu bir adamın 
makamına gelerek, isminin Derviş Vahdeti olduğunu ve Rodos'ta ikamet 
etmekteyken İstanbul'a döndüğünü ve bir gazete çıkarmak arzusunda 
bulunduğundan Padişah'tan kendisine yardım talep ettiğini belirtmiştir 211 . 
Ancak Vahdeti, ne Cevat Bey, ne de Mabeynci Emin Bey vasıtasıyla bir şey 
elde edememiştir. Vahdeti bir ara Kâmil Paşa'nın oğlu Sait Paşa'dan, 
hemşehriliğine güvenerek 30 lira istemiş, fakat bu isteği reddedilmemekle 
birlikte savsaklanınca, Paşa'ya da oğluna da gücenmiştir 212 . Vahdeti'nin 
kurduğu Volkan gazetesinin çıkışını 17 Aralık 1908 Meclis-i Mebusan'ın açılış 
gününe denk getirmeyi planladığı halde, bir hafta önce, yani 11 Aralık 
1908'de çıkarmıştır 213 . Volkan Gazetesi 11 Aralık 1908'de başladığı yayın 
hayatını, gazetenin kapatıldığı gün olan 20 Nisan 1909'a kadar sürdürmüştür. 
110 gün süren bu yayın hayatında, Vahdeti, belki de ilk sayısında başına 
gelecekleri biliyor gibidir. Vahdeti, "Volkan halktan ayrılmaz, vicdana karşı 
hareket etmez. Bu yolda ölmek canına minnettir" 214 demiştir. 

Derviş Vahdeti, çıkarmış olduğu Volkan Gazetesiyle birlikte siyasete 
karışmış ise de, basın yoluyla siyaset yapmıştır. İbrahim Alaettin Gövsa'ya 
göre bu gazete, halkın taassubunu tahrik ediyor ve inkılâpçıları yani İttihat ve 



)9 Kurşun-Karaman, a.g.m, s. 198-199. 

210 Aksin, a.g.e., s. 42. 

211 Ali Cevat , a.g.e., s. 45-46. 

212 Aksin, 31 Mart..., s. 42. 

213 Volkan, Nu:1, 11 Aralık 1908. 

214 Volkan, Nu:1 , 1 1 Aralık 1 908 



68 



Terakki'ye mensup kişileri dinsizlikle itham ediyordu 215 . Derviş Vahdeti 
kurmuş olduğu "İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti" ile siyaset arenasındaki yerini 
almış, beklide o sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti ile girişmiş olduğu siyasi 
çekişmenin etkisi ile olacak, bu Cemiyetin ismine bir nazire olarak, kurmuş 
olduğu partiye İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti ismini vermiştir. 

Vahdeti, Cemiyetin kuruluşunu 23 Kânunusani 1324 (5 Şubat 1909) 
tarihindeki gazete ilanı ile duyurmuştur 216 . Vahdeti kurduğu İttihat-ı 
Muhammedi Cemiyeti'nin amaçlarını yayınlamış olduğu "İttihad-ı Muhammedi 
Cemiyeti'nin Hakikati" adlı yazı dizisinde açıklamaya çalışmıştır 217 . Vahdeti ilk 
yazısında: "Volkan'ın birinci nüshasından (sayısından) tutup da en son 
nüshasına kadar okursanız, bütün mündericatın (içeriğinin) hep İttihad-ı 
İslam, fikr-i ulviyet-karininden, bir cümlesini bile tetkik etseniz ya insaniyete 
hizmet, ya Teali-i Osmaniyete himmetten ibaret olduğunu göreceksiniz." 
demek sureti ile kurmuş olduğu partinin amacını açıklamaya çaçlışmıştır. 

İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin resmi kuruluşu 16 Mart 1909 olarak 
alınmıştır 218 . Zira Volkan Gazetesi'nin 16 Mart tarihli nüshasında İttihad-ı 
Muhammedi Cemiyeti'nin nizamnamesi yayınlanmıştır 219 . Nizamnamede 
Cemiyet'in başkanı, Hz. Muhammed olarak gösterilmiştir. Cemiyet, 26 kişilik 
bir kurucu heyet tarafından kurulmuştur 220 . Nizamnamenin 3. Maddesi'nde 



5 İbrahim Alaettin Gövsa, "Derviş Vahdeti" Maddesi, Meşhur Adamlar, Hayatları-Eserleri 
(Haz.: Sedat Simavi), İstanbul, 1933-1935. s. 329. 

"İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti", Volkan, Nu: 36, 5 Şubat 1909. 
217 Bkz Volkan, Nu: 66-67-68-69-70, 7-11 Mart 1909. 

8 Tarık Z. Tunay'a eserinde İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin kuruluş tarihini 23 Mart 1325 
- 5 Nisan 1909) olarak vermektedir. Tarık Z. Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler (1859- 
1952), İstanbul, 1952. s. 261. 

19 "İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti Nizâmnâmesi", Volkan, Nu: 75, 16 Mart 1909. 

'° Kurucu Üyeler Şunlardır: "1- Saadetlü Sİyadetlü FazI Paşa Hazretleri, 2- Şeyh Feyzullah 
Efendizade reşadetlü Mehmet Sâdık Efendi, 3- Bayezid derisamlarından faziletlü Mehmet 
Emin Hayreti Efend, 4- İbnünnafi' Ahmet Es'ad Efendi, 5- Şeyh el-Hac Mehmet Emin Efendi, 
6- Karagümrük Cami-i şerifi ikinci imamı Nevşehirli Hafız Mehmet Sabri Efendi, 7- Bandırma 
naibi faziletlü Şevket Efendi, 8- Beziüzzaman Said-i Kürdi ibni Mirza, 9- Hırka-i Saadet-i 
Hazreti Nebevi Kethüdası atûfetlü Hacı Hayri Beyefendi, 10- Evrak-ı Hümayun ser-veznedarı 
saadetlü Reşit Efendi, 11- Debre-i Bâlâ redif kumandanlığından münhasıl Ferik Rıza Paşa, 
12- Volkan muharrirlerinden Fârukî Ömer Şevki Efendi, 13- Tarikat-ı Halvetiyyeden Şeyh 
Seyyid Müslim Penah Efendi Dârendevi, 14 Binbaşı Refik Beyefendi, 15- Kadiri Şeyhi 



69 



Cemiyetin amacı açıklanmıştır. Buna göre, 1- Memalik-i Hilafette ve diğer 
beldelerde muhtelif İslam unsurlarının ahlâki ve içtimai terakkisinin yegane 
vasıtası olan Kur'an-ı Kerim'in ilâ nihaye devamını temin için gerekli gayreti 
göstermek. 2- Bütün Müslümanların siyasi ve içtimai faaliyetlerini birleştirmek 
ve Şer'i Şerif ve Kanunu Esasî ile müeyyed olup Darülhilâfe'de teessüs eden 
meşveret usulünü muhafaza eylemek. 3- Memalik-i Osmaniye'de kanunların 
Mecelle 221 ahkâmına şamil olması gibi, fıkıh kitaplarından istinbat edilerek bir 
de Ceza Kanunu ve diğer kanunları meydana getirerek, ileride Meclis-i 
Mebusan'a arzedip kabul edilmesine çalışmak. 4- İttihat-ı Muhammedi ve 
Meclis-i Mebusan hakkında lüzum eden meseleleri görüşmek üzere şer'i şerif 
dairesinde yapılacak toplantılarda, cemiyete mensup ulemâ, meşâyih ve 
siyasiyyûn tarafından hutbeler ve nutuklar iradiyle müzakerelerde bulunmak. 
5- Cemiyete ait toplantı mahallinde fuzara-i mensubîn tarafından dinî, ahlâkî, 
siyasî ve içtimaî konularda vaazlar vermek. 6- Cemiyetin fikirlerini yaymak 
için gazete ve risale gibi Türkçe, Arapça, Farsça ve sair lisanlarda neşriyat 
yapmak ve toplantılar düzenlemek. 7- Bu gün âlem-i İslamı taarruzlardan 
korumak ve lüzum görüldükçe dışarıdaki İslam beldelerine vaizler 
göndermek 222 . 

İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti, Meclis-i Mebusan'da bir gruba sahip 
olamamışlardır. Bununla birlikte, gerek Mebuslar, gerekse Ayan içerisinde 
İslamcı fikir cereyanına taraftar Mebus, Şeyhülislam, Sadrazam ve 
Bakanların bulunacağı muhakkaktır, ancak bunlar İttihad-ı Muhammedi 
Cemiyeti üyeleri içinde olmamışlardır. Tarık Z. Tunay'a göre; İttihad-ı 
Muhammedi Cemiyeti ile onun yayın organı Volkan'ın, Mebusan üzerinde iki 



reşüdetlü Veli Mehmet Efganî Efendi, 16- Muciz derasiamlarından faziletli} Ahmet Nazif 
Efendi, 17- Feriklikten mütekaid Hacı İzzet Paşa, 18- Sivas vilayeti nakibüleşraf kaymakamı 
Seyyid Abdullah el-Haşimi el-Mekki Efendi Hazretleri, 19- Memurinden İhsan Bey, 20- 
Memurinden Hayri Bey, 21- Fatih Derasiamlarından Divrikî Kadızade faziletlü Abdullah 
Ziyaüddin Efendi, 22, Şeyh Yunus Dergâhı post nişini Şeyh Ali Efendi, 23- Beylerbeyi Cami-i 
şerifi vaizi Hacı Kazım Efendi, 24- Şeyhzade Hacı Mehmet Efendi, 25- Müderrislerden Tevfik 
Efendi, 26- Volkan Muharriri Derviş Vahdeti", Bkz, Volkan, Nu: 75, 16 Mart 1909. 
21 Mecelle için ayrıntılı bilgi için bkz, Osman Öztürk, Mecelle, İrfan Matbaası, İstanbul, 1973; 
Açıklamalı Mecelle, Hikmet Yay., İstanbul, 1973. 
22 Kocahanoğlu, a.g.e., s. 105. 



70 



bakımdan tesir etmek istedikleri görülmüştür. Birinci tesir, hukuki sahaya aittir 
ve kanunun vazıının mehaz olarak Şeriatı olması isteniştir. Nitekim Kütahya 
vesair yerler uleması bu hususu müşterek bir dilekçe ile Mebusan'dan 
istemişledir 223 . Sırf İttihad-ı Muhammediye has olmayan bu dilek, Kanunu 
Esasinin 1909 tadilatında maddeleştirilmiştir. Diğer tesir ise; tamamen fiilidir 
ve bizzat Meclislerin ve kabinenin teşekkülü ile alakalı olmuştur. Bu 
bakımdan ulema sınıfının baskısı söz konusu olmuştur 224 . 

Derviş Vahdeti'nin, Volkan'da yayınlamış olduğu haberlerden de 
anlaşılacağı üzere Vahdeti sadece Hükümeti ya da Mebusan'ı hedef 
almamış, askeri ve orduyu da kendi tarafına çekme çabası içine girmiştir. 
Örneğin Vahdeti'nin yazmış olduğu "Alaylı-Mektebli Zabitanla Askerler" adlı 
yazısında; Hassa Nizamiye Beşinci Alay efradından gelen mektupta bazı 
zabitanın askerlere ağza alınmayacak küfürler ettikleri ve kötü muamelede 
bulduklarının belirtildiğini beyan etmektedir. Bu yazıda genel olarak Alaylı ve 
Mektepli subayların birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiği ve ikisinin de 
zor şartlar altında yetiştiğinden bahsedilmektedir. Ancak yazının satır 
aralarında yer alan şu ifadeler askeri tahrik etmekten başka bir mana 
taşımamaktadır: "Yalnız bir zabitin aşçılığını, çocuğunun pisliklerini yıkamak 
gibi hıdemat-ı hususiyyelerini ifa etmeye mecbur değilsiniz, angaryalarda 
istihdam olunamazsınız. Bir zabitin re'y-i hodiyle dayak yiyemezsiniz, 
sövülemezsiniz. Bunlar bir takım haksızlıklardır ki, yapmadığınız için 
kimsenin sizi ne tekdire, ne de tahkire hakkı yoktur... Dikkat edelim ki, 
Avrupa'dan gelmiş dört tane herif-i naşerif, bizi Avrupalıların bazı 
münasebetsiz ahlakıyla mütehallık edemesinler. Mesela kadınlarımız 
tedricen çarşaflarını atmak yahut bir Müslüman hürdür, diye meyhaneler, 
kerhaneler açmak gibi Müslümanlığa yakışmayan şeylerin memleketimizde 
husulüne meydan vermeyelim." 225 . 



223 Bkz, Volkan, Nu: 63, 4 Mart 1909. 

Tunaya, a.g.e., s. 263. 
225 Volkan, Nu: 82. 23 Mart 1909. 



71 



Yine Volkan gazetesinde çıkan "İttihad ve Terakki Cemiyeti" başlıklı 
yazıda şöyle denilmektedir; "Asker bütün manasıyla asker olmalı. Askerlik 
için ölmeli. Yoksa Avrupa'da frenkleşerek avdet etmiş dört tane sarhoş için 
askerlik ediyorsa ve onların vatanperveriz dediklerine inanıyorsa, vay bu 
milletin haline. Askerler! Millet, sizden bu dakikada hizmet bekliyor. 
Düşününüz, inanınız! yapınız!" 226 sözleriyle yine askeri etki altına alma 
çabalarını sürdürmüştür. 

Volkanın aynı nüshasında çıkan, M. Bedreddin Örfi tarafından kaleme 
alınan "Millet, Asker" başlıklı yazıda; şunları ifade etmektedir: "Bir müddetten 
beri vasıl-ı sem-i teessüf olan bir şey var ise o da askerimizin -İttihat ve 
Terakki Cemiyeti'ne münkad olduğu- avazeleridir. Bahusus en ziyade lisanda 
deveran eden Avcı Taburu'dur. Bu nasıl fikr-i fasid, bu nasıl akl-i kasid! 
Ancak ehl-i izan ve sahib-i basiret ve kiyaset olanlarca meçhul değildir ki 
asker hiçbir vakit hiçbir cemiyete merbut olmaz ve olmasını mesleğine asla 
yakıştırmaz... Asker de milletin gösterdiği şu hizmete karşı temin-i istirahat, 
selamet-i millet uğrunda feda-i vücud, canla mukabele-i bilmisil eylemeğe 
zimmetdardır... İmdi millet kimdir asker kimdir sualline, millet askerdir asker 
de milletin ciğer-kuşesidir" 227 demek sureti ile askerlerin, İttihat-ı 
Muhammemdi cemiyetine sempati göstermeye çabalamıştır. 

Yine 28 Mart 1909 tarihli Volkan'da çıkan ve Beşinci Alay Namına 
imzalı "Nidâ-yı Mazlûme" adlı mektupta Derviş Vahdeti'ye şöyle hitap 
edilmektedir: "Ey bütün ehl-i imânın hüsn-i teveccühüne mazhar olan Derviş 
Vahdeti!". Yazının devamında, Beşinci Alay'daki bazı askerlerin başka 
alaylara dağıtılmasından şikayet etmişledir. Yazıda devamla: "O, zavallı Türk 
askeri; o uyur aslanlar, evvelki devirler gibi, yalnız kurşun atmağa, kılıç 
kullanmağa, top ateşlemeye, atına binip de düşman aramağa alışmakla 
kalmıyorlar, ordularımız eli kalem tuta erler yetiştiriyor, hele şu Meşrutiyet ki: 
cihadımız, mevcudiyetimiz sayesinde teessüs edilmiştir; cerideler ki; lisan-ı 



226 Volkan, Nu: 81, 22 Mart 1909. 

227 Volkan, Nu: 81 . 22 Mart 1 909, 



72 



umumi makamına kaim, muharrirler de âlim olmuştur, bu matbuattan, biz mi 
müstefid olmayacağız? 

Demek istiyoruz ki: Arkadaşlarımızı bizden ayıranlar, acaba, ne 
sebebe mebni ayırmışlardır? Kanuna mı riayet etmediler? Şeriatı mı 
tanımadılar? Ne yapmışlarsa, duymamız, bilmemiz lazım değimlidir? Allah 
bizi şeraite, kanuna karşı gelen askerden eylemesin! Amirlerimize itaat, 
boynumuzun borcu olduğunu, hamd olsun biliriz. Lakin ruhumuza sıkıntı 
verecek, cevr-ü cefaya mahal yoktur. Alay-ı mezkurun umumen İrrihat-ı 
Muhammedi Cemiyeti'ne iştirak edecekleri ifade-i şifahiyyeleri iktizasından 
olduğu maruzdur" 228 diyerek cemiyete katıldıklarını açıklamışlardır. Derviş 
Vahdeti'nin bu mektuba verdiği cevap ise gayet ilginçtir. Vahdeti, "O halde 
Cemiyetimize dâhilsiniz, biz kâffe-i asâkirimizi bu cemiyete zahir biliriz." 229 
demek suretiyle, bütün Osmanlı askerinin zaten Cemiyet üyesi olduğunu ve 
bu katılmanın da "dini" olduğunu ifade etmiştir 230 . 

Hassa Ordusu Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa, Volkan'da çıkan bu 
haberler üzerine 29 Mart 1325 (11 Nisan 1909) tarihli 24 Numaralı "Umum 
Ordu Emri"nde şu ifadelere yer vermiştir: "Kânun-i Esasînin Haniyle 
meşrutiyet-i idarenin tarih-i tesisinden beri muhtelif nâm ve isimlerle bir takım 
cemiyetler teşekkül ettiği ve bunların ekseriya cühela (cahil) ve edânî-i nâs 
(aşağılık kimseler) tarafından teessüs edilmekte bulunduğu görülmekte ve şu 
günlerde ise "İttihâd-ı Muhammedi Cemiyeti namıyla bir cemiyetin daha teşkil 
edilerek bir takım sâde-dilânın (safların) bu cemiyete dâhil olmakta 
bulunduğu işitilmektedir" muhtac-ı izah olmadığı üzere heyet-i umûmiyye-i 
İslâmiyye şerîat-i mutahhara-i Ahmediyye üzere müesses olup ehl-i sünnet 
ve'l-cemaat mezhebinde bulunduklarından bunun hiçbir veçhile tegayyür 
(bozulması) ve tezelzüle (sarsılmaya) uğraması mümkün olmadığı halde 
mahza (ancak) ezhân-ı umumiyyeyi (genel kanaati) tahriş etmek ve sâde- 



228 Volkan, Nu: 87, 28 Mart 1909. 

229 Volkan, Nu: 87, 28 Mart 1909. 

230 Volkan, Nu: 87, 28 Mart 1909. 



73 



dilân-ı ahali ve cühelayı iğfal eylemek (yanlış bir iş yaptırmak) ve İslâm 
beynine nifak ve tefrika düşürmek ve bu suretle maaazallahu teâlâ 
"irticâiyyun ve zulm ü istibdad erbabına avdet ve kuvvet vermek maksadıyla 
teşekkül etmiş olmaları melhuzdur. 

Bu gibi cemiyetlere gerçi efrâd-ı askeriyye meyânında sem'-i itibar 
edeceklerin mevcudiyetine ihtimal verilemezse de bazı iğfâlata kapılmak 
ihtimalâtına binaen şeriat ahkâm-ı celilesiyle mübeccel (ulu) ve mukaddes 
olan hizmet-i askeriyyede bulunan asâkir-i İslâmiyyenin ancak farziyyeti 
nass-ı celil-i Furkan'dan mestur âyât-ı kerime ile ehâdis-i nebeviyye 
mûcebince mefrûz olan salât-ı hamsenin edası, padişahımıza, âmirlerimize 
itaat ve inkiyad (boyun eğme) ile dünyevî ve uhrevî nâil-i ecr ü mesûbât 
olmaları ve cümlemizin muhafaza ve ibkasına (devamına) yemin ile mükellef 
bulunduğumuz meşrutiyet-i idareye hizmetle hilâfında hareket edenler 
ukubât-ı samedaniyyeye (Allah'ın cezasına) duçar olacaklarından, "zinhar bu 
gibi cemiyetlere havale-i sem-i itibar etmeyip" vazife-i mukaddese-i 
askeriyyeleriyle mükellef olmaları ve Kanûn-i Esâsî ahkâm-ı celilesinin 
huzurunda fedâ-yı cana her an hazır ve âmâde bulunmaları lüzumunun alay 
ve taburlara eimmeleri (imamlar) taraflarından "sıkıca" efrâd-ı askeriyyeye 
vaz-ı nasihat suretiyle tefhim ettirilmesi (anlattırılması) tamimi tavsiye 
olunur" 231 . 

Açık bir şekilde görüldüğü üzere; Mahmud Muhtar Paşa, II. 
Meşrutiyetin ilanından sonra bir kısım cahil ve vasıfsız kimseler tarafından 
çeşitli cemiyetler kurulduğunu, bunlardan birinin de İttihad-ı Muhammedi 
Cemiyeti olduğunu belirtmektedir. Mahmud Muhtar Paşa'nın üzerinde 
durduğu iki önemli nokta vardır. Bunlardan birincisi, İslamiyet'in sağlam 
temellere dayandığı, bundan dolayı bozulmasının ve sarsılmasının imkânsız 
olduğunu belirterek, İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti'nin faaliyetlerinin sadece 
ayrılık ve nifak getireceği üzerinde durmasıdır. İkincisi ise; askerlerin dinen 



231 Volkan. Nu: 106, 16 Nisan 1909. 



74 



mukaddes sayılan askerlik hizmetini yapmak, üzerlerine farz olan beş vakit 
namazı eda etmek, padişaha ve amirlerine karşı itaatkâr davranmak ve 
Kanun-i Esasi'yi canları pahasına müdafaa etmekle vazifeli olduklarının 
bildirilerek, bu tür cemiyetlere kulak asmamaları bildirilmiştir. Mahmud Muhtar 
Paşa'nın bahsetmiş olduğumuz bu emrine karşılık Derviş Vahdeti, 31 Mart 
Vakası'ndan üç gün sonra Volkan Gazetesi'nin 16 Nisan 1909 tarihli 
nüshasında Mahmud Muhtar Paşa'ya cevap niteliğinde "Mahmud Muhtar 
Paşa Hazretleri!" başlıklı bir makale yayınlamıştır 232 . 



" "Mahmud Muhtar Paşa Hazretleri! Peder-i vâlâ-güheriniz, Rusya hududunda vatanı 
müdafaa ederken maiyetinde bulunduğu söylenen Kürt İsmail Paşa ki: okuyup yazmaktan 
mahrum idi. Her nerede bir muzafferiyat, galibiyet görülmüşse merhumun taht-ı 
kumandasında kıtaat-ı askeriyyede idi. Bunu söyleyen ben değilim. Efkâr-ı umumiyedir. İşte 
Kürdistan kıt'ası ahalisi! Bu kavm-i necib, gerek pederiniz gerek merhum müşarünileyh 
haklarında inşâd ettikleri destanlar, bugün Kürdistan'ın düğün mahallerinde aşiret 
muharebeleri esnasında okunmakta ve o destanlarla akvam-ı ekrâda, şecaat, cenabet, 
diyanet, ihanet dersleri verilmektedir. Yine o Kürd İsmail Paşa'nın Diyarbekir'de meydana 
getirdiği mebâni-i emîriyye orada evvelce hüküm-ferma olan hükümetsizliği izale ederek, 
mevcudiyet-i Osmaniyyeyi bütün mâna-yı celâletiyle enzâr-ı yar ü ağyarda ispat etmiştir. 
Yine o Kürd ismail Paşa Diyarbekir şehrinin şerkından cereyan eden Dicle nehrinin 
şarkındaki sath-ı maili üzerinden cetveller küşâdiyle yüz metre irtifaında bulunan mahallere 
kadar o koca Dicle'ye bir mecra açarak milyonlarla dönüm tarlaları, pirinç tarlalarını iskan 
edecek ve memleketine bu yüzden nice menafi te'min edecek iken her nedense azledilmiş 
ve merhum müşarünileyh o fikr-i umran-perverânesini icraya muvaffak olamamış idi. Bunları 
ona yaptıran hep millete, vatana karşı beslediği sadakat ve o sadakat da ancak dinin 
kendisine bahşeylediği itikad ve hamiyet saikasiyle idi. İşte sizin o 'umum'da nazar-ı 
istihkarla bakdığınız İttihâd-ı Muhammedi Cemiyeti mensubîn,, yine sizin dediğiniz gibi bir 
takım sâde-dilân değil, selâmet-i millet ve vatanı, İttihâd-ı Muhammedi'de bu dinî olan 
cemiyet-i mukaddese de arayan hamiyetkârân ve dindarân-ı millettir. Sizin nazarınızda 
muhakkar olan o sâde-dilân bizim nazarımızda en büyük kumandanlardan yüz bin kere 
evlâdır. Payidar olsun İttihâd-ı Muhammedi Cemiye-i mukaddesesi! Paşam! O 'umum'un 
aşağılarında -Maazallahu teala- 'irticaiyyun ve zulm ü istibdad erbabına avdet ve kuvvet 
vermek maksadiyle teşekkül etmiş olmaları melhuzdur' deniliyor. 29 Mart sene 325'te devr-i 
sâbık-ı sânînin hedmiyle bir inkılâb-ı şer'î meydana getiren asâkir-i İslamiyye ve osmaniyye 
kimlerdir, bilir misiniz? İşte o sizin mürteci zannetiğiniz İttihâd-ı Muhammedi Ceniyet-i 
mukaddesesi uğrunda canlarını bir paraya bile saymak küçüklüğünde bulunmayan arslan 
yavrularıdır. Fakat bunlar acaba müretteb bir şey mi idi? Haşa! Onu tertib eden kuvve-i 
kahire-i mâneviyye idi ki, o askerlerin gönüllerinde bir âteş-i aşk olup, onları cayır cayır, 
yakıyordu. Ah paşam! O kuvve-i kâhire-i mâneviyyenin ne olduğunu bilmiş olsan ve İttihâd-ı 
Muhammedi'nin de o nurla yanıp kavrulmakta ve daima hakikate doğru hatveler atmakta 
bulunduğunu takdir buyurmuş olsan, sen de hemen bu cemiyetin sancakdârı olmağı canına 
minnet bilirsin, lâkin çi sûd! Eyâ Mahmud Muhtar Paşa! Sen ki Yunan muharebesinde hakiki 
bir asker olduğunu aldığın nişân-ı gaza ile isbat etmiş bir genç kumandansın, bir şanlı 
askersin. Sana bu şan elvermedi mi ki, bir cemiyete, lâkin evvelki Yıldız Cemiyeti'ne rahmet 
okutan devr-i sâbık-ı sânî heyetine dehalet ederek şân-ı askerîni, az kaldı lekedâr ediyordun. 
Siz bir merkez kumandanı idiniz, lâkin atmakta olduğunuz hatveler, hep yanlış cihetlere 
doğru idi ki, biz onları uzaktan uzağa seyrediyorduk. Belki siz o atılan hatvelerin sizi nereye 
doğru çıkaracağını bilmiyordunuz. Ve ancak aldığınız emri icra ediyordunuz. Fakat 



75 



Mahmud Muhtar Paşa, 31 Mart Vakası'ndan birkaç gün sonra 
Selanik'te bulunan Yeni Asır Gazetesi'ne verdiği demeçte de; İttihat-ı 
Muhammedi Cemiyeti üzerinde durmuş, cemiyetin tahrikleri ve buna karşı 
kendisinin almış olduğu tedbirleri şu şekilde ifade etmiştir: "İttihat-ı 
Muhammedi adı altında kurulmuş bulunan birliğin gizli amacını saptamak için 
bu birliği yöneten kişilerin sadece geçmişini bilmek yeterliydi. Bu cemiyetin, 
asker önünde subayların saygınlığını ve etkisini yok etmek için askerin dinsel 
duygularını sömürmek yoluyla, elinden geleni ardına koymadığı ne zamandır 
görülebilirdi. Bu tehlikeli propagandaya karşı ben, askerin bu sinsi 
kışkırtmalardan korunabilmeleri ve kendi değer yargılarını kendileri 
verebilecek duruma gelmeleri amacıyla subaylara ve imamlara zaten 
gereken talimatı vermiş bulunuyordum." 233 . Mahmud Muhtar Paşa, "Maziye 
Bir Nazar" adlı eserinde, 31 Mart İsyanı'nın arkasında İttihat-ı Muhammedi 
Cemiyeti'nin bulunduğunu belirtmiş ve bu cemiyet hakkındaki görüşlerini şu 
şekilde ifade etmiştir: "Cemiyet-i Muhammediye yüce namı altında kulakları 
dolduran cahillerden oluşmuş bir fesat yayıcı kitlenin şeytanca tahrikleri eseri 
olarak, askerin de irtica alet olup ön ayak olması isyan ateşini alevlendirdi." 234 
demek suretiyle İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti'nin olaydaki mesuliyetini 
anlatmaya çalışmıştır. 

Olay sırasında Maarif Nâzın olan Abdurrahman Şeref Efendi'ye göre 
31 Mart İsyanı'nın çıkışında "Fırka rekabetleri" önemli rol oynamıştır 235 . 
Gerek İttihat ve Terakki Parti ile Ahrar Partisi arasındaki çekişme, gerekse 



gayretullah yine zuhur ederek öyle bir inkılâb-ı şer'i meydana geldi ki. dost sürûrundan. 
düşma kahrından gözyaşları döktü. İşte sizin mürteci zannetiğiniz cemiyetin sancakları idi ki, 
bundan da kat'iyyen haberimiz yok iken, Meclis-i Mubusan meydanındaki şanlı askerlerin 
arasında temevvüc edip duruyordu. Artık, o melhuz olan irticanın adem-i imkânını zât-ı âli-i 
kumandanîleri dahi takdir buyurmuş olduğunuza bizim şüphemiz kalmamıştır. Şüphe yoktu 
ki, bilcümle asâkir-i şâhâne İttihâd-ı Muhammedî Cemiyet-i mukaddesesinin âza-yı tabiîsi ve 
halifeleri ki, bizim de pâdişâh ve halifemizdir be cemiyetin bil-istihkak ve ber-mûceb-i şer'-i 
şerîf Reis-i Zişânının (s. m) vekildir. Baki hu. —VAHDETİ" Volkan, Nu: 106, 16 Nisan 1909 

Yeni Asır Gazetesi'nden nakleden Mc Cullagh, a.g.e. s. 81. 
234 Mahmud Muhtar Paşa, Maziye Bir Nazar Berlin Antlaşmasından Harb-i Umumiye 
Kadar Avrupa ve Türkiye-Almanya Münasebetleri, (Haz.: Erol Kiline), Ötüken Neşriyat, 
İstanbul, 1999. s. 112. 

5 Son Vak'anüvis Abdurrahman Şeref Efendi Tarihi; II. Meşrutiyet Olayları (1908- 
1909), (Haz.: Bayram Kodaman-Mehmet Ali Ünal), TTK Yay., Ankara, 1999. s. 161. 



76 



Fedakaran Cemiyetinin faaliyetleri, İstanbul'daki siyasi havanın gerilmesine 
neden olmuştur. Derviş Vahdeti'nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Partisinin 
de bu rekabete karışması ile siyasi ortam daha da gerilmiştir. Vahdeti'nin 
askerler üzerinde kurmak istediği baskı, 31 Mart İsyanının çıkışındaki en 
önemli nedenlerden birisi olarak görülebilir. 



II. BOLUM 
31 MART İSYANININ ÇIKIŞI VE GELİŞMESİ 

2.1) İsyan Öncesi Hükümete Yapılan Uyarılar ve İsyanın Çıkış Belirtileri 

Hükümet, 31 Mart İsyanından önce bir isyan olabileceği konusunda 
birkaç kez uyarılmıştır. Yapılan bu uyarılara örnek verecek olursak; örneğin 
II. Abdülhamid, 31 Mart İsyanından önce askerler arasında büyük bir fitne 
salındığını haber aldığını ve bir ihtilalin kopmasının, özellikle de askerin bu 
işlere karışmasının hem kendisi için, hem devlet için çok tehlikeli gördüğünü 
anlatmaya çalışmıştır. II. Abdülhamid bu durumu Sadrazam Hüseyin Hilmi 
Paşa'ya da bildirdiğini ve hatta bir gece Harbiye Nazırı ile Hassa Ordusu 
Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa'yı Saraya çağırdığını ve Sadrazamla 
beraber durumu uzun uzun görüşmeler yaptıklarını; Sadrazam ve diğerlerinin 
"bu durumun ağırlığını kabul ettiklerini ve gerekli tedbirleri alacaklarım" 
söylediklerini ifade etmiş ve hükümeti olası bir ihtilal teşebbüsüne karşı 
önceden uyardığını belirtmiştir 1 . 

Hükümeti bir isyan çıkabileceği konusunda Mahmut Muhtar Paşa ve 
Ethem Paşa tarafından da uyarılmıştır. Ethem Paşa, Genelkurmay Başkanı 
(Erkan-ı Harbiye Reisi) Ahmet İzzet Paşa'yı konağına davet ederek İttihad-ı 
Muhammedi Cemiyetinin yayın organı olan "Volkan" gazetesinin sahibi ve 
yazarı olan Derviş Vahdeti'nin kışkırtıcı yazılarının orduyu baştan 
çıkarabileceğini söylemiştir. Bu fevkalade önemli bu konu da Hükümetin 
dikkatini çekmesini tavsiye etmiştir. Yapılan bu uyarı üzerine Ahmet İzzet 
Paşa da hemen harekete geçmiş; Harbiye Nazırı Rıza Paşa ile Mebusan 
Meclisi Reisi ve Meşrutiyet inkılâbının sayılı liderlerinden olan Ahmet Rıza 
Bey'i görmüş ve "meclis'ten salahiyeti alarak" bu felaketli gidişin önüne 



1 ismet Bozdağ, Abdülhamid'in Hatıra Defteri (Belgeler ve Resimlerle), Kuran Yay., 
İstanbul, 1975. s. 110. 



78 



geçilmesi lazım geleceğini "bir mütalaa olarak" kendilerine bildirmiştir. Bu 
mütalaayı, Harbiye Nazırı Rıza Paşa sadece iyimser bir tebessümle 
karşılamıştır 2 . Ayrıca Ahmet Rıza Bey'in girişimiyle bir gece Sadrazam 
Hüseyin Hilmi Paşa'nın konağında bir toplantı yapılmıştır. Yapılan toplantıda 
İstanbul basınının durumu tartışılmıştır. 

Ahmet Rıza Bey'in de hazır bulunduğu toplantıda, zararlı yazıların 
önüne geçilmesi için her hangi bir tedbir alınmasının doğru olmayacağına 
dair bir karar verilmiştir. Çünkü, basında çıkan bu yazıların Meşrutiyetin bir 
gereği olduğu görüşü ağır basmıştır. Ahmet İzzet Paşa, Ahmet Rıza Bey'den 
aldığı haberi hayret ve teessüfle kaydettikten sonra: "bu hal zaaftan başka 
neye hamlolunur?" demiştir 3 . 

Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'nın evinde yapılan toplantı da alınan 
karar sırasında veya karardan az sonra; Hassa Ordusu Kumandanı Mahmut 
Muhtar Paşa, Harbiye Nazırı vasıtasıyla Sadrazam Paşa'ya bir tezkere 
göndermiş ve derdini anlatmaya çalışmıştır. Gönderilen bu tezkerede özet 
olarak şunlar ifade edilmiştir: "2. Tümen'e mensup bazı erlerin, İttihat-ı 
Muhammedi Cemiyeti'ne girmek için müracaatta bulundukları Volkan 
gazetesinde okunmuştur 4 . Erlerin yazıları, bu gazeteyi idare edenler 
tarafından tahrif edilmiştir. Gazetelerin, ordunun disiplinini bozacak kötü 
neşriyatta bulunmaları caiz değildir. Esasen İttihat-ı Muhammedî Cemiyeti, 
İslâm arsında "tefrika" sokmakla meşguldür. Kutsal olan askeri terbiye ve 
ahlakın korunması lazımdır. Orduyu hususi maksatlarına âlet etmek isteyen 
basına karşı "kanunî bir had" tayin olunmalıdır." 5 . 

Mahmut Muhtar Paşa'nın bu uyarılarını, Süleyman Şefik Paşa'ya da 
iletmiştir. Şefik Paşa'nın yayınlanan anılarında, Mahmut Muhtar Paşa'nın 



2 Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, C. I, Nehir Yay., İstanbul, 1992. s. 62-63. 

3 Celal Bayar, Ben De Yazdım, C. I, Baha Matbaası, 2. Baskı, İstanbul 1967. s. 217-218. 

4 "Varaka" adlı yazı bkz, Volkan, Nu: 90, 31 Mart 1909. 

5 Bayar, a.g.e., s. 218-219. 



79 



Volkan ve Serbesti gazeteleri hakkında yapmış olduğu uyarı şöyle 
anlatılmaktadır: "İstanbul'da bazı garazkârane, bazı uydurma sözler 
neşrediliyor ve muhalif gazeteler de halkın fikrini bozuyor. Binaenaleyh 
kışlaya, Volkan ve Serbesti gazetelerinin girmesini men etmek lüzumu ortaya 
çıkıyor. Bu gibi gazeteler cahil askerlerin fikirlerini bozabilir." şeklinde 
konuşması, Şefik Paşa'nın dikkatini çekmiş ve Mahmut Muhtar Paşa'ya, 
"Paşa hazretleri, bir şeyler mi var? Ne olur beni aydınlatın?" sorusuna karşı 
Mahmut Muhtar Paşa, "Bir şey yok. Tedbir olarak hareket etmek, tedbirli ve 
uyanık bulunmak lazım" cevabını vermiştir. Şefik Paşa aldığı bu cevap 
üzerine, "Peki ama Volkan ve Serbest? gazetelerinin kışlaya girişini men 
etmek doğru değil. Bir kere bu menin imkânı yoktur ve kışlaya girmesini men 
etsek bile dışarıdan alırlar. İkinci olarak bu men değil askeri zabiti bile 
meraka sevk eder. Acaba bu gazeteler ne yazıyorlar ki kışlaya giriş men 
olunuyor. Merak güdüsüyle bunları okumaya bir istek duyarlar. Bu uyuyanı 
uyandırmaktır." cevabını vermiştir 6 . Mahmut Muhtar Paşa bu hassasiyetini 
Hükümete ve diğer asker arkadaşlarına da iletmiş olmasına karşın, özgürlüğü 
bahane ederek bu uyarıların göz ardı edilmesi, önemli bir hata olmuştur. Ve 
bu önemli hata Hükümetin sükûtuna ve Osmanlı Devleti'nin 1 ayına mâl 
olmuştur. 

Yusuf Hikmet Bayur, 31 Mart İsyanı çıkmadan önce İstanbul'daki 
askerler arasında da kulaktan kulağa hükümetin ve subayların kâfir oldukları, 
şeriatı kaldıracakları ve kendilerini de kâfir yapacakları sözlerinin işlenmekte 
olduğunu belirtmektedir 7 . 14 Nisan tarihli İkdam gazetesinde yayınlanan 
"Hâdisenin Esbabı" adlı yazıda; birtakım subayların, askerlere şu şekilde bir 
emir verdiği iddia edilmiş, emirde: "Hocalarla katiyen görüşmeyeceksiniz. 
Askerlikte diyanet meselesi aranmaz. Allah'tan başka kimse tanınmaz. 
Padişah ve efrad-ı ahali İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin elindedir" demek 
suretiyle; askeri, dini vecibelerinden yoksun bıraktığı, bazı askerlerin bu emir 



6 Süleyman Şefik Paşa, Hatıratım; Başıma Gelenler ve Gördüklerim; 31 Mart Vakası 

(Çev.: Hümeyra Zerdeci), Arma Yay., İstanbul, 2004. s. 164. 
Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C. I, k. 2, TTK Yay., Ankara, 1983. s. 182. 



80 



üzerine olayı Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'ya ilettiğini, Hilmi Paşa'nın böyle 
bir şeyin söz konusu olmadığına dair askerlere teminat verdiğini 8 ifade 
ederek isyanın bu olay üzerine çıktığını ifade etmektedir. 

Ayrıca, Derviş Vahdeti'nin kurmuş olduğu İttihadı Muhammedi 
Cemiyeti'nin ülkenin her tarafında örgütlendiği gibi askerî birliklerden de bu 
cemiyete katılımlar olduğuna dair, Harbiye Nezareti'nden bütün komutanlılara 
bir telgraflar çekilmiştir. Harbiye Nezareti'nden 5. Ordu Komutanlığına çekilen 
şu telgrafta onlardan biridir: 

"Harbiye Nezareti'nden gelen 23 Mart sene 325 (1909) tarihli şifreli 
telgraf. Çok gizli ve aceledir. 

Bu günlerde İstanbul'da ve illerle ilçelerde kurulan İttihad-ı 
Muhammedi Cemiyeti'ne bazı askerî birliklerinde katılmış oldukları haber 
alınmıştır ve Debre'deki birliklerde son zamanda meydana çıkan bir 
uygunsuzluğun, bazı telkinlere dayandığı hissedilmektedir. 

Bu olayların vatan ve millet için doğuracağı ağır sonuçlar meydanda 
olup haldeki hepimiz Muhammedi şeriatına katılmakla şereflenmiş kimseler 
olduğumuzdan erlerin bir takım fesat taşıyıcı emellerle meşgul edilerek 
subaylarının elinden ve kontrolünden çıkarılmasına yarayacak teşebbüslerin 
ve telkinlerin yapılmasına kesin olarak meydan verilmemesi en mühim bir 
madde olduğundan ve zaten erlerin ve subayların ve bütün ordunun her türlü 
tesirlerden ayrı olarak meşrutiyetin ve meşruluğun icrası vasıtası 



İkdam'a göre, "Cumartesi günü bütün askere zabitan (subayları) tarafından: Hocalarla 
katiyen görüşmeyeceksiniz. Askerlikte diyanet meselesi aranmaz. Allah'tan başka kimse 
tanınmaz. Padişah ve efrad-ı ahali İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin elindedir." diye emir 
vermişler, bu emri haber alan bazı zevat Bâb-ı Âli'ye gelerek Sadrazam Paşa'ya müracaat 
etmişler, bu tebligatın doğru olup olmadığını, şayet doğru ise bunun - asker arasında - fena 
bir tesir yaratacağını ve bu emrin geri alınmasını teklif etmişlerdir. Bunun üzerine Hüseyin 
Hilmi Paşa, Zabtiye Nazırı Sami Paşa da hazır olduğu halde, şunları söylemiştir: Meşrutiyet 
dilmek içindir. Dilim düşünce Meşrutiyet de düşer." demek suretiyle bu durumu reddetmiştir." 
İkdam: Nu: 5347,14 Nisan 1909. 



81 



bulunmaması vatanın biricik selamet ümidi bulunduğundan gerekli 
kovuşturma ve araştırmanın yapılması ve haber alınan hakikat ile bağlantı 
derecesinin incelenerek meydana çıkarılması ve buna benzer telkinlerin ordu 
safları arasında hiç kimseye yapılmaması için orduca gereken bütün kuvvetli 
ve engelleyici tedbirlerin geniş ve tam yetki ile uygulanması ve yerine 
getirilmesi ve durumun bildirilmesi ehemmiyetle tavsiye olunur" 9 . Harbiye 
Nezareti'nden gelen bu uyarı mesajına cevaben, 5. Ordu Kumandanı Müşir 
Osman Paşa dikkate değer şu telgrafı çekmiştir: 

"Harbiye Nezaretine: Cevap 23 Mart sene 325 (1909) (tarihli telgrafa), 

Askerlik âleminin bütünlüğünün ve birliğini bozucu hallerin sadık 
kimselerin kalplerinde bıraktığı üzüntü izlerini anlatmağa yeterli söz 
bulmaktan acizim. Bunları mürekkeple değil kanlı göz yaşları ile yazıyorum. 
Ben, Manastır'daki memuriyetimden Selanik'e döndüğüm sırada gerek 
Manastır gerek Selanik'te şahidi olduğum acayip askeri haller, o dakikada 
vatanın ikbal ve istikbali endişesiyle gönlümü kanatmıştı. 

Subaylarımızın büyük kısmı asil askerî görevlerinin dışında işlerle 
meşgul gördüm. Yani birçoğu politikaya kapılmış, birçoğu da tiyatro ve gazino 
eğlencelerinde ve birçoğu da kulüpler kurarak nutuk çekme hevesinde ve bir 
kısmı da görevinin dışında şeylere karışma ve bunu şerefine uygun zanneder 
havasında buldum. Bu tehlikeli hallerin şimdi ve gelecekte doğuracağı 
tehlikeyi yanık bir dille gerekenlere daha o zaman söyleyerek asıl göreve 
dönmeyi hatırlatmakta kusur etmedim. 

Şam olaylarına dair 



9 Mithat Sertoğlu, "31 Mart Olayı'na Işık Tutan Belgeler", Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S. 
35, Aralık 1999. s. 45-46. 



82 



Bir müddet sonra beşinci ordu Müşirliği ile Şam'a geldim. Burada da 
aynı halleri gördüm. Kulüpler, tiyatrolar, dernek kurularak hükümet işine 
karışmalar pek ileri gitmiş, kışlalardan subaylar boşalmış, görevler, talim, 
yönetmelik ve askeri itaat kaybolmuş ve unutulmuş, erler yalnız başlarına 
bırakılmış, kurmaylardan ve öbür sınıflardan birçok subaylar kendi 
keyiflerince hükümette vazifeler bulmuş, Valiyi hükümleri altına almak 
suretiyle asılları kaldırıp atılarak kimi Jandarma kumandanlığını, kimi Polis 
müdürlüğünü üzerine almış, kimi ellerinde bayraklar ve sancakla gece 
toplantılarında nutuk çekmeğe kalkışarak şunun bunun azli, uzaklaştırılması, 
din ve mezhep işlerine karışma gibi mesleğimize asla yakışmaz işlerle 
meşgul görülmüştü. 

Kısaca, Osmanlı tarihindeki (istemezük) olayının diğer şekli hâsıl 
olmuştu. Hamdolsun ki bu fena hallerin ortadan kaldırılması için askerlik 
namus ve gayretini rehber ittihaz ederek doğru yolu terkedenlerin bazısı 
öteye veriye dağıtılıp ve kesin şekilde unutulmaya yüz tutmuş olan vazife 
başına davet edip subayları ve erleri mümkün olduğu kadar ahali arasında, 
hükümet işlerinden kışlaya çekmeğe muvaffak olmak suretiyle orduya vücud 
ve ruh vermeye çalıştım ve çalışmaktayım. Bununla beraber, bu derece 
çığırından çıkmış işlelerin bir anda mükemmel hale gelmesi adeta imkânsız 
olup bir taraftan himmet, bir taraftan da büyüklerin yardım ve arka çıkmaları 
mevcut oldukça yavaş yavaş kötülüklerin giderileceği ve işlerin iyi şekle 
sokulacağı açıktır. Ancak bu bölgede de kurulduğu söylenen İttihatt-ı 
Muhammedi Cemiyeti'nin şimdilik görünüşte askerin zihinlerini bulandırma 
işaretine şahit olunmuyorlarsa da ırk bağı ve Arapların askerlikten korkmaları 
gibi manevi sebeblerin tesiriyle bozulmaları da ihtimal içinde bulunduğundan 
bütün ordular için hatırıma gelen bazı vazgeçilmez lüzumlu şeyleri arz 
ediyorum: 

1- Esasen mümkün ve duruma uygunsa, er maaşlarının on kuruşa 
indirilmesi, fakat her ay ödenmesi. 



83 



2- Erlerin zamanında değiştirilmesi itaatlerini kuvvetlendirmek için 
pek mühim olduğundan bu hususun ihmal edilerek askerî canından 
bezdirmemeğe devamlı şekilde itina olunması ve terhis işinin genel surette ve 
bir anda yapılması. 

3- Eski zamanda olduğu gibi, büyük ve küçük rütbeli subaylar 
gönülden birlik ve hepsi bir tarafta olarak kışlalarında oturup askerin 
yemelerine, içmelerine, giyinmelerine ve hizmetlerine dikkat ve nezaret 
etmeleri. 

4- Büyük ve küçük rütbeli subayların alenen içki içmemeleri ve 
erlere de frakı taşıtmamaları. 

5- Şu sıra nutuk çekme merakı pek artmış olup nutuk sırasında 
şarap, şampanya kadehlerini elleriyle kaldırmak gibi şeylere halkımızca 
alışılmış olmadığından erlerin mütaasıp gözleriyle kötü gören şu halin, hatta 
elde su bardaklarıyla tatbikinin caiz görülmemesi, kısaca alafrangalık eğilimin 
mümkün olduğu kadar sınırlandırılması. 

6- Burada askeri binalar az ve noksanları çok fazla olmasından 
dolayı erlerin toplu olarak talim ve terbiyesi gibi büyük faydalar meydana 
gelemediğinden, hâlbuki devlete ait pek çok ve pek kıymetli arsalar 
terkedilmiş halde kalarak satılsa belediye hem fazlayla kışla ve hastane gibi 
askeri binalar vücuda suretiyle asker perişanlıktan kurtulmuş ve hem de 
yerlerine halk tarafından derhal evler dükkânlar gibi oturulacak ve gelir 
sağlayacak yerler yapılarak vergilerinden devlet hazinesi istifade edecek ve 
buralarda çalışacak kimseler ücret alarak faydalanabileceklerinden bunun her 
halde meydana getirilmesi. 

7- Bir de, her ordunun taburları mümkünse ırk ve milliyet 
gözedilerek yüzde yirmi beşinin yerli İslam ve yirmi beşinin öbür milletlerden 



84 



(Hıristiyanlardan asker alınıncaya kadar civar vilayetler ahalisinden) ve yüzde 
ellisinin mutlaka Anadolu Türk halkından olarak teşkiline dikkat olunması. 

İşte, bu gibi tedbirlerle kötülülükler ortadan kalkar ve beklenen iyi işler 
vücuda gelir. Ordularca izale edilmesi emredilen ve hatırlatılan acı haller 
hususunda buraca elden gelenin yapılmamasının düşünülemeyecekse de bu 
şiddetli icraatın ve nizam doğurucu kayıtların uygulanması sırasında bir 
müddetten beri kendi başlarına ve başı boş harekete eğilimli olan bazı 
subayların gönülleri kırılacağından ve bundan hoşnut olamayacaklarından 
türlü türlü şikâyetler ve iftiralarla zihinleri bulandırmağa kalkışmaları emsali 
dolayısıyla delillerle sabit görüldüğü için buraların şimdiden malum olması ve 
arz edilenlerin kabulü ve ona göre geniş yetki ve tam izin verilmesi, sadakat 
dolayısıyla arz olunur./ Yazıyla Yazıldı Fî 28 Mart sene 325 (9 Nisan 1 909)" 10 

31 Mart İsyanı çıkmadan az önce, ilk olarak II. Abdülhamid'in Harbiye 
Nazırı ve Hassa Kumandanı'nı çağırarak bir olay olacağının açıkça 
görüldüğü doğrultusunda bir uyarı yapması; bunun ardından Ethem Paşa ve 
Erkan-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet Paşa'nın Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa 
ve kabinesini, çıkabilecek olayların önünün alınması yönündeki yaptığı 
uyarılarının; Hükümet tarafından pekte dikkate alınmamış olduğu dikkat 
çekmektedir.Yine isyanla ilgili 5. Ordu Kumandanı Müşir Osman Paşa'nın 
yapmış olduğu uyarılar ise dikkat çekicidir. Osman Paşa'nın yaptığı 
uyarılarda, erlerin, aksine subayların askerlik mesleği dışında işlerle 
uğraştığını ve askeri disiplinde kopmuş olması daha mühim bir haldir. Çünkü 
askeri disiplin altına alacak subayları komutanlarıdır. Subayların disiplinden 
uzak olduğu bir ordu da, erlerin çıkaracağı bir karışıklıktan da erlerin değil 
subayların büyük ölçü de mesul tutulması gerekmektedir. 



10 Sertoğlu, a.g.m, s. 46-47. 



85 



2.2) İsyanın Başlaması ve İsyancıların Meclis-i Mebusan Önünde 
Toplanışı 

İkdam gazetesinin 14 Nisan tarihli sayısına göre isyancı askerler, 
ezanî saatle 8.00'a (günümüz saatiyle 02. 45 11 ) doğru kışlalarından çıkmaya 
başlamışlardır 12 . Sabah Gazetesi ise olay saatini 9.00 (03.45) olarak 
vermiştir 13 . 

Olay sırasında Beyoğlu Tophane Kışlası'nda bulunan Halis Özçelik'in 
anılarında anlattığına göre, Tophane binası içinde askerler arasında bir 
hareketlenme olmuş, ellerinde silahları olduğu halde avcı taburlarına mensup 
bir takım askerler 14 koğuşların kapısına dayanarak içerdeki askerlere: "Kalkın 
hâbı gafletten, diye haykırıyorlardı, sancak çatık, şeriat istemeye çıktık 
davranın!" diye hitap ederek askerleri isyana davet etmişlerdir 15 . İsyancı 
askerler, kışlada bulunan subayların bir kısmını ağaçlara bağlamış, bir 
kısmını da hapsetmişlerdir. Kışladaki tüfekli nöbetçilere, subayların 
yerlerinden kalktıkları takdirde tereddüt etmeden vurmalarını 
emretmişlerdir 16 . İçeride bunlar olurken, dışarıda ise ellerinde yeşil sancaklar 
olduğu halde 17 bir takım hocaların: "Ey kahramanlar, şeriat elden gidiyor, ne 
duruyorsunuz?" demek suretiyle askerleri isyana teşvik ettikleri iddia 



11 Sina Aksin, 31 Mart Olayı, AÜSBF Yay. No: 305, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970, s. 31. 

12 İkdam, Nu: 5347,14 Nisan 1909. 

3 Sabah, Nu: 7023,14 Nisan 1909. Hüseyin Hilmi Paşa'da, Padişah'a sunmuş olduğu istifa 
namede, isyanın çıkış saatini 9 olarak vermektedir. Bkz, Ali Cevat, İkinci Meşrutiyetin İlânı 
ve Otuzbir Mart Hadisesi; II. Abdülhamid'in Son Mabeyn Başkâtibi Ali Cevat Bey'in 
Fezlekesi, (Haz.: Faik Reişt Unat), TTK Yay., Ankara, 1991. s. 90-92. 

4 Mustafa eserinde şu bilgiyi vermektedir: "bu güne kadar 31 Mart Vak'ası hakkında yazılan 
eserlerde yalnız üçüncü ve dördüncü avcı taburlarından bahsedilmiş, hiçbir yazar 
Taşkışla'nın içine girmemiştir. Hâlbuki kışlada avcıların birkaç misli kadar fazla hassa ordusu 
askerleri vardır. Bunlar hassa ordusunun ikinci fırkasına mensup yedinci ve sekizinci 
alayların taburlarıyla mızıka bölükleri, numune ve istihkâm bölükleri bir de askerî hapishane 
vardı", Mustafa Turan, Elli Beş Yıldır Esrarı Milletten Gizli Kalmış Bir Facia; Taşkışla'da 
31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyat, İstanbul, s. 49. 

5 Halis Özçelik, "31 Mart Vak'asını Biz Çıkardık", (Haz.:İlhan Tarsus). Tercüman, 1955. 
Tefrika No: 7 (31_ Ağustos 1955). 

6 Yunus Nadi, İhtilal ve İnkılab-i Osmanî, Dersaadet, İstanbul, 1325. s. 34 Bkz, Ecved 
Güresin, 31 Mart İsyanı, Habora Kitapevi Yay., İstanbul, 1969. s. 44. 

7 Vahdeti, 4 Nisan 1909 günkü Volkan'da Cemiyet Üyelerinin yeşil sancaklar (bayraklar) ile 
sokaklarda dolaştıklarını belirtmektedir. Bkz, "Menkabe-i Celile-i Cenâb-ı Peygamberi", 
Volkan, Nu: 94, 4 Nisan 1909. 



86 



edilmektedir 18 . Bazı askerlerin ise, isyana "sırf asker arkadaşlarımın hatırı 
hoş olsun" diyerek katılmış olduğu iddia edilmektedir 19 . 

Mustafa Turan, olayın çıkışı hakkında eserinde bir takım iddialarda 
bulunmaktadır 20 . O'nun İddiasına göre, isyanı çıkaran İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'dir. Turan, 31 Mart günü Taşkışla'ya bir Paşa'nın beraberindeki 
subaylar eşliğinde geldiğini, Paşa'nın askerlere hitaben "Şevketli Padişahımız 
Efendimizin Fermanı Hümayunlarını okuyacağını ve bunu can kulağı ile 
dinlemelerini" söylediğini; okuduğu fermanda, Padişahın, askerlerin artık eski 
şapkalar yerine, Avrupa'dan getirtilen şapkaları takılacağını ve bu durumun 
dinen bir sakıncası olmadığını söyleyerek bir şapkada kendisi takmıştır 21 . 
Turan'a göre fermandaki mühür, II. Abdülhamid'e aittir. Turan'a göre, orada 
bulunan 'Paşa ve mahiyeti' 22 de gerçek değildir. Turan, okunan bu fermanda 
şapka konusunun işlenmesini de şöyle açıklamaktadır: "Fakat o günün dinî 



18 Güresin, a.g.e., s. 44. 

19 - 



20 



Ozçelik, a.g.m, Tefrika No: 7 (31 Ağustos 1955). 



Turan eserinde 12 Mart 1325 Cuma günü yaşadığı ilginç bir olaydan da bahsetmektedir. 
Şöyle ki, 12 Mart 1325 Cuma günü her zaman olduğu gibi askerleri Cuma Selâmlığına 
götürdüklerini, dönüşte Taşkışla'ya geldiklerinde her koğuşta sarıklı sakallı birtakım hocalar 
bulduklarını ve Bu hocaların selâmlığa gitmeyip de kışlada kalmış olan askerlere nasihat 
verdiklerini gördüklerini; bunun nedenini sordukları zaman kendilerine, "hassa ordusu 
kumandanlığının emriyle askerlere dinî öğüt vereceklerini" söylemişlerdir. Turan, askerde bir 
hiyerarşi bulunduğunu, gelen bir emrin üst kademeden dümen askerlerine kadar bildirilmesi 
gerektiğini söylemektedir. Taşkışla'da üç yüze yakın koğuşun bulunduğunu, buna göre bir 
hayli hocanın gelmiş olduğunu belirttikten sonra, "bazılarına bu vazife için ücret alıp 
almadıklarını" sorduklarını, cevaben "medreselere gelen memurlar tarafından şimdilik bir 
haftalık olarak birer buçuk altın lira aldıklarını ve münavebe (nöbetleşe olarak) bu vazifeyi 
Taşkışla ve Beyoğlu topçu kışlalarında yapmak üzere görevlendirildiklerini" söylemişlerdir. 
Turan, burada önemli bir noktaya dikkat çekmektedir. O nokta ise, "verilen bu emirden 
kışladan sorumlu kumandanlardan hiç birinin haberlerinin olmamasıdır. Nizamiyedeki 
nöbetçiler emirsiz kuş bile uçurmazken, bu hocaların grip çıkmaları mürettep (tertip edilmiş) 
facianın çok ustaca tertiplendiğinin en bariz örneğidir" diyerek olayın bir tertipten ibaret 
olduğunu belirtmektedir" bkz, Turan, a.g.e., 1966. s. 48-49. 

Turan'ın iddiasına göre fermanda şunlar yazmaktadır. "Rumeli'nin Balkan ufuklarında kara 
bulutlar dolaşıyor, vatanın mukadderatını tehdit ediyor, bu kara bulutlar hayra alâmet 
değildir. Siz asker evlatlarım bu yurdun bekçilerisiniz, siz olmazsanız bu vatan müdafaa 
edilmez, 600 senelik ecdadımız bu yolda canlarını kanlarını vermişlerdi. Ben irade ediyorum, 
düşmanla çarpışırken onları daha iyi görebilmeniz için yeni bir başlık giyeceksiniz, bunda dinî 
hiçbir mahzur olmadığına dair Şeyhülislam'dan fetvasını da aldım, ulülemre itaat vacibdir" 
bkz, Turan, a.g.e., s. 49-50. 

' 2 "Meğer fermanı okuyan paşa ve maiyetindeki zabitler sahte üniformalar giydirilmiş isyanı 
hazırlayan ve tertipleyen mühim şahsiyetlerdi. İçlerinde Cemiyetin tanıdığın Bahaeddin Şakir, 
Midhat Şükrü Beylerle Ömer Naci Bey vardı. Fermanı okuyan bir paşaydı, bu fermanın sahte 
olup sunî bir isyan maksadıyla tertiplenmiş olduğu akla gelmezdi." Turan, a.g.e. s. 50. 



87 



taassup ve inançlarına göre Müslüman'a şapka giydirmek barut fıçısına ateş 
atmak gibi bir şeydir" demektedir 23 . Turan'ın anılarının devamında ise, bu 
sahte heyetin, Taşkışla ve Beyoğlu Topçu kışlalarında da bu fermanı 
okuduklarını ve bu sırada da çavuş, başçavuş kılığında askerleri teşvik için 
askerin arasına bir hayli casus soktuklarını, heyetin kışlalardan gitmesiyle bu 
casusların faaliyete geçerek, isyanı çıkardıklarını iddia etmektedir 24 . Ancak 
askerlerin isteklerinin içinde "şapka istemeyiz" diye bir talep bulunmadığı için, 
öne sürülen bu iddianın zayıf kaldığını söyleyebiliriz. Ancak Abdurrahman 
Şeref Efendi'de bu konu hakkında eserinde Mustafa Turan'ı doğrulayan bazı 
bilgiler vermektedir 25 . 

İsyancı askerler, gece ezanî saatle 8.00 (02.45)'den itibaren 
kışlalarından çıkarak Meclis-i Mebusan'ın önüne gelmişlerdir 26 . O sırada 
Sultanahmet ve Ayasofya Meydanlarında toplanan isyancı askerlerin sayısı 
hakkında, bir kaynağa göre 3 bin 27 , bir diğer kaynağa göre 5-6 bin 28 



23 

Turan, a.g.e., s. 50. 

"Bunlardan Ömer Naci Bey kışla avlusunda bir istihkâm aranası üzerinde bağırmaya 
başladı: Hey... Asker kardeşler geliniz toplanınız sizlere diyeceklerim var, sizler Müslüman 
değimlisiniz? Bizleri anamız babamız dinî uğruna askerlik yapmak için göndermedi mi? 
Şapka giymek ne demek? Dinî mübini İslam'ın evlatlarını düpedüz gâvur yapacaklar, ne 
duruyorsunuz? Bütün ecdadımız bu uğurda canlarını kanlarını verdiler. Müslümanlık elden 
gidiyor, dönüp avcı askerlerine size söylüyorum, gâvur olmak için mi hürriyet yaptınız, sizin 
vazifeniz hem Hürriyeti hem de dinimiz olan Müslümanlığı muhafaza etmek değil mi? Ne 
duruyorsunuz hep beraber Mebusan meclisine gidelim derdimizi anlatalım, diye askerlerin 
arasına karışmış olan casuslarda askerleri tahrik ettiler bir anda kızılca kıyamet koptu" 
(Turan, a.g.e., s. 50-51). Bu iddiayı destekleyen bir başka iddia ise şöyledir: " ...Geyikli Baba 
dediği Niyazi Bey'in akrabasından, yine edebiyat öğretmeni (dostum merhum) Albay 
Öğretmen İsmail Erdoğan'ın şu itirafını da bize hatırlattı: " - ...Henüz yeni zabit çıkmış çiçeği 
burnunda birer mülazım (teğmen) idik. İttihatçılar, bize de nefer elbisesi giydirdiler. (Cahillerin 
birleşerek yaptıkları bir isyanmış gibi gösterilen 31 Mart fesadını er esvabı giydirilmiş İttihatçı 
subayların idare ettiği ve gerisinde ingiliz - Siyon parmağı bulunduğunu... Ayrıca bu vakanın 
Sultan Hamid'i devirerek - sonunda - İmparatorluğumuzu yıkmak hedefi güttüğü böylece 
sabit olmuştur) 31 Mart Hadisine karıştık, fakat bu katılmamıza mükâfat olarak, terfii zamanı 
beklemeden bir üst rütbeye terfii ettik. Bir rütbe kıdem aldık", Ahmet Kabaklı, Temellerin 
Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İstanbul, 1990. s. 137. 

3 "Harbiye Nezaretince serpuş-ı askeriyenin değiştirilmesi mevzuu bahis olup Avrupa 
Fabrikalarından gönderilen numunelerin müşabeheti hasebiyle bize şapka giydirecekler deyü 
beynel asker bir guft-i gunun meydana çıkması..." bkz, Son Vak'anüvis Abdurrahman 
Şeref Efendi Tarihi; II. Meşrutiyet Olayları (1908-1909), (Haz.: Bayram Kodaman-Mehmet 
Ali Ünal), TTK Yay., Ankara, 1999. s. 158. 

26 İkdam, Nu: 5347,14 Nisan 1909. 

27 Aksin, a.g.e., s. 32. 

28 Güresin, a.g.e., s. 44. 



88 



civarında olduğu belirtilmiş; olay sırasında meydanda bulunan Onbaşı Halis 
ise meydanda asker ve sivil on bini aşkın insanın toplandığını belirtmiştir 29 . 
Saidi Kürdî ise eserinde, çıkan bu hareketin başlangıcı hakkında şu bilgileri 
vermektedir:" iki-üç dakika uzaktan izlediğini ve askerin isteklerini duyduğunu 
ifade ettikte sonra çıkan isyanla ilgili olarak şu yorumu yapmıştır: "Fakat yedi 
renk süratle çevrilse yalnız beyaz görüldüğü gibi; o ayrı ayrı matlaplardaki 
fesadatı binden bire indiren ve avamı anarşilikten kurtaran ve efrat elinde 
kalan umum siyaseti, mucize gibi muhafaza eden Lafz-ı Şeriat yalnız 
göründü. Anladım iş fena; itaat muhtel, nasihat tesirsizdir. Yoksa her vakit 
gibi yine o ateşin söndürülmesine teşebbüs edecektim. Fakat avam çok; 
bizim hemşehriler gafil ve safdil; bende bir şöhret-i kazibe ile görünüyorum. 
Üç dakikadan sonra çekildim. Bakırköy'e gittim" 30 . 

Beşiktaş'ta Kılıçali Kışlası ve Taşkışla'da bulunan bütün askerler, 
yanlarında hiçbir subay olmadığı halde saat 11.00 'da(5.45 31 ), tabur tabur 
İstanbul tarafına geçmeye başlamışlar ve Sultanahmet meydanında 
toplanarak orada bulunan isyancı askerlere katılmışlardır 32 . Meydanda 
bulunan birkaç avcı neferi, meydana yeni gelen alaylara yol göstermeye 
başlamış, mümkün mertebe bir sıraya dizilmeleri ve meydanda yer tutmaları 
için gayret etmeye çalışmışlardır 33 . Bu arada bir asker; Bahriye Nezaretine 
giderek, Bahriye Silah Endaz Taburlarıyla İstanbul tarafına geçirmiştir 34 . 
İsyancı askerler, köprüden geçerken kedilerini teskine ve kışlalarına geri 
göndermeye çalışan zabit İlyas Efendiyi köprü üzerinde öldürmüşlerdir 35 . Bu 
olay 31 Mart olayının ilk öldürme vakası olacaktır. İkdam gazetesinde bu 
olaya ayrı bir başlık ayrılmıştır. Gazetede, İlyas Efendi'nin öldürülmesini şöyle 
anlatılmaktadır: "Sabahleyin mumaileyh köprübaşında bir araba üzerine 



Ozçelik, a.g.m, Tefrika No: 7. 
Bediüzzaman Said Nursî, Divan-ı Harb-i Örfî, Yeni Asya Neşriyat, Kelebek Matbaası, 
İstanbul, 1993. s. 31-32. 

31 Aksin, a.g.e., s. 32. 

32 İkdam, Nu: 5347,14 Nisan 1909. 

33 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 7. 

34 İkdam, Nu: 5347, 14 Nisan 1909. 

5 Süleyman Kani İrtem, 31 Mart İsyanı ve Hareket Ordusu; Abdülhamid'in Selanik 
Sürgünü, (Haz.: Osman Selim Kocahanoğlu), Temel Yay., İstanbul, 2003. s. 146. 



89 



çıkarak askere karşı nutuk irad etmekte iken avcı taburuna mensup iki asker 
mumaileyhin beyanatını dinlemişler, daha sonra zabite hitaben: "Zabit Efendi, 
siz yanlış söylüyorsunuz. Bizim maksadımız Kanun-ı esasi dairesinde 
şeriatın tatbikidir." demeleri üzerine İlyas Efendi belinden revolverini çıkarıp 
askere ateş etmiştir. İlyas Efendinin silahından çıkan mermiler konuşan 
askerin alnına ve orada bulunan bir hamalın dizine isabet etmiştir. Bunun 
üzerine orada bulunan diğer askerler son derece sinirlenerek ve galeyan 
içinde İlyas Efendiyi bir mermi ile göğsünden ve kasatura ile de başından 
yaralamış ve sonrada öldürmüşlerdir" 36 . 

Bu arada Meclis-i Mebusan binası isyancı askerler tarafından 
ablukaya alınmış, içeriye giriş ve çıkışlar engellenmiştir 37 . Meclis binasının 
sarıldığı sırada, ezanî saatle 11.00 (05.45)'de Yıldız'da bulunan beşinci, 
yedinci ve üçüncü alaylar 38 , yedinci alayın bandosunun: "Ey gaziler yol 
göründü yine garip sineme" marşı eşliğinde Dolmabahçe'ye inmiş, daha 
sonra İstanbul tarafına geçerek Sultanahmet meydanında toplanan askerlere 
katılmışlardır 39 . 

Sultanahmet Meydanında toplanan isyancı askerleri kumanda eden 
askerler şunlardır; isyanın başkumandanı Avcı Dördüncü Taburunun Üçüncü 
Bölüğü Birinci Çavuşu Erzurumlu Yaşar oğlu Hamdi Çavuş'tur 40 . Hamdi 
Çavuş'un baş muavini görevini ise Tophane Sanayi Alayı Onbaşılarından 
Halis (Özçelik) yürütmekteydi 41 . Hamdi Çavuş'un diğer yardımcıları ise 4. 
Avcı Taburu Tüfekçi ustalarından Çavuş Arif ve oğlu Çavuş Mehmed'dir 42 . 



36 İkdam, Nu: 5347,14 Nisan 1909. 

37 Özçelik, a.g.m. Tefrika No: 7. 

33 İkdam. Nu: 5347.14 Nisan 1909. 



Turan, a.g.e., s. 51. 

İrtem, a.g.e., 145. Şevket Süreyya Aydemir, "Ayaklanmanın bir yönetici kadrosu ve bir 
liderinin olmadığını" ifade etmektedir. Bkz, Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan 
Ortaasya'ya Enver Paşa, Remzi Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 1976. s. 135. 

41 Özçelik, a.g.m, Tefrika No: 7. 

42 irtem, a.g.e., s. 145. 



90 



Ayasofya Meydanında, hocalardan ve isyancı askerlerden bir takım 
kişiler, etrafta bulduklar sandalye ve taburelerin üzerinde çıkarak, etraflarında 
bulunan asker ve halka konuşmalar yapmaya başlamışlardır. Yapılan bu 
konuşmalar genellikle dinin elden gittiği, şeriatın hâkim olması gerektiği 
şeklinde olmuştur. Bu arada mektepli subayların orduyu Frenkleştirmeye 
çalıştıkları ve bütün bunların İttihat ve Terakki Cemiyetinin başı altından 
çıkmış olduğu, din hükümlerinin ayaklar altına alındığı gibi sözler durmadan 
orada bulunan halka ve askerlere karşı tekrar tekrar söylenmiştir 43 . 

Bu arada yabancı elçiliklerin önüne, birer ikişer asker yerleştirilmiş ve 
ahaliye hitaben: "Korkmayın, telaş etmeyin, askerlerin size bir ziyanı 
dokunmaz. Asker namus, can ve mal muhafızıdır" 44 gibi sözlerle, isyanın 
halka zarar vermeyeceğini ifade etmeğe çalışmışlardır. Ayrıca Yunus Nadi 
bu konuda ; "gerek Beyoğlu'nda, gerekse İstanbul tarafında Müslim ve gayrı 
Müslim herkese ciddi teminatlarda bulunulduğu ve hatta yabancı elçiliklerin 
kapılarına ikişer üçer nefer bırakılmasının unutulmadığı bile güvenilir bir 
şekilde rivayet olunuyordu" demektedir 45 . 

Ayasofya Meydanı'nda bulunan isyancı askerler saat 11.00 (05.45)'e 
doğru havaya birkaç el yaylım ateşi açmışlar, buna müteakip "Yaşasın 
asker!" diye defalarca bağırmışlardır. Bu olayı haber alan bütün halk, akın 
akın Ayasofya Meydanına doğru gelmeye başlamıştır 46 . Bu arada İstanbul'un 
güvenliğini sağlamak üzere sokaklarda askerler ve polisler birlikte devriye 
gezmeye başlamışlardır 47 . Bu sırada bütün dükkânların kepenkleri örtülmüş 
veya kapatılmış 48 , dairelerdeki memurlar kaçmışlardır. Halk, askerleri 



43 Güresin, a.g.e. s 44. 

44 Yunus Nadi, a.g.e., s. 34. Ayrıca Bkz, Aksin, a.g.e., s. 32. 

45 Nadi, a.g.e., s. 34. 

46 İkdam Nu: 5347,14 Nisan 1909. 

47 Aksin, a.g.e., s. 32. 

48 Osman Nuri, Abdülhamid-i Sânî ve Devr-i Saltanatı (Hayat-ı Hususiye ve Siyasiyyesi), 
İstanbul, 1327. s. 1182. 



91 



görünce ya bağırmaya başlıyor, ya da arka sokaklardan evlerine gitmeye 
başlamışlardır 49 . 

Bir takım isyancı askerler, Lazkiye Mebus Emin Arslan Bey'i Hüseyin 
Cahit Bey'e benzeterek meydanda süngü darbeleri ile öldürmüşlerdir 50 . 
Ancak Zabtiye Nezareti tarafında yapılan araştırmada Emin Arslan Bey'in 
"Meclis-i Mebusan önünde içtima eden askerler tarafından atılan kurşunlarla 
kazaen yaralanarak öldüğünü" açıklanmıştır 51 . 

Görüleceği üzere, Meclis önünde gösteri yapan isyancı avcı tabur 
askerleri, gelişen olaylar karşısında, Ayasofya Meydanında hâkimiyeti 
ellerinden kaçırmışlar ve isyan eden askerlerin yaptıkları türlü taşkınlıklara 
karşı da elleri kolları bağlı hale gelmişlerdir 52 . Artık isyan esas amacından 
sapmış gibi görünmektedir. Meclis önünde işlenen ikinci cinayet Adliye Nazırı 
Nazım Paşa'nın öldürülmesi olmuştur. Nazım Paşa, Hüseyin Hilmi Paşa'nın 
Kabine üyelerini Saraya çağırması üzerine, yanında Topçu Ferik Gürcü Rıza 
Paşa olduğu halde Saraya gitmek üzere yola çıkmıştır. Ancak Galata 
Köprüsü üzerine geldikleri sırada isyancı askerler tarafından durdurulmuş ve 
Meclise göndermiştir 53 . Nazım Paşa Ayasofya Meydanına geldiği sırada 
isyancı askerler tarafından Meclis Başkanı Ahmet Rıza Bey'e benzetilerek 
öldürülmüşlerdir 54 . Halis Özçelik'in anılarında, Rıza Paşa'yı, askerlerin köprü 
üzerinde yakaladığını ve Hamdi Çavuş'un emrini almak için Ayasofya 



49 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 8 (1 Eylül 1955). 

50 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 8. 

51 B.O.A, Fon Kodu: ZB, Dosya No: 628 (Ek-7), Gömlek No: 30. Halis Özçelik önünde 
gerçekleşen bu olayı şöyle nakletmektedir: "Sultanahmet Meydanında ilk karşılaştığım vakit, 
Lazkiye Mebusu Emin Arslan Bey'in yakalanıp oraya getirilmesi ve sımsıkı bağlanıp yere 
yatırılması oldu. Etrafında birkaç kişi toplanmış, süngülerini uzatmış, öldürmeğe 
hazırlanıyorlardı. Adamcağız kabahati olmadığını, yanlış yere ve haksız yere kendisine 
eziyet ettiklerini bana anlatmaya çalıştı. Ama etrafındaki askerler "Hüseyin Cahit'tir, mürtettir, 
temizleyelim" diye tepinip duruyorlardı. Engel olamadım adamı orada süngülerle delik deşik 
ettiler." demektedir. Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 8. 

52 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 8. 

3 Aksin, a.g.e. s. 54. Süleyman Şefik Bey'e göre ise Nazım Paşa'yı Padişah meclise 
göndermiştir. Cemal Kutay, 31 Mart İhtilalinde Abdülhamit, Nilüfer Matbaası, İstanbul, 
1977. s. 118. 
54 İkdam, Nu: 5347,14 Nisan 1909. 



92 



Meydanına getirdiğini; kendisinin bu durumu görerek, askerlere sert bir 
şekilde bağırarak: "Savunun ulan! Bu Paşa ne mektepli zabittir, ne de 
dinsizdir. Dini bütün, namazında niyazında adamdır." Dediğini ve Rıza 
Paşa'yı ellerinden kurtardığını anlatmaktadır 55 . 

Sultanahmet Meydanında asayişi sağlamak artık kolay olmayacaktır. 
Avcı taburu askerlerinin yapılan taşkınlıklara katılmaması ve bu durumun 
engellemeye çalışması, belki de çıkabilecek daha büyük bir faciaları 
engellemiştir. Bir ara Sultanahmet Camii minarelerine bir iki askerin 
tırmandığı görülmüş ve minareye tırmanan bu askerlerin minareden ezan 
okumaya başladığı görülmüştür. Yaşanan bu olayın, orada toplanmış olan bu 
şuursuz kalabalığı daha fazla galeyana getirebileceğini anlayan Hamdi 
Çavuş, yardımcılarından Nazım Çavuşu oraya göndererek askerleri 
indirmiştir. 

Divanyolu tarafında, Saat 14.00 veya 15.00'a doğru birkaç yüz hoca 
(Fatih Medresesi hocaları) sarıkları ucuna Kur'an-ı Kerim sardıkları halde, 
ellerinde siyah ve yeşil bayraklar olduğu halde Sultanahmet Meydanına 
gelmişlerdir. Halis Özçelik'e göre bu hadise halkı büsbütün çileden 
çıkarmıştır. Özelik yaşanan bu olayı, yaşanan her türlü kötülü anası olarak" 
görmektedir 56 . Ayasofya Meydanı'na gelen bu kalabalık, "Ahmet Rıza'yı, 
Hüseyin Cahit'i görüp de vurmayan kâfirdir! Dinsiz mektepli zabitleri, Kur'an-ı 
azimüşşanı inkâr edenleri görüp de vurmaya kâfirdir! Dini-i Mübin-i İslam'ı 
yere seren, gâvur icadı usul ve kanunları vatanımıza sokmak isteyen 
mürtedleri görüp de vurmayan kâfirdir!" diye bağırmaya başlamıştır. 
Meydanda toplanan bu hoca grubu, daha sonra büyük bir gürültüyle 
Sultanahmet Meydanı'nı tekbir sesleri ile inlemeye başlamıştır. İsyanın 
elebaşlarından olan Arif Efendi ve oğlu Nazım Çavuş, gelen hocaları 
karşılamışlar, ellerini öpmüşler ve bu hocaları Hamdi Çavuş'un yanına 
götürmüşledir. Halis Özçelik'in şu tespiti gayet önemli ve vahimdir; "bu arada 



55 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 8. 

56 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 8. 



93 



birisi 'yürüyün' dese İstanbul'da taş taş üstünde kalmazdı. Ama hocaların 
tekbiri devam ettiği müddetçe, bizim (yürüyün) dememize hacet kalmayacak, 
olmadık felaket baş gösterecekti." demek suretiyle gelen bu hoca grubunun 
meydandaki kalabalığı nasıl etkilediğini ifade etmektedir 57 . Yine Özçelik'e 
göre, Meydandaki askerlerin fikri, "mahalle aralarına dalıp gözlerine 
kestirdikleri insanları, kendi muhakemelerine ve hükümlerine göre, süngüden 
geçirmektir." 58 . Görülüyor ki meydanda bulunan bu başıbozuk askerlerin önü 
alınamasaydı, İstanbul'da daha büyük bir facia yaşanması olası 
görünmektedir. Hamdi Çavuş, Sultanahmet Meydanı'na gelen bu hoca 
grubunu tekin etmiş ve kendilerinin her emrini yerine getirileceğine dair 
kendilerine söz verilmiştir. Daha sonra gelen bu kalabalık hoca grubu 
dağılmaya başlamış, ama çoğu da dağınık şekilde meydanda kalmıştır 59 . 

Halis Özçelik, Arif Efendi ile oğlunun olayın ilk günü askerler arasında 
büyük bir gayret ile çalışmakta olduklarını ifade etmektedir. Hatta bu 
çalışmanın, Hamdi Çavuşu kızdırdığını ve Hamdi Çavuş'un Arif Efendi ve 
oğlunu şu şekilde uyardığını aktarmaktadır: "Fazla ileri gitmeyin, sonra baş 
edemeyiz. Allah korusun devletin başına iş açarız. Kaş yapayım derken göz 
çıkarırız. Hele biraz geride durun, işi bana bırakın. Sonunda dediğiniz, 
istediğiniz olmazsa beni bacaklarımdan ağaca asın" 60 . Yine olayın ilk günü 
bazı askerler kendi başlarına gizli araştırmalar yapmış, Ahmet Rıza ve 
Hüseyin Cahit Bey'in peşine düşmüşlerdir. Evleri, Tanin Matbaası ve eşleri 
ve dostları aranmış; ancak Hüseyin Cahit ve Ahmet Rıza Beyler 
bulunamamıştır 61 



57 Özçelik, a.g.m. Tefrika No: 8. 

58 Özçelik, a.g.m. 

59 Özçelik, a.g.m. 

60 Özçelik, a.g.m. 
31 Özçelik, a.g.m. 



Tefrika No: 8. 

Tefrika No: 8. 

Tefrika No: 9 (2 Eylül 1955). 

Tefrika No: 9. 



94 



2.3) İsyan Sırasında Halkın Tutumu 

31 Mart İsyanında "yaşasın şeriat" çığlıkları atan halk ile Meşrutiyetin 
ilanından sonra "Yaşasın Meşrutiyet, kahrolsun istibdad" diye bağıran halkın 
aynı olduğu düşünülürse, şuursuz halk kitlelerinin önlerine geleni alkışladığı 
ve o yönde hareket ettiği açıkça görülmektedir. 

Meşrutiyetin ilanını takip eden günlerde, neredeyse İstanbul'un her 
köşesinde bir hatibin etrafında toplanan halk kitlelerinin, hatibin," 
Vatandaşlar! 33 seneden beri hain bir idarenin, zalim bir istibdadın, kahrı 
altında inleyen..." şeklinde başlayan konuşmalarını heyecan içinde dinlediği 
ve konuşmanın sonunda "Yaşasın Hürriyet, kahrolsun İstibdad! Yaşasın 
Niyaziler, Enverler!" şeklinde tezahürat ettikleri görülmüştür. Cuma 
Selamlığında, II. Abdülhamid'i gördüğü zaman "Padişahım Çok Yaşa!" 
diyerek karşılayan yine aynı halk olmuştur. Gerçi yığın psikolojisi bakımından 
bu hallerin izahı mümkündür. Çünkü sokak kalabalıkları, esen rüzgârlara 
göre dalgalanırlar. Sokak kalabalıları şuurlu, yani bilinçli bir şekilde hareket 
etmezler. Sokak kalabalıkları unutkan, kaypak, hem uysal, hem hiddetlidir. 
Ama bütün hallerinde başında gördüğü efendiye, yani otoriteye baş eğmek 
hali onun en güçlü içgüdülerinden biridir. 

Ancak yığın psikolojisinde çelişkiler, tezatlar da vardır. Bu gün 
lanetlediğini; yarın baş tacı edeceği gibi, bugün baş tacı ettiğini de, yarın 
lanetle anabilir. Bu çelişkileri; zamana göre, şartlara göre özet olarak esen 
rüzgâra göre değerlendirmek en doğrusu olacaktır 62 . 

İsyancı askerler kışlalarından çıkarken, sokaklarda, bir sürü sivil ahali, 
hamallar, keçe külâhlılar, bahriyeliler ve lacivert, kara elbiseli Anadolu 
askerleri ve bir sürü halk kitlesi yollara düşmüşlerdir. Yol kenarında bulunan 
insanlar kaldırım kenarına dizilmiş, pencerelerinden sarkmış, yollarda geçen 



62 Aydemir, a.g.e., s. 100-105. 



95 



askerleri seyretmişlerdi. Birçokları da galeyana gelerek bir nağra atmış, alaya 
karışıp yürümeğe başlamışlardır 63 . 

Günlük işlerini yapmak için vapurlarla İstanbul tarafına geçmekte olan 
halk, yaşanan bu olayları endişe ve merak içinde karşılamıştır. Yunus Nadi, 
çıkan bu isyanın halk arasında şöyle hikâye edildiğini bildirmektedir: "Halk 
arasında bu isyan ile ilgili oluşan ilk kanaat, isyan eden bu askeri 
ayaklanmaya itenlerin avcı askerleri olduğundan ibaret olmuştur. Avcı 
taburları askerleri, geceleyin ya da sabaha karşı kışlada bulunan 
subaylarından bazılarını ağaçlara sararak ve bazılarını hapsederek 
nöbetçilere, yerlerinden kalkarlarsa tereddüt etmeden vurmak emri vermiş, 
bir taraftan da kendi başlarına Ayasofya Meydanı deyip çıktıkları, bir taraftan 
da ikişer üçer kişilik müfrezeler hazırlayarak bütün karakol ve kışlalara 
göndererek herkesi bu harekete teşvik ettikleri ve hala da bu emval üzere 
devam etmekte bulundukları" 64 halk arasında konuşulmaktadır. Hatta bir 
kısım ahali, İstanbul tarafında duyulan kurşun seslerinin, ne amaçla atlığına 
dair bir yorum da bile bulunamamıştır. Çünkü bir ihtilal çıkabileceği kimsenin 
aklına gelmemiştir. Halk, şehirde bulunan avcı taburlarının, irticaya hizmet 
edebilecek olanları her dakika mahvedileceğine inanıyordu. Bütün ahali 
merakta idi. Halk arasında ağızdan ağza bir 'şeriat' lafı dolaşıyor, halk 
arasında 'asker şeriat istiyor" şeklinde sözler dolaşmaya başlamıştır 65 . Bir 
takım ahali ise, bu isyanın Avcı Taburları tarafından hükümet aleyhine 
yapıldığını birbirlerine anlatıyorlardı 66 . Halkın isyana bakış açısını daha iyi 
anlamak için, Cumhuriyet dönemi Milli Eğitim eski Bakanlarından Hasan Ali 
Yücel'in o yıllara dair anılarında, babasının ifade etmiş olduğu şu cihet gayet 
önemlidir: "Asker, şeriat istiyormuş. Bu nasıl şeriat isteme? Asker, silah ister, 
top ister. Şeraitin ne olduğunu nereden bilecekler?" 67 demiştir. Gerçekten de 
ahali çıkan bu olayların ne olduğunu tam olarak kavrayamamıştır. Halk, çıkan 



63 Özçelik, a.g.m. Tefrika No: 7. 

64 Yunus Nadi, a.g.e., s. 33-34. 

65 Osman Nuri, a.g.e., s. 1 1 82. 

^ 6 Ahmet Cevat Emre, İki Neslin Tarihi, Hilmi Kitapevi, İstanbul, 1960. s. 134. 
67 Hasan Ali Yücel, Hürriyet Gene Hürriyet, TTK Yay., Ankara, 1960. s. 189. 



96 



bu ayaklanmanın nasıl bir fikir ve nasıl bir amaç üzerine ortaya çıktığını 
merakla birbirlerinden sormağa başlamıştır 68 . Görüleceği üzere halk olayın 
ne olduğunun bile farkında değildir. Ancak Halis Özçelik'in olay günü bir 
kısım ahalinin Ayastafenos taraflarına kaçtıklarını ifade etmesi ve kendilerinin 
buna bir mana veremediklerinden bahsetmiştir. Daha sonra anlaşıldığına 
göre Ayastafenos taraflarına kaçan bu halk kitlesinin, Selanik'ten gelecek 
olan Hareket Ordusu'nun, oradan geleceğine dair bir haber almış 
olabilecekleri sonucunu düşündürmektedir 69 . 

Ayasofya Meydanında asker kadar halkta toplanmıştır. Halk şuursuz 
bir şekilde sanki bir tiyatro izlermişçesine meydana gelen olayları izlemekle 
yetinmemişler; arada askerlere tezahürat yaparak olaya kendilerince dâhil 
olmaya çalışmışlardır. 

2.4) İsyanın Elebaşları: Hamdi Çavuş ve Yardımcıları 

31 Mart İsyanı'nın elebaşlarından olan Hamdi Çavuş, Doğan 
Avcıoğlu'na göre Kamil Paşa'nın oğlu Sait Paşa tarafından bulunmuş ve 
beslenmiştir. Avcıoğlu Abdülhamid'in Hatıra Defteri adlı eserin 136 ve 
137'inci sayfasından yaptığı alıntıda, Abdülhamid Hamdi Çavuş hakkında: 
"Hamdi Çavuş adlı Arnavut'u bulan ve para veren de Kamil Paşazade Sait 
Paşa idi" demektedir 70 . 

Avcıoğlu'nun verdiği bilgiye göre Hamdi Çavuş Arnavut'dur. Süleyman 
Şefik Paşa ise eserinde, isyan sırasında Ayasofya Meydanı'nda neler 
olduğunu öğrenmek için yolladığı subayından aldığı tafsilatta Hamdi 



Sabah, Nu: 7023, 14 Nisan 1909. 

9 Özçelik anılarında, "birkaç saat sonra sandallarla, yelkenlilerle, araba ve hayvanlarla 
Bakırköy sırtlarına, Ayastafenos sırtlarına yayıldıkları haberini aldık ya, Hamdi Çavuş 
aldırmadı. Meğer ahali, hareket ordusunun o taraftan geleceğini biliyormuş da haberimiz 
yokmuş. Bu iş anca 3 gün sonra anlaşılmıştır", Özçelik, a.g.m. Tefrika No: 8. 

Doğan Avcıoğlu, 31 M art ta Yabancı Parmağı, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1969. s. 69-70. 



97 



Çavuş'un Ankaralı olduğunu ifade etmektedir 71 . Hamdi Çavuş hakkında en 
detaylı bilgiyi arkadaşı olduğunu söyleyen, hemşerisi ve isyan sırasında baş 
muavini olan Halis Özçelik'ten öğreniyoruz. Halis Özçelik Hamdi Çavuş 
hakkında şu bilgileri vermektedir: 

"Avcı taburlarından birinde Hamdi Çavuş adında, Erzurumlu bir 
hemşerim vardı. Daha geldiklerinin haftasında İstanbul kışlalarını taramış, 
Erzurumlu aramıştı. Çabucak anlaşıp kaynaştık kendisiyle. Bu adam orta 
boylu, pos bıyıklı, yirmi beş yirmi altı yaşlarında, mert bir askerdi. Cahildi, 
Kur'an yazısını bile okuyamazdı. Ama dini bütündü. Allah dedi mi, gözleri iri 
iri açılır, sanki Allah'ını inkâr eden varmış gibi, etrafa dik dik bakmağa 
başlardı. Küçüklükten beri yokluk içinde büyümüş, tıpkı benim gibi, çekmediği 
cefa kalmamıştı. Sık sık buluşur, Azapkapı'da küçük bir meyhaneye giderdik. 
Bir okka rakı içerdi her oturuşta. Hızlı da para tutardı. Nereden, nasıl, 
bilmem. Arada Cuma Namazı için fasıla verir, ağzımızı yüzümüzü yıkar, çoğu 
kere Tophane camiine, ya da Ortaköy caminde namaz kılardık. 

Çok düşünceli adamdı doğrusu, Hamdi Çavuş. Memleketin halinden, 
ahvalinden söz açar, olur olmaz mekteplilerin akıllarının ermeyeceği 
bahislere dalardı. Bilhassa padişaha karşı gelen, hürriyet ve Meclisi Mebusan 
isteyen adamlara diş biliyordu. Hele din-i İslam'ın akaidini, şeriat-ı garra-i 
Muhammedi'yi terk ederek Avrupa usullerinin memlekete sokulmasını 
isteyenlerin adarını diş gıcırdıları arasında anlatıyor, sövüp sayıyordu. 

— Ne demek, diyordu. Padişahımız efendimiz hazretlerinin hilafeti ve 
saltanat-ı seniyeleri bir tarafa itilecek, bu gâvurlar başımıza geçip bizi idare 
edecekler, öyle mi? Tövbe vallahi, tövbe... Silahı kapar tek başıma en ileri 
gelen on tanesini, yarım saat içimde temizlerim. Sonra Yıldız'a koşar, huzuru 
şahaneye yüz sürer, iste geldim padişahım, ister as, ister kes, derim. Gidi 
godoşlar sizi! 



71 Süleyman Şefik Paşa, a.g.e.. s. 170. 



98 



O zamanlar Babıâli caddesinde Ahmet Cevdet beyin (İkdam) 
gazetesiyle Nuruosmaniyede Hüseyin Cahit beyin Tanin gazetesi çıkıyordu. 
(İkdam)ın Sermuharriri Ali Kemal'di. Ayrıca (Serbesti), (Volkan), (Sabah) 
adındaki gazetelerde intişar etmekteydi. (Tanin) gazetesinde çıkan baş 
makaleler Hamdi Çavuş'u çok kızdırdı. Hüseyin Cahit adı ile Ahmet Rıza adı 
hiç dilinden düşürmezdi. Ahmet Rıza beyin Meclis-i Mebusan'da irad ettiği 
nutuklara ve gazetelere sık sık verdiği demeçlere o kadar öfkelenirdi ki, eline 
geçseler bu iki adamı çiğ çiğ yiyecekti. 

Bu sözlerden siz Hamdi Çavuş'un geveze, atak bir adam olduğu 
neticesini çıkarabiliriz. Hâlbuki yanlıştır. Hamdi Çavuş, başı önüne eğik, 
sessiz kendi içine kapanmasını seven bir askerdi. Amirlerine saygı ile 
bağlıydı. Tabur da o kadar itibarı vardı ki, zabiti de, askeri de, içten sevgi ile 
bağlanmışlardı ona. Rumeli'de çetelere karşı yapılan savaşlarda gösterdiği 
başarıya mükâfaten çavuşluğa terfi ettirilmişti. Aşağı yukarı sekiz yıllık 
askerdi: 

— Bu gidişle ömrümüzün sonuna kadar ocakta kalacağız galiba, derdi. 
Hamdi Çavuş'a askeri ayaklandırma emri nereden geldiğini, doğrusu, 
bilemiyorum. Bana açık açık bir şey söylememişti. Belki kendisi de, vakanın 
yirmi dört saat evvel, böyle bir işe girişeceğinden haberdar değildi." 72 

Halis Özçelik, isyanın diğer elebaşları olduğu söylenen Tüfekçi ustası 
Arif ve oğlu Mehmed hakkında da şu bilgileri vermektedir: "Hamdi Çavuş'un 
taburunda bir baba-oğlu vardı. Baba, taburun tüfekçi ustasıydı. Adı Arif 
Efendi, oğul başçavuştu. Adı Mehmet! Bunlar, Hamdi Çavuş'un en yakın 
arkadaşlarıydı. Arif efendi okumuş, yazmış adamdı. Sırasına göre, kışlanın 
camisinde kürsüye çıkar, askere vaaz ederdi. Elinden hadis kitapları 
düşmezdi. Gazeteler sabah sabah okur, etrafa da dinletirdi. Hamdi Çavuş'un 
Cahit Bey'in başmakalelerini satırı satırına bilmesi, onun sayesindedir. 



72 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 5 (29 Ağustos 1955). 



99 



Yaman adamdı doğrusu Arif Efendi... Asılırken bile gık demedi. Öyle 
boynunu verdi, Allah'ına kavuştu. Asıl mesele şu... Ama iyi kulak ver... Arif 
efendi, Sultan Hamid'in muhasiplerinden Halil Bey'le sıkı sıkı temastaydı. Bu 
Halil beyin Arif Efendi üzerinde büyük tesir ve nüfuzu vardı. Vebal altında 
kalmayayım amma, Arif efendinin para hususunda en küçük bir para sıkıntısı 
çekmemesinin ucunu, ben bu Halil beye bağlıyorum. Haftada, on günde bir 
Arif Efendi Yıldıza gider, oradaki dairelerden birinde oturduğunu söylediği 
Halil beye misafir olurdu. Bazen gece yatısına da kaldığı vaki imiş. Ben 
Hamdi Çavuşu ziyaret için Taşkışla'ya gittikçe, hemen her seferinde, Arif ile 
oğluna görürdüm. Kahve ocağına oturur, çay içerdik. Derden tepeden 
görüşürdük. Sonra biz gezmeye çıkardık. Bir iki defa Başçavuş da geldi 
bizimle Azapkapıya, ama sonra caydı. Belki hoşlanmadı bizden. Ya da kendi 
başına göreceği işler vardı. Şurasını kaydedeyim ki, beraber bulunduğu, yiyip 
içtiği kimselerden hiç birine para verdirmezdi Başçavuş. Elini avcı yeleğinin 
çukur cebine bir saldı mı, çil çil altınlar çıkardı. 

Bu isyan işinde Arif Efendi ile oğlu akıl hocalığı ettikleri bence 
muhakkaktır. Gerçi günü gelip ipe çekildiklerine göre, bu fikir pek ucuz bir 
fikirdir ama muhasip Halil Beyle sıkı temas meselesi, pek o kadar yabana 
atılacak şey olmaması gerektir." 73 

Yukarıda da anlaşılacağı üzere isyanda ikinci planda duran Arif Efendi 
ve oğlu Mehmet, Saray Muhasiplerinden Hali Beyle sıkı ilişkileri göz önüne 
alındığında isyanın tertipleyicisi olma ihtimalleri daha kuvvetlidir. Bu 
ifadelerden çıkan ise, olayın asıl kahramanı Hamdi Çavuş olmasına karşın, 
Arif ve Mehmet Efendiler olayın asıl tertipçileridir. Hamdi Çavuş'u askerin ona 
duyduğu güvenden ötürü kandırmışlar ve onu olayın baş aktörü yapmışlardır. 
Olayın görünmeyen kahramanları bu baba oğludur. 



73 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 5-6 (29-30 Ağustos 1955). 



100 



2.5) İsyan Sırasında Harbiye Nezareti'nde Meydana Gelen Olaylar ve Bu 
Olaylar Karşısında Mahmut Muhtar Paşa'nın Tutumu 

31 Mart günü, Harbiye Nezareti nöbetçi yaverlerinden Mustafa Bey, 
Yıldız'dan Beşiktaş'a doğru inerken Kabataş'a yaklaştığı zaman avcı 
askerlerinin isyana başladığını görmüştür. İsyancı askerleri gören Mustafa 
Bey geri dönerek Gümüşsüyü, Beyoğlu üzerinden asilerden önce Galata 
Köprüsünden geçip hava aydınlanırken gördüklerini Harbiye Nazırı Ali Rıza 
Paşa'ya iletmiş ve daha sonra da Hassa Ordusu Mahmut Muhtar Paşa'nın 
Kadıköy'deki evine haber göndermiştir 74 . Harbiye Nazırı'da saat 5'te (ezani 
10.30) Mahmut Muhtar Paşa'ya iş başı yapması emrini içeren bir telgraf 
göndermiştir 75 . Mahmut Muhtar Paşa'ya göre , "bu ayaklanmayı akşamdan 
haber alan bir süvari liva kumandanının keyfiyeti ordu kumandanına haber 
vermek için süratle davranacağı yerde Harbiye Nazırına bilgi vermekle iktifa 
etmesi" belki de isyanın başlangıçta bastırılamamasına sebep olmuştur 76 . 

Mahmud Muhtar Paşa kendisine yollanan telgrafı ancak saat 7'de 
alabilmiştir. Gönderilen telgrafta şöyle denilmektedir: "Derhal görevinizin 
başına gitmenizi tavsiye ederim." Bu telgrafın hemen arkasından, Zabtiye 
Nazırı ve Birinci Ordu İkinci Fırka Komutanı Cevad Paşa'dan gelen 
telgraflarla, Dördüncü Avcı Taburu'nun, iki piyade kıtasının da katılmasıyla 
sabah erkenden ayaklandığı, başlarında subayların olmaksızın Galata 
köprüsünü geçtiklerini ve Ayasofya Meydanı'nda, Meclis binasının önünde 
toplandıklarını haber almıştır. Mahmut Muhtar Paşa derhal Kadıköy'den 
7.30'da (ezani 01.00) kalkan vapura binip Galata Köprüsü'ne ulaştığında 
yakındaki Aziziye Karakolu'na giderek orada görevli nöbetçi subayıyla alay 
kumandanını yanına çağırır ve onlara "askerlerini sıkı gözetim altında" 



74 i. Nuri Sır, "31 Mart'ın Gizli Tarafları", Tarih Dünyası, C. III, S. 24 (1 Eylül 1951). s. 1031. 
ayrıca bkz, Son Vak'anüvis ..., s. 150. 

Aksin, a.g.e.,, s. 32. 
6 Mahmud Muhtar Paşa, Maziye Bir Nazar Berlin Antlaşmasından Harb-i Umumiye 
Kadar Avrupa ve Türkiye-Almanya Münasebetleri, Yay. (Haz.: Erol Kılınç), Ötüken 
Neşriyat, İstanbul, 1999. s. 113 



101 



bulundurmalarını emretmiş ve aynı zamanda da bir makineli tüfek bölüğünün 
ve bir top bataryasının Seraskeriye'ye doğru yola çıkarılması ve oraya gitmek 
için de Halic'i, eski Köprüden (Unkapanı Köprüsü) geçmeleri emrini vermiş ve 
saat 8.30'a (ezani 03.00) doğru Harbiye Nezareti'ne ulaşmıştır. 77 

Mahmut Muhtar Paşa, Nezarete gelmeden önce, sabah ezani saatle 
03.30 (9:00)'da Harbiye Nezareti'nden Davut Paşa Kışlasına bir telgrafname 
çekilerek süvari askerlerinin hemen yetiştirilmesi emredilmiş ve süvari 
askerleri Harbiye Nezareti'ne saat 04:00 (10:25)'de gelmiştir. Süvari 
askerlerinden seçilen 20 kadar asker başlarında Rum asıllı Yüzbaşı Romilus 
İsparti olduğu halde Gedikpaşa'daki asilerin üzerine sevk edilmiştir 78 . Buraya 
sevk edilen süvarilerin komutanının Rum asıllı Yüzbaşı Romilus İsparti 
olması kötü bir rastlantıdır 79 . Süvari kıtası Harbiye Nezareti'nin Bayezid 
Kapısı'ndan çıkarak isyancıların üzerine ilerledi. Fakat saldırılara karşı 
gelmek için önceden belirlenen yerlere yerleşmiş asiler 80 İsparti Efendi'yi 
vurmadan önce, "İslâmın üzerine gâvur sürüyorlar" demişler ve 
mavzerlerinden çıkan kurşunlar kıta komutanı Yüzbaşı İsparti Efendi'nin 
vurularak ölmesine neden olmuştur 81 . Mevlanzade Rıfat'a göre bu hadise 
Mahmud Muhtar Paşa'nın bir başarısızlığı ve sorumsuzluğu olarak 
değerlendirerek, şeriat isteriz diyerek ayaklandırılan, tam anlamıyla dinî 
taassupları tahrik edilmiş olan bir askere karşı itaat altına almak için 
gönderilen bu askerî birliği Hıristiyan bir komutana teslim etmenin uygun 
olmadığını, bu durumun şeriatın kaldırılacağına inandırılmış, dinî bir 
tutuculukla kandırılmış olan askerin duygularının bütün bütün bozulmuş 
olduğu ve hatta yeniden yayılan teşvikçilere etkili bir sermaye olduğunu ve 



7 Francis Mc Cullagh, Abdülhamid'in Düşüşü, (Çev.: Nihal Önol), İstanbul Kitaplığı, 
İstanbul, 1990, s. 75. 
78 İkdam Nu: 5347, 14 Nisan 1909. 

9 Osman Selim Kocahanoğlu, Derviş Vahdetî ve Çavuşların İsyanı 31 Mart Vak'ası ve 
İslamcılık, Temel Yay., İstanbul, 2001. s. 148. 

Mevlanzade Rifat, 31 Mart Bir İhtilalin Hikâyesi, (Haz.: Berîre Ülgenci), Pınar Yay., 
İstanbul, 1996. s. 44. 
81 Kocahanoğlu, a.g.e., s. 148. 



102 



Harbiye Nezareti'ndeki askerin de asilere katılmasında -yegane değilse de- 
başlıca nedenlerden biri olduğunu belirtmektedir 82 . 

Daha sonra yapılan tahkikatta Süvari Yüzbaşısı Romilus İsparti'yi 
öldüren kurşunu atan kişinin Dördüncü Avcı Taburu'nun Birinci Bölüğü 
mürettebatından İzmirli Saim bin Hacı Mehmet Ali olduğu anlaşılmıştır 83 . 

İsyancı askerler, İsparti Efendi'yi öldürdükten sonra, süvari askerlerine 
hitaben: "Şeriat isteyen asker kardeşlerimize hücum etmek, adeta kafir 
olmaktır. Siz de din iman yok mudur? Siz peygamber şeriatı istemez 
misiniz?" gibi kışkırtıcı telkinleri süvari askerlerine görev duygusunu 
kaybettirmişler ve bu şekilde askerin maneviyatı sarsılmış ve askerler tekrar 
Harbiye Nezareti bahçesine çekilmişlerdir. Bu sırada isyancılar arasında 
bulunan ve mülazım ilen ihraç edilmiş alaylı subaylardan Kamil Ağa, Yüzbaşı 
İsparti'yi öldüren İzmirli Saim'i alnından öperek kutlamıştır 84 . 

Harbiye Nezareti'nin önünde bunlar olurken içeride Hassa Ordusu 
Kumandan'ı Mahmud Muhtar Paşa ne yapacağına karar verememiştir. 
Yanında Erkan-ı Harbiye Reisi İzzet Paşa olduğu halde, hükümetten 
sabırsızlıkla beklemiş olduğu silah kullanma emri de bir türlü verilmemiştir 85 . 
Hükümet kendilerine istedikleri emir yerine: "Şeyhülislam Efendinin Bâb-ı 
askeriye gittiği" şeklinde oyalayıcı bir cevap vermiştir 86 . Sadrazam Hüseyin 



82 Mevlanzade Rifat, a.g.e., s. 52-53. 

3 "Dördüncü Avcı Taburu'nun Birinci Bölüğü mürettebatından İzmirli Saim bin Hacı Mehmet 
Ali'nin geçen Mart'ın otuz birinci günü müsellahen Mecli-i Mebusan önündeki usat ile birlikte 
bulunmakta iken rüfekası bagiyyesinden birkaç kişi ile Beyazıd civarında Parmakapı'ya 
gelerek orada kendilerini itaate davet eden Süvari Yüzbaşılarından Romilus İsparti Efendi'yi 
tüfenk mermisiyle kati ü itlaf eylediği sabit olduğundan askeri ceza kanununu doksan altı 
96'ıncı maddesine tatbiken idamına dair Birinci Divan-ı Harb-i Örfi'den verilen mazbatanın 
gönderildiği beyanıyla icrası icabını hadisi Hareket Ordusu Kumandanlığının tezkeresi 
melfufiyle arz ve takdim kılınmağla sadır olacak İrade-i Seniyye-i Hazret-i Padişahî'nin 
mantuk-ı celilesi inhaz-ı olunacağı beyanıyla tezkere-i senaveri terkim kılındı efendim. 
Fî 13 Cemaziyelahir 1327 Fî 18 Haziran 1325. Sadrazam Hüseyin Hilmi ". BOA, Fon Kodu: 
İ. .AS.. Gömlek No: 1327/C-36 Dosya No: 86 Tarih: 15/C/1327 (Hicri). 
84 Kocahanoğlu, a.g.e., s. 148. 

35 Son Vak'anüvis.... s. 152; Ayrıca bkz., Kocahanoğlu, a.g.e., s. 147-148. 
86 Son Vak'anüvis..., s. 152 



103 



Hilmi Paşa "tedabir-i hakimane" ile düzeni yeniden sağlamaktan başka yola 
gitmenin "müşkül ve gayr-i caiz" olmasından bahsederek ayaklanmanın 
başında, bunu zorla bastırmaya niyetli olmadığını göstermiştir 87 . İsyanı 
bastırmakla resmen mükellef olan Sadrazam ve Dâhiliye Nâzın Hüseyin 
Hilmi Paşa, Harbiye Nâzın Ali Rıza Paşa, Babıâli'ye kapanıp kalmışlar ve 
kararlı bir tavır göstermemişlerdi 88 . 

Ahmet İzzet Paşa anılarında, "bu sırada Harbiye Nezareti önünde 
toplanan halk, yüksek sesle askeri coşturup durduklarından durumun 
vahameti ve böyle devam ederse bizim askerin bile öbür tarafa katılması 
tehlikesi açıkça görüldüğünden, Sadarete; ya Şeyhülislam Efendinin bir an 
önce gönderilmesi veyahut buradaki askerlerin hareketine izin verilemesini 
istirham eden bir pusula gönderdim. Fakat ne Şeyhülislam, ne de bir cevap 
geldi 89 ". Buradan anlaşılacağı üzere hükümet Harbiye Nezareti'nde Ahmet 
İzzet Paşa ve Mahmut Muhtar Paşa'yı, isyanı bastırmaya yönelik bir harekât 
yapmalarını önlemek için, Şeyhülislam gelecek diyerek oyalamışlardır. 
Şeyhülislam o sırada Ayasofya Meydanı'nda isyancı askerlerin isteklerini 
dinlemekle meşgul olduğu için, Harbiye Nezareti'ne gelmeyecektir. 

Mahmud Muhtar Paşa Harbiye Nezareti'ne geldiği sırada Harbiye 
Nazırı'ndan bir mektup almış, aldığı bu mektupta askerler arasında egemen 
olan ruh hali anlatılmış, tümen komutanlarının askerleri oyalamak amacıyla 
talim yaptırmaları için emir verildiğinden bahsedilerek Mahmud Muhtar 
Paşa'nın Bâb-ı Ali'ye gelmesi istemişti. Mahmud Muhtar Paşa, Harbiye 
Nazırına gönderdiği cevabî mektupta, askerlerine güvendiğini ve beklediği 
birlikler gelir gelmez harekete geçebileceğini, kendisinin Bâb-ı Ali'ye 



87 Aksin, a.g.e., s. 34. 

8 Ahmet Turan Alkan, İkinci Meşrutiyet Devrinde Ordu ve Siyaset, 2. Baskı, Ufuk 
Kitapları, İstanbul, 2000. s. 128. 
89 Ahmet izzet Paşa, a.g.e., C. I, s. 64. 



104 



gelmesinin sakıncalı olacağını ve tüm nazırların Harbiye Nezareti'ne 
gelmeleri gerektiğini yazmıştır 90 . 

Ayaklanan isyancı askerlerden bir kaçı, talim alanına girmeyi bile 
başarmış, orada şeriat adına, askerlerden bazılarını kendi yanlarına çekmeye 
çalışmışlardır. Bu propagandaya son vermek isteyen Mahmud Muhtar Paşa 
ön saftaki askerlerin yanına giderek ateş açmalarını emretmiş, ancak 
askerler biran için tereddüt içinde kalırlar ve duraksarlar ancak sonunda emri 
dinleyerek ateş etmişler, açılan ateş sonucu hiç kimse yaralanmamıştır 91 . 

Harbiye Nezareti önüne gelen isyancı askerler, burada bulunan 
askerleri ihtilale davet etmişlerdir. Fakat Hassa Ordusu Kumandanı Mahmut 
Muhtar Paşa'nın tedbiri ile Harbiye Nezareti'nin dört kapısı kapatılmış, 
oralara mitralyözler yerleştirilerek gelen bu isyancı askere red cevabı 
verilmiştir. Halktan bir takım kişiler demir parmaklıklar üzerine çıkarak 
Nezaretin kapılarını açtırmak istemişlerdir 92 . Hatta bazı ahalin de içeriye 
"Volkan" gazetesi attıklarının görüldüğü İddia edilmiştir 93 . 

Mahmud Muhtar Paşa hiç durmaksızın sağa sola talimat ve emirler 
yağdırmış, askerlerin ayaklananlara katılmalarını önlemek için elinden geleni 
yapmıştır. Mahmut Muhtar Paşa, isyancı askerlerin bütün tehditlerine karşın, 
parmaklıklara tırmanmak isteyen kalabalığın nezarete girmesini önlemeye 
çalışmış ve taşkınlık yapan bu kişilerin üzerine ateş açtırmadan önce son bir 
önlem olarak bir tulumba getirterek kalabalığın üzerine su sıktırarak 
parmaklıklar önündeki insanları biraz geriletmeyi başarmıştır 94 . 



90 Son Vak'anüvis..., s. 150-154. 



Mc Cullagh, a.g.e., s. 78; Sina Akşin'e göre, askerler kısa bir süre kararsızlık geçirdikten 
sonra havaya ateş ederek, kumandanlarının emirlerini kayıtsız şartsız dinlemeye hazır 
olmadığını belli etmiştir. Aksin, a.g.e., s. 36. 

Yunus Nadi, a.g.e., s. 42-43. 

93 Falih Rıfkı Atay, Batış Yılları, İstanbul, 1963. s. 34. 

94 Mc Cullagh, a.g.e., s. 79; Ahmet izzet Paşa, a.g.e., s. 64. 



105 



Ancak kalabalık halk Nezaret'i çevreleyen demir parmaklıkları kırmağa 
teşebbüs etmişlerse de, içeriden dışarıya şiddetli bir yaylım ateşi icrasıyla 
ahali ve askerden birçok ölü ve yaralı verilmiştir 95 . O sırada yanındaki askerle 
beraber Beyazıt'a gelmekte olan Hamdi Çavuş'un başyardımcısı Onbaşı 
Halis olayı şöyle anlatıyor: Beyazıt'ın köşe başını, leblebiciler sokağının 
dirseğini döner dönmez, şiddetli bir yaylım ateşiyle karşılaştık. Hassa Ordusu 
askerleri nezareti çeviren parmaklıklı duvar arkasına mevzi almışlar, bizi 
kurşunla karşılamağa hazırlanmışlardı 96 . İsyanı bastırma işi Hükümet'in 
İstanbul'da kalan tek dayanağı olan Hassa Ordusu Kumandanı Mahmut 
Muhtar Paşa'ya düşmüştür. Paşa'nın daha önceki davranışlarıyla, kendisinin 
böyle bir işi yapmaktan çekinmeyecek bir kumandan olduğu gayet iyi bir 
şekilde bilinmektedir 97 . 

Saat 12.30'a doğru (ezanî 06.00) 5'inci Alay'ın 3'üncü Taburu'nun ve 
7'inci Alay'ın 2. Taburu'nun İstanbul'a gitmek için Zincirlikuyu'dan ayrıldığını 
ve askerlerin aralık vermeksizin köprüden geçmeyi sürdürdüğünü haber alan 
Mahmud Muhtar Paşa, kabineye ve Meclis Başkanına telefon etmiş, Halic'in 
iki yakasındaki ulaşımı kesmek ve böylelikle Beyoğlu'ndaki askerlerin 
İstanbul'da bulunan asıl isyancılar kalabalığına katılmasını önlemek 
amacıyla, köprülerin açılmasını ve zaman yitirmeden, başlatılacak saldırı 
konusunda zaman yitirmeden karar vermelerini istemiştir. 

Bu isteğe karşılık olarak Mahmud Muhtar Paşa'ya Meclis Başkanı'nın 
ve Harbiye Nazırı'nın istifa etmiş oldukları ve "bu istifaların her türlü güçlüğü 
sona erdireceğinden" bahsedilerek hiçbir hal ve şartta kuvvet kullanılmasına 
izin verilmeyeceği bildirilmiştir 98 . Mahmut Muhtar Paşa'nın ısrarla kuvvet 
kullanmak istemesine karşın, Hükümet olayın Nazırların istifası ve 



5 Yunus Nadi, a.g.e., s. 43. 

96 Özçelik, a.g.m, Tefrika No: 7. 

7 Aksin, a.g.e., s. 35. 

98 Mc Cullagh, a.g.e., s. 80. 



106 



Şeyhülislam'ın isyancılara vereceği öğütlerle başarılabileceği düşüncesinde 
ısrar etmiştir. 

Öğle saatlerine doğru Harbiye Nezaretine Vefa yönünde bulunan 
kapıdan bir top bataryası ve Beyoğlu'ndan gelen bir maksim tüfeği kıtası da 
Harbiye Nezareti bünyesine dâhil olmuştur. Mahmud Muhtar Paşa bu son 
gelen kuvvetleri, Nezaretin Beyazıt kapısı önüne, kalabalığa karşı 
yerleştirilmiştir. Mahmut Muhtara Paşa'nın telgrafla çağırmış olduğu 1 . Süvari 
Livası (tugayı)'da yardıma gelmiş, gelen bu süvari grubunun Beyazıt 
yönünden gerçekleştirmiş olduğu bir saldırı ile meydanda bulunan kalabalığı 
dağıtmayı başarmıştır. Paşa daha sonra V. Süvari Tugayı yardıma çağrılmış 
ve Mahmud Muhtar Paşa'nın en fazla güvendiği I. Avcı Taburu'nu da Beyazıt 
Meydanı'na açılan sokak başlarını tutmakla görevlendirilmiştir". 

Ahmet İzzet Paşa anılarında yukarıda anlatılan olayı şu şekilde 
aktarmaktadır: "Güya Meşrutiyeti korumak üzere Rumeli'den getirilen avcı 
taburları ilk olarak Meclis-i Mebusan'ı ve onlardan güç alan halk da Harbiye 
Nezaretini kuşattılar. Sabahleyin Babıâli'de toplanan vekiller heyeti beni 
çağırarak, Harbiye Nezaretine gelip, oradaki askeri silah başına itmiş olan 
Birinci Ordu Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa'nın göstereceği saldırı ve 
şiddet, sıkıştırılan ve savunmasız olan mebusların telefine sebebiyet 
vereceğinden ve Şeyhülislam Efendi halka nasihat için Harbiye Nezareti'ne 
gönderileceğinden, bu zatın gelişine kadar her türlü harekete engel olmak 
göreviyle Harbiye Nezaretine sevk ettiler. Şeyhülislam, Bâyezid kapısı 
kuşatılmış olduğundan ancak, Süleymaniye kapısından içeri girebilip 
keyfiyetini Mahmut Muhtar Paşa'ya bildirmekle beraber, kendimde 
parmaklıklardan halka nasihat etmek istedimse de işe yaramadı" 100 . 



99 Aynı eser, s. 79. 

100 Ahmet izzet Paşa, a.g.e., C.l, s. 63-64; Bkz, Son Vak'anüvis..., s. 152. 



107 



Mahmud Muhtar Paşa bazı meclis üyelerine ve Ahmet Rıza Bey'e 
ulaşarak böyle gevşek davranılmasının sonuçlarının pek tehlikeli olacağını 
bildirmiş, Maliye Nazırı Rıfat Paşa'ya 101 - bir görüşe göre ise Maliye Nazırı 
Rıfat Paşa'ya 102 - da zor kullanmak suretiyle, kısa zamanda bu eylemi 
bastırabileceği konusunda güvence vermiştir 103 . Hatta Harbiye Nazırı Rıza 
Paşa, "şehir haricinde olsa, dört tabur ile değil, bir taburla dahi erbab-ı kıyam 
üzerine varmak vaciptir. Mamafih vükela tasvip eyler ise mesuliyeti deruhte 
ile vur emrini verelim" 104 demiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi Hükümet, 
sadece Mahmur Muhtar Paşa'ya değil, Harbiye Nazırına da istediği yetkiyi 
vermemiştir. 

Zaman geçtikçe durum kötüleşiyor, Beyoğlu tarafında bulunan asker, 
isyancılarla birleşmek üzere peyderpey İstanbul tarafına geçmekte olduğu 
gibi, köprüleri tutmak için Harbiye Nezareti'nden gönderilen tabur ve 
mitralyöz bölüğü, tesadüf ettikleri asli askerlere katılıyordu 105 . Mahmud 
Muhtar Paşa emrinde bulanan askerlerin isyancılara katılmasını önlemek için 
elinden geleni yapıyor askerle bizzat ilgileniyordu. Harbiye Nezareti içinde 
Mercan Kapısı'na yakın yerleştirilmiş piyade kıtasının isyancılara katılmak 
üzere kapıya yaklaşmaları ve bunlara 1 . Süvari Bölüğü'nün de iştirak etmeleri 
ve başlarında bulunan subayların yetersiz kalarak kaçmaya başlamaları 
üzerine askerlerin arasına girip onları çevresinde toplayarak onlara nasihatte 
bulunup tekrar görev yerlerine dönmelerini sağlamıştır. Bununla birlikte asker 



101 Aksin, a.g.e., s. 36; Mc Cullahg, a.g.e., s. 80. 

2 Adurrahman Şeref Efendi'ye göre Mahmut Muhtar Paşa, Maliye Nazırı Rıfat Bey'le 
görüşerek eylemi bastıracağı yönde teminat verdiğini söylemektedir." Bkz, Son 
Vak'anüvis... s. 153. Hariciye ve Maliye Nazırlarının karışmasının nedeni, İki nazırın da 
isminin Rıfat olmasından kaynamamaktadır. Ancak bu konuda Abdurrahman Şeref Efendi'nin 
daha doğru bilgi vereceği kanaatindeyiz. Çünkü kendisi o sırada hükümetin yapmış olduğu 
görüşmede Maarif Nazırı olarak bulunmaktadır. Ancak bir kaynakta Maliye Nazırının eski 
Varidat-ı Umumiye Muhasebecisi Mehmet Ziya Paşa olduğu belirtilmektedir. Midhat 
Sertoğlu, "Yeni Belgelerin Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid Han Tahttan İndirildiği Gün 
Sadrıâzam Kimdi?", Milli Kültür Dergisi, S. 69, Ankara, Şubat 1990. s. 50. İkdam 
Gazetesi'nde de Maliye Nazırı olarak Rıfat Bey gösterilmektedir. İkdam, Nu: 5347 (14 Nisan 
1909). 

103 Aksin, a.g.e, s. 36; Mc Cullahg, a.g.e., s. 80; Son Vak'anüvis..., s. 153. 

104 Son Vak'anüvis..., s. 154. 

105 Ahmet İzzet Paşa, a.g.e., s. 64. 



108 



arasında huzursuzluk iyiden iyiye artıyor ve süvarilerin ayaklananlardan yana 
çıkarak kışlalarına dönmek istedikleri bildiriliyordu. Bununla beraber 
Mahmud Muhtar Paşa, subaylardan aldığı bilgilerden, askerin 
homurdanmaya başladığını, artık hiçbir yerden ve kimseden emir 
almayacaklarını ve eve gitmek istediklerini ifade etmeye başladıkları öğrenir. 
Bu durum karşısında Mahmud Muhtar Paşa süvarileri daha fazla 
al ı koyamayacağına kanaat getirerek, küçük küçük kıtalar halinde kışlalarına 
göndermeye başlamıştır 106 . 

Mahmud Muhtar Paşa'nın Harbiye Nezareti'nden ayrılmasından sonra 
iyice başsız ve subaysız kalan maiyetindeki askerler kısa bir süre asi 
askerlerle birleşmiştir 107 . Geceye kadar isyana katılmayan ve Harbiye 
Nezareti'nde bulunan I. Nişancı Taburu da asilerle birleşmiş ve bu suretle 
Hassa birlikleri hemen tamamen isyana dâhil olmuş ve gece sabaha kadar 
eğlence için yaylım ateşi yapmışlardır 108 . 

Mahmud Muhtar Paşa'nın Hassa Ordusu kumandanlığı süresi 
içersinde, ordudan bin dört yüz kadar alaylı subay ihraç edilmiştir. 31 Mart 
Vak'ası esnasında ayaklanan askerlerin istekleri arasında orduyla ilişiği 
kesilen bu alaylı subayların tekrar orduya dönmesi de yer almıştır. Hem bu 
açığa çıkarılan alaylı subayların intikam alma isteği hem de Mahmud Muhtar 
Paşa'nın Harbiye Nezareti'nde ve diğer kışlalarda isyanın dışında kalan 
askeri, isyancılara karşı kullanmak istemesi isyancılarının öfkesini üzerine 
çekmesine sebep olmuştur 109 . Mektepli subay avına çıkan isyancı askerler, 
Mahmud Muhtar Paşa'nın Moda'da bulunan konağını (Mermer Konak) 
kuşatmışlar, Hassa Ordusu Kumandanlığından istifa etmiş olan Mahmud 
Muhtar Paşa'nın hapsedilmek üzere teslim olmasını istemişlerdir 110 . Konağın 



106 McCullagh, a.g.e., s. 96. 
" *1evlanzade Rifat, a.g.e., s. 55. 



108 Bayar, a.g.e., C. II, s. 402. 

109 Mevlanzade Rifat, a.g.e., s. 52. 
İsmail Hami Danişmend, 31 Mart Vak'ası, İstanbul Kitapevi, İstanbul, 1942. s. 254. 



109 



etrafını saran isyancılar bir kolağasının önderliğinde hareket etmişlerdir. Bu 
kolağası, Süleyman Şefik Paşa'ya bir er göndererek Paşa'dan bir katır topu 
istemiştir. 

Süleyman Şefik Paşa bu durum karşısında durumu Harbiye Nazırı'na 
bildirmek üzere Harbiye Nezareti'ne gitmiştir. Çıkmadan önce de askerlere 
Padişahtan emir almaya gittiğini, buna göre hareket etmeleri gerektiğini ve 
kendisini beklemelerini söylemiştir. Ancak Nazır burada olmadığı için 
Mahmud Muhtar Paşa'nın yerine atanan Yaver Paşa'ya anlatmıştır. Harbiye 
Nazırı Edhem Paşa'ya da bir kâğıt yazarak Mahmud Muhtar Paşa'ya 
ilişilmemesini "amir bir irade-i seniyyenin" telgrafla hemen kışlaya tebliğini 
rica ederek kışlaya dönmüştür. Kendisini kışlada bekleyen askerlere 
padişahın selamı olduğunu ve iradenin akşam geleceğini söyleyerek askeri 
dizginlemiştir 111 . Konağın etrafında bin beş yüze yakın asker toplanmakla 
birlikte, her ne kadar Süleyman Şefik Paşa, kendisinden talep edilen top 
isteğini geçiştirmişse de, askerler bir şekil bir top da bulmuştur 112 . 

Burada toplanan Selimiye Kışlası askerleri, birkaç kez kapıyı kırarak 
içeri girmeyi ve Mahmud Muhtar Paşa'yı yakalamaya teşebbüs etmişse de, 
Paşa'nın ailesi Mısır Hidiv ailesine mensup olduğu için bu teşebbüs 
engellenmiştir. Paşa durumun tehlike arz ettiğini görerek kaçmaya karar verir, 
bahçe kapısından çıkması mümkün olmadığı için bahçe duvarından bitişikteki 
evin bahçesine atlar. Buranın sahibi olan bir Fransız'ın yardımıyla da 
komşusu İngiliz asıllı VVilliam VVhittall'in evine saklanmıştır. Bu durumu 
bilmeyen bazı kişiler Paşa'nın hayatı hakkında şüpheye düşmüşlerdir. 
Mahmud Muhtar Paşa'nın babası Gazi Ahmet Muhtar Paşa, telgraf ile direk 
olarak II. Abdülhamid'e müracaat ederek, "oğlunun tahlisi (kurtarılması) 
çaresine serian bakılmasını" talep etmiş ve sarayın teşebbüsleri ile çıkarılan 
bir ferman ile Mahmud Muhtar Paşa'nın evi önündeki askerler dağılmaya 



111 Süleyman Şefik Paşa, a.g.e., s. 172-174. 
12 Danişmend, a.g.e., s. 254. 



110 



başlamıştır 113 . 1 Nisan günü Mahmud Muhtar Paşa yabancı arkadaşları 
vasıtasıyla Avrupa'ya kaçırılmıştır. Mahmud Muhtar Paşa, Hareket 
Ordusu'nun İstanbul'a gelmesinden sonra tekrar İstanbul'a dönecektir 114 . Dr. 
Bahaeddin Şakir ise Mahmut Muhtar Paşa'nın Pire'ye gittiğinden 
bahsedilmektedir 115 . 



2.6) Olaylar Karşısında Meclisi Mebusan ve Olaylar Karşısındaki Tutumu 

Meclis-i Mebusan, isyan eden askerler tarafından ablukaya alınmıştır. 
Meclisi kuşatan askerler, içeriden kimsenin çıkmasına ve ya içeriye kimsenin 
girmesine izin vermemiştir. Meclis'e ilk gelen mebuslar, İsmail Kemal 
arkadaşı Müfit 116 ve Muş mebusu İlyas Sami Bey ile Üsküp Mebusu Mahir 
Sait Bey olmuşlardır. 

Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal (Tengirşenk) hatıralarında Meclis-i 
Mebusan'a gelişini şöyle anlatmaktadır: "Taksim'den bir arabaya binerek 
Cağaloğlu'ndaki Mebusan Kulübüne geldim. Burada askerin ayaklanarak 
Meclisi Mebusanı sarmış olduklarını öğrendim. Orada bulunan arkadaşlara: 
"Meclise gidelim, meseleyi anlayalım" dedim. Sayılarını ve kim olduklarını 
şimdi hatırlayamadığım birkaç mebusla beraber yola çıktık. Yerebatan 
yolunun o zaman çatal olan ucundan Ayasofya Meydanına çıkılan yerde 
silahlı askerler vardı. Bize:" yasak!" dediler. Biz: "Mebusuz. Meclise vazifeye 
gidiyoruz" dedik. "Öyleyse haydi geçin" dediler. Ayasofya Meydanına 
geldiğimiz zaman meydanın etrafının askerlerce çevrildiğini gördük. Ayasofya 
camiinin kaldırımının sonuna vardığımız sırada oradaki sebilden yeşili, 



3 Bir başka iddiaya İngiliz Büyükelçisinin saraya müracaatı üzerine ferman çıkmıştır. 
Danişmend, a.g.e., s. 254 
114 Son Vak'anüvis.... s. 167. 

5 Hikmet Çiçek, Dr. Bahaeddin Şakir; İttihat ve Terakkiden Teşkilatı Mahsusa ya Bir 
Türk Jakobeni, Kaynak Yay., İstanbul, 2004. s. 91 
116 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C. IX, TTK Yay., Ankara, 1999. s. 87. 



111 



kırmızılı meşin ceket giymiş biri çıktı. Meydana doğru gitti. Bu adamın Volkan 
gazetesini çıkaran Derviş Vahdeti olduğunu sonradan öğrendim. Meclis 
salonunda toplandık 30-35 kişi vardık" 117 . 

Yunus Nadi'ye göre Meclise gelebilen Mebuslar, İsmail Kemal, Rıfat, 
Sait, Yusuf Kemal, Mehmet Arslan Bey, Emrullah ve Hayrulah Efendi ile 
birlikte daha on beş kişinin daha olduğunu söylemektedir. Ecvet Güresin 118 
ve Şevket Süreyya Aydemir'e 119 göre ise Mecliste 30-40 kadar milletvekili 
toplanmıştır. 

Mecliste gelişen olayları, mebuslar tarafından, askerlerle meclis 
arasında irtibat memuru olarak seçilen Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal 
Bey'in anılarından öğreniyoruz: "Askerin neden ayaklanmış olduğunu, ne 
istediklerini birbirimize soruyorduk. Bir süre böyle geçti. Başka arkadaşlar 
gelmiyordu. Nihayet her türlü sorumluluğu üzerimize alarak iş görmeğe karar 
verdik. Evvela içimizden Halep Mebusu Mustafa Efendi'yi o gün için başkan 
seçtik. İçimizde meclis başkanlarından kimse olmadığı gibi İttihat ve Terakki 
liderlerinden de kimse yoktu. Kayseri Mebusu pek saygıdeğer bir zat olan 
Hoca Kasım Efendiyi (askerlerin) ne istediklerini öğrenmek için aşağıya 
askerlere gönderdik. Gitti, biraz sonra geri döndü: "Ne istediklerini onlarda 
bilmiyorlar" haberini getirdi. Bana gizlice: "Bunlara silahtan başka bir şey 
fayda etmez" dedi. Ben ön sırada oturuyordum. Karşımda kürsünün 
hizasındaki sırada Berat Mebusu İsmail Kemal Bey güney Arnavutluk 
mebuslarından biri ile - mecliste bulundukları için - Türkçe konuşuyorlardı. 
Çavuşların sabahleyin kendisine geldiklerinden bahsediyordu. Benim 
dinlediğimi sezince lakırdıyı değiştirdi ve Arnavutça konuşmaya başladı. 
Mevcut arkadaşlar İstanbul mebusu Ahmet Nesimi Bey ile beni meclisle 
askerler arasında irtibat memuru seçtiler. Bir ara askerlerden: "ifademiz var" 



7 Yusuf Kemal Tengirşenk, Vatan Hizmetinde, Bahar Matbaası, İstanbul, 1967. s. 111. 
118 Güresin, a.g.e., s. 47. 

' Ömer Akdağ, "Bir İttihatçının Gözüyle Adım Adım 31 Mart Olayı", Türk Dünyası Tarih 
Dergisi, S. 190, Ekim 2002. Bk, Dipnot 8. 



112 



diye birkaç kişi geldi. Onları meclis salonuna almamak için birinci şube 
odasına gittik. Mebuslar oturdular. Asker namına geldiklerini söyleyen 
murahhas çavuşlar ayakta sıra ile dizildiler. Ben mahsus çavuşlara yakın bir 
yerde oturdum. Başkan: "ne istiyorsunuz?" diye sordu. Çavuşlar: "Şeriat 
istiyoruz" dediler. O sırada kanunu esasi değiştirme layihası basılmıştı. 
Esbabı mucibesini de Elmalı Hamdi Efendi yazmıştı. Mevcut mebuslardan 
Kosovalı Süleyman Efendi besmele ile başlayan bu layihayı göstererek: 
"bizde şeriat ahkâmını tatbikten başka bir şey yapmıyoruz. Bakın yazdığımız 
kanun layihası - okuyarak - bismillah ile başlıyor" dedi. Çavuşlardan biri: 
"bizim askeri nizamnamede besmele ile başlar ama Almancadan tercüme 
edilmiştir" dedi. Bir çavuşun bu bilgisine şaşırdım. Sonradan bu gencin çavuş 
kıyafetine girmiş bir yüzbaşı - hem de Almanya'da tahsil etmiş bir yüzbaşı - 
olduğunu öğrendik. Asılanlar arasında idi. Mebuslar konuşurken 
"sarıklılardan bir heyet içeri girmek istiyor" dediler. Çavuşlar: " biz hoca. 
Sarıklı falan tanımayız. Onların bir sıfatı yoktur." Dediler. Daha olayın 
başlangıcında askerlerle sarıklıların beraber olmadığı anlaşılıyordu 120 . 
Çavuşların hepsi çekildikten sonra biz tekrar meclis salonuna geçtik 121 . 



1 20 v 

Yusuf Kemal Bey'in ifade ettiği gibi askerlerin isyanın ilk safhasında sarıklı ve hocalarla 
ilişkisi yoktur. Bu ifadeyi destekleyen bir bilgiyi olay sırasında Hamdi Çavuş'un başyardımcısı 
olan Onbaşı Halis'in anılarından öğreniyoruz: "Yalnız ilk gün, halkı büsbütün çileden çıkaran 
bir hadise meydana geldi ki, onu her türlü fenalığın anası saymak lazımdır. Bakın anlatayım: 
Biz, aç bilâç, anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gelircesine, bütün o havaliyi 
dolaşırken, ikindiye doğru, Divanyolu tarafından velveleli tekbir sesleri gelmeye başladı. Bir 
de baktık, birkaç yüz hoca, sarıkların ucuna Kur'an-ı Kerim sarmışlar, karalı, yeşilli bayraklar 
çekmişler, hep bir ağızdan müthiş bir gürültü ile höykürerek, geliyorlar. En öndekilerin sözleri 
iyice işitilebiliyor: - Ahmet Rıza'yı, Hüseyin Cahit'i görüp de vurmayan, kâfirdir! Dinsiz 
mektepli zabitleri, Kur'an-ı azim-üşşan'ı inkâr edenleri görüp de vurmayan kâfirdir! Din-i 
Mübin-i İslâm yerlere seren, gâvur icadı usul ve kanunları vatanımıza sokmak isteyen 
mürtedleri görüp de vurmayan kâfirdir! Sonra arkasından, gök kubbeyi inleten bir sesle, 
tekbir getirmeye başlıyorlardı. Arif ve oğlu hemen bunlara karşı çıktılar, elerine sarılıp 
öptüler, doğru Hamdi Çavuş'un yanına getirdiler. Adamlar durmuyorlar, seslerini 
kesmiyorlardı. Derken ahali de tekbire başladı, koca meydan güm güm inledi. Askerde 
heyecen son haddine gelmişti. Biri: "- Yürüyün!" deyiverse, Allah âlem, İstanbul'da taş taş 
üstünde kalmazdı. Ama hocalarının tekbiri devam ettiği müddetçe, bizim (yürüyün) 
dememize hacet kalmayacak, olmadık felaket baş gösterecekti. Karanlıkta basıyordu ama bu 
keyfiyet umum bir kıtalin manzarasını daha kanlı hale getirmekten başka netice vermezdi. 
Askerin fikri, mahalleler arasına dalıp gözüne kestirdikleri insanları, kendi mahkemelerine ve 
hükümlerine göre süngüden geçireceklerdi. Neyse, Hamdi Çavuş'un sayesinde hocalar 
teskin edildi, kendilerinin her emirlerini yerine getireceğimize dair söz verildi. Fatih 
medresesinde oturdukları anlaşılan bu sarıklı ulema, birer ikişer dağılmaya başladılar. Ama 



113 



Yusuf Kemal Bey birinci şubede Meclise gelen çavuşlar ile 
konuşurken, Meclis salonunda bulunan az sayıdaki mebuslar da, mecliste 
görüşme açılıp açılmayacağını tartışmaya başlamışlardır. Bu sırada olup 
bitenleri Bağdat Mebusu ve Tanin yazarlarından Babanzade İsmail Hakkı 
Bey öğreniyoruz: "Görüşme yapılsın mı, yapılmasın mı? Tartışmaları 
sürerken o sırada meclise yeni gelmiş olan İsmail Kemal Bey: 'Bugün ülkede 
şu hazır bulunan birkaç kişiden baka bir güç yoktur. Ulusal egemenlik 
bütünüyle bunlara geçmiştir. Buna dayanarak, bütün devlet gücünü alarak ve 
sorumluluğu alarak görüşmemizi gerçekleştirelim' demiştir. 

Her şeyden önce, durumu özelliklerinin ne olduğunun, hükümetçe ne 
gibi önlemlerin alındığının telefonla sorulması kararlaştırıldı. Ahmet Nesimi 
Bey telefona gönderildi. Mahmut Muhtar Paşa ile de konuşulmuş; o da 
buyruğu altında bulunan asker gücünün miktarını bildirmiştir. Bu arada İsmail 
Kemal Bey ısrarla meclisin hükümete güvensizlik oyu vermesini istemiştir. 
İsmail Kemal Bey daha da ileri giderek: "hemen buradan bir kurul Padişahlık 
sarayına gitsin; meclisin kararını Padişah Hazretlerine sunsun, başka bir 
kabinenin kurulması gerektiğini önersin" demiştir. 

Bu düşünce, çok kişiye yumuşak gelmiştir. Sonradan gelmiş olan 
Hallacyan Efendi ile Varteks Efendiler protesto ettiler. Ben de o protestoya 
katıldım. Görüşmeler bu karışıklıktayken askerlerden oluşan özel heyet ikide 
bir, yapılmış yarılara karşın Meclise girmiş ve, "Harbiye Bakanlığında 
arkadaşlarımızdan birkaçı öldürüldü; kan döküldü. Bu tarafa saldırırlarsa kan 
dökülecek. Bir karara varınız, sonra karışmayız ha!" diye gözdağı vermişler 



birçoğu da dağınık şekilde yine meydanda kalarak neticeye intizar ettiler." (Özçelik, a.g.m., 
Tefrika No: 8.) Yukarıdaki bilgiye dayanarak şu sonucu çıkarmak mümkündür. İsyanın çıkış 
anında ve isyancıların ilk isteklerinde sarıklıların ve hocaların askere bir tesiri olmamıştır ya 
da asker hocaları ve sarıklıları kendi işlerine karıştırmam ıştır. Buna benzer bir yorum ise 
Sina Aksin tarafından yapılmıştır. Aksin, isyancıların isteklerinin, bazı kaynaklar tarafından 
çeliştiğinden bahsederek. "...Olabilir ki hükümet olayla ilgili bilgilerin, ayaklanmanın siyasal 
yönünden habersiz askerlerden almıştır", Aksin, a.g.e. s. 45. Olaylar da gösteriyor ki 
ayaklanmaya sonradan siyasal bir kimlik verilmiştir. 
1 1 Tengirşenk, a.g.e., s. 111- vd. 



114 



ve üyelerin ısrarı ve ricası üzerine bu isyancı Meclis salonundan 
çıkmışlardır" 122 . 

Tengirşenk anılarında Meclis'teki durumu şöyle anlatmaktadır: "Endişe 
içinde vakit geçiriyorduk. Meydanda beyaz sarıklılar - çoğu genç olmak 
üzere - çoğalıyordu. Bir ara: Fetva emini geliyor" dediler. Hemen ben salon 
dışına çıktım. O zaman fetva emini elinde bir Kur'an-ı Kerim, arkasında 
hocalar geliyordu. Ben kendisine: "Aman efendi hazretleri bu askeri dağıtın" 
diye ricada bulundum. "Kimsenin kimseyi dinlediği yok oğlum" demiştir. Daha 
sonra gelen hocalar meclise girmişlerdir" 123 . Meclise gelen hocalar arasında 
Beyazıt İmamlarından Ahmet Rasim Efendi ve Temyiz üyelerinden Haydar 
Efendi'de bulunmuştur 124 . 

Meclise gelen hocalar adına konuşmayı Ahmet Rasim Efendi 
yapmıştır. Rasim Efendi konuşmasında; kızların mektebe gitmesinin şeriata 
aykırı olduğunu, Mebuslar Meclisine diyecek bir şeylerinin olmadığını, fakat 
mebusların dindar olması gerektiğini; Hüseyin Cahit Bey'in şeriat üzerine 
yazdığı makalelerle kimseyi kandıramayacağı, ayrıca Mebuslar Meclisi içinde 
isimleri kendilerinde saklı birçok dinsizin olduğu ve Avrupa'dan bir 
çekincelerinin olmadığını ve Avrupa'nın bize karışamayacağı ifade etmiştir 125 . 



Babanzade İsmail Hakkı Bey'den naklen; Hüseyin Cahit Yalçın, Siyasi Anılar, (Haz.: 
Rauf Mutluay), Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul, 1976. s. 82 vd. 

123 Tengirşenk, a.g.e., s. 113. 

124 Yalçın, a.g.e., s. 85. 

5 Yalçın, a.g.e., s. 86. "kendilerine silahlı erlerin de refakat ettikleri bu heyet arasında 
bulunan Beyazıt Camii hocalarından Rasim Efendi Meclis kürsüsüne çıktı. Mebuslara, 
müzakere salonunu dolduran asileri göstererek "Bunlar diyor ki..." diye söze başladı: "İslam 
şeriatının iki çeşit hükmü vardır, biri şahıslara, diğeri içtimaî heyetlere aittir. Fertler 
kendilerine ait olan serî vazifeyi her yerde, her vakit kendi kendilerine ifa edebilirler. Namaz, 
oruç, hac vesaire gibi dinî farzların ifa edilmekte olması ile içtimaî hükümler yerine getiriliyor 
denilemez. Fıkıhın "ukubat" kısmı ve "hadd-i serî" tatbik olunmadıkça sair hükümler - 
muamelat kısmı - tanınmadıkça, kanunlar fıkıh kitaplarından alınmadıkça, bu askerler 
sükûnet bulamazlar. Hıristiyanlar da bizim ancak fıkıh esaslarından alıp yapacağımız 
kanunlara uymaya mecburdurlar. Çünkü bu memlekette ekseriyet Müslüman'dır." Hoca 
Efendi, kız liselerine de «Şer-i Şerife» aykırı olduğu tezini ileri sürdükten sonra, davasının 
esasına gelmiş, "Asker Namına Söylüyorum" diye sözlerine şu şekilde devam etmiştir: "Millet 
Meclisi'ne itirazları yoksa da, Meclis-i Mebusan ve kabine dindar adamlardan teşekkül 



115 



Rasim Efendi konuşmasını yaptığı sırada bir grup asker silahlı olduğu 
halde meclis salonuna girmiştir. Askerlerin meclis salonuna girmesine hayli 
sinirlenmiş olan Hallacyan Efendi: "Kabe-i hürriyete silahla girilir mi? Çıkın 
dışarı!!" diye bağırmış, askerlerin salona girmesiyle kendini kaybeden 
Hallacyan Efendiyi, Vartkes Efendi ve Kastamonu Yusuf Kemal Beyler 
zorlukla yatıştırmışlardır. 

Meclis salonunda en arkada duran sakallı, yaşlı bir binbaşı sıraların 
üzerine çıkarak 126 , Meclise, Meşrutiyete ve İttihat ve Terakkiye ağır sözler 
söylemiş 127 ; bu hareketiyle de mebusları kışkırtma ve Meclis salonunda 
bulunan erleri galeyana getirmeye çalışmış ve salonda bulunan erler 
ağlamaya başlamışlardır. Çünkü bu sakallı binbaşı, yaşlılığıyla birlikte, şeriat 
uğruna canını feda etmeğe hazır olduğunu söylemiş, bu etkili konuşmanın 
ardından, binbaşının askerlere neden öncülük ettiği birkaç dakika geçmeden 
anlaşılmıştır. Çünkü konuşmasının sonunda, açığa çıkarılmış olduğunu, 
çoluk çocuk sahibi bulunduğunu, haksızlığa uğramasının şeriata uymadığını 



olunmalıdır. Bunlardan (asi askerlerden) bir ferdin bile cezalandırılmaması lazımdır. Böyle bir 
şeye katiyen gidilemez". Cahil ihtilalciler, özet halinde naklettiğimiz bu beyanatın manasını 
anlamışlar mıydı?" Bayar, a.g.e. C. I, s. 149; "Rasim Hoca isyancı askerlerin ne istediklerini 
anlatacak, Melis de ona göre karar alacaktı. (...) Rasim Hoca coşmuştu. Karşısında Osmanlı 
Milletvekilleri varı, etrafında 15 silahlı asker duruyordu. Dışardan sesler geliyordu. Üstelik 
Halep Milletvekili Mustafa Ağa gibi, Arnavut Milletvekillerinden İsmail Kemal Bey gibi 
taraftarlar, Hoca Vasfi Efendi gibi dil iler kendisine güvenle bakıyorlardı. Devam etti: "Yeni 
yetişme bazı kimseler var. Maalesef milletvekilleri içinde de var. Bunlar, Hıristiyanlara 
kuvvetli görünmek için memleketi gâvurlaştırmak istiyorlar. Yeni Kız Lisesi bu maksatla 
açılmıştır. Mektepte Fransızla İslam kızı bir arada okuyacak. Kardeş olacakmış... Bu fikir 
İslam Hıristiyan, Hıristiyan da İslam olsun demektir. Şeriata aykırıdır böyle okumak. Bunlar 
islam birliği yerine Osmanlı birliği kurmak istiyorlar. Hâlbuki fikirlerde uygunluk olmazsa birlik 
olmaz. Osmanlılık nasıl olurda çeşitli unsurları birleştirebilir? Asker tarafından söylüyorum: 
Meclis-i Mebusan ve Vekiller Heyeti dindar adamlardan meydana gelmeli diyorlar ve isimler 
de söylüyorlar. Bu askerlerden hiçbirisinin cezalandırılmaması lazımdır. Böyle şeye kat'iyyen 
gidilmez" Güresin, a.g.e., s. 48-49. Enver Ziya Karal ise Hoca Rasim'in söylevini şu 
maddeler etrafında toplamıştır: 

1. Osmanlı Hükümeti bir İslam hükümeti olduğu için Müslümanlığın hükümleri 
yürütülmektedir; kanunlar din kitaplarından çıkarılmalıdır. 

2. Askere namaz için vakit bırakılmalıdır. 

3. Okul programlarına din dersi konulmalı ve İslam adetlerine aykırı olan tiyatrolar 
kaldırılmalıdır. 

4. Müslüman kızlarla Hıristiyan kızlar arasında arkadaşlık olmaz, bu küfürdür. 

5. Mebuslar ve kabine üyeleri dindar adamlardan oluşmalıdır. Karal, a.g.e., C. IX, s. 88. 

126 Yalçın, a.g.y. 

127 Tengirşenk, a.g.e., s. 113. 



116 



anlatmıştır. Bu arada salonda bulunan askerler üzüntülerinden, mebuslar 
umutsuzluk ve öfkelerinden ağlamaya başlamışlardır 128 . 

Hoca Rasim'den sonra kürsüye çıkan İsmail Kemal Bey, 
ayaklanmanın kabinenin taraf tutucu davranışlarından ve dar görüşlüğünden 
doğduğunu açıklamaya çalışan bir konuşma yapmıştır. İsmail Kemal Bey 
konuşmasına devam ederek, "günün koşuları içinde ulusal egemenliğin 
Meclis'teki mebuslara geçmiş olduğunu ve kabineyi düşürmek konusunda 
karar verilmesi gerektiğini" anlatmıştır 129 . 

Bu sırada bazı askerler Meclisi terk etmeye başlamışlardır. Ancak 
orada bulunan bazı çavuşlar: "Ne yapacaksanız yapınız ve çabuk olunuz. 
Çünkü merkez kumandanı Mahmud Muhtar Paşa Seraskerkapısı'ndan bize 
karşı gelmekte olduğu söyleniyor." diyorlar ve Mahmud Muhtar Paşa'nın olası 
bir müdahalesinden korktuklarını ifade etmişlerdir 130 . 

Yukarda ki askerlerin ifadeleri bize olayın Mahmud Muhtar Paşa'nın 
emrindeki askerlerle Sultanahmet yakınlarına gelip de, isyancı askerlere 
gözükmesinin bile isyancı askerlerin dağılmasına yeteceği göstermektedir. 
Çünkü Mahmud Muhtar Paşa'nın Seraskerkapısı'ndan çıkıp isyancıların 
üzerine geleceği duyumu bile, askerlerin korkmasına yetmiştir. 

Askerlerin Meclisten çıkma niyetinde olmadığını anlayan Kengri 
(Çankırı) Mebusu Tevfik Efendi, Meclis'te bulunan askere hitaben: "Bize 
güveniniz varsa bizi yalnız bırakın, yoksa siz gelip oturun, biz çıkalım" demesi 
ve epeyce ricadan sonra askerler ve hocalar meclis salonun dışına 
çıkmışlardır. 



128 Yalçın, a.g.e., s. 86. 

129 Karal, a.g.e., s. 88. 

1 ^0 

Tengirşenk, a.g.e., s. 113. 



117 



Bu arada mecliste mebuslar arasında tekrar Hükümete güvensizlik oyu 
verip vermeme tartışması başlamıştır. Bu bağlamda Kastamonu Mebusu 
Yusuf Kemal Bey, kabinenin bu eyleme yol açan önemsizliğinin kabineye 
güvensizlik oyu vermek için yeterli neden olabileceğini ifade etmiş, bu görüş 
üzerine Ankara Mebusu Talat Bey: "Boş yere acele etmeyin. Aslında şimdi 
haber aldım ki Hilmi Paşa istifasını vermek üzere saraya gitti" demiş ve oy 
itibariyle karar sayısı olmayan bir meclisin güvensizlik bildiremeyeceğini ifade 
etmiştir. 

Lütfi Bey ise kabineye istifa etmesi gerektiğini önermeyi teklif etmiş ve 
bu bağlamda uzlaşma aranmasını ifade etmiştir. Babanzade İsmail Hakkı ise; 
"...Aslında maddi gücü bozulmuş olan hükümet hakkında güvensizlik oyu 
verirsek manevi gücü de yok olur; böylece ülke büsbütün hükümetsiz kalarak 
çorba olur. Buna göre, kesin ve acele bir tehlikeyi Ayasofya meydanından 
gidermek isteniyorsa, bildirilen istekleri kabineye duyurmakla yetinelim" 
demiştir. Ancak sağlıklı düşünme yeteneği hiç kimse de kalmamıştı. Sonuçta 
istifa gereğinin önerilmesine çoğunlukla karar verilmiştir. 

Babanzade İsmail Hakkı Bey'e göre, bu karara karşı olan mebuslar 
şunlardır: Habib Efendi, Vasfi Bey, Ali Osman Efendi, Hallacyan Efendi ve 
kendisidir 131 . 

Meclis'te alınan kararlar, Hükümet'e ulaştırılmak istendiyse de, Meclis 
ile Hükümet temasa gelememiştir. Bunun üzerine meclis, kendi içinde bir 
heyet seçmiş ve seçilen bu heyet meclisin almış olduğu kararları, Hükümete 
bildirmesi öngörülmüştür. Heyette Berat Mebusu İsmail Kemal Bey, 
Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey'in de dâhil olduğu sekiz kişilik mebus 
heyeti 132 , alınan kararı hükümete iletmek için harekete geçmiştir. Bu heyette 



131 Yalçın, a.g.e., s. 87. 

i2 Bazı eserler bu heyetin içinde Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi'nin olduğunu ifade ediyorlar. 
Bk, Bilgin Çelik, İttihatçılar ve Arnavutlar, İstanbul, 2004. s. 142; Yalçın, a.g.y; Ayfer 



118 



yer alan Yusuf Kemal Bey anılarında gelişen olayları şöyle aktarmaktadır: 
"Seçilen heyet Meclisten çıkıp merdivenlerden inerken, Şeyhülislam 
Ziyaeddin Efendi'nin yukarı da Ayan Dairesinde olduğunu haber almışlardır. 
Bu haberi alan heyet: "Gidelim evvela onunla konuşalım" demiştir. Ancak bu 
sırada berat Mebusu İsmail Kemal Bey kendiliğinden bizim heyetin 
başkanlığını yapmaya başlamıştır. Ziyaeddin Efendi telgrafhanede olduğunu 
heyet telgrafhaneye gitmiştir. Ziyaeddin Efendi: "Belki Sadrazam saraydadır" 
demesi üzerine heyet oradan çıkmıştır. 

Yusuf Kemal Bey devamla, "seçilen heyetle beraber sofaya ilerlerken 
kendileriyle ara sıra görüştüğüm çavuşlardan birkaçı beni durdurdular: "ben 
Ethem Paşa'nın"; öbürü:" ben falan paşanın"; öbürü de: "ben filan paşanın 
sadrazam olmasını istiyorum. Babaya söyle!" diye silahların süngüleri bana 
dönmüş olduğu halde beni tazyik ediyorlar ve yolumdan alı koyuyorlardı. 
Benimde artık canım burnumun ucuna gelmişti. Ben askerlere: "Askerler, size 
bu silahları benim gibi bir silahsıza karşı çevirmek ve ondan padişahın işine 
karışmayı istemek için mi verdiler? ... Verin o silahı benim elime de ondan 
sonra cevabımı görünü) diye bağırdım. İleriden bir çavuş koşarak geldi ve 
oradakilere: "Ulan, bırakın efendiyi gitsin!..." dedi. Bu gelen çavuşun, 
çavuşları idare eden ele başlardan meşhur Hamdi Çavuş olduğunu sonradan 
öğrendim" demiştir 133 . 

Yusuf Kemal Bey daha sonra Ayasofya Meydanından geçmek 
suretiyle bir arabaya binerek Yıldız Sarayı'na ulaşacaktır. Ancak kendisiyle 
beraber çıkan heyeti askerler meydanda durdurup geri gönderecektir 134 . 



Özçelik, Sahibini Arayan Meşrutiyet, Meclis-i Mebusan'ın Açılışı 31 Mart ve 1909 Adana 
Olayları, Tez Yay., İstanbul, 2001. s. 77. 

133 Tengirşenk, a.g.e., s. 113-114. 

134 Çelik, a.g.e., s. 142. 



119 



2.7) İsyancı Askerlerin İstekleri 

Meydanda bulunan isyancı askerler Meclise gelerek, orada bulunan 
mebuslara isteklerini bildirmişlerdir. Bu noktadan hareketle, askerlerin Meclis- 
i Mebusana olan güvenlerinin hala sarsılmamış olduğunu görülmektedir. 
İsyancı askerlerin Meclise sunmuş olduğu isteklerinin gazetelerde ve 
yayınlanan eserlerde farklı şekillerde tezahür ettiğini görülmektedir. Kesin bir 
ifadeyle, ortak bir istekler tablosu oluşturulamamaktadır. Buna göre aşağıdaki 
istekler genel manada kabul edilen isteklerdir. 

İsyancı askerlerin Şeyhülislam Efendi'ye Ayasofya Meydanında vermiş 
oldukları istek listesi ise şöyledir: "1-Şeriat-ı garrâ-yı Muhammediyye'nin 
icrası, 2- Bu hareketlerinden dolayı mücâzât ve mu'âtebe olmayacaklarına 
dair kendilerine memhur sebet itası, 3- Harbiye Nazırı Rıza Paşa ile Meclis-i 
Mubusan Reisi Ahmet Rıza Bey'in azilleri, 4- Zabitlerin tebdili, 5- Şeriat-ı 
garra'nın iş bu muvaffakiyetten dolayı toplar endahı ile icra-yı şehrayın 
edilmesi" 135 . Hüseyin Hilmi Paşa ise, Mabeyn Başkâtipliğine yolladığı bir 
telgrafta, askerin isteklerini şöyle sıralıyor: "1- Şeriatın icra edilmesi, 2- 
Zabitlerinin tebdil olunması ve top endahtiyle icray-i âyin olunmasını ve 
yedlerine bu maddelere dair bir varaka-i memhure verilerek temin edilmeleri 
talep edilmiştir. Harbiye ve bahriye Nazırları da nazd-i acizide olup diğer 
Vükelanın vürudlarına intizar olunmaktadır." 136 

Bir Mebus tarafından İkdam Gazetesi'ne gönderilen ve gazetede 
yayınlanan isyancı askerlerin istekleri, söyle sıralanmaktadır: "Askerin 
yegâne arzusu, Meclis-i Mebusan Reisi Ahmet Rıza Beyle Sadrazam 
Hüseyin Hilmi Paşa'yı ve Harbiye ve Bahriye Nazırlarını azlettirmekten 
ibaretti." dedikten sonra, "Kamil Paşa'nın sadarete, Nazım Paşa'nın Harbiye 



135 Son Vak'anüvis .... s.151. 

136 Ali Cevad, a.g.e., s. 90. 



120 



Nezaretine tayinini talep etmişlerdir." 137 şeklinde son bulmuştur. Aynı gazete 
15 Nisan ki nüshasında bu talepleri tekrar ve faklı bir biçimde 
yayınlamaktadır 138 . 

Buna benzer bir istek tablosu da Süleyman Şefik Bey'in 31 Mart 
Notlarından elde ediyoruz. Süleyman Şefik Bey, Ali Cevat Bey'in Mebusan 
önünde isyancılara yapmış olduğu konuşmadan sonra askerlerin "İstemezük" 
demeye başladığını ve "Savunma Bakanını İstemeyiz!", "Birinci Ordu 
Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa'yı istemeyiz!", "Donanma Bakanını 
istemeyiz", "Selanik'ten gelenleri istemeyiz", "Ahmet Rıza Bey'i istemeyiz" 139 
şeklinde taleplerini dile getirdiklerini nakletmektedir. 

Babanzade İsmail Hakkı Bey'in Selanik'te çıkan Tanin özel sayısında 
çıkan anılarından anlaşıldığına göre belki de isyancıların ilk istekleri şöyledir: 
1- Şeriatın uygulanması, 2- Sadrazamın, Harbiye Nazırlarının, Hassa (I. 
Ordu) Kumandanı Muhtar Paşa'nın, 2. Fırka Kumandanı Cevat Paşa'nın, 
Taşkışla Kumandanı Esat Bey'in azilleri, Ahmet Rıza'nın başkanlıktan istifası, 
3- davranışlarından ötürü 140 hiçbir neferin kılına dokunulmaması. 

Yunus Nadi eserinde isyancı askerlerin isteklerini şu şekilde 
sıralanmıştır: 1- Kabinenin kamilen sükûtu manasına olarak, Hüseyin Hilmi 
Paşa ile Harbiye Nazırı Rıza Paşa'yı istemedikleri, 2- Volkan'ın yazdığı beş 
kişinin mübadeti, tabir-i diğerle Mebusundan Ahmet Rıza ve Hüseyin Cahit, 
Talat Beylerle Şura-yı Ümmet sahib-i imtiyazı Bahaeddin Şakir Beylerin 
uzaklaştırılmaları ve Mebusan reisi başkası olsun, 3- şeriat isteriz, 4- 
başlarındaki mektepli zabitlerin tebaiyeti ve tebdilleri. Alaylı zabitandan açığa 



7 İkdam, Nu: 5347, 14 Nisan 1909. 



3 1- Hükümetin Kamilen sükûtu, 2- Mebuslardan Ahmet Rıza ve Hüseyin Cahit, Rahmi, 
Talat Beylerin mübaatı, 3- Ahkâm-ı şeriatım tamamı tatbiki, 4- Alaylı zabitanın açığa 
çıkarılarak mağdur edilenlerin iadeleri. İkdam, Nu: 5348,15 Nisan 1909. 

Kutay, a.g.e., s. 125-126. 
140 Yalçın, a.g.e., s. 83. 



121 



çıkarılarak mağdur edilenlerin iadeleri, 5- hareket-i vakıadan dolayı hiçbir 
ceza ve mesuliyete maruz tutulmayacaklarının temini 141 . 

Yusuf Hikmet Bayur, eserinde isyancı askerlerin isteklerini söyle 
sıralamıştır:" 1- Şeriat isteriz, 2-İslâm kadınları Beyoğlu'na gitmesinler, 3- 
Harbiye Nazırı ile Mebusan Reisini istemeyiz, 4-Heyet-i Vükela değişsin, 5- 
bu olay dolayısıyla Padişahın affı çıksın ve cezalandırılmayalım, 6- 
subaylarımız değişsin ve İstanbul'dan başka yere gönderilsinler, 7- yüz pare 
top atılarak şenlik yapılsın, 8- bunlar yerine getirilmedikçe dağılmayız 142 . 

Yukarıda vermiş olduğumuz istekleri dikkatle incelediğimizde, birkaç 
madde haricinde diğerlerinin değişiklik gösterdiğini görmekteyiz. Örneğin 
İkdam Gazetesi'nde çıkan istek listesinde bulunun Bahriye Nazırının 
değiştirilmesi talebi diğerlerinde gözükmemektedir. İsyancıların Mahmut 
Muhtar Paşa'yı istemedikleri anın, Ali Cevat Bey'in Meclis önünde isyancılara 
hitap ettiği sırada 143 geldiğini göz önünde tutarsak isyancıların isteklerinin 
sonradan yönlendiği kanısına varabiliriz. Ayrıca İkdam Gazetesi ve Süleyman 
Şefik Bey'in listelerinde bulunan Bahriye (Donanma) Nazırını istememe 
meselesinin diğer listelerde bulunmaması da büyük bir eksikliktir. Çünkü Ali 
Kabuli Bey'in öldürülmesi sırasında, askerler, Ali Kabuli Bey'in emri donanma 
kumandanından aldığı belirtilmektedir 144 . Ayrıca verilen ilk istekler, askerlerin 
kendi istekleri olduğu kanaatini uyandırmaktadır. Çünkü bu listelerde 
genellikle askeri makamlar istenilmemektedir. Bu istekler gösteriyor ki, olayın 
ilk saatlerinde askerler, kışkırtıcı takımının etkisinden uzaktır istekleri saftır ve 
olay siyasal bir havaya bürünmemiştir. 

Sina Akşin'e göre, İkdam'da çıkan talepte af şartının olmaması ve 
Babanzade İsmail Hakkı Bey'in listesinde Harbiyeli Subaylara dair bir madde 



141 Yunus Nadi, a.g.e., s.36. 

142 Bayur, a.g.e. s s. 185. 

143 Ali Cevat, a.g.e.. s. 52. 

44 Bkz, "Ali Kabuli Bey'in Öldürülmesi" bölümü. 



122 



bulunmamasının eksiklik sayılabileceğini ifade etmiştir 145 . Dikkat çeken bir 
diğer noktada İkdam Gazetesi'nin 14 Nisan ki nüshasında yayınlanan 
isteklerin arasında "Kamil Paşa'nın sadarete, Nazım Paşa'nın Harbiye 
Nezaretine tayinini talep etmişlerdir" maddesi yer almasına karşın, 15 Nisan 
ki nüshasında bu maddenin yayınlanmamasıdır. Görülüyor ki asker sonradan 
fikrini değiştirmiştir. Çünkü Ahrarcı Mevlanzade Rifat'ın kitabında verdiği 
listede de Kamil Paşa'nın sadarete, Nazım Paşa'nın da seraskerliğe yani 
Harbiye Nezaretine getirilmesi isteniyordu 146 . Buradan da anlaşılacağı üzere 
Ahrar'ın Kamil Paşa'nın sadarete getirilmesini istemesine karşın, askerlerin 
isteklerinde böyle bir maddenin bulunmaması Ahrar için yani muhalefet için 
önemli bir tersliktir. 

İkdam'ın haberine göre askerler, Meclis önüne gelen Şeyhülislamdan 
da: "bir heyet-i vükelanın teşkiline sadr-ı esbak Kamil Paşa'nın memur 
edilmesini ve Nazım Paşa'nın Harbiye Nezaretine tayin olunmasını talep" 
ettiklerini belirtmektedir. Şeyhülislam Ziyaettin Efendi askerlerin taleplerini 
dinledikten sonra sakin olmalarını, isteklerini Padişaha bildireceği yönde 
sözler söyleyerek askeri teskine çalışmıştır. 

2.8) Hükümetin Olay Sırasındaki Tutumu ve İstifası 

Hükümet, İstanbul'da bir ayaklanma çıkacağı haberini 30 Mart günü 
almıştır. Avcı Taburu çavuşlarından biri Mart'ın 30'uncu günü Harbiye 
Mektebinin manej 147 kısmında bulunan süvari bölüğüne giderek nöbetçi ere 
çavuşlarıyla görüşmek istediğini söylemiştir. Gelen süvari çavuşuna "biz yarın 
sabah silahlı olarak Sultanahmet Meydanında toplanıp şeriat isteyeceğiz, siz 
de geliniz. Fakat zabitlerinize hiç bir şey söylemeyiniz" dedikten sonra oradan 
ayrılmıştır. 



145 Aksin, a.g.e., s. 45. 

46 Mevlanzade Rifat, a.g.e., s. 62. 

47 At eğitiminin yağıldığı yer. 



123 



Durumun önemini anlayan süvari çavuşu durumu bölük subayına 
bildirmiş; bölük subayı da durumu rapor halinde bir üst makama bildirmiştir. 
Rapor, askeri silsileyi takip ederek ancak yatsa namazı sırasında Harbiye 
Nazırı Ali Rıza Paşa'nın evine gelmiştir. Ali Rıza Paşa'nın konağındaki şifre 
memuru olayın vahametini anlayıp raporu Ali Rıza Paşa'ya bildirmiştir. Ali 
Rıza Paşa bu rapordan bahseden bir tezkerenin İkinci Fırka kumandanlığına 
gönderilmesini istemiş ve bu görevi de nöbetçi yaveri Kaymakam Mustafa 
Bey'e vermiştir. Mustafa Bey yanına tezkereyi alarak Yıldız'daki İkinci Fırka 
Kumandanlığına doğru hareket etmiştir. 

Bundan sonra gelişen olayları Mustafa Bey'in ağzından öğrenmemiz 
daha uygun olacaktır: "Yıldız'daki İkinci Fırka Kumandanlığı dairesine 
vardığım zaman, vakit hayli ilerlemiş ve Fırka kumandanı uyumuş 
bulunuyordu. Kumandan paşayı görmek istediğimi ve kendilerinin 
uyandırılmasını, nöbetçi subayına söylemdim. Daha önce makam seraskeri 
başyaveri bulunduğum için, Fırka kumandanı Cevat Paşa ile tanışıklığımız 
vardı. Biraz sonra yatak odasına girdiğim zaman, Paşa beni: "Hayrola Mutafa 
Bey, gel otur bakayım" sözü ile karşıladı. 

Harbiye Nazırının tezkeresini tevdiden ve kahve, sigara içerek hayli 
görüştükten sonra, dönmek için müsaade istedim. Cevat Paşa: " Nazır Paşa 
hazretlerine hürmet ederim, müsterih olsunlar, böyle bir şey olmaz!", demesi 
üzerine bir cevap yazılması ricasında bulundum. Ve yazılan cevabı alarak 
yola çıktım. Normal bir yürüyüşle Dolmabahçe'ye kadar gelip Kabataş'a 
yaklaştığım sırada, gecenin sessizliği içinde kulağıma bir asker yürüyüşü 
aksetti. Biraz daha ilerleyince, süngü takmış avcı taburu askerlerinin, 
çavuşlarının idaresinde olduğu halde Galata istikametine doğru gitmekte 
olduklarını gördüm ve o anda vaziyetin vahametini kavradım. 

Taburun arkasından atlı bir zabitin geldiğini gören bir çavuş beni 
durdurarak, nereden gelip nereye gittiğimi sordu. Vazifeden döndüğümü ve 



124 



Nezarete gitmekte olduğumu bildirmekliğim üzerine, çavuş amirane bir 
tavırla: "Geriye dön, İstanbul tarafına gidemezsin" diyerek, beni ileriye 
devamdan alı koydu. Bende münakaşaya girmeyerek ve çavuşun sözünü 
hüsn-ü telakki etmiş görünerek, atımın başını çevirdim. Biraz aheste 
yürüyüşten sonra, Dolmabahçe'den Gümüşsüyü ve Beyoğlu tariki ile atı 
dörtnala sürmek suretiyle asi askerlerden evvel köprüyü geçip Beyazıt'a 
geldim. Harbiye Nazırını uyandırıp gördüklerimi anlattığım zaman, ortalık 
ağarmaya başlamıştı." 148 . 

Bu arada Cevat Paşa'dan Harbiye Nezaretine saat 5.45 sıralarında 
çekilen bir telgrafla olay doğrulanmıştır. Bunun üzerine Harbiye Nazırı Ali 
Rıza Paşa Harbiye Nezaretine bir yaver göndermiş; yaver Nezaretteki 
askerlerin bir şeyden haberleri olmadığını anlayınca nöbetçilere, subayların 
kışladan ayrılmamalarını ve kışla kapılarının kapatılıp dışarıdan kimseyle 
temas kurmaları konusunda nöbetçi subayı uyartmıştır. Ayrıca durumu 
öğrenmek için Ayasofya Meydanına da bir yaver gönderilmiş, orada bulunan 
askerler "askerler - Arnavud lisanıyla - Harbiye Nazırını istemediklerini 
söyleyerek yaveri iyi karşılamamışlardır. Ali Rıza Paşa bu durum karşısında 
bizzat Ayasofya Meydanına gidip askerlere nasihat etme fikrinden vazgeçmiş 
ve sadrazam ile yapmış olduğu haberleşmeden aldığı telgraf üzerine 
erkenden Babıâli'ye gelmiş ve Hâssa Ordusu Kumandanı Mahmud Muhtar 
Paşa ve Ekan-ı Harb Reisi İzzet Paşalara telgraf çekerek Babıali'ye 
çağırmıştır 149 . İzzet Paşa'nın Bâb-ı Âliye gelmesine karşın Mahmut Muhtar 
Paşa ise saat 8.45'te direk Harbiye Nezaretine gitmiştir 150 . 

Hüseyin Hilmi Paşa İsyan haberini saat 04.45 sıralarında almış 151 ve 
saat 6.30 sıralarında da saraya bir telgraf çekerek Padişahı olaylar hakkında 



148 Sırma, a.g.m., s. 1013,1031. 

149 Son Vak'anivüs..., s. 150. 

150 Mc Cullagh, a.g.e., s.75. 

151 İkdam, Nu:5347, 14 Nisan 1909;Son Vak'anüvist..., s. 150;. Sina Aksin, Hüseyin Hilmi 
Paşa'nın, isyanı saat 6.45'te Saraya bir telgrafla bildirdiği söylemektedir (Aksin, 31 a.g.e., s. 
33). Bu bilgiden hareketle Hüseyin Hilmi Paşa'nın isyanı 6.30 sıralarında öğrendiği tahmin 



125 



bilgilendirmiştir 152 . Hüseyin Hilmi Paşa isyanı öğrenir öğrenmez Babıâli'ye 
gelerek, Kabineyi toplamış ve müzakereye başlanmıştır 153 . Ali Rıza Paşa 
kabine üyelerine gece yaşanan olaylardan ve yazışmalardan bahsetmiş ve 
Kabine'yi bilgilendirmiştir. 

Gece yarısı saat 2.30'a doğru isyancı askerler Şeyhülislam Efendi'yi 
konağından kaldırmışlar ve Ayasofya Meydanına götürmüşlerdir. Ayasofya 
Meydanında toplanan isyancı askerler, Şeyhülislama özet olarak şu 
isteklerini iletmişlerdir 154 : "1- Şeriat-ı garrâ-yı Muhammediyye'nin icrası, 2- Bu 
hareketlerinden dolayı mücâzât ve mu'âtebe olmayacaklarına dair kendilerine 
memhur sebet itası, 3- Harbiye Nazırı Rıza Paşa ile Meclis-i Mubusan reisi 
Ahmet Rıza Bey'in azilleri, 4- Zabitlerin tebdili, 5- şeriat-ı garra'nın iş bu 
muvaffakiyetten dolayı toplar endahı ile icra-i şehrayın edilmesi" 155 . 
Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi bu istekleri Bâb-ı Âli'de toplantı halinde 
bulunan hükümete bildirmiştir. 

Şeyhülislam'dan askerlerin isteklerini öğrenen Hükümet, bu istekleri 
müzakere etmeye başlanmıştır. İlk olarak askerin, "şeriat-ı gara-i 



edilebilir. Sabah Gazetesine göre ise, askerlerin Şeyhülislam'dan istekleri şunlardır: "1- 
Beyan ettiğimiz evsaf (vasıflardaki) ve ahlakta olan zabitlerimizin tebdili, 2- Hükümetin şeriat 
ve hakkaniyet ve müsavat (eşitlik) dairesinde icra-i harekât etmesi hususundaki kendilerine 
teminat-ı kafi verilmesi, 3- Millet-i Osmaniyenin bila-tefrik cins ve mezhep selamet ve 
saadetleri hususunda temini zımnında içtima eylediğimizden bu hallerin şer-i şerife muvafık 
ve mutabık olduğuna dair kendilerine bir sened itası." Sabah, Nu: 7023, 1 4 Nisan 1 909. 

152 Ali Cevat, a.g.e., s. 48 

153 İkdam, Nu. 5347, 14 Nisan 1909. 

>4 Sabah Gazetesine göre, askerlerle Şeyhülislam arasında şu konuşma geçmiştir: " Efendi 
Hazretleri siz şeriatın icra ve ifasına memur ve hepimizin büyüğüsünüz. Size evvelce şeriat 
ve hakkaniyet dairesinde idare olunacağımızdan bahseylerlerdi. Hayli müddetten beri 
yapılan muamelata bakarak aldandığımızı hiss eyledik. Bazı zabitlerimiz namaz kılmamıza 
vesair umur-ı diyanetimize hakkıyla riayet ettirmiyorlar. Anladığımız bu yoldaki hal ve 
hareketleriyle bizim meşhur cihan olan selamet-iğ diniyemize zaaf vererek menfaatlarına 
hizmet etmektir. Bunun için böyle zabitanı istemeyiz. Bil'fikir şu efendi dahi zabitimizdir. 
(yanlarında bulunan bir mülazım efendiyi irase eyleyerek) lakin anlattığımız gibi değil. Biz 
milletle beraber milletli uğrunda ölmeye bile hazır ve amadedir. Sabah, Nu: 7023, 14 Nisan 
1909. 

' 5 Son Vak'anivüs... s. 151. Hüseyin Hilmi Paşa ise, Mabeyn Başkatipliğine yolladığı bir 
telgrafta askerin isteklerini şöyle sıralıyor:" şeriatın icra edilmesi, zabitlerinin tebdil olunması 
ve top endahtiyle icray-i âyin olunmasını ve yedlerine bu maddelere dair bir varaka-i 
memhure verilerek temin edilmeleri talep edilmiştir. Harbiye ve bahriye Nazırları da nazd-i 
acizide olup diğer Vükelanın vürudlarına intizar olunmaktadır." Bkz, Ali Cevad, a.g.e., s. 90. 



126 



Muhammediyenin tamamen uygulanması" isteği hükümetçe ele alınmış; 
"şeriatı cümlemiz isteriz. Askere bu yolda nasihat edilmek suretiyle ikna ve 
teskin olunması lazımdır" şeklinde karara bağlanmıştır. İkinci istekleri olan; 
"bu hareketten dolayı mücazat ve mu'atebe (olaydan dolayı kendilerinin 
sorumlu tutulmayıp, ceza verilmemesi) olunmayacaklarına dair kendilerine 
memhur senet verilmesi" hakkında ise hükümet şu kararı vermiştir, "bu 
hareketten dolayı askerlerin hiçbir zaman mücazata(suçlanmaya) duçar 
olmayacakları. Fakat güzel güzel kışlalarına avdet etmelerini kendilerine 
Kabine tarafından oy birliği ile" uygun bulmuşlardır. Askerlerin üçüncü ve 
dördüncü istekleri ise "Harbiye Nazırı Rıza Paşa ve Meclis-i Mebusan Reisi 
Ahmet Rıza Bey'in azilleri ve zabitlerin tebdili nazik ve mühim görülerek 
askere karşı nasihat edilerek ve gerektiği takdirde hafif vaatler ile isyanının 
daha da vahim bir hale gelmemesine" karar verilmiştir. Beşinci istek olan top 
atılma isteğinin ise, "şuanda yapılabileceği uygun görülmüştür" 156 şeklinde 
karar verilerek, isyancıların isteklerini karşılamaya çalışmışlardır. 

Hükümet olay günü Ahmet İzzet Paşa'yı Babıâli'ye çağırarak, Harbiye 
Nezaretine gidip, oradaki askerleri silah başına itmiş olan Birinci Ordu 
Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa'nın göstereceği saldırı ve şiddet, 
sıkıştırılan ve savunmasız olan mebusların telefine sebebiyet vereceğinden 
ve Şeyhülislam Efendi halka nasihat için Harbiye Nezaretine 
gönderileceğinden, bu zatın gelişine kadar her türlü harekete engel olmak 
göreviyle Ahmet İzzet Paşa'yı Harbiye Nezaretine sevk etmişlerdir 157 . 

Harbiye Nezareti'nde geçen olayları işlerken de değindiğimiz üzere 
Hükümetle, Harbiye Nezareti'nde bulunan Erkan-ı Harb Reisi İzzet Paşa ve 
Birinci Ordu Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa arasında telefon görüşmeleri 



156 Son Vak'anüvist..., s. 151-152. 

157 Ahmet İzzet Paşa, a.g.e., s. 63-64. 



127 



yapılmış; Hükümet, Mahmut Muhtar Paşa'nın istediği askere karşı harekât 
iznini vermemiş ve Şeyhülislamın beklemeleri talimatı verilmişti 158 . 

Hükümet toplantı halinde olduğu sırada Bâb-ı Âli'nin önünde halk toplu 
halde yukarıya doğru çıkmakta ve kalabalık her geçen dakika daha da 
artmaktaydı. O sırada pencereden halka bakan Evkaf Nazırı Halil Hâmade 
Paşa: "zavallı ahali kendi mahvına gidiyor, Mısır'da da böyle şeriat isteriz 
diye kalkıştılar, nihayetinde vatanı gâib ettiler, korkarım ki burada da böyle 
olmasın" 159 diyerek endişesini dile getirmiştir. 

Toplantıya geç kalan Hariciye Nazırı Rıfat Bey de, Beyazıt Meydanının 
boş olduğunu ve Mahmut Muhtar Paşayla orada görüştüğünü ve Paşanın 
kendisine, "isyancıların mutlaka vurulması gerektiğini, tereddüt ve tehir 
olunursa meselenin vahim olacağını ve hemen kendisine vur emrinin tebliğ 
olunmasını ısrarlı bir şekilde söylediğini" kabineye bildirmiştir 160 . Babıâli'de 
bulunan Ahmet Rıza Bey de, askerin bu hareketinin "Meşrutiyete ve Kanunu 
Esasiye karşı bir ihtilal hareketi olduğunu" 161 belirterek askere karşı silah 
kullanılmasını teklif etmiş; ancak bu teklif başta Sadrazam olmak üzere diğer 
hükümet üyeleri tarafından reddedilmiştir. 

Hükümetin neden askeri kuvvet kullanmak istemediğini Hükümet'te 
Maarif Nazırı olan Abdurrahman Şeref Efendi şöyle ifade etmiştir: "Gerek 
Beyazıd Meydanında ve gerek Meclis-i Mebusan önünde toplanmış olan 
isyancı askerler ve halkın sayısı binlere vardığı için bir defa silah kullanıldığı 
zaman, çok kan akacağı ve seyirci olan halktan da birçok masum insanın 
ölebileceği ve İstanbul'da bugünkü şartlarda on-onbeş bin serseri bulunup, 
bunların çıkan olayları fırsat bilerek; Beyoğlu ve İstanbul'da çeşitli yağmalara 
cüret edebilecekleri ve böylece şeriat isteyen askerin bu suretle "kahr ve 



38 Şeyhülislam Harbiye Nezaretine hiçbir zaman gelmeyecektir. Çünkü Şeyhülislam Beyazıd 
yerine, Meclisi Mebusan'a gitmiştir. Bkz. Son Vak'anüvis..., s. 152-153. 
a.g.e., s. 153. 

160 McCullagh, a.g.e., s. 80 

161 Son Vak'anüvis s. 153. 



128 



temkili" memlekete ve gerek orduda hayal kırıklığı ve moral bozukluğu 
yaratacak olmasından ve mesuliyet gayet büyük olup, kanlı vükela diye 
milletin gözünde lanetle karşılanmaktan" 162 korktukları için asker 
kullanılmaktan çekindiklerini belirtmişlerdir. Hüseyin Hilmi Paşa da, Harbiye 
Nezareti'nde bulunan askere dahi güvenmediğini belirtmektedir 163 . 

Hükümet adeta Bâb-ı Âli'ye kapanmıştır. Dışarıda ne olup bittiğini 
ancak dışardan gelen kişilerden öğrenebiliyorlardı. Ezanî saatle 6.30 (13.15) 
sıralarında Arif Efendi isminde bir polis memuru Babıâli'ye gelerek, Ayasofya 
Meydanının adeta mahşer yerine döndüğünü ve her ne kadar önemli bir olay 
olmamışsa da heyecan ve galeyanın pek ziyade arttığını ve Şeyhülislam 
Efendi'nin Meclis-i Mebusan'da bulunup çıkmak ihtimalinin olmadığını ve 
isyancıların Sadrazam ve Harbiye Nazırı ve Meclis-i Mebusan Reisi ve Hassa 
Kumandanı'nın (Taşkışla Kumandanı Miralay Esad Bey) istemediklerini 
haber vermiştir. Bu haber üzerine Hükümet ani bir kararla istifa etmeye karar 
vermiştir. Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Efendi Hükümet'e: "biz bu işin 
üstesinden gelemeyeceğiz. Aczimiz zahirdir. Bizi de istemiyorlar. Bu halin 
temadisi vahameti artırıyor. Padişah müdahale etmedikçe önü 
alınamayacaktır. Vazifemiz başında ölmekten çekinmeyiz fakat kendimizi 
feda etmekle de derde deva olamayacağız. Onun için hükümeti sahibine 
teslim edelim. O meydana çıksın, mesele derhal hal olunur ve bir faciaya 
meydan verilmemiş olur" 164 demek suretiyle hükümetin ne kadar aciz bir 
halde olduğunu belirtmektedir. Hükümet kendi görevini yapmadığı gibi, olayın 
bastırılmasını da Padişaha havale etmiştir. Ahmet Rıza Bey bu istifaya karşı 
çıkmış, bir ara telefonu eline alarak Harbiye Nezaretiyle - muhtemel ki 
Mahmud Muhtar Paşa'ya istediği emri verecektir - görüşmek istemiş, ancak 
Hükümet üyeleri Ahmet Rıza Bey'e mani olmuşlardır. 



62 Son Vak'anüvis..., s. 153-154. 

163 McCullah, a.g.e., s. 83. 

164 Son Vak'anüvis..., s. 154. 



129 



Hükümetin istifası telgraf yoluyla Yıldız'a bildirilmiştir. Hükümetçe, 
Sadrazam, Harbiye Nazırı ve Maarif Nazırı'nın Saraya giderek Hükümet'in 
istifasını ve olaylar hakkında Padişaha bilgi verilmesi; diğer Nazırların ise 
Babıâli'de kalarak, daha önce alınan karar üzerine Harbiye Nazırlığı ve 
Meclis-i Mebusan ile haberleşmeleri ve Saraydan kendilerine gereken 
talimatın telgrafla verilmesi kararlaştırılmıştır. Sadrazam, Harbiye Nazırı ve 
Maarif Nazırı saat 7.00(13.45) sıralarında Bâb-ı Âli'den çıkarak araba ile 
Sirkeciye ve oradan da Bahriye Nazırı'nın İstimbotuyla Beşiktaş'a ve 
Beşiktaş'tan araba ile Saray-ı Hümayuna gitmişlerdir 165 . Burada Yunus 
Nadi'nin önemli bir tespiti vardır. Yunus Nadi, Hüseyin Hilmi Paşa'nın 
karayolu yerine deniz yolunu seçmesinin isabetli olduğunu, çünkü zaten 
askerlerin zaten Hüseyin Hilmi Paşa'yı istemediklerini; şayet arabasında 
süvari olarak biraz gitse Yıldız'a kadar gidemeden asker tarafından 
öldürüleceğini ve olayın birde sadrazam kanıyla lekeleneceğini 
söylemektedir 166 . Yunus Nadi bu şekilde görüş bildirirken, Abdurrahman 
Şeref Efendi ise, yollarda ahaliyi sakin ve bize karşı saygılı gördük, 
Sadrazam geçerken ayağa kalkarak selama durdular. Hatta Hüseyin Hilmi 
Paşa'nın, "dünkü kadar yollarda selam vermedim" diyerek ahalinin Hüseyin 
Hilmi Paşa'ya karşı herhangi bir kötü hareketinin olmadığını belirtmiştir 167 . 

Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa yanında Harbiye Ali Rıza Paşa ile 
Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Efendi olduğu halde Yıldız Sarayı'na 
gelmişler ve; "Kabinenin bizzarure ve bilmecburiyye istifa eylediğini" belirten 
istifalarını sözlü olarak II. Abdülhamid'e sunmuşlardır. Ancak Mabeyn 
Başkâtibi Ali Cevat Bey, II. Abdülhamid'in istifayı yazılı olarak istediğini 
belirtmiş, bunun üzerine Sadrazam ve iki Nazır tarafından istifa metni 
yazılarak imzalanmış ve Cevad Bey'e verilmiştir 168 . Hüseyin Hilmi Paşa 



165 Son Vak'anüvis...,s.155; Yunus Nadi, a.g.e., s. 36-37. 

166 Yunus Nadi, a.g.e., s. 37. 

167 Son Vak'anüvis... s. 155. 

Bugün hudûs edip tafsilâtı kabinenin mazbatasında derdest-i arz bulunan esbâb-ı 
mühimme-i mahalliyeden dolayı Hey'et-i Vükelâ selâmet-i memleket nâmına arz ve takîm-i 
istîfâya mecbur olduğundan ve diğer rüfekay-ı ubeydâniyemizin vürûdalarını müteakib 
mazbata imza ve atabei ulyây-ı mülû-kâneye ref'ü i'lâ kılınacağından yeni kabinenin teşkili 



130 



istifayı Meclis-i Mebusan'da bulunan Şeyhülislam Efendi'ye, Harbiye 
Nezareti'nde bulunan Harbiye Reisi İzzet Paşa'ya ve Dâhiliye Müsteşarı Adil 
Bey vasıtasıyla da Babıâli'de bulunan diğer Hükümet üyelerine telgraf ile 
tebliğ etmiştir 169 . Ayrıca telgrafta "...esbâb-ı mucibe-i mezkurede bulunan 
Hey'et-i Vükela'nın hemen Saray-ı Hümayuna azimetleri" istenmiş ve 
Babıâli'de bulunan Nazırlar bu telgraf üzerine derhal arabalarına binerek 
Yıldız Sarayına gitmişlerdir. O sırada Nafıa Nezaretinde bulunan Ticaret ve 
Nafıa Nazırı Gabriyel Efendi'ye de sadaret yaverlerinden biri gönderilerek, 
olay hakkında bilgilendirilmiş ve Gabriyel Efendi'de derhal Yıldız Sarayı'na 
gitmek üzere yola çıkmıştır 170 . 

Diğer kabine üyeleri de birer ikişer Saraya geldikleri için yeni bir istifa 
mazbatası hazırlanıp onlar tarafından da imzalanarak Padişaha takdim 
edilmiştir. Olayların çıkışı ve gelişimi hakkında en doğru olması muhtemel 
bulunan bilgileri kapsadığı için bu istifa mazbatasını aynen aşağıda 
sunuyoruz: "Bugün ale's-sabah saat 09:00'dan (03:45) sonra Taşkışla'daki 
askerlerden bir avcı taburu ile diğer taburlardan kendilerine mütefekkiran 
iltihak eden efrâd, meyanlarında zabitleri olmadığı ve müsallah bulundukları 
halde Sultanahmed Meydanı'na ve Meclis-i Meb'usân'ın önünde içtima 
ederek Şeri'at-ı Celile-i Muhammediyye'nin icray-ı ahkamını talep etmekte 
oldukları ve diğer kıtaât-ı askeriyelerinden de müteaddid taburların 
peyderpey bunlara iltihak eyledikleri zaıta ile cihat-ı saireden vürûd eden 
malûmattan müsteban olması üzerine hemen Babıâli'ye azîmet ve Meclis-i 
Vükelâ'yı içtimaa davet ile ittihaz olunacak tedâbirin müzâkeresine müsarâat 
olunmuştu. Zat-ı Valay-ı Şeyhülislam meydan-ı mezkûre gidip istintak-ı 
maksad ve icrây-ı nasihat etmiş ise de şer'iât-ı garranın infaz olunacağı ve b 

hizmetinin hizmetinin şimdiden emr ü ferman buyrulacak bir bendeye tevdi' buyurulmasını 
niyazına müsârat olunduğu mühât-ı ilm-i âlîy-i cenâb-ı mülû-kaneleri buyruldukta ol bâbda ve 
kastıba-i ahâlde emr ü ferman hazreti veliyyü'l emir efendimizindir. 

Sadrıâzam Harbiye Nazırı Maaif Nazırı 

Hüzeyin Hilmi Ali Rıza Paşa Abdurrahman 

Sertoğlu, " Yeni Belgelerin...", s. 49. 

169 Son Vak'anüvist..., s. 155. Telgaraf ezani saatle 09:45'te(15:45) Bâb-ı Âli'ye 
gönderilmiştir. İkdam, Nu: 5347, 14 Nisan 1909. 
İkdam, Nu: 5347, 14 Nisan 1909. 



131 



hareketlerinden dolayı bir güne muamele ve mücâzât olunmayacağı ve 
taburların da müstahdem zâbitân tebdil ve Dersaâdet'ten ihraç ve yüz pare 
top endihati ile şehrâyîn icra edileceğini taraf-ı Şeyhülislamî'den bir varaka-i 
memhûre ile kendilerine te'min olunmadıkça dağılmayacaklarını beyân 
etmişlerdir. Müzakeratın cereyan ettiği esnada yekdiğerini müteakip alınan 
haberler mâlümü'i-asâmî çend tabur ile Tophane Sanayi Alayları'nın dahi 
heyeti müctemiaya fevc fevc iltihak etmekte bulunduklarını gösteriyordu. Bu 
dürlü ahval-i gayr-i muntazıra ve fevka'l-adaye karşı ittihaz olunacak tedâbir 
iki nevi' olup birincisi kuvay-ı kâfiye-i askeriyeye cem'iyetin dağıtılması ve 
ikincisi hey'et-i müctemianın makaasıd ve matalib-i sahihaları sûret-i 
kat'iyyede bir daha taayyün ve tahakkuk ettikten sonra vesail-i hakimane ve 
mülayimane ile gailenin teskini suretlerinden ibaret görülür. Asker aleyhne 
cebr ü şiddet is'mali bahusus bu zemân ve mekânda bi'l-vücuh muvâfık-ı 
maslahat olmayacağı gibi, böyle bir tedbir-i şeididin sünûf-ı ehâliye su-i 
sirayet ve derûn-ı memlekette bulunan yabancılarla serserilere bais-i fırsat ve 
cesaret olarak hudâ nekerde hadisâd-ı elîmeyi intaç etmesinden pek ziyade 
endişe edildiği cihetle isti'amâl-i cebr ü silahtan bi't-tevakk'î Şeyhülislamı 
müşarünileyhin cemi'yet nezdine azimetle tekrar nasâyip-i lazımayı icra 
eylemesi kararlaştırılmış ve bu dairede taşebbüsat ve tedâbire devam ve 
i'tina olunmuş ise de semerât-ı matluube hâsıl olmayıp Hey'et-i Vükelanın 
tebdili ve ahkam-ı şeriyenin tenfizi ve hareket-i vakıalarından dolayı 
haklarında avf-ı âli-i cenâb-ı Pâdişâhînin südûru ve taburlarındaki zâbitânın 
tebdilleri ve zâbıtân-ı mumaileyhimin Dersaâdet'ten ihraçları hususları 
katiyen taleb ve teklif eyledikleri taraf-ı Şeyhülislâmîden ve bazı Meb'ûsân 
caniblerinden iş'ar ve ifade edilmiş ve Heyet-i Hazıra-i Vükelâ mevki-i 
iktidarda bulundukça mes'elenin sûret-i hasenede tesviyesine iman 
olamayacağı tahakkuk etmiş olduğundan selamet-i memleket namına istifa-i 
übeydâniyemizin takdimine müsaraât olunduğu muhât-ı ilm-i ali-i enab-ı 
mülûkânaleri buyruldukta ol bâbda ve kastıba-i ahvalde emr ü ferman 
veliyyü'l- emr efendimizindir" 171 . Yukarda verdiğimiz istifa metni 31 Mart 



171 Ali Cevat, a.g.e., s. 90-92; Sertoğlu, a.g.m, s. 49-50; Son Vak'anüvist...,s.179-180. 



132 



İsyanı'nın çıkışından, Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesinin istifasına kadar geçen 
süreci kısaca ve belki de en doğru şekilde anlatan belgedir. 

Bu istifa metni üzerine kabinenin istifası kabul edilmiş, aynı gün yeni 
kabineyi kurması için, Meşrutiyet'in Birinci Said ve İkinci Kâmil Paşalar 
kabinelerinde Hariciye Nazırı olarak bulunup tarafsızlığı ve son derece 
dürüstlüğü ile tanınmış olan Ahmet Tevfik Paşa görevlendirilecektir. 

Diğer Hükümet üyeleri saraydan ayrılmış, Hüseyin Hilmi Paşa ve Ali 
Rıza Paşa Saray'da kalmışlardır. Ali Rıza Paşa, askerin kendisini öldürmek 
için şiddetle aradığı kişilerin başında gelmektedir. Bunun için Ali Rıza Paşa'yı 
saklamak için, Saray önüne getirilen üstü kapalı sivil bir araba ile, Mabeyn 
Başkatibi Ali Cevat Bey'in Bebek'te bulunan yalısına gönderilmiş, bir gece 
orda kaldıktan sonra ertesi akşam yine araba ile Bebek'ten Gedik Paşa'ya 
evine gönderilmiş ve evi güvenlik altına alınmıştır. Hüseyin Hilmi Paşa ise, 
koruma altında Yıldız Sarayı'ndan çıkartılarak Şişli'deki evine gönderilmiştir. 
Paşa ertesi gün isyanın şekline bakarak kendini güvende hissetmemiş olacak 
ki ve Bahriye Mirlivası Said Paşa (Kâmil Paşa-zade) tarafından evinin 
önünde bir gösteri yapılması ihtimalini de göz önüne alarak, komşusunun 
evine gitmeyi uygun bulmuş ve bir hafta boyunca yerini sürekli değiştirmiştir. 
II. Abdülhamid tarafında Hüseyin Hilmi Paşa'nın güvenliği için, Başkâtibi Ali 
Paşa'nın evinde kalması için Hüseyin Hilmi Paşa'yı aratmışsa da, Paşa 
meydana çıkmamıştır. Hüseyin Hilmi Paşa'nın aranmasının sebebi ise, bir 
suikasta uğramasını engellemek için, belki de Sadaret teklif edilmek için ya 
da ortalığın nasıl yatıştı rılacağ in sorulması için olabilir 172 . 

Hükümetin olay sırasındaki tutumunu değerlendirecek olursak, 
Hükümet olayın başlangıcında korkak ve basiretsiz davranmıştır 173 . Yukarıda 
da görüleceği üzere, isyan haberi 30 Mart günü alınmasına karşın Hükümet 



172 Son Vak'anüvist... s. 169. 

173 Bayar, a.g.e., C. I, s. 219-220. 



133 



ve askeri yetkililer tarafından hiçbir etkin önlem alınmamıştır. Hükümetin 
Maarif Nazırı Abdurrrahman Şeref Efendi eserinde; "askerin bu hareketi 
zamanıyla haber alınamayıp da bu kadar gaflet gösterilmesi şayan-ı dikkat ve 
bir mahcubiyet sebebidir. En önce bunu Harbiye Nazırı (Rıza Paşa) tasdik 
etti. Ve herkesçe üzüntüyle karşılandı. Çünkü hükümet için cehalet pek 
büyük idi" 174 demektedir. Abdurrrahman Şeref Efendi'nin yaptığı bu açıklama, 
Hükümet adına yapılmış bir özeleştiri niteliğindedir. 

Yunus Nadi ise eserinde: "Hareketin meydana gelişi zaten kabinen 
istifasına yetmiş olup, Hüseyin Hilmi Paşa'nın iktidardan çekileceği açık açık 
görülmekte idiyse de Şeyhülislam Efendi'nin tebligatıyla olayın vahameti ve 
ciddiyeti bir hatada anlaşılarak yeni bir kabine teşkil edilinceye kadar 
Hükümeti idare etmekte dahi imkânsızlık görmüşledir " 175 Yunus Nadi'nin 
ifadelerinden anlaşılan, Hüseyin Hilmi Paşa'nın Hükümeti bir an evvel 
bırakma eğiliminde olduğudur. 

Mahmut Muhtar Paşa ise, hükümetin bu yöndeki tutumunu 
ayaklanmadan birkaç gün sonra, Yeni Asır gazetesinde çıkan bir mülakatında 
söyle değerlendirmektedir: "Entrikaların ve kişisel nefretlerin kışkırttığı bir 
hareket, elbetteki güçlü ve ileri görüşlü bir hükümeti pek korkutamazdı. Ama 
çoğu bunalım anlarında görevini yerine getirmek için gereken enerjiden 
yoksun, korkaklardan oluşmuş Kabine bu kargaşada huzursuzluğun çok 
yüksek boyutlara olaşmasına ve daha çekirdekte kolayca yok edilebilecekken 
inanılmaz derecede büyüyüp yayılmasına izin vermiştir. 

Ayaklanmanın daha başlangıcında Taşkışla Garnizonu'nun oynadığı 
rolü haber almış bulunan Harbiye Nazırlığı, Nezaretin talim sahasına hemen 
güçlü bir piyade, süvari ve topçu birliği toplasaydı: ve eğer zaman yitirmeden 
veya Birinci Ordu Kumandanı gelir gelmez böyle bir durumda alınması gerekli 



174 Son Vak'anüvist..., s. 150-152. 

175 Yunus Nadi, a.g.e., s. 37. 



134 



askerî önlemleri almış olsaydı, kalabalık toplanmadan önce Meclis Binası'nın 
önünde birikmiş buluna isyancıları kuşatması son derece kolaydı. Öte 
yandan, eğer Kabine durumun gerektirdiği yönde eyleme geçmek konusunda 
neredeyse felce uğramış olmasa, yetersiz kalmasaydı, Babıâli'de oturacak 
yerde Harbiye Nezaretinde Toplanırdı. Harbiye Nezareti'nde ve hükümete 
bağlı birliklerin koruması altında durumu rahatça gözden geçirme ve gereken 
kararları soğukkanlılıkla alma olanağını da bulmuş olurdu. 

Ve bu durumda Kabinece alınması gerekecek ilk karar, elbette ki, 
derhal sıkıyönetim ilan etmek Ordu Başkomutanına tam yetki vermek 
olacaktı. Herhangi bir başka hareket tarzı benimsemenin bir yanılgı olacağı 
apaçık ortadadır" 176 . Mahmut Muhtar Paşa sözleriyle hükümetin acze 
düştüğünü, verdiği yanlış karar ve korkak davranışıyla isyanın büyümesinde 
önemli bir rol oymadığını belirtmektedir. 

Yukarıdaki bilgilere dayanarak şunu diyebiliriz ki, Hükümet hem 
kendisine yapılan uyarıları göz ardı edip gerekli tedbirleri almamış; hem de 
Mahmut Muhtar Paşa'nın görevini yapmasını engellemekle isyanın daha da 
büyümesinde bir numaralı sorumlusu olacaktır. Söyle ki Mahmut Muhtar 
Paşa bu isyanın daha önce alınacak önlemlerle bastırılacağına inandığını 
belirtmektedir 177 . 



176 McCullag, a.g.e., s. 82. 

7 "Bu ayaklanma çoktan öngörülebilirdi. İttihat-ı Muhammedi adı altında kurulmuş bulunan 
birliğin gizli amacını saptamak için bu birliği yöneten kişilerin sadece geçmişini bilmek 
yeterliydi. Bu cemiyet'in, askerler önünde subayların saygılarını ve etkisini yok etmek için 
askerin dinsel duygularını sömürmek yoluyla, elinden geleni ardına koymadığı ve zamandır 
görülebilirdi. Bu tehlikeli propagandaya karşı ben, subaylara ve imamlara zaten gereken 
talimatları vermiş bulunuyordum, askerlerin bu sinsi kışkırtmadan korunabilmeleri ve kendi 
değer yargılarını kendileri verebilecek duruma gelebilmeleri amacıyla. Ama bu olaylar şunu 
gösteriyor ki, 'alaylı' subayların yerine, yavaş yavaş komuta görevine getirdiğim eğitim 
görmüş subaylar, ne yazık ki, ne askerin ruh halini incelemek için, ne de kendilerini askere 
sevdirip saydırmak için herhangi bir çaba harcamam ıslar ve üstelik askerin moralini yıkan dış 
entrikalara verilmesi gereken önlem derecelerini de anlayamamışlar. (Mahmut Muhtar Paşa 
sonradan böyle bir bildiride bulunduğunu inkâr etmiştir.) Bkz., Mc Cullagh, a.g.e., s. 81-82. 



135 



2.9) Rumeli'den ve Anadolu'dan Hükümet'e ve Padişaha Gelen 
Telgraflar ve Değerlendirilmesi 

14 Nisan 1909 tarihinde Tevfik Paşa Kabinesinin resmen göreve 
başlaması üzerine, Anadolu ve Rumeli vilayetlerinden Padişaha ve Sadarete 
bu durumu kabul etmediklerine dair telgraflar çekilmeye başlamışlardır. 
Telgraflara geçmeden önce, gönderilen telgrafların içeriklerinin özelliklerine 
bakmak yerinde olacaktır. Önce şunu belirtmek gerekir ki gönderilen bu 
telgraflardaki üslup genellikle tehditkâr bir üsluptur. Telgraflarda hem 
Padişah, hem de Kabine çeşitli şekillerde tehdit edilmektedir. Ayrıca II. 
Abdülhamid'in "Meşrutiyeti ilga edip (kaldırıp) mutlakıyet ve istibdadı geri 
getirmiştir" iddiaları işlenmektedir. Ayrıca bu telgraflarda, "Meclisi Mebusan'ın 
fesih olunduğu" ve Hüseyin Hilmi Paşa'nın meşru olan kabinesinin Padişah 
tarafından görevden alındığı ve yerine Meşrutiyete aykırı olarak atandığı" ; 
"Tevfik Paşa Kabinesini mülevves 178 ve cani" olarak itham etmişler ve en 
önemlisi "bütün mebusların öldürüldüğü" de gönderilen bu telgraflarda iddia 
edilmiştir 179 . 

Örneğin 2 Nisan 1325 tarihinde "Bulgar Müttahid Milli Fırkası Merkez-i 
Umumisi" imzasıyla Selanik'ten Padişaha çekilen telgrafta, Kanunu Esasi'ye 
yapılan taarruzun "istibdadın iadesi ve idamesini[ll. Meşrutiyet öncesi devrin 
tekrar geri getirilmesi ve devam ettirilmesi]" gösterdiğini ve bunu protesto 
ettiklerini belirtmekle birlikte, "ilan edilen hürriyetin" yani Meşrutiyetin canları 
pahasına geri alınması uğrunda canlarını bile vermeye hazır olduklarını 
belirtmişlerdir 180 . Yine Kılkış 181 Bulgar Demokrat Kulübü ve Kılkış Bulgar 
Meşrutiyet Kulübü tarafından Avrethisarı'ndan "Huzur-ı Padişahîye" başlığı 
ile gönderilen telgrafta, "Meşrutiyete Muhalif ve gayrı meşru olarak kurulan 
kabineye i'timadımız olmadığından bu kabineyi kat'iyyen tanımayacağımız 



178 Kirli 
79 Danişmend, a.g.e., s. 53. 



i0 Telgrafın metnine bakmak için, bkz., Danişmend, a.g.e., s. 41. 



Selanik'te bir kasabanın adı. 



136 



gibi, ettiğimiz ahd ü misak üzerine meşrutiyetin hilafına vukua gelen 
(meşrutiyete karşı meydana gelen) her türlü ahvale karşı" bütün varlıklarıyla 
müdafaa edeceklerini ifade ettikten sonra, "Şayet Meclisi Mebusan'ın 
i'timadına mahzar olan bir kabine" iş başına gelmezse "Zat-ı Şahanenizi bir 
hükümet-i meşruta padişahı olarak saymayacağız" tehdidinden bulunduktan 
sonra, bütün ahali ve ordu ile İstanbul'a yürüyecekleri kararlaştırılmış olduğu 
ve Mebuslara yapılan saldırılardan dolayı lazım gelen adaletin 
uygulanmasını istemekteyiz" şeklinde bir tehdit telgrafı göndermişlerdir. 
İsmail Hami Danişmed, Bulgarların göndermiş olduğu bu telgrafları şu 
şekilde değerlendirmektedir, "Osmanlı hâkimiyeti altında bulunan Bulgaristan 
prensliği o sırada Rusların himayesiyle istiklalini ilan edip krallık şeklini almış 
olmak itibariyle, İttihat ve Terakki'nin Makedonya'daki Bulgar cemiyetleriyle 
elbirliği etmesi Türk tarihi bakımından herhalde hoş bir vaziyet değildir" 182 . 

Usturumca'dan ve Petriç'ten 183 çekilen bir telgraflarda 184 da, 
Müslüman, Rum ve Yahudi ahalinin ortak imzası bulunmaktadır. Bu telgrafta 
da diğeri iki telgrafta bulunan ifadeler yer almaktadır. Burada dikkat çeken 
nokta, telgrafların sanki aynı elden çıkmış gibi aynı noktalara temas 
etmesidir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Selanik Merkez-i Umumisinden 2 
Nisan 1325 tarihinde Padişaha çekilen telgrafta ise, "Padişah, İftihar ediniz! 
Bir irtica mel'anetiyle binay-ı Meşrutiyet hadim ve Hükümet-i müstebidde 
ikame edildi. [Bir irtica laneti ile Meşrutiyet binası yıkıldı ve istibdat hükümeti 
kuruldu]" şeklindeki ifadeyle, Meşrutiyetin yıkılmasından II. Abdülhamid 
sorumlu tutulmaktadır. Telgrafın devamında "Mülevves bir İstanbul halkı" 
ifadesi kullanılarak bu olayda İstanbul haklının da parmağı olduğu ima 
edilmekte ve gene yukarıdaki telgraflar gibi Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinin 
tekrar kurulması için İstanbul'a yürüneceği tekrarlanmaktadır 185 . Ağustos 
İttihat ve Terakki Cemiyetinin Padişaha çekmiş olduğu telgrafta II. 



182 Danişmend, a.g.e., s. 42. 

3 Usturumca: Köstence - Selanik, Petriç: Serez - Selanik, Nuri Akbayır, Osmanlı Yer 
Adları Sözlüğü, Tarih Vakfı Yurt Yay., 2. Baskı, İstanbul, 2003. s. 164 - s. 132. 
184 Telgrafın metni için bkz, Danişmend, a.g.e., s. 42-43. 

35 Telgrafın tam metni için bkz, Danişmend, a.g.e., s. 44-45. 



137 



Abdülhamid açıkça ölümle tehdit edilmektedir. Telgrafta: "Eski kabine güya 
galeyan neticesi olarak istifa etmiş, Meclis-i Mebusan reisi Ahmet Rıza Bey 
tebdil de edilmiş, gûyâ bundan da Mabeyn'in malumatı yokmuş! Otuz dört 
senedir bizi Mabeyn'in yalanlarıyla aldattığınız yeter! Artık milletin böyle 
aşikâr kizbe aldanacak zamanı geçti. Eski kabine yerine geçmeli, Ahmet 
Rıza Bey makamına getirilmeli ve illa ölümden ölüm beğenmeli vesselam" 186 . 

Yine 3 Nisan 1325 tarihinde Padişaha çekilen "Umum Asker Namına: 
Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Yanya Vilayeti Heyet-i Merkeziyesi" 
imzalı telgrafta, "Tevfik Paşa kabinesinin Meşrutiyete aykırı olarak iş başına 
geldiği ve kabinenin "cinayetle mülevves" olduğu yani "eli kanlı" olduğunu ve 
"İstanbul'da canavarlara layı bir hareket-i akurane (kudurma hareketi) ile 
vatanın değerli şahsiyetlerinin öldürüldüğü ve yaralandıkları haber alınmıştır" 
denilerek yeni kurulan kabineyi tanımadıklarını bildirmektedirler. Telgrafta 
gene İstanbul'a yürüneceği gibi klişe ifadeler yer almaktadır 187 . Yine 3 Nisan 
1325'te İştip'ten 188 gelen bir telgrafta, 31 Mart İsyanının başlaması ndaki 
başlıca nedenlerden biri olarak anılan "İttihat-ı Muhammedî" cemiyeti ile 
"Ahrar" Fırkalarından bahsedilmektedir. Telgrafta, "Dersaadetteki (İstanbul) 
"İttihat-ı Muhammedî" ile "Ahrar" fırkalarının tesvilatına kapılarak meşrutiyeti 
yakıp yerine idare-i sabuıka-i müstebiddeyi iade etmek maksad-ı 
hainanesiyle şûriş ikaa' eden askerlerin ve bunlarla beraber ön-ayak olan 
edaninin ...[İstanbul'daki "İttihat-ı Muhammedî" ile "Ahrar" partilerinin 
aldatmalarına kapılarak meşrutiyeti yıkıp yerine aski idareyi yeniden getirmek 
gibi haince kastı ile karışıklık çıkaran asker ve bunlara ön ayak olan 
alçaklar]" şeklinde başlayan telgrafta, yine yukarıdaki telgraflar gibi kabineyi 
tanımayacakları gibi klişe ifadeler yer almaktadır 189 . İttihat ve Terakki 
Cemiyeti Merkezi Umumisinin Selanik'ten Padişaha 2 Nisan 1325 tarihinde 
gönderdiği şu telgraf içeriği bakımından ilginçtir. Telgrafta, Cemiyet resmen 
bazı kişilerin kellesini istemektedir. Telgraf aynen şöyledir:"asker ve ahaliyi 



186 Danişmend, a.g.e., s. 45. 

7 Telgrafın tam metni için bkz., Danişmend , a.g.e., s. 46. 
188 Üsküp - Kosova 

1 89 

Telgrafın tam metni için bkz, Danişmend , a.g.e., s. 47. 



138 



ihtilale tehrik ve teşvik ile vak'a-i feciayi ikaa' eyleyen İkdam sahibi Ahmet 
Cevdet, Ali Kemali, Mevlan-zade Rıfat, Mizancı Murad, Yeni Gazete sahibi 
Abdullah Zühdi, Volkan muharriri Vahdetî, Hacı Hakkı, sabık Manastır askeri 
alay müftüsü Mustafa Şevket ve Kamil-Paşazade Said Paşa nâm eşhas-ı 
melune ile Zat-ı Şahanelerince malûm olmak lazım-gelen avanelerinin İzzet 
gibi firarlarına meydan verilmemesi için milletçe bunların muhafazası kefalet-i 
Seniyyelerine tevdi edildiğinden İstanbul'a gelindikte kendilerini Zat-ı 
Şahanelerinden istenilecek ve teslim alınacağı maruzdur" 190 . Bu telgrafla 
İttihat ve Terakki Cemiyeti kendilerine muhalif olan yazarların tutuklanması 
görevini millet tarafından Padişaha verildiğini ve İstanbul'a gelindiği zaman 
bu kişilerin Padişahtan istenileceğini ifade etmektedirler. 

Yukarı da Padişaha gelen telgraflardan birkaç örnek verdikten sonra 
şimdi de Tevfik Paşa'ya yani Kabineye gelen telgraflara bakmakta fayda var. 
Selanik üzerinden sevk edilen Poliniz mahreçli ve "Umum Ahali ve İttihat ve 
Terakki Cemiyeti" imzasıyla Sadarete gönderilen bir telgrafta Kabineye ve 
Padişaha "müstebit" gözüyle bakılacağını ve milletin "hain-i vatan-ı millet 
olanların kanlarını bila-ifade-i vakt dökmeğe yemin etmiştir" gibi tehdit dolu 
ifadelere yer verilmektedir 191 . 

Ayrıca yukarıda Dâhiliye Nezareti ve Mabeyn'den vilayetlere ve ordu 
komutanlıklarına gönderilen telgraflarla vilayetlerin durumdan haberdar 
edildiklerini belirtmiştik. 3 Nisan 1325 tarihinde Tepedelen'den 192 Sadarete 
çekilen bir telgrafta İstanbul'da, Meşrutiyet ve Kanunu Esasi'ye önemli bir 
darbe vurulduğu ve istibdat devrine dönüldüğü, Mebusların İstanbul'dan 
kaçmaya zorlandığı haberleri ortaya atıldığı için halkın büyük bir heyecan 
içinde olduğunu belirtmektedir. Telgrafın devamında ise "Meşrutiyetsi 
hükümeti kabul etmeyeceklerin ve gerçek durumun acilen ve seri bir şekilde 
vatanın selameti ve emniyeti için rica edilir" deniliyor. Telgrafın diğer 



Telgrafın tam metni için bkz, Danişmend , a.g.e. s. 49. 
51 Telgrafın tam metni için bkz, Danişmend , a.g.e., s. 50. 

1 Q2 

Yanya'da bir kasaba. 



139 



suretinde ise, "Kulüp ve cemiyetlerden (burada kastedilen kulüp ve 
cemiyetler İttihat Terakki'ye bağlı kulüp ve cemiyetlerdir) gelmekte olan ve 
birbirlerinin aynı olan telgraflar kulûb-i nâsa(insanların kalbinde) büyük bir 
heyecan getirdiği halde dünkü telgrafname-i çakeremle arzolunduğu üzere 
bunların tekzibi için hükümetten sarih bir emir gelmemiş" deniliyordu. 
Buradan da anlaşılacağı üzere Hükümetin ve Sarayın valiliklere ve 
komutanlılara yollamış olduğu bilgilendirme telgrafları gönderildikleri yerlerde 
hasıraltı olması ihtimaldir. 

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin valiliklere yollamış olduğu telgraflar 
yönetici ve halk üzerinde o kadar tesir yaratmıştır ki, Hükümetin ve 
Mabeyn'in yollamış olduğu telgraflar bile etkisiz kalmıştır. Şöyle ki 4 Nisan 
Günü Tekirdağ Mutasarrıfı Reşat Bey'in Sadarete çekmiş olduğu telgraftaki 
ifadeleri yukarıdaki bilgiyi doğrulamaktadır. Reşid Bey Sadarete gönderdiği 
telgrafta, "bugün burada bulunan ümera, subaylar, memurlar ve halkın önde 
gelen kişileri İttihat ve Terakki Kulübünde toplanarak il idare meclisini davet 
etmeleri üzerine bir heyetle buraya gidildi. İstanbul'daki olayın bir irtica olayı 
şeklinde kabul edildiği ve meşruti idaremizin sallandığını ateşli bir ifadeyle 
açıkladıkları ve hükümlerini korumaya yemin içtikleri "Kanun-i Mukaddes-i 
Esasi" uğruna fanlarını vermek için hazır bulunduklarını açıklamalarına 
karşın cevap olarak Sadaretten gelen telgraf münasip bir dille bildirilmişi ise 
de subaylar mektepli arkadaşları hakkında rivayet edilen saldırılar ve bu 
suretle subaylar içine saçılan nifak tohumları bir keyfi müdahale şeklinde 
bulunduğundan bu durumu şiddetle protesto ettiklerini" bildirmekle birlikte, 
olayla ilgili vilayetlere gönderilen bilgilendirme telgraflarının yetersiz olduğunu 
ifade etmektedir 193 . 

3 ve 4 Nisan 1325 tarihlerinde Sadaret Makamına çekilen iki telgraf, 
Tevfik Paşa'ya ve Sadaret çalışanlarına karşı ağır hakaret ve tehditler 
içermektedir. Telgrafta Tevfik Paşa'ya hitaben, "Yalancı" ve "Alçak" sıfatları 



1 93 

Telgrafın tam metni için bkz, Danişmend , a.g.e., s. 58-60. 



140 



kullanılmıştır. 3 Nisan'da İpek İttihat ve Terakki cemiyeti tarafından Sadarete 
çekilen bir telgrafta cemiyet Tevfik Paşa'yı, "kafasını koparılmakla" tehdit 
edilmekte ve çekilmesini istemektedir. 4 Nisan'da yollanan ikinci telgrafta ise 
"Onsekizinci Fırka Kahramanları ve İpek Fedaileri" imzasıyla Sadarete 
çekilen tegrafta ise, Tevfik Paşa'ya ağır hakaretlerde bulunulmaktadır. 
Telgraf bozuk bir Türkçe ile yazılmakla beraber adeta sokak dili ile 
yazılmıştır. Telgrafta dikkati çeken en önemli nokta bu kahramanların (!) 
"Hükümet-i leimanenizi İstanbul surundan karice câri olmadığını elbette 
kendiniz de anladınız. Sizi açlıktan öldürmekte elimizde, ateş, kurşun ve 
bıçakla icray-ı mücazatınız da yedimizdedir[cezalandırmak elimizdedir]" 
şeklinde ağır bir tehdit savurmuşlardır 194 . 

3 Nisan 1325 tarihinde "Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Manastır 
Vilayet Heyet-i Merkeziyyesi" imzasıyla Sadarete çekilen bir telgrafta ise, 
yine kabineyi kabul etmediklerini yinelemekle birlikte, "Edirne, Selanik, 
Kosova, İşkodra ve Yanya ile müttefikan iki güne kadar bir karar-ı kafi 
vermezseniz hükümet-i merkeziye ile olan irtibatımızı da kat'iyyen keseceğiz" 
demek suretiyle istedikleri yapılmadığı takdir de, Osmanlı Devleti'nden 



34 "Der'aliyyede Yalancı Sadr-ıa'zam 



Başvekâlet mevkiini telvis etmeyerek hemen çekiliniz. Millet seni kat'iyyen istemiyor. 
Kanun-i Esasi dairesindeki evvelki hâl iade edilmediği takdirde ordu ile beraber hareket 
ediyoruz. Padişaha da işi yazdık. Akıllı davranınız. Millet namusunu temizlemek için hain 
kafası koparmaktan lezzet alır, o surette ikmal-i namus eyler. / 3 Nisan 1325 
Osmanlı ittihat ve Terakki 

Cemiyeti İpek Heyeti 
Merkeziyyesi" 

"Makam-ı Sadarette Bulunan Alçağa 

Size 2 Nisan 1325 tarihli telgrafımıza yirmi dört saat mühlet verilmişti. Henüz vücud-i 
rezilanenize telvis ettiğiniz makamlardan çekildiğinize dair iş'ar vuku'bulmadı. Bundan çok 
memnun olduk: Bari tertib edeceğimiz cezaya bu suretle istihkakınızı kendiniz tasdik etmiş 
oldunuz. İhtimal ki orada bulunan bir takım kerhaneci evlatları ilk telgrafımızı vermediler; 
onları alınız, okuyunuz, ta ki vebal bizde kalmasın! Okumadığınız takdirde Allah'ın laneti, 
ananızın donu başınıza geçsin! Okumayanlar, telgrafları vermeyenlerin kâffesi kerhaneden 
yetişmiş deyyus-i a'zamdırlar. Telgrafları vermeyen alçaklar er-geç kendilerini yok bilsinler! 
Hükümet-i leimanenizi İstanbul surundan karice cari olmadığını elbette kendiniz de 
anladınız. Sizi açlıktan öldürmekte elimizde, ateş, kurşun ve bıçakla icray-ı mücazatınız da 
yedimizdedir ey namussuzlar! / 4 Nisan 1 325 

Onsekizinci Fırka Kahramanları ve İpek Fedaileri", telgrafın tam metni için bkz, Danişmend, 
a.g.e., s.63-64. 



141 



ayrılacakları tehdidinde bulunmaktadırlar 195 . Yine 3 Nisan'da Frizovik ve 
Yakova'dan Sadarete çekilen iki telgrafın harfiyen aynı olması, bu telgrafların 
tek merkezden çıktığının açık bir kanıtı olarak değerlendirebiliriz 196 . 

2 Nisan'da Dranç'tan Sadarete çekilen telgrafta, "bazı sefiller 
tarafından Meclisi Mebusana feci saldırılarda bulunulduğu" ifade edilerek 
halkı teskin etmek için Hükümetten acilen konu hakkında bir açıklama 
yapılması istenilmektedir. Aynı tarihte "Umum Draç Livası ahalisi" adına 
İttihat ve Terakki Cemiyeti Heyeti tarafından Sadarete çekilen telgrafta, 
Hükümetin yapmış olduğu açıklamanın doğru olmadığı belirtilmektedir. 
Görülüyor ki İttihat ve Terakki Cemiyeti Heyeti, Hükümetin göndermiş olduğu 
açıklamadan haberdar olduğu halde, Dranç'ta bulunan halkın bu telgraftan 
haberdar olmaması; İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Hükümetin yollanış 
olduğu açıklamaları halka aktarmadıkları ortaya çıkmaktadır. İsmail Hami 
Danişmed'e göre İttihat ve Terakki'nin bu tür bir yol izlemesinin nedeni, "31 
Mart Vak'asından istifade ile İstanbul üzerine yürüyüp devleti eline kafi 
suretle" karar vermiş olmasıdır 197 . 

Grebene'de Sadarete çekilen bir telgrafta kabineyi protesto ettiklerini 
belirttikten sonra, "protestomuzu kan ile temin edeceğiz" ifadesi ile Sadrazam 
Tevfik Paşa açıkça tehdit edilmiştir 198 . Hasankale'den Sadarete çekilen 
telgrafta Tevfik Paşa, "Hariciye Nazır-ı Sabıkı" 199 ; Edremit'ten çekilen 
telgrafta ise "Makam-ı Sadareti İşgal Eden" 200 ; Ödemiş'ten çekilen telgrafta 
ise "Deraliyyede Tarafdaran-ı İstibdadın Sadrazam" 201 olarak 
nitelendirilmektedir. 



195 Danişned, a.g.e., s. 65-66. 

6 Telgrafların metni için bkz, Danişmend, a.g.e., s. 66-67. 
197 Danişmed, a.g.e., s. 70. 

8 Telgrafların metni için bkz, Danişmend, a.g.e., s. 71. 

199 Danişmend, a.g.e., s. 73. 

200 Danişmend, a.g.e., s. 74. 

201 

Danişmend, a.g.e., s. 75. 



142 



Yine Kırşehir İttihat ve Terkakki Cemiyetinden Zabtiye Nezaretine 
çekilen bir telgrafta: "Ahmet Rıza, Hüseyin Cahit, Doktor Nazım'ı hayatta 
olup olmadıklarına dair" haber beklediklerini; "zerre-i vücutlarına halel gelmiş 
ise beherine yed-i binlerce vücut" alacaklarını belirtmişlerdir 202 . Zabtiye 
Nezareti tarafında Kırşehir İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne çekilen telgrafta, 
"Ahmet Rıza, Hüzeyin Cahit ve Doktor Nazım Beyler ber-hayattır." 203 demek 
suretiyle Kırşehir İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne teminat verilmiştir. 

Yukarıda görülen telgrafların genel içeriklerine baktığımız da, bu 
telgraflarda Tevfik Paşa Kabinesinin Meşrutiyete aykırı bir şekilde kurulduğu 
ve Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesinin de zorla istifa edildiği iddia edilmektedir. 
Ancak Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesinde de Maarif Nazırı olan Abdurrahman 
Şeref Bey, Tevfik Paşa Kabinesinde de aynı görevi sürdürmekle beraber; 3 
Nisan'da toplanan Meclisi Mebusan'da Maarif Nazırı sıfatı ile yaptığı 
konuşmada, "Efendim, Heyeti Cedide-i Vükela (yeni kurulmuş kabine), 
Meşrutiyet dairesinde teşekkül emiştir" 204 şeklindeki ifadesi ile "Kabinenin 
Meşrutiyete aykırı kurulduğu" iddiasını çürütmektedir. Ayrıca zorla istifa 
ettirildiğini iddia eden Hüseyin Hilmi Paşa ve kabinesinin kendi isteği ile istifa 
ettiği yine Abdurrahman Şeref Efendi tarafından çürütülmektedir. 
Abdurrahman Bey eserinde Ayasofya'dan Hükümete gelen haberler sonunda 
"heyet-i vükelanın hemen istifaya karar verdiğini" ifade etmekle birlikte, bu 
istifada bir zorlama ve baskının olduğunu ifade etmemektedir 205 . Ayrıca 
Hüseyin Hilmi Paşa'da Tevfik Paşa'dan "Sadaret teklifini her halde kabul 
etmesini" rica etmiştir 206 . 

Abdurrahman Şeref Bey Meclisi Mebusan'da yapmış olduğu 
konuşmada, "Yalnız heyecanlı vakitler olduğu için bir takım havadisler 



202 BOA, Fon Kodu: ZB, Dosya No: 332, Gömlek No: 23. 

203 BOA, Fon Kodu: ZB, Dosya No: 628, Gömlek No: 38. 

204 Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, C. 3, TBMM Basım Evi, Ankara, 1982. s. 21. 

205 Bkz., Son Vak'anüvis ..., s. 154-155 

Tevfik Paşa'nın kâtipliğinde bulunan Ali Şevki Bey, bu olayı Tevfik Paşa'nın bizzat 
kendisinin ifade ettiğini söylemektedir, bkz., Danişmend, a.g.e. 36. 



143 



çıkmış. Usulü Meşrutiyete darbe vuruluyormuş. Bunların kat'iyyen aslı ve 
esası yoktur" demek suretiyle, Meşrutiyetin ayakta olduğunu ifade ediyor 207 . 
Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey'de 4 Nisan'da Mecliste yapmış olduğu 
konuşmada, "Ufacık bir hadise cereyan etti, velev büyük bir hadise telakki 
edilsin" sözleriyle olayın büyütüldüğünü ifade etmektedir 208 . Bu sözler, 
telgraflarda ifade edilen Meclisi Mebusan'ın susturulduğu ya da, kapatıldığı 
sözlerinin de bir hurafeden ibaret olduğunun açık bir kanıtı olarak ortaya 
çıkmaktadır. 



2.10) İsyan Sırasında Yıldızın Tutumu ve Ali Cevat Beyin Ayasofya 
Meydanı'na Gelmesi 



II. Abdülhamid ve Saray halkı ayaklanmayı, ezanî saatle 12.00 (sabah 
6.30) sıralarında, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa tarafından Mabeyne 
gönderilen bir telgrafla öğrenmişlerdir 209 . O yıllarda İstanbul'da telefon 
yaygın olmadığı için isyan haberi Yıldız'a biraz geç ulaşmış, Saray isyan 
haberlerini zamanında alamamıştır 210 . 

Olay gecesi sarayda bulunan kişilerden olan ve sarayda yaşanan 
olaylara şahit olan II. Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu, olay gecesi 
Yıldız'daki durumu şöyle anlatmaktadır: "...Dışarıdan alınan haberler 
dolayısıyla gece yarısına doğru sarayda bir telaş başlamıştı. Babam ne 
olduğunu anlamak için Başkâtibi istemiş, herkes ayağa kalkmıştı. 'Asker 
gidiyor... Asker şeriat istiyormuş' sözleri cereyan ediyordu. Kurşun sesleri 
işitiliyordu, herkesi bir korku sarmıştı. Sarayın üst katına çıkıp dürbünle 
bakıyor, fakat bir şey göremiyorduk. Babamın dairesine gidip geliyorduk. 
Fakat bir şey anlamaya imkân yoktu. Babam da bir hareme geliyor, bir 
selamlığa çıkıyor, Başkâtip ve Mabeyincilerden Rıza Bey'le 211 görüşüyor, 



207 MMZC, C. III, s. 21 

208 MMZC, C. III, s. 40. 

209 Ali Cevat, a.g.e., s. 48. 

210 Aydemir, a.g.e., s. 135-136. 
Mabeynci Rıza Paşa. 



144 



olanı anlamaya çalışıyordu. Hareme girip bizi gördükçe, 'Korktuğum odu. 
Yorgan kavgası demiyor muydum? İşte başladı' diyor, çok meyus bir halde 
bulunuyordu" 212 demek suretiyle sarayın ve dolayısıyla Abdülhamid'in 
olaydan haberdar olmadığını ifade etmektedir. Abdülhamid'in Başkâtibi Cevat 
Bey'de anılarında aynı doğrultuda bilgiler vermektedir 213 . 

II. Abdülhamid isyanın neden dolayı çıktığını, 2 saat gecikme ile sabah 
saat 12.00( 06.45) sıralarında Hüseyin Hilmi Paşa'nın Yıldız'a yollamış 
olduğu bir telgrafla öğrenmiştir. Telgrafı II. Abdülhamid'e veren Başkâtip Ali 
Cevat Bey, Padişah'ın "pek ziyade merak ve telaş" içinde olduğunu 
söylemektedir. Ali Cevat Bey, II. Abdülhamid'in gereken tedbir ve nasihat 
görevinin yapılmasını, ayrıca olaylar hakkında kendisine ara ara bilgi 
verilmesini emretmiş; Ali Cevat Bey'i de bu işi takip etmekle görevlendirmiştir. 
Meclis-i Mebusan'da bulunan Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi'ye de bir telgraf 
çekilerek, bir kötülük meydana çıkmaması için askere nasihat vermesi 
söylenmiştir 214 . 

1 Nisan günü Volkan gazetesinde çıkan bir haber gayet dikkat 
çekicidir. Volkan gazetesinde Derviş Vahdeti II. Abdülhamid'e hitaben kaleme 
aldığı yazıda, "Bugün, Meşrutiyetimizi refetmek, Meclis-i Mebusan-ı Osmanîyi 
kapatmak yed-i kudret-i şahanenizdedir [bugün, meşrutiyeti yüceltmek ve 
Meclisi Mebusanı kapatmak kudreti sizdedir]" dedikten sonra, II. 
Abdülhamid'e şu tavsiyede bulunmaktadır; "Meclis-i Mebusanı bir dakika dahi 
kapatmak fikrini, şayet zat-ı âli-i cenab-ı cihanbanilerine telkin edecekler 
bulunursa, o gibilere hain-u dün ü vatan nazarıyla bakınız! [Meclisi Mebusanı 
kapatma fikrini size aşılayacaklar olursa, onlara din ve vatan haini gözüyle 
bakınız]" demek suretiyle Meclisi Mebusan'ın kapatılması fikrine karşı 
olduğunu beyan etmiştir. Derviş Vahdeti yazısının devamında, yeni kurulacak 



12 Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid (Hatıralarım), Selçuk Yay., Ankara, 1984. 
s. 141-142. 

213 Ali Cevat, a.g.e., s. 56. 

214 Ali Cevat, a.g.e., s. 48. 



145 



Hükümetin, "...ne İttihat ve Terakki, ne de Ahrar Fırkasına mensup 
olmamasına fevkalade dikkat" edilmesini II. Abdülhamid'e telkin ederek, 
Hükümetin "tarafsız bir Hükümet " olmasını istemiştir 215 . 

Mecliste toplanan Mebuslar, gelişen olaylar hakkında Hükümetle 
görüşmek istemiş, fakat hükümetle bir türlü temasa geçilememiştir. Hükümeti 
bulup görüşmek üzere Mecliste oluşturulan bir heyet, Şeyhülislam Ziyaeddin 
Efendi'nin "belki Sadrazam saraydadır" demesi üzerine Yıldız Sarayı'na 
gitmek üzere hareket etmişlerdir. Ancak yola çıkan heyetten sadece 
Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey Saraya ulaşabilmiştir. Yusuf Kemal 
Bey saraya geldiğinde Dranç Mebusu Esat Paşa ile Ergiri Mebusu Müfit 
Beylerinde Sarayda olduğunu görmüştür. Yusuf Kemal Bey bu ikili ile biraz 
konuştuktan sonra Mebus Heyeti'nin gelip gelmediğini öğrenmek üzere 
Mabeyin dairesine gitmişlerdir. Mebuslar Mabeyin odasına gittiklerinde 
içeride Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa ve 
Hariciye Nazırı Gabriyel Nuradunkyan Efendi'nin orada olduğunu 
görmüşlerdir. Yusuf Kemal Bey, Hüseyin Hilmi Paşa'nın yanına giderek 
meseleyi anlatmış, bunun üzerine Hüseyin Hilmi Paşa, "o heyet Ayasofya 
Meydanından dışarı çıkamamış, Âyân Dairesindeki telgrafhaneye dönmüş. 
Oradan İsmail Kemal Bey askerlerin isteklerini zatı şahaneye arzetti ve 
kabulüne iradeyi seniyye şeref sadır oldu" demek suretiyle Yusuf Kemal Bey 
yoldayken olan olayları anlatmıştır 216 . O sırada oturdukları yere açılan bir 
kapıdan Mabeyinci Nuri Paşa içeri girmiş ve Mebusların kimler olduğunu 
sormuş 217 , içeride bulunan üç kişilik Mebus heyetinin başkanlığını Dranç 
Mebusu Esat Paşa kendiliğinden üstüne almıştır 218 . Nuri Paşa, II. 
Abdülhamid'in yanından geliyormuş, Abdülhamid gelenlerin kimler olduğunu 
öğrenmek istemiş. İçeride olunan mebuslar teker teker kendilerini tanıtmıştır. 
Daha sonra Esat Paşa, II. Abdülhamid'e iletilmek üzere Nuri Paşa'ya şunları 



5 Yazı için Bkz, "Halife-i İslâm Abdülhamid Han Hazretlerine Açık Mektup", Volkan, Nu: 
104, 14 Nisan 1909. 

216 Tengirşenk, a.g.e., s. 113-115. 

217 Bayur, a.g.e., s. 186 

218 Tengirşenk, a.g.e., s. 115. 



146 



söylemiştir: "Efendimiz lütfedip de kendileri Meclise teşrif buyursalar hiçbir 
mesele kalmaz" demiş, bu sözleri içeri ileten Nuri Paşa, "Olmaz... 
Buyurdular" şeklindeki cevabı 219 içeriye iletmiştir 220 . Bunun üzerine Esat 
Paşa, "öyle ise saltanat arabalarından biriyle gidip bu iradeyi tebliğ etmemize 
müsaade buyursunlar" demesi üzerine, Nuri Paşa tekrar içeri gererek teklifi II. 
Abdülhamid'e iletmiş ve "ona da olmaz buyurdular" şeklindeki cevabı 221 Esat 
Paşa'ya iletmiştir 222 . 

Saraya gelen bu heyetten ayrı olarak Sabah Gazetesi'nin başyazarı 
Süleyman Tevfik Bey'de Yıldız Sarayına gelmiştir. Süleyman Tevfik Bey, Ali 
Cevat Bey'in odasına girmiş ve Hüseyin Hilmi Paşa'nın istifa ettiğini ve yerine 
Tevfik Paşa'nın Sadrazam olduğunu öğrenmiştir. Süleyman Tevfik Bey'de 
Mecliste olanları Ali Cevat Bey'e anlatmış, bunun üzerine Ali Cevat Bey II. 
Abdülhamid'in yanına giderek duyduklarını anlatmıştır. II. Abdülhamid, yeni 
istifa eden Hüseyin Hilmi Paşa'nın da onayı ile askerlere hitaben yazdığı bir 
fermanı Başkâtip Ali Cevat Beyle asker arasında bulunan Şeyhülislâm'a 
göndermiştir 223 . Ali Cevat Bey'in elinde Padişah'ın yazdırmış olduğu fermanın 
müsvettesi olduğu halde, Süleyman Şefik Beyle beraber odasına gitmiştir. 
Süleyman Şefik Bey'e göre, bu ferman "o kadar karışık bir ifadeyle" yazılıştır 
ki, "o bilgisiz, yüzde doksanının okuma-yazması olmayan, aldatılmış 
askerlerin hatta softaların bu bildirinin manasını" anlaması dahi imkânsızdır. 

Süleyman Tevfik Bey, Ali Cevat Bey'e köprü üzerinde görmüş olduğu 
"genç subayların suçsuz naaşlarını" hatırlatmış ve "kim kimi affediyor?" 
demesi üzerine Ali Cevat Bey, "siz sadece geçtiğiniz yolda olanları 
görmüşsünüz. Hastaneleri bile basmışlar, doktorları öldürmüşler" şeklinde bir 



219 Tengirşenk, Aynı yer 

220 w 

Yusuf Hikmet Bayur II. Abdülhamid'in, "beni parçalatmak istiyorlar" cevabı verdiğini 
aktarmaktadır. Bkz, Bayur, a.g.e.. s. 186. 
221 Tengirşenk, a.g.e., s. 115. 

222 

~ Yusuf Hikmet Bayur II. Abdülhamid'in "saltanat arabasına kardeşimi (Veliaht Mehmet 
Reşat Efendi) bindirip padişah ilan etmek istiyorlar" cevabı verdiğini aktarmaktadır. Bkz, 
Bayur, a.g.e., s. 186. 

223 

Ali Cevat, a.g.e., s. 49; Bayur, a.g.e., s. 187; 



147 



cevap vererek, durumun gördüğünden ve düşündüğünden daha vahim 
olduğunu ifade etmiştir 224 . Süleyman Tevfik Bey, Ali Cevat Beyle konuştukları 
sırada içeriye Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal bey ile Ergiri Mebusu Müfit 
Beylerin girdiğini ifade ederek, Yusuf Kemal Bey'in yaşanan olaylara II. 
Abdülhamid'in Başkomutan sıfatıyla derhal müdahale etmesini istediğini ifade 
etmiştir 225 . 

Ali Cevat Bey, Meclisten gelen Yusuf Kemal Bey, Sarayda bulunan 
Mebuslar Esat Paşa ve Müfit Beyler ve Sabah Gazetesi Başyazarı Süleyman 
Tevfik Bey yanlarında olduğu halde Meclise doğru hareket ederler. Saraydan 
çıkan arabalarda, Ali Cevat Bey ve Esat Paşa ve Süleyman Tevfik Bey bir 
arabada; Yusuf Kemal Bey ile Müfit Beyler ise diğer arabaya oturmuşlardır 226 . 
Meclise giden iki arabada da, üzerlerinde tören üniforması bulunan birer 
padişah yaveri oturmuş, arabacıların yanında da birer borazan çavuşu 
oturmuştur 227 . Heyet, sokakta bulunan halk yığınları ve Meclis Binası 
önündeki askerlerin arasından güçlükle geçerek 228 saat 14.00'de Meclis 
binasının önüne gelebilmiştir 229 . Ali Cevat Bey, Meclis Binası önündeki 
isyancı askerler elindeki fermanı okumak için kürsü haline getirilmiş bir 
arabanın yıkıntıları üzerine çıkmak zorunda kalmıştır. Ali Cevat Bey'in 
yanında bulunan Halis Efendi isminde bir ders hocası, "askerlerin, Padişahın 
buyruğunun manasını tam olarak anlayamadığı" şeklindeki uyarısı üzerine, 
ferman askerlerin anlayacağı bir şekilde Süleyman Tevfik Bey tarafından 
sadeleştirilmiş ve Ali Cevat Bey tarafından askerlere okunmuştur. 



224 Kutay, a.g.e., s. 122-123. 

225 

Yusuf Kemal Bey şu konuşmayı yapmıştır. "Bu müdahale padişahın esas görevi olmak 
gerekir. Çünkü Anayasa Başkumandanlığın saltanat makamında olmasında ısrar etmiştir" 
Bkz, Kutay, a.g.e., s. 123. 
' 6 Süleyman Tevfik Bey'in anılarında kendisinin orda olduğunu belirtmesine karşın; ne Ali 
Cevat Bey, ne de Yusuf Kemal Bey'in anılarında arabaya binenlerin arasında Süleyman 
Tevfik Bey'in ismi zikredilmemektedir. Karşılaştırma için Bkz, Kutay, a.g.e., s. 123, Ali Cevat, 
a.g.e., 49, Tengirşenk, a.g.e., s. 115. 

Kutay, a.g.e., s. 123-124. 
228 Ali Cevat, a.g.e., s. 50. 

220, -_ 

Danişmend, a.g.e., s. 35. 



148 



II. Abdülhamid yayınladığı fermanda, Hükümetin istifasının kabul 
edilmiş olduğunu ve yeni kabinenin teşekkül etmiş olduğunu, askerlerin 
yaptıkları bu gösteriden dolayı hiçbir şekilde cezalandırılmayacağı ve Af 
çıkarıldığı; devletin zaten İslâm devleti olup bundan sonra şeriata bir derece 
daha dikkat edileceği ve askerlere iç rahatlığı ile kışlalarına dönmesini ve 
halkında ilerine güçlerine dönmelerini, bunu açıklamaya da "zat-ı sami-i 
meşihatpenahileri" yani Ali Cevat Bey'i tayin ettiğini ve iş bu fermanın Meclis-i 
Mebusan'da basılarak ilan edileceğini beyan etmiştir 230 . Padişah'ın 
yayınlamış olduğu ferman, isyancıları okşayacak bir dil ile yazılmıştır 231 . 
Fermanda "Meşrutiyet ve "Kanuni Esasi" sözcüklerine yer verilmemiş 
olmasına karşın II. Abdülhamid fermanda, istibdat devrinde kullanmış olduğu 
"Zillüllah" sözcüğü kullanılmış olması, bazı çevrelerce II. Abdülhamid'in yine 
eski istibdat dönemine yönelme eğiliminde olduğu kanısını uyandırmıştır. 
Ancak II. Abdülhamid bu fermanla, askerleri yatıştırmayı amaçladığı ve ona 
göre bir dil kullanmış olduğunu düşünmek daha doğru olur. 

Ali Cevat Bey daha sonra yanında bulunan kişilerle beraber Meclis 
binasına da bulunan telgraf odasına gitmişler, yeni Harbiye Nazırının acele 
bir şekilde atanması için Şeyhülislam Efendi ile beraber Padişah'a bir telgraf 
göndermişlerdir. Telgraf odasında Ali Cevat Bey ve Şeyhülislamla birlikte, 
Berat Mebusu İsmail Kemal Bey, Halep Mebusu Rıfat Ağa bulunmuştur. Ali 
Cevat Bey, Saraya çekmiş olduğu telgrafın cevabının gelmemesi üzerine 
sıkıntıdan Meclis koridoruna çıkmış, etrafı koridorda bulunan asi askerler 
tarafından çevrilmiş ve bir asker yanına gelerek subaylarının kendilerine 
küfür ederek, dövdüğünden yakınmıştır 232 . 



i0 Fermanın tamamı için bkz, Takvim-i Vekai Nu: 181, 1 Nisan 1325; İkdam, Nu: 5347, 14 
Nisan 1909. Ali Cevat, a.g.e., s. 49. 
231 Karal, a.g.e., C. IX, s. 89. 

232 

" Ali Cevat Bey olayı şöyle anlatmaktadır: "Hemen asiler etrafımı aldı. Lisanından 
Anadolulu olduğu anlaşılan arslan suratlı bir babayiğit asker, "Babalığa söyle. Bizim ırzımıza, 
dinimize sövüyorlar, dövüyorlar. Vallahi günahtır, bize acısın" demesi üzerine, "kim dövüyor, 
kim sövüyor?" dedim. Siyam haliyle kendisine vaktiyle bir tokay aşk etmiş olduğum daire-i 
kitabet kahvecilerinden olup o gün beraberimde bulunan Hsan Ağa'yı göstererek "Oğlum 



149 



II. Abdülhamid akşama doğru isyancıların başı olarak bilinen Hamdi 
Çavuş'u telefon başına çağırtmış ve onunla görüşmek istemiştir. O sırada 
Hamdi Çavuş'un yanında bulunan Halis Özçelik o anı şöyle aktarmaktadır: 
"Hamdi Çavuş haberi alır almaz irkildi, beti benzi attı ve kekelemeye başladı 
ve "-ben mi? Padişahımız efendimiz benimi istiyorlar? Ben nasıl konuşurum 
onunla? Ben kimi ki? Ben huzur-u şahaneye nasıl çıkarım? Olacak iş değil! 
Olacak iş değil!" şeklinde bir tepki gösterdiğini ifade etmiştir. Hamdi Çavuş'un 
telefon başına gitmemesi üzerine Avlunya Mebusu İsmail Kemal Bey'le, Ergiri 
Mebusu Müfit Beyler Hamdi Çavuş'u telefon başına getirmek için hayli 
uğraşmış, hatta o ara Ali Cevat Bey'de Hamdi Çavuş'u ikna etmeye çalışmış 
ve başarılı olamamışlardır 233 . 

Saat 12.00, yani bugünkü saatle 18.25 sırasında 234 Tevfik Paşa'nın 
Sadarete, Gazi Ethem Paşa'nın da Harbiye Nezareti'ne getirildiğine dair bir 
irade saraydan gelen bir subay vasıtasıyla isyancıların elebaşı olarak görülen 
Hamdi Çavuş'a iletilmiştir 235 . 



2.11) Tevfik Paşa Hükümeti'nin Kurulması 

Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesinin çekilmesinden sonra yâda 
çekileceğinin belli olmasından sonra Sadaret makamına kimin getirileceğine 
dair bazı söylentiler çıkmıştır. Bu söylentilerden birisi, 14 Nisan günü İkdam 
Gazetesi'nde yayınlanmıştır. İkdam'a göre II. Abdülhamid, Sadarete eski 
Sadrazam Kâmil Paşa'yı, Harbiye Nezaretine de Nazım Paşa'yı 



bak, ben de şu adamı dövdüm. İnsan büyüğünden, zabitinden bazı kere dayakta yer. 
Bahusus ne zararı var" demekliğim üzerine kafasını öne uzatarak "sana kurban olayım 
ağam, sen gözümün üstüne vur. Zararı yok. Bizi dövenler küçük küçük çocuklardır. Hem de 
ağızları küfürle doludur. Dinimize, imanımıza küfrediyorlar. Günah değil mi?" demiştir. Bkz. 
Ali Cevat, a.g.e., s. 52. 

233 Özçelik, a.g.m., Tefrika Nu: 9 (2 Eylül 1955). 

234 Bkz, Son Vak'anüvis... s. 156. 
Özçelik, a.g.m., Tefrika Nu:9. 



150 



atayacaktır 236 . Bazı kaynaklarda ise Sadaret makamının İsmail Kemal Bey'e 
teklif edildiği iddia edilmektedir 237 . Ancak bu söylentilerin iddiadan öteye 
geçmemektedir. Nitekim II. Abdülhamid, saat 13.30'a doğru Hükümetin 
Mabeyne telgrafla istifasını bildirmesinin hemen ardından, Sadaret 
makamına getireceği kişiyi önceden düşünmüş olacak ki, Tevfik Paşa'yı 238 
Yıldız Sarayı'na çağ ırtm ıştır 239 . Olasıdır ki Tevfik Paşa da, Hüseyin Hilmi 
Paşa ile aynı saatlerde Yıldız sarayına gelmiştir. 

Tevfik Paşa'nın Sadareti kabul etmesinin ardından, Harbiye Nazırı Ali 
Rıza Paşa'nın yerine askerlerin saygı duyduğu bir isim olan Ehtem Paşa 
atanmıştır. Abdurrahman Şeref Efendi bu iki atamanın da saat 18.25 240 
civarında gerçekleştirdiğini ifade etmiştir 241 . Anacak Süleyman Tevfik Bey 
anılarında, Edhem Paşa'nın saat 14.00'ten önce atandığına dair bilgiler 
vermektedir. Süleyman Tevfik Bey Yıldız Sarayına gitmeden önce Harbiye 
Nezareti'nin önüne geldiğini ve bu sırada Divan yolundan, Beyazıd 



236 İkdam. Nu: 5347, 14 Nisan 1909. 



237 Karal,a.g.e., C. IX, s. 90. 

18 1845 yılında Üsküdar'da doğmuştur. Tevfik Paşa, Kırım hanzadelerine mensup soylu ve 
zengin bir aileden gelmemektedir. İlk tahsilinden sonra askerî okula devam etmiş, ancak 
daha sonra askerlikten vazgeçerek Babıâli Tercüme Odasına girmiştir. Liyakat, sebat ve 
çalışkanlığı sayesinde kısa zamanda yükselmiş ve 1872 yılında Hariciye Nezareti'nde 
çalışmaya başlamıştır. 1895 yılına kadar Roma, Viyana, Berlin, Atina ve Petersburg 
elçiliklerinde ikinci kâtip ve maslahatgüzar olarak çalışmıştır. On dört yıl gibi uzun bir süre 
hariciye nazırı olarak hizmet eden Tevfik Paşa, II. Abdülhamid'in de güven ve takdirini 
kazanmıştır.1908'de Tevfik Paşa'ya, Hariciye Nazırlığı ile beraber Ayan üyeliği de verilmiş, 
ancak 1909 Şubat ayında Kâmil Paşa'nın istifası üzerine Tevfik Paşa'da nazırlık görevinden 
ayrılmıştır. "Ahmet Tevfik Paşa" Maddesi, (Haz.: Kemal Beydilli), DİA, C. II, İstanbul, 1989. s. 
139-140. Ahmet Tevfik Paşa'nın hayatı için ayrıca Bkz. Şefik Okday, Büyükbabam Son 
Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa, Ata Ofset, İstanbul, (t.y). 

9 Tevfik Paşa'nın kâtibi Ali Şevki Bey'in, Paşa'nın iki oğluna yazığı mektupta, "...Alaturka 
saat üçü bulduğu halde, babandan henüz hiçbir haber yoktu. "ifadesinden, Tevfik Paşa'nın 
Saraya 15.00'ten daha önce çağırıldığı göstermektedir. (Bkz, Danişmend, a.g.e. s. 32.) Sina 
Aksin, Tevfik Paşa'nın Saraya , "istifa öğleden sonra saat 16'ya doğru kabul olunduğuna göre 
Tevfik Paşa'da herhalde o sırada Saraya çağırılmıştı" şeklinde ifade eden Sina Akşin'in 
yanıldığı nokta, Hükümetin istifasını yazılı olarak verdiği saati hareket noktası olarak alması 
olmuştur. (Aksin, a.g.e., s. 56-57.) Hükümet, Sina Akşin'in belirttiği gibi saat 14.00 civarında 
saraya gelmiş ve yazılı istifasını hazırlamasının ardından istifası II. Abdülhamid tarafından 
kabul edilmiştir. Yukarıda Tevfik Paşa'nın kâtibi Ali Şevki Bey'in, Paşa'nın alaturka saat ile 
öğlen 3'te konağında olmayıp Sarayda olduğunu söylemesi yukarıdaki tezimizi 
kuvvetlendirmektedir. 

240 Ezani saatle 12 civarı. 

241 Son Vak'anüvist.... s. 156. 



151 



Meydanına sapan dönemeçte bir kalabalığın belirdiğini ve ortalarında "Doru 
bir ata binmiş" Edhem Paşa'yı gördüğünü ifade etmektedir. Edhem Paşa'nın 
Harbiye Nezareti önüne geldiği sırada: "Ateşi kesin! Yeni Savunma Bakanı 
Mareşal Gazi Edhem Paşa Hazretleri geldi. Kapıyı açın, Tek başına içeri 
girecek" şeklinde emir verildiğini ve "içeride piyade birliklerini kumanda eden 
Mahmut Muhtar Paşa'nın ilerlediğini ve yanında yaverleri ile içeri giren 
Edhem Paşa'yı selamladığını" gördüğünü iddia etmektedir 242 . Süleyman 
Şefik Bey, gördüğü bu olaydan sonra saraya Ali Cevat Bey'in yanına gittiğini 
ifade etmektedir. Ancak Ali Cevat Bey Ayasofya Meydanında askerlere karşı 
II. Abdülhamid'in fermanını okurken askerler, Harbiye Nazırını istemediklerini 
belirtmeleri üzerine Ali Cevat Bey'in askerlere, Harbiye Nazırının azledildiğini 
askerlere iletmiş olduğunu, ayrıca Mahmut Muhtar Paşa'nın yerine de Yaver 
Paşa'yı atandığını söylediğini iddia etmektedir 243 . Halis Özçelik ise 
anılarında, akşam serinliği bastığı zaman Hamdi Çavuş'u Saraydan 
aradıklarını ve II. Abdülhamid'in, "asilerin reisiyle görüşmek istediğini" 
söylendiğini, ancak Hamdi Çavuş'un, "Ben mi? Padişahımız Efendimiz beni 
mi istiyorlar? Ben nasıl konuşurum onunla? Ben kimim ki? Huzur-u Şahaneye 
nasıl çıkarım? Olacak iş değil? Olacak iş değil?" diyerek reddetmiş olduğunu 
ve o sırada Mecliste bulunan Avlonya Mebusu İsmail Kemal Bey ve Ergiri 
Mebusu Müfit Bey'in, hatta Ali Cevat Bey dahi Hamdi Çavuş'u II. Abdülhamid 
ile görüştürmeyi başaramadığını ifade etmiştir. Hamdi Çavuş konuşmayınca, 
Saraya, Tevfik Paşa'nın istendiği bildirildiğini ve aradan üç saat geçtikten 
sonra Babıâli'den at üstünde bir sakallı subayın geldiğini ve Hamdi Çavuş'u 
aradığını ve Hamdi Çavuş'a, "Tevfik Paşa hazretleri sadaret makamına 
getirildiler. Edhem Paşa hazretleri Harbiye Nazırı oldu, birazdan buraya 
gelecekler" 244 dediğini söylemektedir. 

Tevfik Paşa 14 Nisan sabahı Sadarete atanması ile ilgili çıkacak 
"Sadaret Hatt-ı Hümayunu"nun hazırlanmasıyla ilgilenmiş, ancak II. 



242 Kutay, a.g.e. s. 122-120. 

243 Ali Cevat, a.g.e., s. 52. 

44 Özçelik, a.g.m. Tefrika No: 9. 



152 



Abdülhamid, Harbiye ve Bahriye Nazırlarının kendisi tarafından atanmasını 
isteyince, Tevfik Paşa bunu reddetmiş ve II. Abdülhamid'e, "Kanunu Esasiye 
mugayir olan bu şart ile Sadareti hiçbir zaman kabul etmeyeceğini" ifade 
etmiş ve bunun üzerine Padişah ısrarından vazgeçerek Tevfik Paşa'nın 
istediği şekilde ferman çıkmıştır 245 . Fermanda dikkati çeken nokta, olay günü 
Ayasofya Meydanında okunan fermanda "Kanunu Esasi" den bahsedilmemiş 
olmasına karşın, Tevfik Paşa'nı sadaret fermanında "Kanunu Esasinin 
muhafazası" istenmesi Tevfik Paşa'nın Kanunu Esasiye olan bağlılığını 
göstermektedir 246 . Süleyman Kani İrtem'e göre, yayınlanan Hattı 
Hümayunda "şeriat yasalarına bir kat daha riayet olunması ve Kanuni 
Esasi'nin muhafazası" gibi kabinenin de renksizliği 247 göze çarpmaktadır" 
tespitini yapmıştır. Yine İrteme göre: "Kurulan bu kabine o kadar zayıftır ki, 
hangi taraftan üfürülse yıkılacaktır. Çünkü kurulan kabine hiçbir kuvvete 
dayanmıyordu. Ne Abdülhamid'e, ne Meclis'e, ne asi kuvvete, ne basına ve 
ne de halka dayanıyordu" 248 . Kurulan bu Hükümet gayet tarafsız ve hiçbir 
partiye veya kuruluşa da yakınlığı yoktur. Ancak Tevfik Paşa kabineyi 
oluştururken Ahrar'a yakın olan İsmail Kemal Beye Adliye teklif etmiş, ancak 
İsmail Kemal Bey bu teklifi kabul etmemiştir. İsmail Kemal Bey kendisine 
teklif edilen Adliye Nazırlığını kabul etmiş olsaydı, bu hareket Tevfik Paşa'nın 
tarafsız olmadığını ve Ahrar taraflı bir siyaset izlediğini göstermiş olacaktı. 
Ayrıca Tevfik Paşa Dâhiyle Nezaretini de Hüseyin Hilmi Paşa'ya teklif etmiş, 
fakat Hüseyin Hilmi Paşa, "yeni kabinede herhangi bir vazife kabul etmekle 
hayatını tehlikeye atmış olacağını" 249 söyleyerek bu teklifi reddetmiştir. 



' Fermanın metni için Bkz, İkdam, Nu: 5348, 15 Nisan 1909. Ayrıca, İkdam Gazetesinde 
yayınlanan fermanda kabine üyelerine yer verilmemesi de dikkat çekicidir. 

Bkz, Takvim-i Vekai, Nu: 182, 2 Nisan 1325; Volkan, Nu:105, 2 Nisan 1325. 
"İngiliz Büyükelçisi Elçisi Gerard Lovvther, kurulan bu hükümeti "renksiz" olarak 
nitelendirmektedir" Bkz, British Dokcuments on Foreing Affaird: Reports and Papers 
From The Foreing Office Confidential Print (BDFA), (Ed.: BOURNE, K. ve D. C. WATT) 
Part, I, Series B, Volume 20, The Otoman Empire Under The Young Turks. 1908-1914, 
University Publications Of America, 1 985. Doc No: 26, s. 111. 

248 İrtem, a.g.e., s. 177. 

249 Danişmend, a.g.e., s. 36. 



153 



Tevfik Paşa Kabinesi şu kişilerden oluşmuştur: Harbiye Nezaretine 
Yaver-i Ekrem Hazret-i Şehriyari Ayandan Müşir Edhem Paşa, Hariciye 
Nezaretine İbkaen (tekrar) Rıfat Paşa, Maliye Nezaretine Mülkiye Tekaüd 
Sandığı Nazırı Nuri Bey 250 , Adliye Nezaretine Şuray-ı Devlet Reisi Sabık 
Hasan Fehmi Paşa, Maarif Nezaretine İbkaen Abdurrahman Şeref Bey, 
Ticaret ve Nafia Nezaretine İbkaen Gabriyel Noradunkyan Efendi, Orman ve 
Maden ve Ziraat Nezaretine İbkaen Mavrokordato Efendi, Evkaf-ı hümayun 
Nezaretine İbkaen Hamade Paşa, Dâhiliye Nezareti Vekâletine Vekalet 
Müsteşarı Adil Bey ve Bahriye Nezaretine de Şuray-ı Bahriye Reisi Hacı 
Emin Paşa atanmışlardır. Yeni kabineye baktığımız zaman eski kabineden 5 
kişinin yerlerini koruduğu görülmektedir 251 . 

Tevfik Paşa hükümete geldikten sonra Mabeyin Başkâtipliğinden 
Osmanlı İmparatorluğunun bütün vali ve kumandanlarına hitabene bir telgraf 
gönderilmiştir. Telgrafta İstanbul'a bulunan bilcümle askerin "avcı taburları ile 
beraber" çıkardıkları bir umumi galeyan üzerine "Hüseyin Hilmi Paşa'nın tahtı 
riyaseti altında bulunan heyet-i vükelânın" hep birlikte istifa ettiğini ve bunun 
üzerine kendisinin Sadaret Makamına atandığını ve kurulan bu Kabinenin 
gayet tarafsız kişilerden oluşan bir Kabine olduğunu; bununla beraber 
Kanunu Esasi'nin kısmen de olsa hükümlerinin değiştirilmesi yolunda bir 
teşebbüsün olmadığını ve olması ihtimalinin dahi bulunmadığı; Mebusan 
Meclisinin toplantı halinde olduğu belirtildikten sonra, "Bu arada avcı taburları 
ile beraber bilumum asâkir tarafından vukua getirilen bu hadisenin taşraya 
başka suretle aksettirilmesi" hususu belirtilmiş ve daha sonra, kurulan yeni 
kabinenin "suret-i teşekkülüne dair yanlış neşriyat ve işaatta bulunulması 
muhtemel olduğu" gibi yanlışlara düşülmemesi konusunda taşradaki 
vilayetler uyarılmış ve Kanunu Esasinin bir harfine dahi dokunulmadığı ve 
şeriat hükümlerinin halen yürürlükte olduğu ve uygulanmasına azami dikkatin 



2*50 w 

Tevfik Paşa Nuri Bey Hakkında: "Bu zât Tekaüd Sandığı ve Borsa Müdürüdür ve iyi bir 
maliyecidir" demektedir. Danişmend, a.g.e. s. 34. 
251 Takvim-i Vekai, Nu: 182, 2 Nisan 1325; Mizan, Nu: 126, 2 Nisan 1325. 



154 



gösterildiği ve bu hususun muhafaza edilmesi görevini Tevfik Paşa'ya 
verildiği belirtilmiştir 252 . 

Ayrıca Dâhiliye Nezaretinden Vilayetlere gönderilen bir başka telgrafta 
ise, hükümet değişikliğinden söz edilmeyerek, İstanbul'da bulunan askerlerin 
subaylarından şikâyetçi olduğu ve isyan eden bu askerlerin bu nedenden 
ötürü Sultanahmet Meydanında toplandığından bahisle subaylarının 
bazılarını "ahval ve hareketlerinden ve verdikleri talimatlardan na-hoşnut 
olduklarından" bahis ile değiştirilmesini ve şeriat hükümlerine biraz daha 
riayet edilmesi gibi istekleri Padişah tarafından uygun görüldüğünü, bunun 
üzerine askerlerin kimseye bir zararları dokunmadan kışlalarına döndüklerini 
açıklatıldıktan sonra; askerin hoşnutluğunu göstermek için "havaya atılan 
silahların" yanlış anlaşılması ihtimalinden uzak olmadığından yalan haberler 
ve duyumlar meydana geldiği halde derhal "tashihi ve tekzibi" ve askerlerin 
uygun yolda temin ve gönlünü hoş tutma ile endişe ve heyecan 
uyandırılmasına" meydan verilmemesini ve asayişin muhafazasını istemekte 
oldukları bildirilmiştir 253 . Sina Aksin'e göre, "Padişah'ın askeri affeden iradesi 
subayların değişmesini söz konusu etmiyordu. Bu yanlışlık değilse, Âdil 
Beyin ve hükümetin, tasarlanan subay değişikliklerini Padişaha mâletmek 
çabansın bir sonucu" sayılabileceğini ifade etmiştir 254 . 

Ayrıca Hariciye Nazırı Rıfat Paşa'da bütün elçilikler bir tamim 
göndermiş; gönderilen bu tamimde, ajansların olayları büyüttüklerinden ve 
askerin ileri sürmüş olduğu şikâyetlerin karşılanmış olduğunu ve ırk, din, 
milliyet farkı gözetmeksizin herkesin can ve malının titizlikle korunduğu 
bildirilmiş; sayıları pek az bazı kimselerin başına gelenler, daha çok kaza 
sonucuydu ve alınan tedbirlerle asayişin korunabileceği belirtilmiştir 255 . 



2*52 — 

Danişmend, a.g.e., s. 55-56. 
253 Takvim-i Vekai, Nu: 183, 3 Nisan 1325. 



254 Aksin, a.g.e. s. 61. 
Aksin, a.g.e., s. 62. 



155 



Görülüyor ki Hükümet ve Saray, olayların İstanbul dışındaki kötü 
yansımalarından çekinmektedir. Yukarda Anadolu ve Rumeli'de bulunan 
valilere yollana telgraflar incelendiği zaman, İstanbul'da meydana gelen 
olayların Anadolu ve Rumeli'ye yanlış aksettirilmesinden korkulduğu 
görülüyor. Ancak gerek İttihat ve Terakki gerekse diğer vilayetlerden 
Sadarete ve Mabeyne, Meşrutiyetin kaldırıldığına dair haberler alındığı ve 
bunun kabul edilemeyeceğini ifade eden telgraflar gelmeye başlamıştır. 
Hükümet ve Saray, bu endişeyi yok etmek için vilayetlere teskin edici 
telgraflar göndermek zorunda kalmıştır. 



1.12) Meclis-i Mebusan'ın Toplanması ve Mecliste Yapılan Görüşmeler 

Meclisi Mebusan olayın çıktığı gün (13 Nisan), 30-40 milletvekilinin 
gelmesi ile toplanmış gözükmektedir. Ancak o güne ait Meclisi Mebusan 
Zabıt Cerideleri bulunmamaktadır. 15 Nisan (Rumî 2 Nisan) günü gazetelere, 
Meclisi Mebusan Kâtipleri Abdülaziz Mecidi ve Nesim Mazilyan imzası ile 
Milletvekillerini toplantıya çağıran bir ilan verilmiştir 256 . Meclisi Mebusan 3 
Nisan (16 Nisan) 1325 tarihinde en yaşlı üye sıfatı ile Ali Naki Bey 
başkanlığında toplanmıştır. Yapılan birinci celse görüşmeleri gizli olmuş ve 
Meclisi Mebusanca yayınlanacak beyanname üzerine görüşmeler yapılmıştır. 



Birinci celsenin gizli görüşmesinin sonunda Meclisi Mebusan 
tarafından "Mebusan Beyannamesi" adıyla bir beyanname yayımlanmıştır. 
Yayımlanan beyannamenin metni şöyledir: "Evlad-ı vatan olan efrad-ı 
askeriye-i Osmaniye, zaten birkaç günden beri efkâr-ı umumiyede hissolunan 
asâr-ı şikâyata, şeriat-ı mutaharra-i Muhammediyeye tamami-i tevessül 



36 "Bu günkü Perşembe günü encümenlerle müzakere suretiyle iştigal olunmayıp müzakere- 
i umumiye akdedileceğinden, Mebusan-ı kiramın Meclisi Mebusana gelmeleri aza-yı 
mevcude namına talep olunur." Bkz, Takvim-i Vekai, Nu:182, 2 Nisan 1325. 



156 



talebini ve hidemat ve intizamat-ı askeriyeye müteallik bazı şikayatı 
mahsusalarını terdif ederek bunların is'afını ve cümleye emniyet 
bahşolunacak bir Sadrazam ve Harbiye Nazırının tayini ile Heyet-i Vükelanın 
tecdit ve teşkili lüzumunu ve her halükarda idare-i umuru Devlet için ahkâm-ı 
münfe-i şeriyyenin düsturu azam ittihazını ve her halde ittihad-ı ârâyı milletle 
teessüs eden İdare-i Meşrute-i Meşrutanın devamı meriyyetini kendilerinin ve 
babalarının vekili umumileri bildikleri mebusana müracaatla talep etmişlerdir. 

Heyet-i Mebusan derhal içtima ederek metalib-i vakıayı kabulle vermiş 
oldukları karar üzerine Heyet-i Vükela istifa etmiş ve bu nümayişte bulunanlar 
haklarında Meclis-i Mebusanın kararına iktiran eden affı âliye dair şeref-sadır 
olan İrade-i Seniyye-i Hazreti Padişahî tebliğ ve tebşir edilmiş olduğu cihetle, 
kemal-i itminan ve sürurla kışlalarına avdet etmiş ve bu suretle de efradı 
askeriyemiz mütehalli oldukları meziyeti intizam ve itaati ibraz eylemişlerdir. 

Heyeti Mebusan, bu vakıanın ehemmiyeti fevkaladesini takdir ederek, 
deruhte etmiş olduğu vazife-i asliye-i mühimmesini zaten iptidai ictimaından 
beri iltizam eylediği gibi mesleki kavim veçhile bundan böyle dahi şeriat-ı 
garra-i Ahmediyyenin ahkâmı celilesine ve cümle evladı vatanın hukuk ve 
menafi-i umumiyyesini zamin olan Kanunu Esasi ahkâmı meşruasına tevfik 
ederek ifaya ve umum mebusan fikren ve vicdanen müttehit olarfak 
memleketin muhtaç olduğu terakki ve saadetin istihsaline hasrı nazarı 
ihtimam eyleyeceğinden, bâdezin asayiş-i memleketi muhtel gösterecek 
muamelata mübaderetten içtinap eylemeleri bilcümle asker ve ahali 
kardaşlarımıza selameti vatan namına tavsiye ve beyan olunur" 257 şeklinde 
okunan beyannamenin okunmasının ardından, Karesi Mebusu ve Meclis 
Kâtibi Abdülaziz Mercidi Efendi Meclise, "Yeni Kabinenin teşekkül etmiştir" 



257 Takvim-i Vekai, Nu: 183, 3 Nisan 1325. 



157 



şeklinde ek bilgi vermesinin ardından, beyanname oya sunulmuş ve oybirliği 
ile kabul edilmiştir 258 . 

Mebusan Beyannamesinden anlaşılacağı üzere bu beyanname askeri 
ve halkı yatıştırmak amacı ile hazırlanmıştır. Beyannamede askerlerin 
şikâyetleri olduğundan bahisle, isteklerini sıraladıktan sonra bu isteği, 
"kendilerinin ve babalarının 259 vekil-i umumileri bildikleri Mebusana 
müracaatla talep etmişlerdir" denilmektedir. Bu söz askerin Mebusan 
Meclisine çok güvendiklerinin ve isteklerini bu yüzden Meclisi Mebusana 
bildirdiklerini ifade etmektedir. Bu durum askerin sadece Meclise güvendiğini 
göz önüne koymakla beraber, Meşrutiyetin ve Meclisin bir tehlike altında 
olmadığının da bir kanıtı olarak görülebilir. Askerler, kendilerince var 
olduğuna inandıkları bir takım siyasî, askerî ve sosyal taleplerini Meclise 
ileterek; bu taleplerinin Meclis tarafından çözüleceğine inanmaları ve onlara 
güvenmeleri olayın ilginç yanıdır. Beyannamenin diğer kısmında ise, Meclisi 
Mebusan'ın konunun önemini anlayarak, olayın çıktığı gününden itibaren 
toplantı halinde bulunduğunu ve şuanda da toplantı halinde bulunduklarını 
beyan edilmektedir 260 . 

Beyannamenin okunmasının ardından İkinci celsede, "yeni teşkil 
olunan Kabine namına Maarif Nazırı Abdurrahman Efendi"nin mecliste 
mebuslara karşı bir konuşma yapmıştır. Abdurrahman Şeref Efendi'nin 
yapmış olduğu konuşmada dikkati çeken nokta, "Heyet-i Cedide-i Vükela" 
yani yeni kurulan kabinenin "Meşrutiyet dairesinde teşekkül ettiğinin" ifade 
etmesidir. Abdurrahman Şeref Efendi, "yeni kurulan bu kabinenin pazartesi 
günü Meclise gelerek hükümet programını açıklayacağını" söyledikten sonra 
şöyle devam etmiştir; "Yalnız heyecanlı vakitler olduğu için. Bir takım 
havadisler çıkmış. Usulü Meşrutiyete darbe vuruluyormuş. Bunun katiyen asıl 



258 MMZC, C. III, s. 20-21. 



Ayfer Ozçelik esrinde, "babalarının" ifadesinin II. Abdülhamid yani Padişah manasında 
kullanıldığını belirtmektedir. Ancak burada "babalarının vekil-i umumisi"den kastedilen 
1876'da kurulan Meclisi Mebusan olması gerekir. Bkz, Ayfer Özçelik, a.g.e. s. 183. 
260 MMZC, C. III, s. 20-21. 



158 



ve esası yoktur. Zaten Meşrutiyetin muhafazına kâffemiz ahd ve kasem 
etmişiz. Ömrümüzün son gününe kadar bunu muhafaza edeceğiz. Onun için 
hükümetimizden korkunuz olmasın. Size teminat veriyoruz". Abdurrahman 
Şeref Efendi'nin, "hükümetimizden korkumuz olmasın" sözlerinden 
hoşlanmayan Halep Mebusu Nafi Paşa, "Millet sayesinde hiçbir korkumuz 
yoktur" şeklinde konuştuktan sonra, "korku sözünü geri almalı" diyerek 
Abdurrahman Şeref Efendi'yi uyarmış, Abdurrahman Şeref Efendi'de sözünü 
geri aldığını beyan etmiştir 261 . 

Meclisi Mebusan toplantısının üçüncü celsesinde, "31 Mart 
hadiselerinde Cebeli Lübnan eşrafından Lazkiye Mebusu Mehmet Arslan 
Bey'in şehadeti" konusu görüşülmeye başlanmıştır. Lazistan Mebusu Ahmet 
Bey, Meclis tarafından Lazkiye Mebusu Mehmet Arslan Bey'in ailesine bir 
"taziyename" yazılmasını teklif etmiş, Beyrut Mebusu Rıza Es-Sulh Bey bu 
teklife karşı çıkmış ve taziyenamenin Babıâli tarafından yazılmasının uygun 
olacağını belirtmiştir. Daha sonra Meclise verilen bir teklifte, Mehmet Arslan 
Bey'in cenazesinin memleketine gönderilmesi sırasında bir Mebus Heyetinin 
hazır bulunması teklif edilmiş; yapılan konuşmalarda Cumartesi günü saat 
4:00 (10.25)'da Gülhane Hastanesinde tüm Mebusların iştirak etmesi kararı 
verilmiştir 262 . 

Meclisin bu üçüncü ve son celsesinde, önce Ahmet Rıza Bey'in Meclis 
Başkanlığından istifası 263 ve yerine yeni başkanın seçilmesi konusu gündeme 
gelmiştir. İstifanamenin okunmasının ardından yeni Meclis Başkanı seçimine 
geçilmiştir. Seçim "her rey pusulasına üç isim yazılması" usulü ile yapılmıştır. 



261 MMZC, C. III, s. 21. 

262 MMZC, C. III, s. 22. 



d3 Ahmet Rıza Bey'in Meclis Başkanlığından istifa ettiğine dair Meclise yollamış olduğu istifa 
namesi Dâhiliye Nezareti Vekili Adil Bey tarafından Meclise sunulmuştur. 
"Meclisi Mebusan Başkitebetine 

Evrakı Havadiste görülen istifaname sureti leffen takdim kılınmıştır. Dâhiliye Nezareti Vekili 
Adil. "Ömrümü şimdiye kadar vatanımın saadetine vakfettiğim gibi, mademki aleyhimde bir 
fikir hâsıl olmuştur, Meclisi Mebusan Riyasetinden istifa etmek suretiyle de vatanıma hizmet 
etmeyi muktezayı hamiyeti vatanperveri addederim. Ahmet Rıza", MMZC, C. III, s. 23; 
İkdam. Nu: 5347,14 Nisan 1909. 



159 



Yapılan seçime göre oylamaya 188 mebus katılmıştır. Oyların dağılımı ise 
şöyledir; Halep Mebusu Mustafa Efendi 93 oy, Canik Mebusu Nail Bey, 82 
oy, Berat Mebusu İsmail Kemal Bey 68 oy, Kastamonu Mebusu Ahmet Mahir 
Efendi ise 54 oy almıştır. Ancak yapılan oylamada oy çoğunluğu 
sağlanamadığı için olacak, seçimlerin Cumartesi günü tekrar yapılacağı 
bildirilmiş, bazı mebuslar buna karşı çıkmışsalar da oylama Cumartesi 
gününe kalmıştır 264 . 

Aşağıda "Alaylı Subaylar" imzasıyla meclise gönderilen telgrafa 
geçmeden önce Alaylı-Mektepli subaylara arasında meydana gelen sürtüşme 
hakkında bilgi vermenin uygun olacaktır. Orduya yeni bir çehre kazandırmak 
için yapılan düzenlemelerde; alaylı subayların saygı ve rolleri azaltarak, 
mektepli subayların orduya hâkim olmalarını sağlamak için yapılan tensikat 
(düzenleme), alaylı subayların kadro dışı bırakılmasıyla sonuçlanmıştır. 
Fakat mektepli subaylar, alaylı subayların ordu için faydalı olmadığı 
düşüncesiyle orduda mektepli subayların sayılarının arttırılmasını 
istemişlerdir. Bu durum sadece alaylı subayları değil, subay olarak kalmak 
isteyen erbaşları da tedirgin etmiştir 265 . 

Daha 1908'de, II. Meşrutiyetin başlarında, askerlerin Meşrutiyet 
rejimine bakışı bu sorunu beraberinde getirmiştir. Subayların, özellikle de 
mektepli olanların kendilerine biçtikleri görev, siyasal güçlerindeki artışa 
paralel olarak modern ve profesyonel bir ordu oluşturulması yönünde 
olmuştur. Alaylı subaylar ise, mekteplilerin üstünlüğünün kendilerinin orduda 
sürekli olarak alt konuma iteceği görüşünde olmuşlardır. Nitekim Meşrutiyeti 
ilan ettiren mektepli subaylar, orduda mevcut olan alaylı subayların 
çoğunluğunu sadakatsizlikle değilse bile, itaatsizlik gerekçesi ile ordudan 
tavsiye ederek, bu subayları kendilerinden uzaklaştırmaktan başka bir işe 
yaramayacak bir süreci oldukça erken sayılacak bir zamanda başlatmışlardır. 
Hassa Kumandanı Birinci Ferik Mahmut Muhtar Paşa'nın da kabul ettiği gibi, 



264 MMZC, C. III, s. 23. 

265 Ayfer Özçelik, a.g.e., s. 184. 



160 



Meşrutiyetin yeniden kurulmasından sonra Hassa Ordusu emrindeki 1400 
alaylı subay görevden uzaklaştırılmıştır. 1908 Kasım ayı ortalarında çıkan 
alaylıların tavsiye edileceği söylentileri ile beraber, bazı alaylı subaylar 
protesto gösterileri yapmaya başlamışlardır. Yapılan bu protesto 
gösterilerinin yenilenmesini önlemek amacıyla, Hassa Ordusu'na bağlı 1. 
Süvari Tümeni Kumandanı bir Tuğgeneral ve hepsi alaylı olan çeşitli 
rütbelerden dört subay tutuklanmış ve görevden alınmıştır. Bundan sonra, 
mektepli ve alaylı subayları ayıran uçurumun alaylıların içinden çıktığı erleri 
de etkilediği söylenebilir 266 . 

Ordu içinde Prusya modeli uygulanarak yapılan ağır talimler ve sert ve 
disiplinli tavır, bu duruma alışkın olmayan erler arasında şikâyetleri 
artırmıştır. Bu şikâyetler daha çok İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne karşı 
gösterilmektedir. Çünkü mektepli subayların büyük bir çoğunluğu Cemiyet 
mensubu subaylardır. Meşrutiyet öncesinde genç ve küçük rütbeli subayların, 
siyasi sebeplerle kendilerinden daha kıdemli subaylara karşı tavırları ve 
orduya hâkim olma istekleri, ordudaki hiyerarşik yapıyı da sarstığı 
görülmektedir 267 . İşte bütün bu huzursuzluk ve şikâyetler neticesinde 31 Mart 
İsyanının çıkması ve bu isyana da erlerin ön ayak olması beklenen bir durum 
olmuştur. 

Yukarıda alaylı-subaylı çatışmasının nedenlerini açıkladıktan sonra 
Dersaadet Mebusu Zehrap Efendi'nin, kendisine posta yolu ile geldiğini iddia 
ettiği ve I. Ordudan 2000, II. Ordudan 3000, III. Ordudan 700, IV ordudan 
1300, V. Ordudan 179, VI. Ordudan 802 ve VII. Ordudan 101 imza ile 
Meclise gönderilen telgrafın tarihi yoktur. Görüleceği üzere telgrafta imza 
yerine rakamlar vardır. Çekilen bu telgrafın doğruluğunu teyit etmek bile 
güçtür, onun için telgrafa şüphe ile yaklaşmak bilimsel açıdan doğru bir 
değerlendirme yapmak için gereklidir. 



6 M. Naim Turfan, Jön Türklerin Yükselişi, Siyaset, Askerler ve Osmanlının Çöküşü, 

(Çev.: Mehmet Morali), Alkım Kitap Evi, İstanbul, 2005. s. 195. 
Ayfer Özçelik, a.g.e., s. 184. 



161 



Zehrap Efendi tarafından Meclise sunulan ve "Milletimizin âdil 
vekillerine bir istirhamatta bulunacağız" şeklinde başlayan telgrafta, 
Meşrutiyet'ten bu yana alaylı subaylara karşı kütü fikirler beslendiği ifade 
edildikten sonra, bu cümle şu şekilde açıklanmaktadır: "Yani, mektepli ve 
alaylı zabitan arasında eskiden ekilen nifak tohumları şu sıralarda yeşermeye 
başladı ve Meclis-i Âlice de bilindiği üzere bizde bu mukaddes vatanın 
bendelerinden bulunuyoruz. 

Mektepli silah arkadaşlarımızdan bazıları, her ne fikre menbi ise, bize 
karşı nazar-ı hakaretle bakıyorlar. Bu da sırf asker Nazırlarımızın gizli 
maksadlarına müsteniddir. Bunlardan bir süre önce, taburların kadroları 
düzenlendi. Alaylı subayların %80'i kadro dışına çıkarıldı, geri kalanları da 
birer birer kadro dışına çıkarılmaya başlandı. Ve şimdi de sızlanmalara mahal 
vermemek için imtihan yapılarak, güya imtihanda liyakat kesbedilmemiş 
diyerek bütün alaylı zabitlerin kadro dışına çıkarılacağı açıkça görülüyor. 

Bunun üzerine, mektepli subaylar gibi olacakları vaat edilmiş, kadro 
dışında kalan arkadaşlarımızdan emekliliği hak etmiş olanların, hakkaniyet 
çerçevesinde emekli edilmeleri ve bunlara verilecek emekli maaşlarının da 
500'den az olmaması şartıyla talep ederiz. 

Emekliliği hak etmiş olanların da, şayet lüzumlu oldukları 
düşünülüyorsa, onlara da kıdemine göre 500 - 1200 lira arasında ikramiye 
verilmesi ve bir daha askere alınmaması şarttır. 

Yukarıdaki doğru ifadelerimiz, Harbiye Nazırı Hazretleri tarafından 
yalandır deyip reddecek olursa, ondan dahi şu yolla muhterem Meclisimizden 
teminat verilmesini talep ediyoruz: 



162 



1- Öncelikle orduda ve İstanbul'da bulunan askeri komisyonlarına ve 
askeri mecliste alaylı subaylardan da çeşitli üye bulundurulması ve bu üyeler 
de mülazım-ı saniden (teğmen) Ferik (tümgeneral) rütbesine kadar. 

2- Orduda Harbiye Nezareti tarafından orduda alaylı, mektepli ayrımı 
yoktur şeklinde resmi tebligatta bulunulsun. Hepsi bir vatan evladıdır ve bu 
yolda (evrakı havadis) ve ilanı 3-5 ve 6 ve 7'nci ordulara tayin olunacak 
subayların hepsi alaylı subaylardan tayin edilmeyip, eşitlik üzere tayinleri, 
nasıl ki diğer ordularda 8 mektepliye 2 alaylı subay bulunur ise o yolda 
tayinlerini talep ederiz. 

Ve yukarıdaki haklı taleplerimizin kabulünü istirham ederiz. Kabul 
edilmediği takdirde ordularda büyük fenalıklar olacağını vatanın selameti 
adına ihbar eder ve cevabını bekleriz" 268 . Yukarıda alaylı askerler tarafından 
yollandığı iddia edilen bu başvuru, Ayfer Özçelik'e göre, dilekçe üslubunda 
olmayıp adeta bir mektup üslubundadır 269 . 

Bu dilekçe, ordu içinde bulunan alaylı ve mektepli çatışmasının ne 
boyutlara ulaştığının da bir belgesidir. Bazı mebuslar Meclise gelen bu 
dilekçenin Harbiye Encümenine havale edilmesi istemiştir. Bunun üzerine 
Amasya Mebusu İsmail Bey yaptığı konuşmada, bu dilekçeye Harbiye 
Encümeninin bir şey yapamayacağını ifade etmiş ve "sonra bu yedi ordudan 
gelen müşterek arzuhal bu suretle gelemez" diyerek dilekçenin Meclise 
gelme şeklini eleştirmiştir. Karahisarı Sahip Mebusu Mustafa Efendi ise 
dilekçenin Harbiye Encümenine tebliği edilmesine karar verilmesi için oya 
müracaat edilmesini teklif etmiş, bunun üzerine Mecliste "Hayır, Hayır" sesleri 
yükselmiştir. Üsküp Mebusu Sait Efendi, Meclisi Mebusan Başkanlığına 
sunulmak üzere kendisinin de bu şekilde bir dilekçe aldığını ve bu dilekçeyi 
dönemin Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa'ya gösterdiğini; Rıza Paşa'nın bu tür 



268 MMZC, C. III, s. 24-25. 

269 Ayfer Özçelik, a.g.e., s. 186. 



163 



söylentilerin kesinlikle aslı ve esası olmadığını, bunu dikeçe sahiplerine 
bildirebileceğini kendisine söylediğini ifade etmiştir. Sait Efendi konuşmasının 
devamında, "geçen gün yeni Harbiye Nazırı Ehtem Paşa'yı tebrik için 
makamına gittiği sırada, "alaylı zabitanımızın bu babtaki istifsarına 
(sorularına) cevaben Ethem Paşa'nın da ağzından duydum ki, bu, bîuslü 
esastır. Alaylı zabitan da, mektepli zabitan da Osmanlı ordularında 
tecrübeleri haysiyetiyle pek siyan olarak hizmet edeceklerdir ve haklarında 
muamele-i adalet temin edilecektir" şeklinde bir cevap aldığını ifade 
etmiştir 270 . 

Karesi Mebusu Vasfi Bey ise yapmış olduğu konuşmada, Osmanlı 
ordusunun büyük bir kısmının alaylı subaylardan oluştuğunu, bugün orduda 
28 bin subayın bulunduğunu ve bu 28 bin subayın ve generalin büyük bir 
kısmının yine alaylı subaylar tarafından oluşturduğunu ifade etmiştir. Vasfi 
Bey'e göre, "5 sene sonra, 10 sene sonra ordunun alaylı subaylara 
ihtiyacının olacağını belirttikten sonra, alaylı subayların bilgisi yok, otoritesi 
yok diyerek bir fikir yürütmek istersek, bunda Hükümetin kabahati meydana 
çıkar, bunda alaylı subayların hatası yoktur; 4 sene, 5 sene askerlik 
hizmetinde bulundu, bugün o askerleri çavuş yaptık, subay yaptık. Eğer o 
askerleri, askeri okula verip yetiştirseydik, askeri ilimleri tahsil ederdi. Hükmet 
o gün bu vazifeyi yerine getirmedi. Yalnız çavuşlukla küçük subay sıfatıyla 
öğrete bildiği kadar öğretti ve ona "sen subaylık edebilirsin" eline bir subaylık 
diploması verdik" diyerek, olaydaki tüm sorumluluğu Hükümete yüklemiştir. 
Konuşmasının devamında, alaylı subayların "otoritesi yoktur diye" sorumlu 
tutulamayacağını, subayı nasıl harbe hazırlıyorsak, erleri de aynı surette 
savaşa hazırlamaya mecburuz demektedir. Vasfi Bey, "Mektepli subayı, 
alaylı subaylara tercih etmeye, birini diğerinden farklı tutmaya alken ve 
kanunen haklarının olmadığını, İnkılâptan (Meşrutiyet) bu yana geçen 8 ay 
içinde, subayların talim ve terbiyesi için bir gayret sarf edilmediğini, alaylı 
subayları bilgisiz addetmek için önce bir gayret sarf edilmesi gerektiğini ve 



270 MMZC, C. III, s. 25. 



164 



talim ve terbiyesi için her türlü vasıtaların tedarik edilmesi gerektiğini; alaylı 
subayların bir süre eğitim verilmelidir ki, ancak o süre sonunda istenileni 
veremezlerse o zaman onların hakkında bir hüküm verilebileceğini ifade 
etmiştir. Yine Vasfi Bey, "Bu subayların "sen alaylısın" diyerek ordudan atmak 
için, insanın önce vicdanına başvurmalı ve orduda bulunan 27 bin kişilik 
subay heyetinin 8 bin kişilik kısmı mektepli subay olursa; geri kalan büyük bir 
kısmı alaylı subayların oluşturduğu ve bunlarında 5, 10 ve 25 senelik 
tecrübeleri ve görgüleri sayesinde oldukça bilgileri bulunduğu göz önüne 
alınacak olursa; bunları bugün değersiz, hizmet edemez diye kollarından 
tutup ordu dışına atmak doğru değildir. Bu gün ordu alaylı subaylara 
muhtaçtır" demektedir. Vasfi Bey daha sonra bu soruna karşın Meclise şu 
çözüm önerisini sunmaktadır: "Bu alaylı subaylar yavaş yavaş küçük 
kıtalarda ve gerekirse büyük kıtaların manevralarına katılarak onları görüp 
yetişirler. 1-2 sene sonra gösterecekleri başarılara bakılarak üzerlerinde 
buluna rütbeleri muhafaza etmeye ve sonra günü geldikçe rütbeleri 
büyütülerek daha büyük rütbelere yükselmelidirler. Vasfi Bey bu öneriyi 
sunduktan sonra, "Bugün, bu numaralarla, imzaları olmaksızın yazılmış bu 
kâğıdı, bendeniz istirham ederim (yalvarırım), ehemmiyetle telakki edilmeli. 
Kanuna aykırıdır. Meclisi Mebusan'da böyle bir şey okunmaz görüşüyle 
reddetmeyelim. Bu kâğıdı doğrudan doğruya Harbiye Nezaretine göndermeli 
ve bütün subay heyetinin müsterih olmalarına dair bir cevap vermeli" 
demiştir. Bu fikre Meclisteki Mebusalar, "Bu muvafıktır, iştirak ederiz" sesleri 
duyulmuştur. Karesi Mebusu Abdülaziz Mecidi Efendi'nin teklifi ile dilekçenin 
Harbiye Nezaretine gönderilmesi çoğunlukla kabul edilmiştir 271 . 

Meclisin 3 Nisan günkü toplantısının son konusu ise Yanya 
Vilayetinden Meclise gönderilen telgraf olmuştur. Mecliste "Reis Namına" 
toplantıyı yöneten Keresi Mebusu Abdülaziz Mecidi Efendi gönderilen bu 
telgrafın "hafi" yani gizli olarak görüşülmesini teklif etmiş, ancak başta Üsküp 
Mebusu Sait Efendi olmak üzere, Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey bu 



27 ' MMZC, C. III, s. 25-26. 



165 



teklife karşı çıkmışlardır. Yapılan tartışmalar sonucu Yanya'dan gelen 
telgrafın açık okunması kararı alınmıştır. 

Yanya'dan gönderilen telgraf yukarıda Padişah'a ve Sadrazam Tevfik 
Paşa'ya gönderilen telgraflarla aynı niteliktedir. Telgrafta, Yeni kurulan 
hükümetin Meşrutiyet'e uygun kurulmadığı ve bu yeni kabinenin susturularak 
yerine eski kabinenin geçirilmesi, "canilerin" gereken cezaya çarptırılması ve 
hâlihazırda bulunan kabineye güvenlerinin olmadığını beyan etmektedirler. 
Telgrafın altında da şu imzalar bulunmaktadır: Umum Memurin-i Hükümet 
Namına (Hükümet'te çalışan bütün memurları adına) Yanya Valisi Ali Rıza 
Bey ve aralarında Belediye Reisinin de bulunduğu 1 1 imza daha vardır 272 . 

Konya Mebusu Mehmet Vehbi Efendi Yanya'dan gelen telgraf 
hakkında şu görüşleri bildirmiştir: "Mesele, Yanya Vilayetine aksettirildiği gibi 
diğer Vilayata da aksetti. Yanya'ya aksetmesi üzerine ahali ne olduğunu 
bilmeyerek bir telgraf v erdiler. Şimdi Elhamdülillah mesele hariçte olan 
şikayat kadar değildir. Meselenin ehemmiyeti yoktur. İş sükunet buldu. 
Beyannamede bu akşam gitti" 273 . Vehbi Bey'den sonra söz alan Karahisar-ı 
Şarki Mebusu Ömer Fevzi Efendi ise, "Bunlar bu hareketi Meşrutiyetin 
aleyhine olarak telakki ettiler. Kabinenin teşekkülü Meşrutiyet'e muvafıktır" 274 
demiş, İstanbul Mebusu Kozmidi Efendi ise, "Mademki Meclise müracaat 
ederek yazdılar, Meclisi Mebusan bu telgrafı cevapsız bırakmamalı; fakat 
buna, evvelce kabul edilen beyanname tarzında bir cevap yazmak la beraber 
neticesinde vatanın selametini arzu ettiklerine emin olduğumuzdan, hamiyet 
ve selameti vatan namına durumları yazılsın" 275 önerisinde bulunmuştur. 
Sinop Mebusu Hasan Fehmi Efendi ise, Yanya Vilayeti memurları, halkı ve 
askerlerinin "Meşrutiyet aleyhine hareket vukuu bulduğu zanniyle ayaklanmış 
olmalarına teşekkür ederiz" demiş ve sözünün devamında, "fakat işi yanlış 



272 MMZC, C. III, s. 26-27. 

273 MMZC, C. III, s. 27. 

274 MMZC, C. III, a.g.y. 

275 MMZC, C. III, a.g.y. 



166 



anlamışlar, Allah'a Hamd olsun, bütün hareketimiz Meşrutiyet dairesindedir. 
Kendilerine müteşekkiriz" demiştir. Sonuç olarak Resi adına konuşan Keresi 
Mebusu Abdülaziz Mecidi Efendi, "mesele, orda Meşrutiyet'e bir darbe 
vurulduğu gibi anlaşılmış; bu, yanlış anlamadan ibarettir. Şeriat-ı Mutaharra 
dairesinde meşrutiyet ve Meclis toplantısına devam etmektedir. Kabine de, 
Meşrutiyet dairesinde Meclisin kararıyla teşekkül etmiştir. Yanlış anlamaya 
yer olmasın. Selamet-i vatan namına bu gibi şeylere lüzum yoktur denecek. 
Bu tarzda cevap yazılmasını kabul ediyor musunuz?" diye sormuş ve 
milletvekilleri de bu tür bir cevabın yazılmamsını kabul etmişlerdir. Meclis 
daha sonra, Cumartesi günü saat 4:00 ila 5:00 (10.25-11.25) arası, 
Gülhane'den Arslan Bey'in cenazesi gideceği için saat 5.30 (12.00)'da 
toplanmak üzere görüşmelere ara verilmiştir 276 . 

Meclisin 4 Nisan 1325'teki toplantısında ilk olarak daha önce Meclis 
Reisliğine yaşı en büyük üye olan Ali Naki Bey seçilmiştir. Ali Naki Bey 
rahatsızlığını öne sürerek Meclis Reisliğinden istifa ettiğini ve bunun mazur 
görülmesini istemiştir. Bu istek Meclis tarafından kabul edilmiş ve Ali Naki 
Bey'in yerine Kastamonu Mebusu Ahmet Mahir Efendi seçilmiştir 277 . Daha 
sonra Meclis'te Nisan ve Mayıs ayına ait bütçe görüşülmüştür 278 . Lazkiye 
Mebusu Mehmet Arslan Bey'in ölümü üzerine, Arslan Bey'in ailesi ve abisi 
Mustafa Arslan Bey Meclisi Mebusana olaydan duydukları üzüntü ve olaydan 
sorumlu olanların yakalanıp cezaya çarptırılmasına dair bir telgraf göndermiş 
ve bu telgraf Meclis'te görüşülmüştür 279 . 

4 Nisan günü Meclis'te görüşülen en önemli konu, İstanbul dışından 
Meclise gelen telgrafların okunması ve görüşülmesi olmuştur. Okunan ilk 
telgraf 'Manastır Heyet-i Askeriyesi'nin 2 Nisan 1325 tarihiyle Meclise 
göndermiş olduğu telgraf olmuştur. Manastır'dan gönderilen telgrafta 



276 MMZC, C. III, a.g.y. 

277 MMZC, C. III, s. 30-32. 

278 MMZC, C. III, s. 33-36. 

279 MMZC, C. III, s. 38-39. 



167 



İstanbul'da çıkarılan bu olayın, "İhtirasat-ı gayr-i meşruası şevkiyle hayatı 
millet-i mahkûm u zeval edecek felaketler ihzarına çalışan birkaç canavar 
yüzünden Meşrutiyet-i mukaddesemize bir darbe-i hainâne indirildiği [Meşru 
olmayan aşırı isteklerine kapılarak milletin hayatını mahkum edecek 
felaketler çıkarmaya çalışan birkaç canavar yüzünden Yüce Meşrutiyetimize 
haince bir darbe indirildiği]" şeklinde bir bilgi aldıklarını ifade ettikten sonra 
Meşrutiyetin geri getirilmesi için her şeyi yapmaya ve canlarını vermeye 
hazır olduklarını beyan etmişlerdir 280 . 

Merkezi Erzincan'da bulunan 4. Orduyu Osmanî Kumandanı Müşir 
İbrahim Paşa imzası ile 3 Nisan 1325 tarihiyle Meclise gönderilen telgrafta şu 
ifadeler yer almaktadır, "Şekl-i idare-i Meşrutiyet ve meşruiyeti tebdil ve 
teğyire teşebbüs ettikleri fart-ı heyecanla istima' kılınan ve Dersaadet'te 
türeyen bir takım müstebidanı irticaiyyunun vakıa-i fetretkaranelerini 4. 
Orduyu Osmanî, şiddetle protesto eder." 281 . Edirne'de bulunan 2. Ordu 
Kumandanı Ferik Salih Paşa'nın 2 Nisan 1325 tarihiyle Meclise göndermiş 
olduğu telgrafta ise, "Meclis-i Ali-i Mebusan'ın Cenab-ı Hak'tan başka hiçbir 
kuvvetin tesir ve nüfuzunda bulunmaması ve her ne suretle olursa olsun 
gölgesine karip mahalle bile müsellah eşhasın gelmesi kat'iyyen gayr-ı caiz 
iken, silahlı bir kitle-i uzmanın Heyet-i Muhterememizi tehdit ve hatta 
mebuslardan bazılarına suikaste taaddî gibi ahval ve teşebbüsatın 
maatteessüf vuku bulduğu işitilmektedir" şeklindeki duyumlar ifade edildikten 
sonra, "Dâhiyle Nezaretinden Edirne Vilayetine gönderilen telgrafta Meclisin 
ve mebusların durumu hakkında hiçbir şekilde bilgi verilmemesi orduda 
telaşa neden olduğunu" beyan ettikten sonra, şu önemli açıklamada bulunur: 
"Ordu, bu kere İstanbul'da maatteessüf olduğu gibi hiçbir fırka-i siyasiyyenin 
amaline âlet değildir. Ordu, siyasiyatla iştigal eden bir askerin yokluğunu 
varlığından ahsen görür. Ordu, nigahban-ı Meşrutiyet ve Hürriyettir" 282 . Bu 
telgrafta diğer telgraflardan farklı olarak Ordunun siyasetle uğraşmadığını ve 



280 MMZC, C. III, s. 41. 

281 MMZC, C. III, s. 41-42. 

282 MMZC, C. III, s. 42. 



168 



hiçbir siyasi partinin emellerine alet olmadığını da kesin bir dille ifade ederek 
sadece Meşrutiyetin uğradığını duydukları zarar sonucunda bu telgrafı 
çektiklerini belirtmektedir. 

Meclis bu telgrafları konuştuktan sonra görüşmelere 1 ,5 saat ara 
vermiş ve saat 10.30 (17.00)'da Üçüncü Celse ile toplanmıştır. Üçüncü 
Celsede, diğer il ve ilçelerden Meclise gelen telgraflar görüşülmüştür. Meclise 
çekilen bu telgrafları teker teker incelemek mümkün değildir. Meclise 
gönderilen telgraflar genel olarak incelendiği zaman şu maddeler 
çerçevesinde değerlendirile bilir: 1- Meclise gönderilen telgraflarda öne çıkan 
genel ifade, Tevfik Paşa kabinesinin Meşrutiyete aykırı olarak kurulduğudur. 
2- Diğer bir özellik ise, Meşrutiyetin ortadan kalktığı ve Meşrutiyetin tekrar 
iadesi istemidir. 3- Gönderilen telgrafların "İstanbul'a yürüneceği" ifade 
edilmiştir 283 . 

Meclise gönderilen telgraflardan en ilginci, 3 Nisan 1325 tarihiyle 
Bursa İlmiye ve İttihat Cemiyeti, İttihat-ı Muhammedî Şubesi Müessiri Umum 
Azası namına Camii Kebir Mücîz Derisamından Kırımlı Bekir Zeki'nin çekmiş 
olduğu telgraftır. Bu telgrafın önemi Bursa'da bulunan İttihat Cemiyeti ile 
olayın çıkmasında sorumluluğu olduğu kabul edilen İttihat-ı Muhammedî 
Cemiyetinin ortak telgrafı olmasıdır. Telgrafta şöyle denilmektedir. "Şeriat-ı 
Muhatara-i Ahmediyyenin bitemâmiha icrasını biz ahali-i Bursa İslam ve 
Hıristiyan 150 bin ahali, yekzeban olarak talep ve bu hususta ezher cihet 
feday-ı can etmeye müheyya bulunduğumuzu arz ederiz" denilmektedir 284 . 
Bu telgrafta "Şeriat-ı Muhatara-i Ahmediyye" ifadesi "Meşrutiyetin yerini 
tutması gerekir. Çünkü telgrafta 150 bin İslam ve Hıristiyan adına çekilmiş 
olmasıdır. 



33 Meclise gelen telgrafların tamamı için bkz, MMZC, C. III, s. 43-48. 
284 MMZC, C. III, s. 46. 



169 



Berat Mebusu İsmail Kemal Bey gelen bu telgraflarının gelme nedenini 
şöyle izah etmektedir: "Bendenizce taşraya akseden havadis iki türlüdür. Bir 
takım şeriat kalkmıştır, şeriat kalktığı için şeriatın temini ahkâmını istemek 
var. Bir kısmı da Meşrutiyet kalkmış, Meşrutiyet kalktığı için 'aman ne 
yaparsanız yapınız, bize haber veriniz, gelelim Meşrutiyeti temine edelim' 
diyorlar" 285 . Daha sonra İsmail Kemal Bey, "Memleketi ateşe vermeyelim. 
Bunun için bendenize kalırsa, lazım olan şey nedir? Şimdi dışarıda diyorlar 
ki, Mebusan öldürüyorlar. Dışarıda diyorlar ki, 'Mebusan yoktur'. Bunun için 
ahaliyi ihtilale vermemek için tazyik ediyorlar. Siz yazınız ki, 'burada hiçbir 
şey yoktur' şimdi buna nasıl inandıracağız?" diye sorması üzerine Meclisten, 
"Matbuat vardır" sesleri yükselmiş, İsmail Kemal Bey ise, "Matbuatla ilan 
ettik. Ondan sonra telgraflarda verdik. Fakat iyi biliniz ki, o ilanat ya gitmiştir, 
ya gitmemiştir. Memlekete o gün telgraf çektik. Ve bendeniz diyorum ki, 
bendeniz kendiliğimden söylüyorum. O telgraf gitmemiş; çünkü ertesi gün 
tekmil memleketin halkı telgrafhaneye gelmiş. Dediler ki, İstanbul hadisatı 
pek vahim imiş. Hayatınızdan emin değiliz. Geliniz de bize teminat veriniz. 
Evvelki gün yani dün size telgraf çektim almadınız mı? Hayır, almadık 
dediler" diyerek, "korkarım ki telgraflar gitmiyor, sansür var" demiştir. 
Manastır Mebusu Tarayan Naili Efendi'de İsmail Bey'i teyit ederek telgrafların 
gitmediğini ifade etmiştir 286 . 

İstanbul Mebusu Kozmidi Efendi'nin yapmış olduğu konuşma içeriği 
bakımından önemlidir. Şöyle ki Kozmidi Efendi, vatanın tehlikede olduğu şu 
günlerde parti ve fikir ayrılıklarının bırakılıp birleşmek gerektiğini ifade 
etmektedir. Kozmidi Efendi meydana gelen olayı "ihtilal" olarak 
değerlendirmektedir. Ancak bu yapılan ihtilalin "Meclisi Mebusan'ın 
haysiyetine vurulan bir darbe" olduğunu ifade ettikten sonra, "şu ihtilal Meclisi 
Mebusan'a karşı, Meşrutiyete karşı değil, vatana, millete, devlete karşıdır" 
demektedir 287 . Kozmidi Efendi konuşmasının devamında, bu olayların 



285 MMZC, C. III, s. 49. 

286 MMZC, C. III, s. 50. 

287 MMZC, C. III, s. 51. 



170 



geçtiğini ve sonuçta bir sükûnet meydana geldiğini, "şimdi istikrara başlamış 
olan şu sükûneti, geçmişin o çirkin olan hatıratını iade ettirmek suretiyle 
kendimizi de galeyana, milleti de keza bir dehşete sevk ederken, bundan, 
fayda değil, zarar görürüz" dedikten sonra; sona eren bir şeyin, gelecekteki 
tesirlerinden yine kötü olayların çıkacağını ve bunun içinde geçmişi unutmak 
gerektiğini ifade etmiştir 288 . Kozmidi Efendi devamla, "Şimdi bunu hoş 
görelim, unutur gibi olalım ve şimdi yalnız tekmil amalimizin memleketin her 
tarafına - işte okunan şu telgraflardan anlaşılacağına göre - uçmaya 
başlamış o dehşeti yahut şüphe ateşini, ihtilal ateşini söndürmeye çalışalım" 
dedikten sonra gelen telgraflarla cevap olarak, "sizin istediğiniz kadar burada 
dehhaş vekayi (çok korkunç olaylar) yoktur. Allah'a hamd olsun, burada 
gerek halk, gerek asker Meşrutiyet taraftarıdır. Meclisi Mebusan da vardır. 
Meşrutiyeti idare de şimdilik bir tehlike maaruz değildir. Hiç olmazsa 'şimdilik' 
diyelim. Sizde emin olunuz ki, meşrutiyetin uğrunda canımızı feda etmeye 
sizin gibi biz de hazırız. Fakat siz vatanımızın selameti için şimdilik sükûnu 
muhafaza ediniz, bizi de şaşırtmayınız. Kendinizi de fazla bir fedakârlığa 
sevketmeyin; nâbemevsim bir fedakârlığa sevk etmeyiniz. Nabemevsim 
diyelim yahut ne derseniz deyin. Sonuç olarak, sükûnet ediniz, diyerek onları 
teskin edip de memleketi hem dâhilen ve hem de haricen birçok tehlikeden, 
hem Allah korusun hariçten gelecek olası bir takım tehlikelere karşı vatanı 
korumak için" bu tür bir telgrafın yollanmasını isteyecek ve Mecliste bulunan 
Mebuslar da bu teklifi kabul edeceklerdir 289 . İstanbul Mebusu Kozmidi 
Efendi'nin bu görüşüne Kırkkilise Mebusu Mustafa Arif Bey, Kozmidi Efendi 
ve İsmail Kemal Bey'in sözlerine katıldığını bildirmiştir. Ancak Mustafa Arif 
Bey'in, Kozmidi Efendi'nin telifline şu şekilde bir itiraz bildirmiştir: "bu 
müracaatı teskin etmek için de cevap vereceğiz. Fakat çare-i teskin nedir? 
Beyler diyorlar ki, arkadaşlarınızdan bazısının selametini âtîyen düşüneceğiz. 
Yüne onlara, bugün işte hiç tehlike yoktur, umum arkadaşlarımız devam 
ediyor, desek, bunun sahih ve salim olduğunu ne ile ispat edeceğiz? Bu sözü 
Edirne Mebusu olmak hasebiyle söylüyorum. Sen bunu diyorsun, bizim 

288 MMZC, C. III, a.g.y. 

289 MMZC, C. III, s. 52. 



171 



mebusumuz Talat Bey devam edemiyor, nerede olduğu meçhuldür 290 , 
derlerse Edirneliler, ne suretle bunu temin edeceğiz" 291 şeklinde konuşarak 
diğer illere verilecek teminatların sağlam temellere dayanmasını istemiştir. 
Daha sonra Bilecik'ten Meclise gelen bir telgraf görüşülmüştür. Bu telgrafta, 
Meşrutiyet dairesinde olmak üzere Meclisi Mebusanın toplantılarına devam 
etmesi gerektiğini" istedikten sonra; "Bilcümle mevakii askeriyeye yeni baştan 
tohumu fesat ekilmekte olduğunu hissediyoruz [bütün askeri yerlere yeni 
baştan fesat tohumları ekildiğini hissediyoruz ]. Bunun her ne kadar men'ine 
tarafımızdan son derece çalışılıyor ise de asâkirin safiyeti ahlakiyesi 
münasebetiyle birtakım erbabı mefset tarafından telkin edile gelen ürcûfeye 
inandıkları görülüyor[ her ne kadar tarafımızdan bunun engellenmesine son 
derece çalışılıyor ise de askerlerin saf ahlaklı olmaları nedeniyle bir takım 
fesatçılar tarafından telkin edilen uydurmalara inandıkları görülüyor]" denmiş 
ve bu işim Meclis tarafından görüşülerek bir karara bağlanılmasını l selamet-i 
kalp ve vatan namına' istemektedirler" diyerek sözlerini bitirmiştir 292 . 

Meclis 5 Nisan 1325 tarihinde rutin olarak toplanmış, bu günkü 
toplantıda önce Halep Mebusu Mustafa Efendi'nin Meclis Başkanlığına 
seçildiğine dair bir "Sadaret tezkeresi" sunulmuştur 293 . Daha sonra 
Selanik'ten Çatalca'ya gelen bir takım askerler ve gelen bu askerlerle 
görüşmek üzere seçilen nasihat heyeti namına Üsküp Mebusu Sait Efendi'nin 
konuşması yapılmıştır 294 . Adana Mebusu Ali Müfit Bey ve arkadaşlarını, 
Adana'da meydana gelen Ermeni hareketine dair görüşme yapılmıştır 295 . 
Telgraflar kısmında ise "bir kısım askerin Selanik'ten Çatalca'ya inmesi 



Talat Bey Olay günü yanında Doktor Nazım Bey olduğu halde Şehzadebaşı'nda bulunan 
Ali Cemal Bey'in evine sığınmışlar ve orada bir müddet gizlenmişlerdir. Hasan Babacan, 
Mehmet Talat Paşa (1874 - 1921), TTK Yay., Ankara, 2005. s. 59. Ahmed Bedevi Kuran'da 
Dr. Nazım Bey'in Vefa'da saklandığını belirtmektedir. Bkz, Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp 
Tarihimiz ve İttihat ve Terakki, Tan Matbaası, İstanbul, 1948. s. 255. 

291 MMZC, C. III, s. 52. 

292 MMZC, C. III, s. 52-53. 

293 Tezkirenin tamamı için bkz, MMZC, C. III, s. 60. 

294 Hareket Ordusu'nu İstanbul'a gelişi sırasında bu konu ele alınacaktır. 

295 w 

Bu konu da Adana Ermeni Olayları başlıklı kısımda inceleneceği için tafsilatına 
girilmemiştir. 



172 



nedeniyle çeşitli makam ve mahallerden gelen telgraflar" okunmuş ve 
gönderilen telgraflar üzerine görüşmeler yapılmıştır 296 . 

Meclisin 6 Nisan 1355 tarihindeki 5 Nisan'da görüşülmeye başlanan, 
bazı askerlerin Çatalca'ya inmesi nedeni ile bazı makam be mahallerden 
gelen telgraflar okunmaya devam edilmiştir 297 . 6 Nisan toplantısının da 
görüşülen son konu ise, kurulan yeni kabinenin "İtimat beyannamesinin 
okunması olmuştur 298 . Meclis daha sonra 18 Nisan'da resmi olarak 
toplanacaktır. 

2.13) Ali Kabulî Beyin Öldürülmesi 

Asar-ı Tevfik Zırhlısı Kumandanı Ali Kabuli Bey'in 2 Nisan (15 Nisan) 
Perşembe 299 günü isyancı askerler tarafından Yıldız Sarayı önünde 
öldürülmesi 31 Mart Olayında önemli bir yere sahiptir 300 . Olayın önemi ise, bir 
subayın askerleri tarafından Yıldız Sarayı'nda ve Osmanlı Sultanı II. 
Abdülhamid'in gözleri önünde şehit edilmesidir. Bu katil olayı 31 Mart 
Olayının en mühim 301 , talihsiz ve elim olaylarından biri 302 , belki de sonucu 
açısından en acıklısıdır 303 . Ali Kabuli Bey'i öldüren Bahriye askerleri 31 Mart 
İsyanı sırasında en çok olay çıkaran asker olarak göze çarpmaktadır 304 . 

Ali Kabuli Bey, Prens Sabahaddin'in deniz subaylarıyla yaptığı 
toplantıya katılmış ve toplantıda, "isyan meşrutiyet aleyhine bir cereyan halini 



296 Telgraflar için bkz, MMZC, C. III, s. 72-85. 

297 Okunan telgrafların metni için bkz, MMZC. C. III, s. 89-98. 

298 MMZC, C. III, s. 98-99. 

299 Ali Cevat, a.g.e., s. 59 

300 Ecved Güresin, a.g.e., s. 52. 

^01 

Danişmend, a.g.e., s. 372. 

2 Ahmet Bedevi Kuran, Harbiye Mektebinde Hürriyet Mücadelesi, Çeltüt Matbaası, 
İstanbul, (t.y). s. 156. 
303 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15, (8 Eylül 1955). 

)4 Bahriye Nezaretine gönderilen bir yazıda, Bahriye askerlerinin Çarşı-i Kebir'de dolaşarak 
buraya Müslüman kadınların girmesini engellediklerini ve Mısır Çarşısında bulunan esnafın 
dükkanlana da musallat oldukları ve türlü taşkınlıklar yaptıkları ifade edilmiştir. BOA, Fon 
Kodu: ZB, Dosya: 314, Gömlek: 70, Tarih: 4 Nisan 1325. 



173 



aldığı takdirde, Yıldız Sarayı'nın topa tutulması" yolunda alınan kararı 
benimsemiş, bu karar gereğince de isyanın neticesine bakarak zırhlısındaki 
askerlerin asiler arasına katılmasını önlemiştir 305 . Ali Kabuli Bey, bu amaçla 
askerlere: "Padişah milletle kaimdir, milleti mahvetmek isteyen kim olursa 
olsun bu toplarla onu kahretmek boynumuzun borcudur" 306 sözlerini 
söylemiş, işte bu sözler Ali Kabuli Bey'i linç edilmeye kadar götürmüştür. 
Tahrikçi askerler bu sözleri çarpıtmış ve binbaşının sözlerini, sarayı topa 
tutacağı şekline sokmuşlardır 307 . 

Çeşitli yollarla Asar-ı Tevfik'e sızabilen 31 Mart'ın elebaşları emrindeki 
bir grup tahrikçi, deniz subayları toplantısında alınan kararı, Ali Kabuli 
Kaptan'ın, Yıldız Sarayı'nı, yani, Abdülhamid'i topa tutacağı şekline sokarak, 
güya Padişah'ın hayatını korumak gayesiyle askeri tahrik etmişlerdir 308 . 
Askeri bu yönde tahrik eden grubun başı ise bahriye askerlerinden Abanalı 309 
Osman Çavuştur 310 . 

Ali Kabuli Beyin öldürülmesine kadar gidecek olayı, Yıldız Sarayı'na 
giden askerler şöyle anlatmaktadır: "Prens Sabahattin Beyin Hamidiye zırhlısı 
kumandanı Vasfi Beyle anlaşması üzerine, Yıldız Sarayı topa tutulacak, Ali 
Kabuli Bey de bu bombardımana katılacaktı. Vasfi Bey, bunu yapmak için 
isyanın meşrutiyet aleyhine bir durum alması gerektiğini ileri sürmüştür. 
Bahriye neferi, Ali Kabuli Beyin kamarasında geçen konuşmaları dinlemişler, 
ertesi gün kaptan uyuduğu sırada, odasına girip elini kolunu bağlayıp, 



305 Mustafa Müftüoğlu, İstanbul'a Yürüyen Ordu, 31 Mart'ın Perde Arkası, Başak Yay., 
İstanbul, 2005. s. 78. 

306 İkdam, Nu: 5355, 22 Nisan 1909; ayrıca bkz., Celal Bayar, a.g.e., C. I. s. 142. 
Yunus Nadi, a.g.e., s. 54; Bkz. Güresin, a.g.e., s. 53. 

308 Müftüoğlu, a.g.e., s. 79. 

39 Abana, bu gün Kastamonu'ya bağlı bir ilçemizdir. 
310 Müftüoğlu, a.g.e., s. 80. 



174 



geminin ambarına hapsetmişlerdir" 311 . Askeri bunu yapmaya tahrik edenin, 
Asar-ı Tevfik neferlerinden Rizeli Enes olduğu ileri sürülmektedir 312 . 

Ali Kabuli Bey, kendi askerleri tarafından yakalandıktan sonra, bir 
görüşe göre Azapkapı'daki Bahriye İtfaiye Taburu'na götürülmüş 313 , bir 
başka görüşe göre ise, tersanenin Parmakkapı tarafına çıkarılıp bir odaya 
hapsedilmiştir 314 . Ali Kabuli Bey, tersaneye götürülürken yolda denize 
atlamak istemişse de, bu girişim askerler tarafından önlenmiştir 315 . Ali Kabuli 
Bey önce, Bahriye Şurasına getirilmiş, burada serbest bırakılmasına karar 
verilmesine karşın, isyancı askerler Ali Kabuli Bey'i serbest bırakmamış 316 ; 
askerler, Divrikli İsmail ve arkadaşı İnebolulu Yakup'un da teşviki ile isyancı 
bahriyeli askerleri Ali Kabuli Bey'i, Yıldız Sarayı'na, Padişah'ın huzuruna 
çıkarmaya karar vermişlerdir 317 . 

Ali Kabuli Bey'in hangi şekilde Yıldız Sarayı'na götürüldüğü 
konusunda, konuyu anlatan yazarlar arasında bir fikir birliği yoktur. Bir 
iddiaya göre Ali Kabuli Bey, kafesli bir erzak arabasıyla 318 , bir diğer iddiaya 
göre ise sebze arabasıyla 319 , Yıldız'a götürülmüştür 320 . Ali Kabuli Bey'in bu 
şekilde sokaklardan geçirilmesi halk arasında büyük bir panik yaşanmasına 
neden olmuştur. Çünkü bir savaş gemisi kumandanının bu şekilde İstanbul 
sokaklarından geçirilmesi sık rastlanan bir olay değildir 321 . Onbaşı Halis ise, 
Kabuli Bey'in bahriyeli askerler tarafından Yıldız Sarayı'na getirilmesini söyle 
anlatmıştır: "Uzaktan, toz toprak içinde bir kalabalık geliyor, elleri arkasından 



311 Özçelik, a.g. m., Tefrika No: 15. 

312 Müftüoğlu, a.g.e., s. 80. 

313 Müftüoğlu, a.g.e., s.79. 

314 Mevlanzade Rıfat, a.g.e., s. 160. 

315 Yunus Nadi, a.g.e.,, s. 54. 

6 Sönmez, Bediüzzaman Said Nursi'nin 31 Mart Olayındaki Tavrı Köprü Dergisi, Sayı: 
78. 
317 Müftüoğlu, a.g.e., s. 80. 

18 Bayar, a.g.e., C. I, s. 142; Bk. Müftüoğlu, a.g.e., s. 79. Ecved Güresin, a.g.e., s. 52. 
319 Mustafa Baydar, "31 Mart'tan Korkunç Bir Tablo", Cumhuriyet Gazetesi, 13 Nisan 1970. 

320 w 

Francis Mc Cullagh ise Ali Kabuli Bey'in açık bir arabaya bindirildiğini ifade etmektedir. 
Bkz, Mc Cullagh, a.g.e., s. 109. 
321 Mc Cullagh, a.g.e., s. 109. 



175 



bağlanmış 322 , üniforması toz ve kana bulanmış bir adamı, aralarında tekme 
dipçik sürüyorlardı." 323 Ali Kabuli Bey'in isyancı askerler tarafından Yıldız 
Sarayı'na getirildiği sırasında yolda iki defa bayıldığı da ifade edilmektedir 324 . 
Ancak Kabuli Bey'in, Yıldız'a gelinceye kadar, bahriye askerleri tarafından 
öldürülürcesine dövülmesi ve çeşitli hakaretlere uğraması da göz önüne 
alınırsa; Kabuli Beyin Yıldız'a sürüklenerek götürüldüğü daha doğru bir tespit 
olacaktır. 

Halis Özçelik, Ali Kabuli Beyin isyancı askerler tarafından Yıldız 
Sarayı'na getirildiğinde nasıl durumda olduğunu şöyle ifade etmektedir: 
"Kaptan yaklaştıkça, nasıl olup da hâlâ can vermediğine hayret ettim. Yüzü 
gözü tanınmaz haldeydi. Şakağında derin bir yara açılmıştı. Elbisesi 
paramparça edilmişti. Beyaz iç donunun yer yer kızıl kana bulandığı 
görülüyordu." 325 Anlaşılıyor ki, Kabuli Bey bahriye askerleri tarafından 
öldürülesiye dövülerek Yıldız Sarayı'na götürülmüştür. 

Ali Kabuli Bey bahriye askerleri tarafından bitap bir şekilde Yıldız 
Sarayı'na getirilmiştir. İsyancı bahriye askerleri saray önünde yakaladıkları 
muhafız kıtası imamı Sadık Hoca'dan askere hitaben bir konuşma yapmasını 
ve dua etmesini istemiş, ancak işin nereye gideceğini anlayan Sadık Hoca, 
askeri tahrik edici değil, teskin edici bir konuşma yapmıştır 326 . Mustafa 
Baydar ise Sadık Hoca'nın dua etmediğini ifade etmektedir. 327 . İsyancı 
askerler bu konuşmadan pek memnun olmamış olacak ki, isyancı askerler bu 



322 v w 

" Ali Kabuli Bey'in elini bağlayan askerin Ünyeli aşçı Mehmed olduğunu ifade etmektedir. 
Müftüoğlu, a.g.e., s. 80. 

Bu tespiti yapmamızda bize yardımcı olan kaynak ise, olay sırasında Yıldız'da Hamdi 
Çavuş'un uzak yerde olan olaylar için gönderdiği hususi memuru olan Onbaşı Halis 
(Özçelik)'in anılarıdır. Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 
â24 Karal, a.g.e, C. IX, s. 91. 

325 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 

326 Müftüoğlu, a.g.e., s. 73. 

327 w w 

"Mustafa Baydar Sadık Hoca'nın oğluna dayanarak verdiği bilgide, asilerin dua isteği 
üzerine Sadık Hoca dua etmemiş ve askerlerden özür dileyerek bu isteği kabul etmemiştir.", 
Baydar, a.g.m., Cumhuriyet Gazetesi, 13 Nisan 1970. 



176 



sefer tabur imamlarından Murad Efendi'yi 323 konuşma yapması için ikna 
etmişlerdir. Murad Efendi'de, asilerin başına geçip Karadeniz şivesiyle 329 
heyecanlı bir konuşma yapmış ve uzun uzun dua etmiştir 330 . Belki bu duanın 
tesiriyle asker biraz daha tahrik olmuş ve belki de bu dua olayların çığırından 
çıkmasına neden olmuştur. 

Yıldız bahçesinde bunlar olurken, Abdülhamid, Ali Kabuli Beyin asker 
tarafından Yıldız Saray'ına getirildiğini öğrenmiş ve sarayın bahçeye bakan 
penceresine doğru yürümeye başlamış; pencerede ilk önce Abdülhamid'in 
Başkâtibi Ali Cevad Bey görünmüş, hemen arkasından Abdülhamid 
görülmüştür 331 . Ancak isyancı bahriye askerleri başkâtibi ve Padişah'ı 
görmemişler ve Ali Kabuli Beyi Mabeyn nöbetçi kulübelerinden birine 
kapatmışlardır. Onbaşı Halis bu arada Ali Kabuli Beyin yanına gidişini ve Ali 
Kabuli Bey'in durumu hakkında şu bilgileri vermektedir: "onlar (bahriye 
askerleri) duvar boyunca istirahat edip beklerken kulübeye yaklaştım ve fısıltı 
halinde kaptanın hatırını sordum. Adam nasıl bitkindi, nasıl sönüktü, dille 
ifade edemem. Ölüler bile o derecede kendinden geçmiş duruma düşemez. 
O haliyle su istedi benden. 

Nöbetçi neferin testisini kapıp getirdim. Ağzına dikti, yarım testi su içti. 
Sonra yüzüme bakarak: "Allah senden razı olsun! Ölmüşlerinin canına 
değsin! " 332 dediğini ifade etmektedir. 



' 8 Müftüoğlu eserinde, İsyancı askerlere dua ederek onları daha da tahrik eden kişi Murad 
Hoca olarak göstermektedir. Müftüoğlu, a.g.e., s. 73; Ancak Son Vak'anüvis Abdürrahman 
Şeref Efendi Tarihi Zeylinde Divan-ı Örfî kararlarında olay sebebiyle asılanlar listesinde 
Murad Hoca ismi yerine, Piyade beşinci alayın ikinci taburu imamı Hacı Mahmud Efendi ibn 
Yusuf Ziya isminin geçmesi akıllarda soru işareti bırakmaktadır. Son Vak'anüvis ... s. 214. 

329 Baydar, a.g.m., Cumhuriyet Gazetesi, 13 Nisan 1970. 

330 Müftüoğlu, a.g.e., s. 73. 

331 Ali Cevad, a.g.e., s. 59; Bk. Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 

332 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 



177 



Ali Kabuli Bey ile Onbaşı Halis arasında bu konuşma geçerken, asker 
Padişah'ın balkonda olduğunu fark etmiş ve Padişah'ı görmek için iki üç adım 
geri çekilmiştir 333 . 

Zeminden yüksekte bulunan pencerenin altında Seryaver Şakir ve 
İkinci Fırka Komutan Muavini Veli Paşalar bulunuyordu 334 . Abdülhamid, Şakir 
Paşa'ya askerin ne istediğini sormuş, Şakir Paşa'da gürültüden olsa gerek 
Abdülhamid'in söylediğini duyamamış 335 ve pencerenin kenarında duran biri 
silahlı, biri silahsız iki askeri pencerenin önüne getirmiştir 336 . Padişah eliyle 
bir işaret yapmışı 337 , bu işaret üzerine askerlerden biri: "(Ali Kabuli Beyin) 
İstanbul'u topa tutacağından ve gayet fena bir adam olduğundan bahisle 
Binbaşı Kabuli Beyi getirmiş olduklarından ve kendilerinin rütbe terfiinden 
mahrum bırakılmış olduklarından bahsetmişler; Abdülhamid ise, (Ali Kabuli 
Bey'in) bu emri kimden aldığını sormuş, isyancı askerler Ali Kabuli Beyin 
emri Bahriye Nazır Vekili Emin Paşa'dan aldığını söylemişlerdir". 338 
Abdülhamid ve askerler arasında geçen bu konuşma, farklı kaynaklarda 
değişik şekillerde nakledilmiştir. Celal Bayar bu konuşmayı şu şekilde 
nakletmiştir: "Şevketlim, bu adam Padişah hainidir, şeriatı kaldırmak 
isteyenlerdendir. Saray-ı Hümayununuzu topa tutacak, İstanbul'u yakacaktı" 
339 şeklinde nakletmiş, Mevlanzade Rıfat ise: "Sultan Abdülhamid, askerin bu 



333 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 

334 Ali Cevad.a.g.e., s. 59 

Ancak Ali Cevad Bey, pencereye çıkmadan önce Abdülhamid'in kendisine: "...askerler bir 
binbaşı getirmişler. Yıldız'ı topa tutacakmış" dediğini kaydetmektedir. Bundan da 
anlaşılacağı üzere, Abdülhamid olaydan daha önceden haberdar edilmişti. Ali Cevad, a.g.e. 
s. 59 

336 Cevad, a.g.e.. s.59 

337 Özçelik, a.g.m., Tefrika No. 15. 

i8 Ali Cevad, a.g.e., s. 60. askerin emri verenin Bahriye Nazır Vekili Emin Paşa olduğunu 
söylemesi gariptir. Çünkü Onbaşı Halis askerler ile konuşmasında Ali Kabuli'yi neden 
getirdiklerini öğrendiğinde, askerler Ali Kabuli Bey'i yakalama nedenini ve kimden emir 
aldığını şu şekilde ifade etmiştir: "Anlattıklarına göre, Prens Sabahattin beyin Hamidiye 
zırhlısı kumandanı Vasfi Beyle anlaşması üzerine, Yıldız sarayı topa tutulacak, Ali Kabuli bey 
de bu bombardımana katılacaktı. Vasfi Bey, bunu yapmak için isyanın meşrutiyet aleyhine 
bir cereyan almasını ileri sürmüş, sonra böyle bir şeye mahal ve lüzum kalmadan hareket 
ordusu işe el koymuştu." (Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15) görüleceği üzere, Yıldız'ı topa 
tutulmasını Prens Sabahaddin ve Vasfi Bey kararlaştırdığı halde, Padişah'a Bahriye Nazır 
Vekili Emin Paşa'nın isminin verilmesi de düşündürücüdür. 
339 Bayar, a.g.e., C. I, s. 143. 



178 



meylinden memnun oldu. Takviyesi için hemen Mabeyn odalarından birinin 
penceresine geldi. Başını uzatarak Ali Kabuli Beye; "-Hain, ben sana ne 
yaptım ki sarayımı topa tutmak istemişsin!" dediğini şeklinde nakletmiştir 340 . 
Francis Mc Cullagh'ın II. Abdülhamid'in harem ağası Nadir Ağa'da 
aktardığına göre, II. Abdülhamid askerlere hitaben, "topunu doldurmuş 
muydu? Nişan almış mıydı?" şeklinde sorular sorduğunu iddia etmiştir 341 . 

Mustafa Baydar ise, askerlerin sözlerini şöyle nakleder: 
"Padişahın şeriat isterük. Asar-ı Tevfik zırhlısı süvarisi, şeriatı kaldırmak 
isteyenlerdendir. Baş taret topu ile Saray-ı Hümayununuzu, kıç taret topu ile 
Bab-ı Seraskeriye'yi topa tutacak ve borda toplarıyla İstanbul'u yakacak olan 
padişah haini, din düşmanını yakaladık huzurunuza getirdik. Ferman 
Padişahımızındır." gibi sözlerden sonra, "İdamını isteriz!" şeklinde 
karmakarışık birtakım isteklerde bulunmuşlardır. 

Abdülhamid bunun üzerine bulunduğu yerde doğrulur ve askerlere, 
"Gidin!" şeklinde eliyle bir işaret yapmış, sonra da arkasında bulunan - 
redingtonlu ve sırmalı - muhasip; yaver ve kumandanlarına yüksek sesle bir 
şeyler söyledikten sonra, Abdülhamid askerlere; Ali Kabuli Bey'i görmek 
istediğini söylemiş. Bunun üzerine bir görüşe göre askerler Ali Kabuli Bey'i, 
getirdikleri arabadan alarak 342 , bir başka ifadeye göre ise, Ali Kabuli Bey'i 
kapattıkları Mabeyn kulübesinden alarak Abdülhamid'in karşısına 
çıkarmışlardır 343 . 

Kabuli Bey, Padişah'a karşı saygı ve bağlılık gösteren bir tavırla 
askerce selamladıktan sonra, Padişah'ın; "sizin için neler söylüyorlar Kaptan 
Bey!" demesi ve eliyle de suallerine cevap isteyen bir işaret yapması üzerine 
Ali Kabuli Bey, titrek bir sesle, "Asar-ı Tevfik Zırhlı-i Hümayunu Süvarisi 



340 Mevlanzade Rifat, a.g.e., s. 160. 

341 McCullagh, a.g.e., s. 109. 

342 Baydar, a.g.m., Cumhuriyet Gazetesi, 13 Nisan 1970. 

343 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 



179 



Binbaşı Ali Kabulî kulları, Şevketmeab Efendimize Allah ömürler ihsan 
buyursun. Askerlerin şikâyetleri, hakaretleri cahilanedir, iftiradır, eser-i 
teşviktir Şevketli Padişah'ım" diyebilmiş ve heyecandan sesi kısılmıştır. 

Abdülhamid, askerlere: "O adamı bana teslim edin. Ben tahkik 
ederim." demiş 344 ve orada bulunan paşalara da Ali Kabuli Beyin güvenlik 
altına alınarak karakola götürülmesini ferman buyurmuş ve pencerenin 
önünden çekilmiştir 345 . Abdülhamid'in bu sözü askerler tarafından 
anlaşılmamış olacak ki - muhtemel ki Şakir Paşa - askere gür bir sesle: 
"Mahzene götürmenizi irade buyurdular!" diye, fermanı tekrar etmiştir 346 . 

Bazı kaynaklar, Ali Kabuli Bey'in Abdülhamid'in gözleri önünde şeriat 
namına öldürüldüğünü 347 veya parçalandığını nakletmektedir 348 . Ali Cevat 
Bey'den öğrendiğimize göre Ali Kabuli Bey, Abdülhamid'in penceren odasına 
çekilmesinden sonra isyancı askerler tarafından öldürülmüştür. 349 

Ali Kabuli Beyin öldürülmesine şahit olanlardan birisi de Halis 
Özçelik'tir. Halis Özçelik olayı şöyle nakletmektedir: "Askerler, hemen (Ali 
Kabuli Beyin tutulduğu) kulübeye hücum ettiler, yaka paça kaptanı çıkardılar 
sürüye sürüye duvar boyunca götürmeye başladılar. Fakat kafile köşeyi 
kıvırır kıvırmaz, süngülülerden biri, süngüsünü kaptanın sırtına hafifçe dürttü: 
- Yürü... Yürü hain... Yürü... diye bağırdı. Bunu gören başka bir nefer, daha 



Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu, babasının askerlere karşı "...Bırakınız çocuklar. 
Allah aşkına bana bağışlayınız" diye bağırdığını nakleder. Bkz, Osmanoğlu, a.g.e. s. 143. 

345 Ali Cevad, a.g.e., s. 60. 

346 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 

347 Yunus Nadi, a.g.e., s. 54-55. 

348 Bayar, a.g.e., C. I, s. 143; Bk. Enver Ziya Karal, a.g.e., C. IX, s. 91; Vahit Çabuk, 
Osmanlı Siyasi Tarihinde Sultan II. Abdülhamid, Emre Yayınlar, İstanbul, (t.y). s. 212; 
Ahmet Refik, 11 Nisan İnkılabı, İstanbul, 1325. s. 37; Ahmet Bedevi Kuran, Harbiye 
Mektebinde..., s. 156; Ahmed Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğunda İnkılâp 
Hareketleri ve Milli Mücadele, Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1959. s. 516; Birinci, a.g.m., s. 
395; Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, C. I, s. 96. 

349 Ali Cevad, a.g.e., s. 60. 



180 



hızlıca dürttü süngüsünü 350 . Akabinde yedi sekiz süngü, birden üşüştü 
kaptanın vücuduna. Lahzada (bir anda) delik deşik ettiler zavallıyı, olduğu 
yere kıvrıldı. Etrafında hemen bir kan gölü belirdi." 351 Bir başka kaynak ise 
Ali Kabuli Bey'in öldürülmesini şöyle anlatmaktadır: "bir nefer süngüsünü 
karnına saplamış, diğer bir nefer beynini parçalamış..." 352 Mustafa Baydar'a 
göre ise Ali Kabuli Bey'in bu gözü dönmüş cahil sürüleri tarafından öldükten 
sonrada rahat bırakılmamış, bir asker zavallı Ali Kabuli Bey'in tenasül 
organına bakarak etrafa, "sünnetsizmiş, gâvurmuş" gibi saçmalar 
savurmaktan geri durmamışlardır 353 . 

Bazı kaynaklar Ali Kabuli Bey'in askerlerce öldürüldükten sonra, 
naşının askerler tarafından bir ağaca asıldığını ifade etmektedirler. Ancak bu 
kaynaklar, Ali Kabuli Bey'in naşının asıldığını iddia ettikleri ağacın yeri 
konusunda kaynakların bir fikir birliğinde olmadıkları anlaşılıyor 354 . 

Hareket Ordusunun İstanbul'a gelip isyanı bastırmasının ardından Ali 
Kabuli Beyin katiline karışan bahriye askerleri ve onları dualarıyla teşvik eden 
tabur imamıyla birlikte 23 kişi Divan-ı Örfi Kararıyla idam edilmiş 355 , Enderun- 



Ali Kabuli Beye süngüyü ilk batıranın Rizeli Osman oğlu Hasan olduğu iddia edilmektedir. 
Bkz, Müftüoğlu, a.g.e., s. 81. 

351 Özçelik, a.g.m., Tefrika No: 15. 

352 Ahmet Refik., a.g.e.,. s. 37. 

353 Baydar, a.g.m., Cumhuriyet Gazetesi, 13 Nisan 1970. 

54 "Rahmetlinin cesedi Saray civarında bir ağaca asıldı.", Bayar, a.g.e., C. I, s. 142; "... bir 
diğeri de boynuna bir ip takarak sürükleye sürükleye götürmüş, nihayet biçare şehidi 
ağaçlara selb etmiştir" Ahmet Refik., a.g.e,. s. 37; " Sonra binbaşıyı, belinden çözdükleri 
kuşak ile Beşiktaş'a inen yol kavşağındaki ağaca aşıyorlar!...", Müftüoğlua.g.e., s. 77; 
"Vahşiyane hırlarını bununla da yatıştırmayıp oradaki bir ağaca astılar." Mevlanzade Rıfat, 
a.g.e., s. 160. "Bundan sonra zavallıyı elerini ayaklarını bir kuşakla bağladılar ve Tophane 
askerlerinin de yardımıyla sürüklemeye başladılar. Yıldız Camisinin arkasındaki yoldan 
geçerek ana cadde kenarındaki genç çınar ağaçlarından yedinci veya sekizinci ağacın altına 
getirirler. Burada ağacın dalına Tophaneli bir genç çıkar ve Ali Kabuli Bey'i torba gibi asarlar. 
Adamcağız böyle asılı bırakılıp alay halinde nümayiş yaparak Beşiktaş'a inerler." Baydar, 
a.g.m, Cumhuriyet Gazetesi, 13 Nisan 1970. 
355 İdam edilenler şunlardır: 

Bahriye baruthane taburunun dördüncü bölüğü efradından Hasan ibn-i Osman-Çarşamba, 
Bahriye silahendaz taburunun ikinci bölüğü efradından, Sabri ibn-i Osman-Rize, borezen 
çavuşu Mahmud ibn-i Mehmet-Giresun, İbrahim ibn-i Osman- Perşembe, 
Bahriye silahendaz taburunun birinci bölüğü, sıra çavuşları Osman ibn Ahmet-Abana, Ya'kup 
ibn Ahmed-İnebolu, onbaşı Neş'et ibn Mustafa-Çarşamba, neferler İsmail-Divrik, İbrahim ibn 
Hüseyin-Sinop, 



181 



ı Hümayun müezzinlerinden Ali Efendi ise, Ali Kabuli Bey'in ölümü ile ilgili 
olarak şüpheli bulunduğu için Sakız Adasına sürülmüş 356 , 11 Temmuz 1910 
(04/B /1328) tarihinde Durmuş Çavuş Ali Kabuli Bey'in katillerinden biri 
olduğu iddiasıyla Rize'nin Hamallar Karyesinde saklanırken yakalanmış 357 , 
hakkındaki idam kararının tatbiki için genel hapishaneye sevk edilmiştir 358 . 

Ali Kabuli Bey'in öldürülmesine sebep olan olaylar ve kimlerin sebep 
olduğuna dair çeşitli iddialar vardır. Halis Özçelik ve Mevlanzade Rıfat'a göre 
olayın müsebbibi Prens Sabahattin Bey'dir. 

Ancak bazı yazarlar olayı tamamen Abdülhamid'in üzerine 
yıkmaktadır 359 . Öyle ki Ali Kabuli Bey olayının bizzat Abdülhamid'in isteği ve 
arzusu dâhilinde gerçekleştiğini ifade etmektedir 360 . Bir başka görüş ise 
Abdülhamid'in olayda dâhili olmamasına rağmen, olayın onun aleyhinde 
kullanılacak bir koz olarak ele alındığını ifade etmektedir 361 . Burhan Felek ise 
"31 Mart vak'asında Sultan Hamid'e atfedilebilen yegâne suç Ali Kabuli Beyi 
kurtaramamış olmasıdır; bunun o günkü şartlar altında mümkün olup 



Eser-i Cedid Vapuru mürettebatından; Ateşçi Mehmet ibn Bayram-Unye, Porsum Mehmet 

ibn Mehmed-Antakya; Çavuş İsmail ibn Mahmut-Yumra, 

Fuat Vapuru mürettebatından Ali ibn Mehmed-Düzce, 

Asar-ı Tevfik Zırhlısı sefinesi mürettebatından; Çavuş Durmuş-Rize, Bölük Emini Hamdi ibn 

Mehmet-Trabzon, Bölük Emini Ali ibn Mehmed-Vakfıkebir, nefer Eyni bin Ahmed-Rize, 

Tersane fabrikasının ateşçi koğuşu mütettebatından, Ali bin Mustafa, 

Tarak Dubasında müstahdem Fethi bin Abdullah, Kangırı(Çankırı), 

Torpido Fabrikasına müstahtem çarhacı Mülazım-ı ûlâ Hasan Baba ibn İbrahim- Çanakkale, 

Piyade Beşinci alayın İkinci taburu imamı Hacı Mahmud Efendi ibn Yusuf Ziya-Trabzon. Son 

Vak'anüvis... s. 212-214. 

356 BOA, Fon Kodu: ZB, Gömlek No: 26, Dosya No: 496, Tarih: 22/Ha/1325. 

357 BOA, Fon Kodu: DH.EUM.THR..., Dosya No:41,Gömlek No:39. 

358 BOA, Fon Kodu: Dh-Mui, Dosya No: 108-2 Gömlek No: 2. 

359 

"Yıldız'a götürülen Asar-ı Tevfik süvarisi Kabuli Bey'in Abdülhamid'in gözleri önünde linç 
edilmesi, Kızıl Sultan'ın hesabına geçmesi lazım gelen bir cinayettir.", Yalman, a.g.e. s. 96. 

Mabeyn Başkâtibi, Kabuli Bey'in saraya alınması ve erlerin elinden kurtulması doğru 
olacağını Abdülhamid'e bildirmiş, o da şu cevabı vermiştir: 
_ Yıldız' ı topa tutmak emrini verdiğine dair elimde rapor var. Demek ki ben 
Uykuda iken ben yok etmek niyetinde idi. Varsın layıkını bulsun (?)...", Yalman, a.g.e., s. 96. 
Ali Birinci, a.g.m., s. 395 



182 



olmadığını takdir edemiyorum. Şu var ki Sultan Hamid'in Ali Kabuli Beyi 
efrada öldürttüğü hakkındaki iddia sabit değildir" 362 . 

Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu'nun anılarında Ali Kabuli Bey 
Olayı ile ilgili kısımda, babası II. Abdülhamid'in o gün çok üzgün olduğunu şu 
satırlarla anlatmaktadır: "...hele Ali Kabuli Bey'i getirip de "Padişahı isteriz" 
diye bağırdıkları gün çok bezgin ve kederliydi. Allah şahidimdir ki babamı 
bütün saltanatı müddetince, tahttan indirildiği vakit ve Selanik'e sürgün 
giderken bile bu kadar bitkin ve me'yus görmedim" demek suretiyle 
Abdülhamid'in olaydan duyduğu üzüntüyü anlatmaktadır 363 . 

Divan-ı Harp Mahkemesinin yayınladığı raporda, "Asâr-ı Tevfik 
Süvarisi Binbaşı Ali Kabulî Bey'i Yıldız Sarayı önünde ve - tahttan indirilmiş 
olan - Padişah'ın memnuniyet nazarları altında denilebilecek şekilde 
öldürdükten sonra bir ağaca asarak vahşetin emsalsiz bir levhasını vücuda 
getirdiler" şeklinde ki ifadelere yer verilmiştir 364 . 

Ali Kabuli Beyin şehit edilmesi, kimler tarafından ve ne amaçla 
yapılmış olursa olsun; suçsuz bir insanın - ve daha vahimi 3 gün önce emir 
aldıkları komutanlarını - Yıldız Sarayı önünde sorgusuz sualsiz ve caniyane 
bir şekilde şehit etmelerinin, tarihe kara bir leke olarak geçeceği muhakkaktır. 
Gerçekten de bu olayı gerçekleştiren askerlerin, aldatılmış, dini ve vatani 
duyguları çeşitli mihraklarca ciddi bir şekilde tahrik edilmiş, cahil ve kör bir 
taassup içinde oldukları görülmektedir. İnsani duygularını kaybedercesine 
çileden çıkmış bu isyancı askeri grubun Ali Kabuli Bey gibi daha birçok 
subayı katlettiği de düşünülürse, askerlerin nasıl tahrik edildiği anlaşılabilir. 
İsyan o kadar girift bir hal almaktadır ki, isyancı askerler bağlı oldukları 
Abdülhamid'i yok sayarak emrini bile dinlememişlerdir. 



Burhan Felek'in Cumhuriyet Gazetesi'nde çıkan "Hadiseler Arasında Felek" adlı 
yazısından naklen; Yakup Kenan Necefzade, Sultan İkinci Abdülhamid ve İttihat - ü - 
Terakki, İttimad Yayınevi, İstanbul, 1967. s. 145. 

363 Osmanoğlu, a.g.e.. s. 143. 

364 Bayar, a.g.e., C. II, s. 402. 



183 



Bu olay donanmadaki askerin isyanını daha artırmıştır. Mesudiye 
zırhlısı askerleri isyan günü geminin silah depolarını kırıp zorla silah ve 
cephane aldıkları gibi, Berk-i Satvet torpidosu efradı subaylarını istememekte 
ve Peng-i Derya, Necm-i Şevket gibi gemilerin askerleri de isyana 
katılmışlardır. Askerler, subaylarından memnun olmadıkları için isyan 
etmiştir. Bu arada Bahriye Nezareti'ne bağlı Haddehane talebeleri de 31 Mart 
isyanına asker elbisesiyle katılmışlardır 365 . 

2.14) Yabancı Ülkelerde 31 Mart Olayının Yarattığı Tesirler 

31 Mart İsyanı'nın çıkışı Yabancı ülkelerde de çeşitli tepkilerle 
karşılanmıştır. Örneğin Fransa basını 31 Mart İsyanından dolayı, Osmanlı 
Devleti'nin durumunu çok fena görmektedir. Paris'te bulunan Osmanlı 
Büyükelçiliği'ne başvuran gazetelere verilen cevaplar da olayın feci bir halde 
olduğu merkezinde olmuştur 366 . 

31 Mart İsyanı sadece siyasi tesirler yaratmamış, İstanbul'da çıkan 
isyan haberi Londra'da duyulur duyulmaz borsa fiyatlarında büyük bir düşüş 
başlamıştır. Borsa hisseleri ve tahvilleri durgunlaşmıştır. Yabancı hisseleri ve 
tahvilleri ile bilhassa altın hisselerine rağbet azalmıştır. Türkiye tahvilleri 
aniden 8/3 oranında bir gerilemeye uğramıştır. 

İngiliz basını Osmanlı Meşrutiyetinin sonsuza dek süreceğini ümit 
etmekte ve Meşrutiyetin muhafaza edilmesi için bütün siyasi partilerin 
gerekirse tek vücut olacaklarını beyan etmiştir. İngilizlere göre, İstanbul'da 
yaşanan olaylar Meşrutiyetin sallantılara uğrayabileceği hakkında bazı 
endişeler uyandırmasına karşın, bu olay "Genç Türk İttihat Komitesinin" bir 
kabahati neticesi meydana gelmiş olduğunu düşünmektedirler. Yine birçok 
İngiliz gazetesi 31 Mart İsyanı ve İstanbul'daki surum hakkında kafi bir 



° 5 Zekeriya Türkmen, Osmanlı Meşrutiyetinde Ordu - Siyaset Çatışması, İrfan Yayıncılık, 
2. Baskı, İstanbul, 1999. s. 26. 

356 İkdam. Nu: 5350. 17 Nisan 1909. 



184 



hüküm vermek istememiş; bunun nedeni ise Selanik ve Edirne'nin bu olaylar 
hakkında ne düşündüklerinin ve nasıl bir vaziyet alacaklarının bilinmemesi 
olduğu vurgulanmıştır 367 . 

31 Mart İsyanı Bulgaristan halkı arasında pek endişe verici 
bulunmamış olmasına karşın, yinede halk arasında bu olayın tesirleri büyük 
olmuştur. 31 Mart İsyanı haber alınır alınmaz Bulgar Meclisi Başkanı, bu 
konu hakkında görüşmeler yapmak üzere Meclisi olağan üstü toplantıya 
davet etmiştir. İkdam'a göre Bulgar Hükümeti bu olaydan istifade etmeye 
kalkışacaktır. Ayrıca Bulgaristan, bu olayın Osmanlı Devleti'nde yarattığı 
siyasi karışıklıktan yararlanarak, istiklalinin tasdiki meselesine hemen 
bakılması talebinde bulunacak ve hatta gerekirse askeri tedbir alma yoluna 
dahi gidecektir 368 . Şöyle ki, "Dö Kostantinapol" gazetesinin Sofya'dan aldığı 
telgrafta, Bulgaristan'ın Osmanlı Devleti'ne bir askeri tecavüzde 
bulunacağına dair söylentilerin yayılmakta olduğunu, "Çeina Posta" 
gazetesinin de, "Avrupa devletleri Osmanlı devletinin ömrüne etkili bir biçinde 
müdahale edemediği takdirde, Türkiye'deki asayişin temini konusunu 
Bulgaristan'a tevdi ettiği" belirtmektedir. Yine Bulgaristan'da yayınlaman 
"Nem Resm Verme" gazetesinin haberine göre, "Türkiye'de hürriyet 
(Meşrutiyet) dönemi son bulmuştur. Ahvalin ıslahı ve Türkiye'de sakin milel 
hıristiyaniyyenin salah-ı sükûn dairesinde telakki edilebileceklerine dair 
beslenen ümitler sonuçsuz kalmıştır. Bu karışıklığa şedid bir nihayet 
verilmeyecek olursa, Türkiye'de temin-i asayiş vezifesi Türk insaniyet ve Türk 
menafi-i zatiye-i hayatiye nokta-i nazarından Bulgaristan'a tevcih eder. 
Bulgaristan ise mükemmel ve muntazam ordusu ile bu vazifeyi ifa edebilir" 
denilmektedir 369 . 

31 Mart İsyanı, Avusturya - Macaristan İmparatorluğunda dikkatle 
izlenilmiştir. Viyana'ya göre İstanbul'da meydana gelen bu büyük ve önemli 



367 İkdam, Nu: 5350, 17 Nisan 1909. 

368 İkdam, Nu: 5350, 17 Nisan 1909. 

369 Yunus Nadi, a.g.e., s. 118-11 9. 



185 



olayın ileride bir tehlike yaratabilir şeklinde değerlendirilmiştir. Viyana'da 
zannedildiğine göre, bu hakiki fırka münazaatı Osmanlı içindeki devletlerde 
bile başlayacaktır. Yine Viyana'ya göre olayın oluş biçimi gayet korkunçtur. 
Viyana'da bulunan (Vinerpenk Frein) Bankası, olayların artık yatıştığı ve 
korkulacak bir şey olmadığına dair bir telgraf aldığını belirtmiştir 370 . 

İstanbul'dan Berlin'e gönderilen bir telgrafta ise, İstanbul'da bulunan 
yabancı ailelerin gerek tren ve gerekse vapurlarla yabancı ülkelere kaçmakta 
olduklarını öğrenmiş; bu kaçışın sebebi ise kimsenin yarın ne olacağını 
bilmemekte olmasına bağlanmış ve bir hadisenin olmasından korkulduğunu 
belirtmektedirler 371 . 

31 Mart Olayı, Rusya'nın başkenti Petersburg'ta ilk olarak İngiliz 
Büyükelçiliğinde öğrenilmiştir. Osmanlı büyükelçiliği dahi olayı bir İngiliz 
muhabirinden haber almıştır. Rus gazeteleri bu olay hakkında kafi bir 
hükümde bulunmamakla birlikte, "Nevüye Vereme" gazetesi olayın nasıl 
olduğunun araştırıldığını belirtmektedir. Yine "Nevüye Vereme" gazetesi Rus 
diplomasisine bu vesile ile hücum etmiş ve Rus diplomatların bu olayı, 
önceden keşf ve tahmin edemediklerini beyan etmişlerdir. "Reç Gazetesi" ise, 
Avrupa'nın ortaya çıkan bu olay karşısında pek hazırlıksız bulunduğunu 
belirtmiştir 372 . 

31 Mart Olayı'nın İtalya'daki tesirleri de büyük olmuştur. (Tribuna) 
gazetesi, "askerlerin her cihette ittifak ettiklerini ve Dersaadet ile Selanik 
askeri arasında itilaf hâsıl olmuş bulunduğunu" yazmıştır 373 . 

Ayrıca Avustırya-Macaristan İstanbul'da çıkan bu isyandan bir hayli 
tedirgin olmuştur. Bunun sebebini Sir F. Cartvvright'den Sir C. Herding'e 



370 İkdam, Nu: 5350, 17 Nisan 1909 

371 İkdam, Nu: 5350, 17 Nisan 1909. 

372 İkdam, Nu: 5350, 17 Nisan 1909. 

373 İkdam, Nu: 5350, 17 Nisan 1909. 



186 



göndermiş olduğu şu telgrafta açıkça belirtmektedir: "...Viyana'da İstanbul 
olayları alam yarattı. Türkiye'de ciddi tehlikeler başlarsa bu Balkanlara 
yayılabilir. Bu durum Avusturya-Macaristan İmparatorluğunda da büyük 
huzursuzluk yaratacaktır. Almanlar, İngilizlerin Balkanlarda faaliyet 
gösterdiklerini yayarak burada huzursuzluk yaratıyorlar." 374 

2.15) Erzurum ve Erzincan'da Meydana Gelen Olaylar 

İstanbul'da 13 Nisan günü çıkan askeri isyan Anadolu'nun en önemli 
askeri merkezlerinden birisi olan Erzurum ve Erzincan'da da tesirini 
göstermiştir. Nasıl ve ne yöntemle iletişim kurdukları tam olarak tespit 
edilemese de burada çıkan askeri isyan, İstanbul'da çıkan isyanın devamı 
şeklinde görülmektedir. Şöyle ki, İstanbul'daki isyancı askerler ile Erzurum ve 
Erzincan'daki isyancı askerlerin söylemleri aynı doğrultuda olmuştur. Her iki 
isyanda da askerler "şeriat" istemek üzere ayaklanmıştır. 

Meşrutiyetin ilanından sonra Erzincan'da 4. Ordu Kumandanı olan 
Mareşal Zeki Paşa emikli edilmiş ve yerine sırasıyla Abdullah ve Tatar 
Osman Paşalar atanmıştır. Olayın çıktığı sırada 4. Ordu Kumandanlığı Müşir 
İbrahim Paşa yürütmektedir 375 . İbrahim Paşa ciddi bir askerdir ve askerlerin 
ruhuna hâkim birisidir 376 . 4. Ordunun mevcut birlikleri Erzurum ve Erzincan'da 
bulunmaktadır. 4. Ordunun merkezi ise Erzincan'dır. Erzincan'da 17. Tümen, 
bir süvari alayı, iki topçu alayı ve ordu birlikleri bulunmaktadır. Erzurum'da ise 
7. Tümen, süvari ve topçu birlikleri ile bunlara bağlı birlikler bulunmaktadır. 

Erzurum'da 13 Nisan 1909 tarihinde üç nizamiye taburu ayaklanmıştır. 
Ancak iki nizamiye taburu ile istihkâm taburu bu ayaklanmaya iştirak 



74 Erol Bilen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Akçağ Kitapevi, İstanbul, 1967. s. 83. 

5 Taylan Sorgun, İmparatorluk, İttihat ve Terakki, Cumhuriyet "1902-1938 Üç Devrin 
Galerisi", İmparatorluktan Cumhuriyete (Fahrettin Altay Paşa Anlatıyor), Kamer Yay., 
İstanbul, 1998. s. 39-40. 
376 Aydemir, a.g.e., s. 151. 



187 



etmemişlerdir. Ayaklanmaya katılan birlikler şunlardır: 25. Alayın 1. Taburu, 
26. Alayın 2. Taburu ve 28. Alayın 1 . Taburu'dur 377 . 

Erzurum'da çıkan ayaklanmanın destekçisi Erzurum Yedinci Fırka 
Komutanı Yusuf Paşa'dır 378 . Yusuf Paşa, olaydan sonra kurulan divan-ı harb 
tarafından yargılanmış ve "isyan-ı askeri mürettep ve muharriki olmasından 
dolayı" idam cezasına çarptırılmıştır 379 . Erzurum'da çıkan bu ayaklama fazla 
bir taraftar bulamamıştır. 

Çıkan esas ayaklanma 4. Ordu'nun merkezi olan Erzincan'da 
olmuştur. Çıkan olaylardan önce Erzincan'da: "İsyan olacak, askerî okul 
öğrencileri ve mektepli subaylar öldürülecek, Ermeniler ortadan kaldırılacak 
ve nihayet şeriat istenecek" şeklindeki söylentiler deveran etmiştir 380 . 
Erzincan'da bulunan askerler "şeriat isteriz" diyerek ayaklanmıştır. 
Ayaklanma 4. Ordu Kurmay Yüzbaşısı Basri Bey'e bir hizmet eri gelerek: 
"Kumandanım asker ayaklandı. Şeriat istiyor. Subayları kovdular. Bizim bölük 
de istemeyerek bu isyana katılıyor" şeklinde bir haber getirmiş, bu haber 
üzerine Basri Bey, silahını doldurmuş ve odasının kapısının önüne sipere 
yatarak gelen askere: "Ben buradayım ayrılmam. Ancak ölüm çıkar. Git 
bölüğünle gel ne isterseniz yapın" şeklinde sert bir cevap vermiştir. Ayrıca bir 
başka er de diğer Kurmay Yüzbaşı Kemalettin Bey'e aynı haberi ulaştırıyor. 
Kemalettin Bey gelen askere şu cevabı veriyor: "Hay Allah sizden razı olsun. 
Ben de çoktan beri şeriat isterdim. Bu günü gördüğüm için şükürler olsun. 
Bende aranızda bir er olarak çalışacağım" 381 diyerek apoletlerini sökerek 
asker arasına karışmıştır. Sonradan da anlaşılacağı üzere Yüzbaşı 
Kemalettin Bey, 4. Ordu Komutanı Müşir İbrahim Paşa'nın direktifleri 
doğrultusunda isyancı askerlerin arasına karışmıştır. 



077 

Alparslan Orhon, "Erzurum ve Erzincan'da "31 Mart Olayı" ile ilgili Ayaklanmalar ve 
Bastırılmaları", İkinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri, Genelkurmay Basım Evi, Ankara, 
1985. s. 95. 

378 Bayar, a.g.e., C. I, s. 175. 

379 BOA, Fon Kodu: İ.AS..., Dosya No: 745, Gömlek No: 1327/C-91. 

380 Bayar, a.g.e., C. I, s. 173. 

381 Sorgun, a.g.e., s. 40-41. 



188 



Kışlalarından çıkan askerler sancaklarının uçlarına Kur'an-ı Kerim 
bağladıkları halde, Erzincan sokaklarından geçerek Koşu alanında 
toplanmışlardır. Askerin silahlı bir şekilde sokaklardan geçmesi, Erzincan 
halkı arasında bir heyecan yaşanmasına sebep olmuştur 382 . 

Askerlerin Koşu alanında toplandığı sırada 4. Ordu Kumandanı Müşir 
İbrahim Paşa'da oraya gelmiştir. İsyancı askerlerin başı durumundaki çavuş 
İbrahim Paşa'nın karşısına geçerek konuşmaya başlamıştır. Bu sırada sokak 
başlarında halktan bazı kimseler bu durumu heyecanla izlemişlerdir. Müşir 
İbrahim Paşa isyancı askerlere; halkın önünde konuşmanın doğru 
olmadığını, askerlerin Cuma Namazından sonra Cirit Meydanında 
toplanmalarını ve kendisinin de oraya geleceğini söylemiştir. Cuma 
Namazından sonra asi askerler ile konuşmuş ve asi askerler ile ertesi gün 
Piyade Kışlası önünde toplamak üzere ayrılmışlardır. 

O gece yarısı Müşir İbrahim Paşa'dan bir emir yayınlanmıştır. 
Yayınlana emirde: "Erzincan'daki bütün subaylar ve hükümet, belediye 
erkânı, şehrin ileri gelenleri, müftü ve imamlar, öğretmenler yarın sabah 
piyade kışlasında toplanacaktır. Gelmeyenlere ağır ceza verilecektir" 
denilmiştir 383 . 

Müşir İbrahim Paşa yanında Şeyh Fevzi Efendi olduğu halde sabahın 
erken saatlerde Piyade Alayı önüne gelmiştir 384 . Alay meydanında kalabalık 
bir asker ve halk topluluğu toplanmıştır. Müşir İbrahim Paşa meydanda 
toplanan halka hitaben: "Askerler şeriat istiyorlar. Eğer şeriata muhalif bir iş 
yapıldığını söyleye varsa ortaya çıkarılsın, vereceğiniz fetva ile cezasını 
verelim" demiş, bu soruya karşılık meydandan bir imam çıkarak: "bizim 
mahallede Kurmay Yüzbaşı Filibeli İsmail Bey vardır. Minarede ezan okuyan 
müezzine ne bağırıyorsun gibi sözler söyleyerek İslamiyet'e hakaret etmiştir. 

382 Güresin, a.g.e.. s. 54. 

383 Sorgun, a.g.e., s. 42. 

384 Karal, a.g.e., C. IX. s. 93. 



189 



Herkesin ibret alması için bunun kafası kesilmelidir" diyerek, İsmail Bey'i 
suçlamıştır. Bu suçlama üzerine Filibeli İsmail Bey meydana çağırılmıştır. 
İsmail Bey'den kendisine yöneltilen suçlar hakkında cevap vermesi istenmiş, 
İsmail Bey bunun üzerine şu cevabı vermiştir: "Ben böyle bir harekette 
bulunmadım. Ben İslam oğlu İslamım. Ben ezanın okunmasında güzel 
makamlar olduğunu, müezzinin ezanı hiçbir makama uymadan okuduğunu 
ve makam öğrenmesi lazım olduğunu söyledim" şeklinde bir savunma 
yapmıştır. Bunun üzerine Müftü Efendi İsmail Bey'den şahadet getirmesini 
istemiş ve İsmail Bey şahadet getirmiştir. Bunun üzerine Müftü Efendi orada 
bulunan ahali ve askere de 3 kere şahadet getirtmiş ve tövbe ettirmiştir. 

Müftü Efendi'nin bu hareketi asker ve ahali üzerinde büyük bir tesir 
yaratmıştır. Şöyle ki isyan çıkaran askerin isyan sebebi olan "şeriat istemek" 
kendi anlayışlarına göre yerine getirilmiş olduğu için, isyan sebebi de ortadan 
kalkmıştır. Bunun üzerine Müşir İbrahim Paşa meydanda bulunan asi 
askerleri hitaben: "İşte gördünüz. Müftü ve ulema hazretleri karşısında 
subaylar tövbe ettiler. İmanlarını yenilediler, onları tekrar kumandanlığa 
kabul ediyorsunuz değil mi?" sorusuna, askerler hep bir ağızdan: "Ediyoruz" 
diyerek cevap vermişlerdir. İbrahim Paşa, subaylara kıtalarının başına 
geçmesini emretmiş ve askerler subaylarını kucaklayarak karşılamış ve 
yapılan bir resmigeçitle olay sona ermiştir. Müşir İbrahim Paşa daha sonra 
akşam askere kuzu ve helva ziyafeti verilmesini emretmiş ve askerler 
kışlalarına dönmüştür. Bu arada Yüzbaşı Kemalettin Bey, isyancıların 
elebaşlarının bir listesini İbrahim Paşa'ya vermiş ve isimleri tespit edilen 
elebaşılar tutuklanmıştır 385 . 

Erzincan'da çıkan isyan, Müşir İbrahim Paşa'nın soğukkanlı davranışı 
ve askerin isyan ediş nedenini ortadan kaldıracak bir şekilde davranmasıyla 
kısa sürede ve hiçbir olay olmadan bastırılmıştır. Eğer Müşir İbrahim Paşa 
isyancı askerlere karşı böyle bir tedbir yerine güç kullanma yoluna gitmiş 



Sorgun, a.g.e., s. 43-44. 



190 



olsaydı, belki de olayı daha kötü yönlere çekmek için bekleyen mihrakların 
eline fırsat vermiş olacak ve olay kontrolden çıkmış olacaktı. Erzincan ve 
Erzurum'da çıkabilecek olası bir karışıklığın, Adana'da çıkan Ermeni Olayları 
da göz önünde bulundurulacak olursa, Osmanlı Devleti'nde telafisi mümkün 
olmayacak bir durum yaratacağı da kesimdir. 

2.16) Adana'da Meydana Gelen Ermeni Olayları 

Meşrutiyetin ilanını takip eden günlerde Adana Vilayeti'ndeki Ermeni 
gençlerinde Müslüman ahalinin dikkatini çekecek bazı garip haller 
gözlenmeye başlanmıştır. Bu garip hareketlerden birisi de Ermeni ahalisinin 
silahlanması olmuştur. Şöyle ki Ermenilerdeki bu silahlanma, Müslüman halk 
arasında da büyük bir dikkatle izlenmekte ve bu silahların bir gün kendilerine 
çevrileceği şeklinde de söylentilerin çıkmasına neden olmaya başlamıştır. Bu 
arada Adana'ya gelen birkaç kişi, Ermenileri tahrik etmeye başlamıştır. 
Adana'da yaşayan Müslümanların ileri gelenleri, Ermeniler üzerinde 
yapılmaya çalışılan tahrik girişimlerini gözlemledikleri birkaç olay ile görmeye 
başlamışlardır. Bu olaylardan en önemlisi, Ermenilerin oturdukları evlerinin 
kapılarına Ermenistan arması işlenmiş ve üzerinde Ermenice yazı bulunan 
sigara kâğıtları ortaya çıkmaya başlanmıştır. Mersin'de Ermeniler tarafından 
"Ermeni Tarihini anlatan bir de tiyatro sahneye konuşmuştur. Bu benzeri 
olaylar Adana'da bir Ermeni-Müslüman çatışmasının çıkmasına doğru giden 
olayların tetikleyicisi mahiyetli görülmüştür. 

Olay sırasında Adana Valisi Cevat Bey ve Adana'da bulunan askerî 
kuvvetlerin kumandanı Ferik Remzi Paşa idi. Adana Valisi Cevat Bey Mülkiye 
Mektebi mezunlarından olup, Mabeyin Kâtipliğinden valiliğe yükseltilmiştir. 
1908 senesi Eylül ayında Konya'dan Adana'ya atanmıştır 386 . 



386 Son Vak'anüvis..., s 71 



191 



Adana ve civarında bulunan Ermeniler ile Müslüman ahali arasında 
çıkabilecek bir olayın belirtileri görülmektedir. Adana ve civarında meydana 
gelen Ermeni olaylarının birinci dereceden sorumlusu olarak Adana Ermeni 
Murahhası Muşeğ Efendi gösterilmektedir. Muşeğ Efendi'nin Adana ve 
çevresinde girişmiş olduğu faaliyetler olayların çıkmasında büyük bir rol 
oynamıştır. 

Muşeğ Efendi Meşrutiyetin ilanından sonra 3 ay kadar İstanbul'da 
kalmış ve daha sora Adana'ya dönmüştür. Muşeğ Efendi Adana'ya geldikten 
sonra Murahhasahane 387 'de Adana çevresinden gelmiş birçok mektuplar 
bulup hepsinde Ermeniler hakkında bir büyük felaket hazırlanmakta olduğunu 
söyleyerek telaşlanmış ve yabancı ülke temsilciliklerinden medet ummaya 
başlamıştır. Muşeğ Efendi bu nasıl bir ruh hali ile olduğu anlaşılmaz bir halde 
Ermenilere karşı bir hareket çıkacağını düşünmüştür. Ayrıca bu düşüncelerini 
İstanbul'da bulunduğu günlerde Babıâli'ye ve Adana'ya dönüşünden sonrada 
Adana Valiliğine bildirmiştir. 

Muşeğ Efendi yaptığı bu başvuruların sonuçsuz kaldığını görünce, 
yazığı çeşitli yazılarla Adana ve çevre illerde bulunan Ermenilere, şizofreni 
derecesine varan, "Müslümanların Ermenilere saldıracağı" şeklindeki sapık 
düşüncelerini aşılamaya başlamış ve bununla da kalmayarak olası bir 
saldırıya karşı Ermenilere silahlanmalarını tavsiye etmiştir. Adana çevresinde 
bulunan Ermeniler bu asılsız nutuklara kanarak silahlanmaya başlamış ve 
"Türklerin her an başlayacak katliam girişimlerine karşı" can, mal ve ailelerini 
koruma ve savunmaya hazır halde beklemeye başlamışlardır. Ancak Muşeğ 
Efendi'nin asıl amacını görmek için Osmaniye'de yapmış olduğu şu 
konuşmayı nakletmek yeterlidir, "Ermenistan için çalışınız, hiçbir şeyden 
korkmayınız, fedailerimiz bize kâfidir, hin-i hacette ecnebilerin 
muavenetlerinden istifade edeceğimizi ümit ederim". Bu sözlerden de 
anlaşılacağı üzere Muşeğ Efendi, bir Türk-Emeni çatışması ortamı yaratarak 



37 Ermenilere verilen imtiyazlı bina. 



192 



bu karmaşadan yararlanmak ve böylece hayalindeki "Ermenistan"ı kurmayı 
ümit etmektedir 388 . 

İşte bu gergin havada olayları tetikleyen, Adana'da birkaç Ermeninin 
iki Müslümanı öldürmesi olmuştur. Bu olayın Gökdereliyan adlı Ermeni 
çetecisi ve arkadaşlarının yapmış olduğu anlaşılmış, ancak bu katil grubu 
gündüz vakti ellerini kollarını sallayarak Adana'dan kaçmayı başarmışlardır. 
Öldürülenlerin içinde Müslüman ahali tarafından sayılan bir hocanın tenasül 
organı kesilip ağzına verilmiş ve bu uzva kendi kanı ile bir haç yapılmıştır. 
Vilayetin asayişi sağlamak için göndermiş olduğu askerlere Ermeni 
mahallesinden ateş açılmaya başlamış ve bu çarpışmada birçok jandarma ve 
polis şehit olmuştur. Çıkan bu olaylarla Ermeni murahhası Muşeğ Efendi'nin 
istediği karışıklık ortamı oluşmaya başlamıştır. Müslümanların öldürüldüğünü 
duyan Türkler de ellerine aldıkları silahlarla Ermeni mahallesine doğru 
ürümeye başlamış ve iki taraf birbirine girmiştir 389 . 

Adana'da çıkan bu olaylar 1 Nisan'da bir telgrafla Dâhiyle Nezaretine 
bildirilmiştir. Gönderilen telgrafta, "(Adana'da) ihtilal vukuunu ve yağmagirlik 
zuhuru" olduğu belirtilmiştir. Bu telgraf üzerine Dâhiliye Nezareti'nden 
gönderilen cevapta, "orada asker, jandarma, polis her ne var ise hemen 
kollar çıkarın, her tarafa kollar gönderin, iki taraf nesayih-i lâzıme icra edin. 
Asayişi suret-i katiyede muhafaza edin. Zinhar muhilli asayiş hal ve harekete 
meydan vermeyin" denilmiştir 390 . Adana Vilayeti'nden Dâhiliye Nezaretine 1 
Nisan tarihli ve Vali Cevat imzalı gönderilen bir telgraftan anlaşıldığına göre 
olaylar 31 Mart akşamı çıkmıştır. Yine aynı telgraftan anlaşıldığına göre, 
Adana dâhilinde çıkan bu karışıklık sabah kadar devam etmiş; sabah 
dükkânlarını açmış olan Ermeniler, kiliseden gelen haber üzerine 



388 Son Vak'anüvis..., s. 75-80 



19 Mehmet Asaf, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, (Haz.: İsmet Parmaksızoğlu), 
TTK Yay., Ankara, 2002. 
390 MMZC, C. III, s. 119. 



193 



dükkânlarını kapatmışlardır. Ermenilerin dükkânlarını kapattığını gören 
Müslüman esnaf dahi dükkânlarını kapatmıştır 391 . 

1 Nisan tarihli Dâhiliye Nezaretine Adana'dan gelen ikinci telgrafta ise, 
Adana'da bulunan mevcudu 400 olan Nizamiye Taburu ve mevcut jandarma, 
polisin bu karışıklığı bastırmakta yeterli olmadığı belirtilmiş ve Mersin, 
Tarsus, Karaisalı, Sis Redif taburlarından elde edilecek askerlerin hemen 
Adana'ya gönderilmesi gerektiğini yukarıdaki mahallere bildirilmiş olduğunu; 
sabahtan beri devam eden ve henüz teskini mümkün olmayan ihtilal 
esnasında meydana gelen ölümlerin miktarı ve yağmaların neticesinin 
anlamanın mümkün olmadığı belirtilmiştir 392 . Yine 1 Nisan'da Adana Valisi'nin 
Dâhiliye Nezareti'ne çekmiş olduğu telgrafta Hamidiye Kazasında 393 da 
karışıklıklar meydana geldiği, katliam ve yağmanın başlamış olduğu haber 
verilmektedir. Dâhiliye Nezareti'nden çekilen telgrafta ise, bu mahallere 
acilen kuvvet sevk edilmesi istenilmektedir 394 . 

2 Nisan'da Adana'daki olaylar büyümeye ve genişlemeye başlamıştır. 
Adana Vilayeti'nden Dâhiliye Nezareti'ne çekilen bir telgrafta Adana'da 
buluna kuvvetlerin olayları yatıştırma ve bastırmaya yeterli olmadığı ve 2. 
Ordu'ya mensup olan Silifke Redif Alayı'nın derhal silah altına alınarak 
Mersin üzerinden seri bir şekilde Adana'ya yetiştirilmesi istenmiştir. 
Hamidiye'den sonra Misis'te 395 de karışıklıklar çıkmıştır 396 . Adana ve 
çevresinde bulunan asker, jandarma ve polis kuvvetleri çıkan bu olaylar 
karşısında yetersiz kalmıştır. 

Olaylar bu şekilde devam ederken 1 Nisan akşamı Adana'ya trenle 
gelen İngiltere'nin Adana konsolosu şehir dâhilinde dolamak istediğini 



391 MMZC, C. III, s. 120. 
392 MMZC, C. III, s. 121. 



Adana'nın Ceyhan ilçesine balı Yarsuvat Beldesi, Akbayır, a.g.e. s. 67. 
394 MMZC, C. III, s. 121. 

Bugün Adana'ya bağlı Yakapınar Beldesi. Akbayır, a.g.e.. s. 120. 

396 MMZC, C. III, s. 121. 



194 



belirtmiş, ancak şehirde ihtilal hali olduğu söylenerek şehirde dolaşmanın 
tehlikeli olacağı kendisine bildirilmiş olmasına rağmen Konsolos yanına 10 
asker ve bir subay verilerek şehirde dolaşmıştır. Konsolos 2 Nisan günü de 
yanında Jandarma Kumandanı olduğu halde Adana içinde gezmeye çıkmış, 
Ermenilerin bulunduğu mahalleye gelindiği zaman buradan asker üzerine 
ateş açılmış, konsolos elini kaldırarak Ermenilerin ateş etmesine engel olmak 
istemişse de ateş devam etmiş ve konsolos dahi atılan kurşunlardan birinin 
koluna isabet etmesiyle yaralanmıştır 397 . 

Dâhiliye Nezareti'nden Adana'ya çekilen 2 Nisan tarihli telgrafta 
Adana'dan gelen telgraflara şu cevap gönderilmiştir: "Gelibolu'daki 10. Alayın 
3. Taburu ile 2. Ordu mıntıkasından diğer bir taburun hemen Mersin'e 
şevkleri için Harbiye Nezaretinden evamir-i lazime verilmiş olduğu gibi ber 
mucib-i iş'ar Silifke Redif Alayı'nın da silah altına alınarak Adana'ya şevki 
bugün Meclis-i Vükelaca kararlaştırılarak icap edenlere tebligatı lazime icra 
edilmiş olduğundan, bu kuvvetlerin vusulüne kadar tedabir-i müttehazenin 
istikmaline çalışılarak müsdemat ve tarruzatın serian men'i ve tarafeyinin ileri 
gelenlerine nesayih-i müessire ve ekîde ifası ve peyderpey malumat itası ve 
Konsolosa beyan-ı teessüf olunması mütemannadır. Ol babda..." 398 

Olaylar Cebel-i Bereket'e 399 sıçramış, 3 Nisan'da Cebel-i Bereket'ten 
Dâhiliye Nezareti'ne gönderilen telgrafta ahalinin kendisini muhafaza 
edemeyeceğini ve acilen asker yetiştirilmesinin lüzumu anlatılmıştır. Yine 
Cebel-i Bereket'ten "Fevkalade Müstaceldir" işaretiyle Dâhiliye Nezareti'ne 
gönderilen telgrafta şöyle denilmektedir: "Fevkalade Müstaceldir. Şimdi, fena 
halde silah sesleri, memlekete doğru işitiliyor. Memleketi muhafaza edecek 
ahali ve asker nihayet 200 kişiden başka kimse olmadığı ve hatta hücum 
başlarsa aile-i çakeranemi ve ahaliyi alıp Osmaniye'ye rıhlete (göç ettirme) 
mecbur olacağım. Liva ateş içindedir. Mutlaka 3-4 tabur asker yetiştirilmesi 



397 MMZC, C. III, s. 121-122. 
398 MMZC, C. III, s. 122. 



Osmaniye İlimize bağlı Gavurdagı bölgesi. Akbayır, a.g.e. s. 29. 



195 



maarruzdur". Yine Cebel-i Bereket'ten Dahiliye Nezareti'ne gönderilen 
telgrafta, Dörtyol'a civardaki Ermenilerden 400'e yakın silahlı şahısın daha 
iltihak ederek karye etrafına istihkamlar yapmakta ve ağaçları keserek ihrak 
ile tabyalarını tahkim etmekte olduklarından civar İslam köyleri hudutlarında 
yığılmakta oldukları haber alınmakta ve Polis Komseri ile Jandarma 
Kumandanı ve ahalinin ileri gelenleri, burada birkaç kimse iki tarafa gerekli 
nasihatleri ve müessire icrasıyla asker vüruduna kadar birbirleriyle 
mükateleden menetmek üzere Ocaklı karyesine izam kılınarak netice-i 
teşebbüsatın derdesti arz bulunduğu maruzdur." 400 

Görüleceği üzere 31 Mart'ta başlayan bu kargaşa hızla büyüyerek bir 
ihtilale dönüşmüştür. Adana'da çıkan bu isyan hareketinin İstanbul ile çıkan 
isyan ile somut bir ilişkisi olmadığı söylenebilir. Çünkü Adana bölgesinde 
Meşrutiyet öncesinde ve sonrasında Ermenilerin böyle bir harekete 
girişeceği gözlemlenmektedir. İstanbul'da çıkan isyan ile Adana'da çıkan 
isyanın tek bağlantısı şöyledir ki, Adana'da ihtilale kalkışan Ermenilerin bu 
günü seçmesindeki en önemli neden, İstanbul dâhilinde çıkan isyan 
nedeniyle Hükümetin burada çıkan bir isyana müdahale edemeyecek olması 
düşüncesidir. 

Burada önemli olan bir nokta da, İngiltere'nin Mersin Konsolosunun 
sorumsuz bir şekilde Adana'ya gelmiş olasıdır. Adana'da bulunan konsolosun 
yanlışlıkla öldürülmesi, İngiltere ve diğer ülkelerin buraya müdahale etmek 
için bekledikleri fırsatın onlara vermesi açısından gayet önemlidir. Olay 
sırasında Fransız, İngiliz ve Amerikan zırhlılarının Mersin ve İskenderun 
önlerine gelerek Ermenilere yardım etmek istedikleri göz önüne alınacak 
olursa, konsolosun öldürülmesi bu ülkelerin Osmanlı topraklarına fiili bir 
müdahalesi için önemli bir fırsat olabilirdi. 



400 MMZC, C. III, s. 122. 



196 



Adana olayları 14 Nisan'da başlayıp 401 17 Nisan tarihine kadar devam 
etmiştir 402 . Devam eden bu olaylarda iki taraftan da yaklaşık 7 bin kişi 
öldürülmüştür 403 . Osmanlı Tarihinde görülen muhtelif Ermeni ihtilal 
hareketlerinden birisi olan bu isyan hareketi, Osmanlı Devleti'ni bir hayli 
uğraştırıştır. 



Yukarıda da belirttiğimiz üzere Adana'dan yollanan telgrafta bu tarih 31 Mart akşamı 
olarak belirtilmektedir. 

402 Asaf, a.g.e., s. 12. 

403 Son Vak'anüvis..., s. 76. 



III. BOLUM 

HAREKET ORDUSUNUN KURULMASI ve 31 MART İSYANININ 

BASTIRILMASI 



3.1) 31 Mart İsyanı'nın Rumeli'de Duyulması ve Hareket Ordusunun 
Kurulması 

31 Mart Olayı'nın ilk günü, İstanbul'dan Selanik'e bazı Müslüman ve 
Hıristiyanlara çekişmiş olan telgraflarda "sıhhatteyiz" veya "Beyoğlu'nda bir 
şey yoktur" gibi bir takım sözler yer almış, gönderilen bu telgraflardan ve 
içindeki sözlerden hiçbir şey anlaşılmamıştır. Çekilen bu telgraflar 31 Mart/1 
Nisan (13/14 Nisan) gecesi sabah ezanından iki saat öncesinden gelmeye 
başlamıştır 1 . Ayrıca İstanbul'dan her gün Selanik'teki orduya, vilayete birçok 
telgraf geldiği halde 31 Mart yani 13 Nisan günü hiçbir telgraf alınmaması 
dikkatleri çekmiştir 2 . 

31 Mart İsyanı Selanik'te kesin olarak, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 
önemli isimlerinden olan, İsmail Canbolat Bey tarafından Selanik'e çekilen, 
"Meşrutiyet mahvoldu" şeklindeki telgrafı ile öğrenilmiştir 3 . İsmail Canbolat'ın 
telgrafından başka, 14 Nisan günü sabaha karşı Selanik'e gelen garip 
telgraflar üzerine İstanbul'da çıkan bir olaydan şüphelenilmiş ve İttihat ve 
Terakki Cemiyeti'nin Selanik heyet-i merkeziyesi üyelerinden Topçu Kolağası 



1 Süleyman Kani İrtem, 31 Mart İsyanı ve Hareket Ordusu; Abdülhamid'in Selanik 
Sürgünü, (Haz.: Osman Selim Kocahanoğlu), Temel Yay., İstanbul, 2003. s. 197. 

2 irtem, a.g.e., s. 195. 

3 Mustafa Müftüoğlu, İstanbul'a Yürüyen Ordu, 31 Mart'ın Perde Arkası, Başak Yay., 
İstanbul, 2005. s. 101. Süleyman Kani İrtem eserinde, "bana gelen malumata göre Selanik'e 
ilk sağlam haberi mebus Nesim Mazliyan Efendi yetiştirmiştir. Mazliyan Efendi Selanik'te 
bulunan Mebus Emanuel Karasu Efendi'ye Beyoğlu'ndan Estern İngiliz kablosu vasıtasıyla 
Fransızca bir telgraf çekmiş ve: "Par l'intrque d' Ahrar". «Ahrar'ın entirikasıyla» diye başlayan 
bu telgrafta hadise hakkında kısaca fakat doğru malumat verilmişti." demektedir. Bkz, 
irtem, a.g.e., 200. 



198 



Rasim Bey ile Süvari Yüzbaşılarından Süleyman Fehmi Bey Suray-ı Ümmet 
Gazetesi merkezine bir telgraf çekmiş ve herhangi bir cevap alamamıştır. 
Bunun üzerine Süleyman Fehmi Bey, İstanbul'a yakınlığı dolayısıyla 
Edirne'ye bir telgraf çekmiş, 2 saat beklemesine karşın telgrafına bir cevap 
gelmemesi üzerine, İstanbul'da mühim bir olay olduğundan şüphesi 
kalmamış ve Selanik Vilayeti kazlarıyla Manastır, Üsküp, Yanya, İşkodra 
Vilayet merkezlerine, "İstanbul'da mahiyeti anlaşılamayan büyük bir hadise 
vakii olduğuna, alınacak malumatın bildirileceğine dair" Selanik vilayet heyet-i 
merkeziyesi imzası ile bir telgraf göndermiştir 4 . 

O sırada İttihat ve Terakki Genel Sekreteri olan Mithat Şükrü Bleda 
Bey olaydan birkaç gün önce Selanik'e gelmiş ve İhsan Namık Bey'in evinde 
misafir olarak kalmaktadır. Gece saat 01.30'da ikisine de telgrafhanede 
toplanılması üzerine haber gönderilmiştir. Midhat Şükri Bey imzası ile olay 
hakkında Edirne Valisi Reşit Paşa'dan bilgi istenmiş 5 ; öğleden sonra 6 Edirne 
Valisi Reşit Paşa'dan, "İstanbul'da askerî isyan var. Mektepli zabitleri ve bir 
takım masum kimseleri sokakta öldürüyorlar, şeriat istiyorlar" şeklinde bir 
telgraf gelmiş, Midhat Şükrü Bey telgrafı alır almaz Akaretler'deki askeri 
kulübe gitmiş, orada Üçüncü Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa'yı 
bulmuş ve kendisine bildiklerini anlatmıştır" 7 . 

Bu arada İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Selanik heyet-i merkeziyesi, 
"İstanbul'da başlayan hareketin istibdadı iade etmek için müstebitler 
tarafından hazırlanan bir plan neticesi olduğunu" şeklinde bir telgrafı Selanik 
kazaları ve diğer vilayetlere göndermiştir. Selanik heyet-i umumiyesi, 5 Eylül 
1324'te yapılan İttihat ve Terakki genel kongresinde yer alan, "şayet 



4 İrtem, a.g.e., s. 198. 

5 İrtem, Aynı yer. 

6 Süleyman Kani İrtem eserinde, "gene o gece saat sekizde - ezani - Serez Mebusu Midhat 
Şükrü Bey imzasıyla Edirne Valisi Reşit Paşa'ya çekilen bir telgrafa çeyrek saat sonra cevap 
geldi. Reşit Paşa bunda İstanbul'da bazı hadiselerin zuhur ettiği, sadarete Tevfik Paşa'nın, 
narbiyeye Edhem Paşa'nın geçtiği duyulduğunu bildirdi. Artık sabah olmuştu." demektedir. 
Böylece İrtem'e göre telgraflaşmanın gece yarısı 02.00 sıralarında gerçekleştiği anlaşılıyor. 
Bkz, İrtem, a.g.e., s. ,199. 

7 Midhat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1979. s. 67. 



199 



İstanbul'daki merkez-i umumi bir kazaya uğrarsa Selanik'te derhal yeni bir 
merkezi umumi kurulacaktır" kararına uyarak, İstanbul'da bulunan merkez-ı 
umumiyi yok sayarak yeni bir merkez-i umumi kurma kararı almışlardır. 
Alınan bu kara neticesinde Selanik heyet-i merkeziyesinin, merkez-i umumiye 
görevini üstlenmesine karar verilmiştir. Yeni bir merkezi umumi oluşturmak 
için, Manastır, Üsküp, Yanya, İşkodra ve Edirne'den birer üye yollanması 
istenmiştir. Bu arada halk arasında iyi tesir uyandıracağı düşünülerek 
ateşemiliter Enver ve Fethi Beylere Selanik'e gelmeleri için telgraf 
yazılmıştır 8 . 

Ayrıca yapılan bu toplantı da Rumeli'den bir kuvvetin İstanbul'a 
yürümesi, bu kuvvetin kumandasını üzerine alması için Üçüncü ordu 
Kumandanı ve Müfettiş-i Umumi Vekili Mahmut Şevket Paşa'ya teklif 
edilmesi, eğer o kabul etmezse Metroviçe Kumandanı Cavit Paşa'ya 
müracaat edilerek Selanik'e davet edilmesi düşünülmüştür. Bu arada 
Mahmut Şevket Paşa'da kurulacak ordunun başına geçmesi konusunda ikna 
edilmiştir 9 . 

Hareket Ordusu Kumandanı olan Birinci Ferik Mahmut Şevket Paşa 
ordunun başına geçmeyi kabul ettikten sonra, 14 Nisan 1909'da yani isyanın 
ertesi günü Harbiye Nezaretine çektiği bir telgraf da: "İstanbul'da ölüm 
vakaları olduğu hakkında şaiyalar dolaşmaktadır. Burada ahali ve ordu 
fevkalade heyecan içindedir. İstanbul üzerine yürümek üzere hazırlıklar 
başlamıştır. İstanbul ahvali sükûn bulmadıkça bu heyecanın yatıştırılması 
kabil değildir" demek suretiyle olay hakkında Harbiye Nezaretinden bilgi 
istemiştir. Aynı gün "Harbiye Nazırı Edhem" imzası ile Selanik'e cevap 
yazışmıştır. Yazılan cevapta: "...3. Ordu'dan gönderilen II. ve IV. Avcı 
Taburları'nın önayak olmasıyla başlayan iğtişaş Kabine'nin tebdiliyle 



Irtem, a.g.e., s. 200-201. 
9 irtem, a.g.e., s. 202. Süleyman Kani İrtem, Mahmut Şevket Paşa'nın ordu komutanlığını 
kabul etmesinde Mustafa Kemal (Atatürk) Bey'in temaslarının etkili olduğunu belirtmektedir. 
Ayrıca Selanik Heyet-i merkeziyesinden Abdulkerim ve Ali Naki Beyler de Mahmut Şevket 
Paşa'yı iknaya gitmişlerdir. Bkz, İrtem, Aynı yer. 



200 



sükunetyâb olmuş olup Adliye Nazırı ile Lâzkiye Mebusu'nun hatâen 
vefatından vaşka vukuat olmadığı ve Kanun-ı Esasi'nin emin ve müstemir 
olduğu temin ve tebşir ve binaenaleyh diğer gûna (başka çeşit) mezahir-i 
siyasiyeye (siyasi mahzurlara) meydan verilmemek üzere Dersadet'e 
hareketten bieyyihal tevakki (herhalde sakınılması) olunması tavsiye 
olunur." 10 şeklinde bir teminat verilmiştir. Selanik'te cereyan eden olaylar 
hakkında haberleşme dosyalarını yürütmek için, Hacı Adil, Nesib Beylerle ile 
Vitalis Efendi'den oluşan bir «siyasi heyet» oluşturulmuştur. Ayrıca bu heyet 
konsolosluklara yaşanan olayları anlatan bir beyanname yazmış ve 
Selanik'te bulunan yabancı gazete muhabirlerine olay hakkında da bilgi 
verilmiştir 11 . 

Selanik'te bulunan IX. Redif Fırkası Kumandanı olan Hüseyin Hüsnü 
Paşa (Hareket Ordusu Kumandan Vekilliği de yapacaktır) ise İstanbul'da 
meydana gelen olayı 14 Nisan sabahı İstanbul'da bulunan damadı Mustafa 
Rahmi (Evrenos) Bey'den nalmış olduğu telgrafla öğrenmiştir. Hüseyin 
Hüsnü Paşa, İstanbul'dan almış olduğu bu telgrafın önemini anlamış ve 
mahiyetinde bulunan Erkan-ı Harp Kolağası Mustafa Kemal (Atatürk) Bey'e 
göstererek fikrini öğrenmek istemiştir. Erkan-ı Harp kolağası Mustafa Kemal 
Bey aldığı bu telgrafı inceledikten sonra, İstanbul'a bir kuvvet yollanması 
şeklindeki fikrini Hüseyin Hüsnü Paşa'ya bildirmiştir 12 . 

Mahmut Şevket Paşa Selanik'te bulunan bütün subayları toplayarak 
onlara bir konuşma yapmıştır. Mahmut Şevket Paşa yapmış olduğu 
konuşmada, Hürriyetin elden gitmekte olduğunu üzüntülü bir dille 
anlatmıştır 13 . Aynı gün Selanik'te 11 Temmuz Meydanında 20-30 bin kişinin 



Celal Bayar. Ben de Yazdım; Milli Mücadeleye Gidiş, C. II, Baha Matbaası, İstanbul, 
1967. s. 332-333. 
11 İrtem, a.g.e., s. 205. 

2 Zekeriya Türkmen, Osmanlı Meşrutiyetinde Ordu - Siyaset Çatışması, İrfan Yayıncılık, 
2. Baskı, İstanbul, 1999. s. 39. 

13 Osman Nuri, Abdülhamid-i Sânî ve Devr-i Saltanatı (Hayat-ı Hususiye ve Siyasiyyesi), 
İstanbul, 1327. s. 1187. 



201 



katılımıyla bir protesto mitingi yapılmıştır 14 . Miting de Türkçe, Arnavutça, 
Bulgarca, Sırpça, Ulahça ve Musevice dillerinde konuşmalar yapılmıştır. 
Miting de konuşanların arasında İttihat ve Terakkinin Musevi Milletvekili 
Emanuel Karsu'da vardır 15 . 

Selanik'te haber bu şekilde duyulurken, İstanbul'a daha yakın olan 
Edirne'de de olay duyulmaya başlanmıştır. Edirne'de, "Yeni rejimin emniyet 
kuvveti olarak 3. Ordu'dan, yani Batı Rumeli'den İstanbul'a getirilmiş olan 
avcı taburlarının çavuşları, askerleri harekete geçirmişler, Padişah ve şeriat 
için ayaklanma tertip etmişler" 16 şeklinde duyulan havadis, Edirne'de hem bir 
heyecan, hem de şaşkınlık yaratmıştır. Bu şaşkınlığın nedeni ise, "irticaın 
Trakya'da çıkacağı" 17 beklentisi olmuştur. 

Selanik'te olduğu gibi Edirne'de de olayın duyulması üzerine, 
Edirne'de bulunan subayların garnizonda bulunan askeri kulüpte toplanmaları 
bildirilmiştir. Garnizonda tanınmış iki subay kürsüye çıkarak, İstanbul'a 
nakledilen askeri garnizonun ve bilhassa manastır bölgesinden İstanbul'a 
nakledilen avcı taburları erlerinin isyan etmiş olduğu, kendi subaylarını 
kovduklarını, dövdüklerini, hatta öldürdüklerini, donanma erlerinin ve bir çok 
sarıklılarla külhanbeylerinin de bunlara katılmış olduklarını, Millet Meclisinin 
basıldığını ve şeriat ve Padişahı isteriz diyerek sokaklara dağıldıklarını; 
Meşrutiyet rejiminin tehlikeye girmiş olduğunu ve sonuç olarak Üçüncü ve 



Beyan-ı asır gazetesi bu toplantıyı şöyle anlatıyor: "bütün vatandaşları saat 8'de 1 1 
Temmuz Meydanında toplantıya çağıran bağırmalar şehrin her tarafında bir heyecan 
uyandırmış, bütün kulüpler, küçük büyük binlerce halk akın akın, kafile kafile meydanda 
toplanmaya başlamıştır. Bugün bütün kalplerde tasvire sığmaz bir ateş, bir ateş-i hamiyet 
fevaran ediyor, Hürriyeti yine böyle bir günde, bir Perşembe günü istihsale muvafık olmuş 
olan Osmanlılar şimdi de bina-i Meşrutiyete bir darbe-i müdehhiş vuran elleri kırmaya bütün 
meyvudiyetleriyle çalışıyor, herkesten o müstebid vücutlara karşı bir şehika-i intikam 
yükseliyordu" bkz, Yunus Nadi, a.g.e., s. 140. Ayrıca bkz, İkdam, Nu: 5353, 20 Nisan 1909. 

5 Ayfer Özçelik, Sahibini Arayan Meşrutiyet; Meclis-i Mebusan'ın Açılışı 31 Mart ve 
1909 Adana Olayları, Tez Yay., İstanbul, 2001. s., 189. 

16 İsmet İnönü, Hatıraların, Genç Subaylık Yılları (1884-1918), (Haz.: Sebahattin Selek), 
Burçak Yay., İstanbul, 1969. s.73-74. 

7 Kazım Karabekir, "Edirne'ye gelen haberlerin, İrticaın Trakya'da çıkacağını gösteriyordu" 
şeklinde bir bilgi vermektedir. Kazım Karabekir, İttihat ve terakki Cemiyeti (1896 - 1909), 
Emre Yay., 2. Baskı, İstanbul, 1995. s., 446. 



202 



İkinci Ordulardan bir tepeleme kuvvetin derhal İstanbul üzerine sevkedilerek, 
isyanın bastırılması gerektiğini, kendilerinin İttihat ve Terakki Partisi ile asla 
ilgilerinin olmadığını, ordu gençlerinin bir kere daha nizamı tekrar kurması 
icabettiğini şeklinde bir konuşma yapmışlardır 18 . 

Edirne'de faaliyetler bununla da bitmemiş, olayı tam olarak öğrene 
bilmek için Kazım Karabekir'in evinde, İsmet, Seyfi, Jandarma Yüzbaşı Refet, 
Topçu Yüzbaşı Sabri, sivillerden Faik Beylerinde bulunduğu bir toplantı 
yapılmıştır. Yapılan bu toplantı da, Yüzbaşı Sabri Beyle, Faik Bey'in 
İstanbul'a kıyafet değiştirerek gönderilmesine karar verilmiştir. İstanbul'a 
giden bu iki kişi, gittiklerinin ertesi günü Edirne'ye "irtica müthiştir, hareket 
lazım" manasına gelen "annem hastadır" şifresini göndermişlerdir 19 . Böylece 
Edirne'de buluna subaylar olayı doğrulamışlardır ve ona göre hareket 
edeceklerdir. 

Olay Selanik ve Edirne'de duyulduktan sonra, İstanbul üzerine bir 
kuvvet yollamak konusunda bir fikir birliği meydana gelmiştir. Anacak Selanik, 
Edirne'de bulunan 2. Ordu'dan emin değillerdir. Bu tereddüdü Midhat Şükrü 
Bey şöyle ifade etmektedir: "Selanik'ten İstanbul'a gönderilecek kuvvetlerin 
arkasından gelecek Edirne ordusu fikir değiştirip herhangi bir ters girişime 
yeltenecek olursa mahvolurduk. Böyle bir felaket olasılığını ön plana alarak 
bunu önlemek için Edirne'ye gidip durumu tetkik etmek istedim" 20 diyerek; 
Selanik'in, Edirne'de bulunan 2. Ordu'ya karşı bir şüpheli bakışı olduğunu 
ifade etmiştir. 



8 Rahmi Apak, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları , TTK Yay., Ankara, 1988. s., 35. 

19 Karabekir, a.g.e., s. 446. 

20 ** « 

Bleda, a.g.e.. s. 67. Bu güvensizliğin bir başka örneğini Kazım Karabekir'in eserinde 
görmekteyiz. Karabekir eserinde, 3. Ordu'dan 2. orduya yeni gelmiş olana subaylardan 
Vehip Bey'in, "...Selanik'te ordu erkânı harbiyesi bizim ordudan da harekete iştirak istemiş, 
Vehip Bey de: «Bu ordu mürteciler elindedir, buradan ümit beklemeyiniz» cevabını vermiş." 
Bkz., Karabekir, a.g.e., s. 447. 



203 



14 Nisan günü Selanik'te genel seferberlik ilan edilmiş ve Selanik 
Redif Tümeninin bütün taburları silâhaltına alınmıştır 21 . Selanik Redif Albayı 
Nâki Bey'in, Serez Redif Alayı'da Erkan-ı Harp Miralayı Hazan İzzet Bey'in 
kumandası altında toplanmıştır 22 . Toplanan bütün kuvvetlerin başına ise 
Selanik IX. Redif Fırkası (tümeni) Kumandanı Hüsnü Paşa getirilmiş, Kurmay 
Başkanlığına da Kolağası Mustafa Kemal Bey atanmıştır 23 . 15 Nisan günü 
yayınlanan bir genelge ile de Hareket Ordusu "Mürettep Tümeni"nin savaş 
düzeni: "Tümen Kumandanı, Tümgeneral Hüsnü Paşa Hazretleri; Tümenin 
Kurmay Başkanları ise Kurmay Yüzbaşılar, Mustafa Kemal (Atatürk) Bey, 
Sami Bey ve İzzettin Bey Kurmay Başkan Yardımcıları Mümtaz Yüzbaşı 
Vasfi Efendi, Piyade üsteğmeni Ahmet Vefik Efendi, Piyade Asteğmeni 
Hakkı Efendi" şeklinde olmuştur 24 . Bu tümene bağlı Tugay ve Alayların 
komuta heyeti ise şöyledir: "Birinci Mürettep Tugay Komutanı, Kurmay Hasan 
İzzet Bey; İkinci Mürettep Tugay Komutanı, Kurmay Yarbay Cemalettin Bey; 



İstanbul'a gönderilecek askerler önce Nizamiye Kıtası askerlerinden seçilmiş, Ancak 
İstanbul'da isyan eden askerinde nizamiye kıtaları olduğu için, "olabilir ki bu nizamiye 
askerileri de zehirlenmiştir" şeklindeki bir şüphe ile Redit Taburları'nın silâhaltına alınıp 
toplanmıştır. Bkz, İrtem, a.g.e., s. 203-204. 

Türkmen, a.g.e., s. 41. İstanbul'a gönderilecek askerler önce Nizamiye Kıtası 
askerlerinden seçilmiş, Ancak İstanbul'da isyan eden askerinde nizamiye kıtaları olduğu için, 
"olabilir ki bu nizamiye askerileri de zehirlenmiştir" şeklindeki bir şüphe ile Redif Taburları'nın 
silah altına alınıp toplanmıştır. 

" Aydemir, a.g.e., s. 164. Hareket ordusunun içinde ileride I. Dünya Savaşı'nda ve Türkiye 
Cumhuriyeti'nin kuruluşunda isimleri geçecek şu ünlü isimler yer almıştır: " Erkanıharb Feriki 
Mahmut Şevket Paşa, Erkanıharp Kolağası Selanikli Mustafa Kemal Bey, Erkanıharp 
Binbaşısı Pirlepireli Fethi (Okyar) Bey(Paris ateşemiliterliğinden geliyordu), Erkanıharp 
Kolağası İzmirli İsmet Bey (İnönü), Erkanıharp Yüzbaşısı Hafız İsmail Hakkı Bey (Viyana 
ateşemiliterliğinden geliyordu), Erkanıharp Kaymakamı Üsküplü Cemal Bey(Paşa), 
Erkanıharp Binbaşısı Faik Bey(Üsküdar Mutasarrıfı), Erkanıharp Binbaşısı Selanikli Remzi 
Bey(l. Dünya Savaşında Miralay), Erkanıharp Kolağası Vehbi Paşazade Süleyman Askeri 
Bey(daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı olacaktır.), Erkanıharp Kolağası Halil Bey(Enver 
Paşa'nın amcası, Paşa), Piyade Kolağası Ohrili Eyüp Sabri Bey(İttihat ve Terakkinin bir 
numaralı kurucusu), Piyade Kolağası Resneli Niyazi Bey(Hürriyet Kahramanı), 
ErkanıhârpYüzbaşısı Giritli Ruşeni Bey (Teşkilatı Mahsusada çalışmış, Ankara Mebusu 
olmuş) Piyade Mülazımıevveli Yakup Cemil Bey (Babıâli baskınında Nazım Paşa'yı vurmuş, 
Enver Paşa ile Almanya'ya taraftar olması yüzünden onunla arası açılarak isyan etmiş, 
kurşuna dizilerek öldürülmüştür), Baytar Yüzbaşısı Rasim Bey (Milli Mücadeleye katılmış, 
İzmir suikastinden sonra idam edilmiştir), Sarı Efe Edip Bey(İzmir Suikastından sonra idam 
edilmiştir), Mümtaz Erkanıharp Yüzbaşısı Köprülülü Kazım Bey (Kazım Karabekir Paşa), 
Mülazımıevvel ismail Canbolat Bey (ittihat ve Terakki Kurucularından ve güzidelerindendir. 
İzmir suikastine karıştığı için idam edilmiştir), Erkanıharp Kolağalarından Ali İhsan Bey 
(General Ali İhsan Sabis). Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, (Haz.: Samih Nafiz 
Tansu), Nurgök Matbaası, İstanbul, 1957. s. 34-36. 

î4 Atatürk'ün Not Defterleri-I, Genelkurmay ATAŞE Başkanlığı Yay., Genelkurmay Basım 
Evi, Ankara, 2004. s.29. 



204 



Birinci, Mürettep Alay Komutanı, Kurmay Binbaşı Muhtar Bey; İkinci Mürettep 
Alay Komutanı, Kurmay Binbaşı Aziz Bey; Üçüncü Mürettep Alay Komutanı, 
Kurmay Binbaşı Mehmet Naki Bey; Dördüncü Mürettep Alay Komutanı, 
Kurmay Binbaşı Ali Hikmet Bey, Beşinci Alay Komutanı, Kurmay Binbaşı 
Ruşen Bey; Topçu Komutanı, Tuğgeneral Sohban Paşa; makineli Tüfek 
Bölüğü Komutanı, Yüzbaşı Ahmet Efendi; Jandarma Birlikleri Komutanı, 
Yüzbaşı Haydar Efendi" şeklinde düzenlenmiş 25 ; aynı gün yayınlanan bir 
tebliğ ile Kurmay Başkanlarının görevleri de belirlenmiştir 26 . 

Mustafa Kemal Bey, Selanik'ten İstanbul'a hareket eden orduya 
"Hareket Ordusu" adını vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, bu ismin verilmesini 
şöyle izah etmiştir: «...İstanbul'a hitaben bir beyanname yazmak lazım geldi. 
Bunu ben yazdım; sonra sefirlere hitaben ikinci bir beyanname yazdık. Buna 
imza konulmasının münasip olduğunu düşündük. Bazı arkadaşlar Hürriyet 
Ordusu dediler. Hâlbuki bütün ordu Hürriyet Ordusu vaziyetinde idi. 
Operasyon kuvvetleri denilmesi de uygun bulmadın. Fransızca "mouvement" 
manasına gelen hareket kelimesi aklıma geldi. Zaten yürüyüş halinde idik, 
kuvvetlerimizin adı «Hareket Ordusu» 27 oldu" demiştir 28 . 



25 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 8. 



6 Bu tebliğe göre İstanbul'a gidecek tümenin üç Kurmay Başkanının görevleri şöyledir: 
" Birinci Kısım - Kurmay Yüzbaşı Kemal Bey ve Mümtaz Yüzbaşı Vasıf Efendi. Görev: İkinci 
ve Üçüncü kısımlardan verilecek esaslar üzerine genel hareketi tertip ve düzene koymak, 
köprü ile haberleşmeyi idare etmek. İkinci Kısım - Kurmay Yüzbaşı Sami Bey ve Piyade 
üsteğmeni Ahmet Tevfik Efendi. Görev : Tümenin her konak tesisinde ve diğer lüzum görülen 
zamanlarda askerin konuşlandırılışına dair çizimi düzenleme ve birinci kısma ulaştırmak ve 
tümenin genel kuvvetlerinin kayıtlarını idare ve kıt'anın malzeme, kuvvet ve buna benzer 
konuların dahi genel ihtiyaçları incelemek ve tamamlamak. Üçüncü Kısım - Kurmay 
Yüzbaşı İzzettin Bey ve Piyade Asteğmeni Hakkı Efendi. Görev : Karşı tarafa, gerektiğinde 
karşının (asilerin) savunma tertipleri ve arazisine dair gelecek bilgileri toplayıp her konağın 
ardına bir askein konuşlandırılmış çizimini düzenleme ile birinci kısma teslim etmek ve genel 
emirlerin yayımlanması ve evrakın muhafazasını düzenli olarak kayıtlarının zapt ve idaresini 
temin etmek." Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 31. 

Fransızlar bu orduya, Hürriyet Ordusu'nun ileri hareketi anlamında (L'avent merche de 
L'armee liberation) ; Almanlar ise; Genç Türklerin ileri hareketi anlamında (Die vormarsch 
der jurgen Türken) ismini vermişlerdir. Bkz, Sadi Borak, "31 Mart Vakasının Çıkış Nedenleri 
Üzerine Çeşitli Yorumlar ve Atatürk ve Hareket Ordusu Üzerine Orgeneral İzzettin Çalışlar'ın 
Bir Makalesi", AAMD, C. VII, S. 22, Ankara, Kasım 1991. s. 364. 
28 Celal Bayar, a.g.e., C. I, s. 228; Türkmen, a.g.e., s. 40-41. Bkz, İrtem, a.g.e., s. 204. 



205 



Mustafa Kemal Bey hareketin daha iyi yürümesi için şu planı uygun 
görmüştür: "1- Kıtaları trenle Hadimköy'e naklederek, Hadimköy Halkalı 
mıntıkasında toplanmak, 2- Vaziyete göre İstanbul'u işgal etmek üzere ileri 
harekâta başlamak, 3- Nakliyatın temini için Şark Şimendifer Kumpanyası'nın 
(Doğu Tren Şirketi) yardımını temin etmek, 4- Silahı silahsız her türlü 
mukavemeti şiddetle yok etmek, 5- Asi kıtaları silahtan tecrit etmek, 6- Bütün 
erbaşı mürtecileri tevkif etmek, 7- Sefarethanelerin, ecnebilerle bankaların ve 
azınlıkların hiçbir zarara uğramaması için en lüzumlu tedbirleri almak" 
bulunuyordu. Rumeli'den trenlerle naklonularak Hadimköy doğrulusunda 
toplanacak olan Hareket Ordusu ile vaziyet ve hale göre ileri harekât ve 
İstanbul'un işgali planı tanzim edilmişti. Yıldız'ın muhasarası ve bir taraftan 
tecridi Abdülhamid'in nezaret altına alınması işgal planının başında 
geliyordu 29 . 

Selanik'te bunlar olurken, Edirne'deki 2. Ordu subayları da boş 
durmamışlar; derhal İstanbul'a hareket etmek üzere kuvvet hazırlığına 
girişmişlerdir. Fırka kumandanı Tevfik Paşa izinli olduğu için, Liva kumandanı 
Şevket Turgut Paşa'ya hazırlanan kuvvetlerin başına geçmesini 
önermişlerdir. Ancak 2. ordu Kumandanı Salih Paşa bu durumdan 
endişelenmiş ve kendisinin hapsedilmesini ve sonra hareket edilmesini 
söylemiştir. Salih Paşa'nın bu sözlerine karşın, Paşa'ya: "Paşam bu hareketi 
yapacağız, askeri mertebe silsilesini bozmak istemiyoruz. Fakat mecbur 
olursak bunu da yapacağız. Çünkü mahvolacak yalnız meşrutiyet değil, bütün 
mektepli zabitler, sonra da bütün millet ve vatandır. Değil hareketimiz için 
taraftar olmamak, ordunun başına geçmek sizin için büyük vazife ve bir 
şereftir. Kıtalar trene binmek üzeredir" şeklinde bir cevap verilmiştir 30 . Daha 
sonra hazırlanan bir trenle On İkinci Alayın iki taburu yanlarında Erkânıharp 
Yüzbaşısı Kazım (Karabekir) Bey olduğu halde Çatalca'ya gelmişlerdir (16 
Nisan 1909 Cuma günü). Bu arada 3. Ordu'dan da Erkânıharp Muhtar Bey 



29 Borak, a.g.m., s. 362. 
Karabekir, a.g.e., s. 447. 



206 



kumandasında askerler Çatalca'ya ulaşmışlardır 31 . 2. Ordu askerlerinin 
başında gelen Kazım (Karabekir) Bey ile 3. Ordu askerlerinin başında gelen 
Muhtar Bey, İstanbul'a girecek ordunun cephelerini taksim etmişler; Muhtar 
Bey ve 3. Ordu kıtaları İstanbul cephesini; Beyoğlu ve Yıldız cephesini de sol 
cenahı alarak 2. Ordu kıtaları ile Kazım Bey'in alması kararlaştırılmıştır 32 . 

2. ve 3. Ordulardan Çatalca'ya gelen - hareket Ordusunun öncüsü 
olarak da adlandırabileceğimiz - askerlerden önce, Çatalca Topçu 
askerlerinden 200 kişi İstanbul'a gitmiştir. Çatalca'dan gelen bu askerler 
Babıâli yoluyla Harbiye Nezaretine gitmişler, Harbiye Nezaretinde bulunan 
askerler gelen bu askerlere çay ikram etmişlerdir. Gelen askerler, Hassa 
Ordusu Kumandanı Nazım Paşa'yı ziyaret etmişler ve Meşrutiyet'e bir kötülük 
gelip gelmediğini görmek istemişler ve bu askerler Meclis binası önüne 
götürülmüştür. Askerler Meclis önüne geldiği zaman Mebuslar toplantı 
halindedir. Askerin geldiğini duyan Mebuslar Ayasofya Meydanına 
çıkmışlardır. Mebuslardan Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey, 
Çatalca'dan gelen askerlere karşı şu konuşmayı yapmıştır: "Meclis-i 
Mebusan Cenab-ı Hak'tan ma'ada fevkinde hiçbir kuvvet görmüyor, çünkü 
arkasında sizin gibi arslan yavruları vardır" demiştir. Asker daha sonra Yıldız 
Sarayına gitmiş; II. Abüdlhamid, bu askerleri pencerede karşılamış, onlara 
hitaben, "Evlatlarım, geldiğinize memnun oldum" demiş ve askerlere 
Meşrutiyeti koruyacağına dair yemin vermiştir. Bundan sonra Çatalca'dan 
gelen askerler Sirkeci garına dönerek Çatalca'ya gitmek istemiş ancak, 



15 Nisan 1909 Perşembe günü gecesi Binbaşı Muhtar Bey kumandasındaki ilk Hareket 
ordusu birliği 1700 askerî hamil iki trenle Selanik'ten yola çıkmıştır. Bkz, Türkmen, a.g.e. 
s.43. 

Karabekir, a.g.e., s. 448. Rahmi Apak anılarında Çatalca'ya giden askerlerin nereye 
gittiklerini bilmediklerini ve nereye gittiklerini bile merak etmediklerini ifade etmektedir. Alpak 
askerlerin arasına er kıyafeti ile bindiklerinden bahsederek "Mesele çok nazik idi. Mürteci 
padişahın endirekt tesiriyle patlayan bu iç ayaklanmada vuruşmak, ölmek ve öldürmek için 
mahmedi nasıl sürükleyeceğiz? Din uğruna diyemeyiz, çünkü dini isteyen isyancılar, yani 
İstanbul askeri, onlarda hem Müslüman hem de Türk. Padişah uğruna diyemeyiz, çünkü 
padişahı isteyen onlar, istemeyen biz. Bütün dayanak noktamız: «Hudutlarda Bulgarlar ve 
Ruslar bize saldırmak için hazırlandıkları bir sırada isyan çıkaran bu alçak gavura hizmet 
ediyorlar» dan ibaret, Mehmetçiği, iyi bir arkadaş, sigara ikram eden bir arkadaş olarak ve bu 
sözlerle kavgaya götürüyoruz" demek suretiyle askerleri İstanbul'a götürmek için 
kandırdıklarını itiraf etmektedir. Apak, a.g.e. s. 36. 



207 



"istihkamat ve kışlaların Selanik'ten gelen asker tarafından işgal edildiği göz 
önüne alınarak bu askerin Çatalca'ya dönmelerine izin verilmemiş, İplikhane 
kışlasına yerleştirilmiştir" 33 . 

Çatalca'ya bu askerler gelirken, Meclisi Mebusan'da da gelen bu 
askerlere nasihat etmek için bir heyet oluşturulmuş ve Çatalca'ya gelmek 
üzere yola çıkmıştır. Bu heyet arasında Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal 
Bey, Yanya Mebusu Esat Paşa, Berat Mebusu İsmail Kemal Bey, Dersaadet 
Mebusu Kozmidi Efendi gibi 30'a yakın Mebus Çatalca'ya gelmiştir 34 . 
Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey, İttihatçı olduğunu belirttiği Kâtibi 
yanına çağırarak: "Bak bakalım (trende) kaç kişiyiz? Kaçımız halis İttihatçı, 
kaçımız değil... Bana haber getir" demiş, kâtip Yusuf Bey'in dediğini yapmış 
ve Heyetin 31 kişi olduğunu ve bunlardan 14'ü halis İttihatçı, 17'si ise İttihatçı 
olmadığını bildirmiştir. Yusuf Kemal Bey, İstanbul İttihat ve Terakki 
Merkezi'nden tanıdığı Kazım Kazım Karabekir ile gizli bir görüşme yapmış. 
Bu görüşmede gelen heyetin "bünyesini" yani ittihatçı olup olmadığını 
anlatmış, gelen bu heyetin bir karar vermesinin memleketin çıkarına uygun 
olmayacağından korktuğunu izah etmiş ve bu halin göz önüne alarak bir 
tedbir alınmasını istemiştir. Mebuslar heyeti daha sonra bir eve gitmişler; 
Yusuf Kemal Bey'in "Sofu" olarak nitelendirdiği İttihatçı olmayan Mebuslar 
aralarında, "Hadimköy'e gelmekte olan Müslüman askerlerle İstanbul'daki asi 
askerler arasında bir çarpışmaya engel" olunması gerektiğini konuşmuşlardır. 
Bu sırada içeriye Kazım Karabekir Bey içeri girmiş ve İstanbul'da meydana 
gelen olayın "fenalığından" bahsetmiş ve tekrar dışarıya çıkmıştır. Kazım 
Bey'den sonra içeriye Kaymakam Cemal Bey içeriye girmiş ve "Ayetler, 
Hadisler okuyarak isyanın bastırılması lazım geldiğini, Hazreti Peygamberin 
bile bunu yaptığını, burada akan Müslüman kanı diye düşünülmemeli, bu, 



33 Yunus Nadi, İhtilal ve İnkılab-i Osmanî, Dersaadet, İstanbul, 1325., s. 80-81. 

34 Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, TBMM Basım Evi, Cilt: III, Ankara, 1983. İ:57, (4 Nisan 
1325). s. 41. 



208 



Müslümanlığı yıkmak isteyen asi kanıdır diye düşünmeli" şeklinde bir 
konuşma yapmıştır 35 . 

5 Nisan günkü Meclis toplantısında, Hükümet'in yolladığı nasihat 
heyetinde yer alan Üsküp Mebusu Said Efendi 36 , Çatalca'ya giden bu heyet 
adına bir konuşma yapmıştır. Said Efendi konuşmasında, önceki gece (4 
Nisan) Tophane Nazırı Paşa ve Ders Vekili Halis Efendi ile beraber 
"yakınlara gelmiş olan askerin, ne maksatla geldiklerini anlamak için" 
Hadımköy'e gittiğini; Hadımköy'e gittiğinde "trene binmiş olan ve henüz bir 
kısmı da aşağıda henüz binmemiş olan askere yaklaştım. Bunlar oradaki 
Topçu efradından ibaret birkaç yüz kişi idi. «Durunuz size Millet Meclisi 
tarafından söylenecek sözlerim var» dedim. Aşağıya indiler, askerler içinde 
birkaç zabit, ve fakat askerlerin ayırdıkları zabitlerden, nefer kisvesile 
(elbisesiyle), onları seçmişlerdir. Burada sadece arkadaşlarının, asker 
kardeşlerinin taleplerinin terviç olduğunu reyü'layan görerek kendilerince 
ziyaret ve bilhassa Meclisi Meubusan-ı Osmaniyi ziyaretten sonra Babıaliyi 
ziyaret edip, o suretle dönmek niyetinde olduklarını" söylemişler ve gelen bu 
askerlere nasihat verildikten sonra gitmek niyetinde olduğu anlaşılmıştır 37 . 
Daha sonra "Edirne ve Selanik'ten gelen kuvvetlerden oluşan bir iki tren 
gelmiştir. Muhtelif subayların mahiyetinde, idaresinde Hadımköy'e 
gelmişlerdir. Bunların subayları vardır. Erkânıharpleri mükemmel, herkes bir 
zabit değil, bir vazife idaresinde tam bir askercesine oraya geldiler. 
Bunlardan içlerinden bildiklerimden ve bilmediklerim zabitanından tahkikatım 
neticesinde sabit oldu ki, şayet İstanbul'da cereyan eden olayların bir yanlış 
anlaşılmaya neden olduğu rivayet ve ilan ki bu Meclisi Mebusan'a bir suikast 
edildiğini anlamışlar. İstanbul'da tecemmu etmiş, Meşrutiyeti ihlal edecek 
teşebbüslerinde bulunmuşlar diyerek telakki etmişler. Biz ise, Mülki 
Osmaninin en son tecrübesinde, Meşrutiyetten başka hiçbir surette idarei 



35 Yusuf Kemal Tengirşenk, Vatan Hizmetinde, Bahar Matbaası, İstanbul, 1967. s. 117-118. 

36 Yunus Nadi, a.g.e., s. 81. 

17 Çatalca'dan İstanbul'a gelen bu askerler Harbiye Nezaretine, Mebusan binasının yanına 
ve Yıldız'a kadar gitmişlerdir. Ancak gelen bu asker halk arasında korku yaratmış, durum 
anlaşılınca halk rahat etmiştir. Bkz. Yunus Nadi, a.g.e., s. 79. 



209 



Hükümet edemeyeceğimizi anladığımız için ve bu babda esasen hayatımıza, 
namusumuza, dinimize binaen yaptığımız yeminlerin icrası için Meşrutiyeti 
muhafaza için mahza geldik buraya. Burada filvaki Meşrutiyete muvafık 
reaksiyon olup olmadığını anlayacağız. Eğer, vakıa işittiğimiz gibi Meşrutiyet 
tezelzülde ise, Meşrutiyeti canımız gibi muhafaza edeceğiz. Çünkü 
Meşrutiyet, bizim, halen ve istikbalen medarı salah ve medarı felahımızdır, 
dedik. Ve ahiren, Meclisi Milli tarafından intihab olunan hayeti muhtereme de 
saat bir buçuk, iki raddelerinde oraya gittiler ve bendeniz de orada olduğum 
halde hepimiz birleştik" demesi üzerine, İstanbul Mebusu Hallacyan Efendi, 
"Bunu söyleyenler yalnız zabitan mı, asker mi?" şeklinde bir soru sormuş, 
Üsküp Mebusu Said Efendi sözüne devam ederek, "Asker de, böyle Hürriyet 
Marşı çalarak ve haykırarak ve Meşrutiyet ve meşrutiyet dairesinde anlamak, 
dinlemek maksadına mebni gelmişlerdir. Ve tavır ve vaziyetlerinden bu hal 
açıkça anlaşılmakta idi. Bunu biz gördük ve kendimiz takdir ettik. Bir ferd 
Osmanlı yok idi ki bundan başka bir fikir taşısın. Ve Meşrutiyetin «mim»ine 
dahi ilişilecek olunursa dünyadan kaldırmayı şayi etmesin. Askerin de bu 
şeyini, hayeti muhteremece, şayanı takdir gördük. Askerin maksatları ve 
gayei emelleri İstanbul'daki istirahatı kat'iyyen temindir. Evet, Meşrutiyet 
dairesinde asayişi takviye, zabitan aleyhinde, bilmem ne aleyhinde yapılan 
şeylar bazen ve bazı kimselerden işittiğimiz gibi, mektepli zabitleri ve filan 
gibi şeyler ita kaami' olmadıkça onlar ondan dönmeyeceklerdir. Ve fakat 
Millet Meclisinin bir emri olmadıkça ileriye hareket etmeyecekler?" 38 demiştir. 
Üsküp Mebusu Said Efendi bu konuşmasıyla Mecliste, gelen ordunun Millet 
Meclisinin emrinde olduğu gibi bir kanaat yaratmak istemiştir. 

Hareket Ordusu'nun tümen ve alaylarına gönderilen telgraflarda dikkati 
çeken bir nokta, askerlerin dini vecibelerini yerine getirmesine önemle dikkat 
edilmesinin istenilmesidir. Ayrıca tekrar edilen bir başka emir ise, taburların 
akşam yoklamasının yapılmasına dikkat edilmesinin istenmesidir 39 . Hareket 
Ordusu Mürettep Tümeni Kurmay Başkanlarından Yüzbaşı Mustafa Kemal 



38 MMZC, C. III. s. 60. 

39 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s 16-17. 



210 



Bey'in İstanbul'daki hareketle ilgili şu tespiti gayet dikkat çekicidir. Mustafa 
Kemal Bey, "sarık saran gizli örgüt mensuplarından" bahsetmesi ve bu gizli 
örgüt mensupların çalışmalarının "din perdesi altındaki fesat ve rakamları 
menfatten başka bir şey değildir" dedikten sonra, Hareket ordusunun 
amacını: "din, şeriat, vatan sevgisinin gerçek menfaati, Kur'an-ı Kerim'in 
hükümlerini ve onun hükümlerinin gereğinden olan Kanunuesasî'yi muhafaza 
etmektir. İşte bizim hareketimiz gibi" 40 şeklinde belirtmektedir. 

Mehmet Selahattin Bey eserinde Hareket Ordusunu "İttihat ve 
Terakki'nin eşkıya çetesi" olarak nitelendirmektedir. Selahattin Bey, Hareket 
Ordusunun İstanbul'a girer girmez yolda rastladıkları âlim ve Salih kişileri 
şehit etmeye başladığını ve hür türlü zulüm ve yağmakarlık hareketlerini 
sürdürüp, kışla ve karakollarına çekilerek görevlerini yapmaya çalışan 
Osmanlı askerlerini güya düşmanla muharebe edercesine, kışlalarını topla 
abluka altına alarak, içinde bulunan yirmi, otuzbin askeri öldürme cinayetini 
işledikleriyle itham etmektedir 41 . 



3.2) Hareket Ordusunun İstanbul'a Hareketi ve İstanbul'un İşgal Etme 
Hazırlıkları 



Selanik'ten İstanbul'a doğru yürümekte olan Hareket Ordusu 14-15 
Nisan tarihlerinde kurulmuştur. İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'nun 
mevcudu 5 bin olarak belirtilmektedir 42 . Hazırlanan bu ordunun 5 Nisan 1325 
(18 Nisan 1909) günü Çatalca'da bulunacağı bildirilmiş ve trenlerin almadığı 



40 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 16. 



' Mehmet Selahattin Bey, İttihad ve Terakki'nin Kuruluşu ve Osmanlı Devleti'nin 
Yıkılıştı Hakkında Bildiklerim, (Haz.: Ahmet Varol), İnkılap Yay., İstanbul, 1989. s. 31. 
42 Neue Fraie Presse gazetesine göre ise Selanik'te gelen ordunun sayısı 200 bin'i bulmakta 
idi. Bkz, Yunus Nadi, a.g.e. s. 125. İkdam gazetesinin Osmanisher Loid gazetesinden 
aktardığına göre 20 Nisan 1909 tarihinde Çatalca'da toplanan ordunun miktarı elli bin olarak 
belirtilmektedir. Bkz, İkdam. Nu: 5354, 21 Nisan 1909. 



211 



kahramanların yürüyerek gidiş hazırlığında bulunduğu belirtilmiştir 43 . 6 Nisan 
(19 Nisan) günü Selanik Jandarma taburu, Yeşilköy tren istasyonunu işgal 
etmiştir 44 . Hareket Ordusu'nun komuta heyeti 7 Nisan 1325 tarihinde 
Hadımköy'e gelerek ordu karargâhını burada kurmuştur. 

İstanbul'a doğru yürümekte olan Hareket Ordusu, İstanbul tarafında 
bulunan ordudan kendilerine yönelik bir hareketin çıkması ihtimaline karşı da 
tedbirler almış, bu tedbirler doğrultusunda İstanbul cihetine keşif ve istihbarat 
yapmak için subaylar gönderilmiştir. Keşif ve istihbarat için gönderilen bu 
subaylar, İstanbul askerlerinin ruh halinin nasıl olduğunu anlamak ve gelen 
Hareket Ordusuna karşı nasıl bir tavır aldıklarını öğrenmek için çalışmışlardır. 
Örneğin Mürettep Birinci Tugay Komutanı Albay Hasan İzzet imzalı bir 
raporda: "Davutpaşa Kışlası istikametine 8 Nisan'da keşfe gönderilen gönüllü 
asker (teğmen Osman Bey) ve üç arkadaşı kışlaya kadar gitmiş ve askerler 
ile epeyce görüşmüş ve askerlerin oradaki hallerini bize taraftar bulmuştur. 
Sözlü olarak daha çok bilgi alıp ve adı geçen kışlada nasihatte bulunmak 
üzere gönderilmesi kararlaştırılan dört kişi hizmeti bunları iyi görür" 45 şeklinde 
bir bilgi verilmektedir. Yine 14. Alay'ın 3. Süvari Bölüğü'nde görevli Asteğmen 
Celâlin Çatalca'ya gönderdiği raporunda, Davutpaşa Kışlası'nın önündeki 
talimhanede ufak ufak küme şeklinde askerin toplandığı bilgisini verilmiştir 46 . 
Bu raporlardan da anlaşılacağı üzere, Hareket Ordusu gayet düzenli bir 
şekilde ve tam bir askeri hareket düzeninde İstanbul'a yaklaşmaktadır. 

6/7 Nisan 1325 (19/20 Nisan 1909) tarihinde Hadımköy Karargâhından 
yayınlanan sözlü emirde, İkinci ve Üçüncü Kıtalarının 8 Nisan günü 
bulunacakları yerler belirtilmiş, ayrıca Birinci ve İkinci tümenlerin süvari ve 
piyadelerin gerekli keşiflerde bulunacaklarını ve İstanbul'dan gelen yolları 
denetim altına tutacaklarını ve bağlantının kesinlikle önleyecekleri 



43 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s 17 

44 Aydemir, a.g.e., s. 164. 

45 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 35. 

46 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 34. 



212 



bildirilmiştir 47 . Ayrıca yarın akşama kadar (8 Nisan) karargâhın Hadımköy'de 
kalacağını, ondan sonra Büyükhalkalı'ya nakledileceği belirtilmiştir 48 . 8 Nisan 
1325 (21 Nisan 1909) tarihinde Hareket Ordusunun Büyükhalkalı Ziraat 
Mektebi Karargâhından "İkinci Tümen Komutanlığına, Kurmay Başkanı 
Mustafa Kemal imzası ile gönderilen bu emir Hareket Ordusunun düzenini 
görmek açısından gayet mühimdir. Emirde, "Hareket Ordusu görevini sırf 
askeri yönden gerçekleştirecektir. Siyasi unsurlar ve bu yolda İstanbul ile 
görüşmelerin yapılması şimdilik görevimiz dışındadır. Hiçbir rütbe sahibi, 
hiçbir kimse ile bu yolda müzakereye yetkili değildir. Hareket Ordusunun 
savaş düzenine dâhil olmayan hiçbir kimse bu göreve dâhil değildir" 
denilmekte ve Hareket Ordusunun 8 Nisan akşamına kadar belirtilen şu 
şekilde toplanacağı belirtilmektedir. Buna göre Birinci Tugay; Bosnaviran ile 
Safraköy köyleri ve civarındaki sırtlarda. Sağ taraf Bosnaviran'ın güneyine 
inmeyecektir. İkinci Tugay; Kaleköy ve Kaleköy ile Çatalca-İstanbul caddesi 
arasındaki sırtlarda; sol taraf Kaleköy kuzeyine geçmeyecektir. İkinci Tümen; 
İkitelli ve İkitelli ile Kaleköy arasındaki sırtlarda Birinci ve İkinci Tümenin 
Topçuları birleştirilmiştir. Genel Topçu ve Birinci Tümen Makineli tüfek kıtaları 
Büyükhalkalı'da, 14. Süvari Alayı 1. Bölüğü Bosnaviran'da. Bu bölük Birinci 
Tugay Komutanlığının emrine tabi olacak ve her gün Köprüdere'yi Marmara 
sahilinden Kavas köyüne kadar keşif ve gözetleme yapacak ve fakat bu hattı 
ileri geçmeyecek ve demiryolu hattına yanaşmayacaktır. 15. Süvari Alayı 1. 
Bölük 2. Tugay ve adı geçen tugayın alay komutanlığına haberleşme için 20 
atlı terk edip geriye kalan kuvvetleriyle Büyükhalkalı'da karargâh emrinde 
bulunacaktır. Büyükhalkalı, Bosnaviran, Ayastafenos mevkilerinde birer 
ışıldak vardır. Kaleköye'de ışıldak konulacaktır. Tümen Sıhiyye Heyeti İkinci 



Hareket Ordusu Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa imzası ile Tümen ve Tugay 
komutanlılarına gönderilen 8 Nisan 1325 (21 Nisan 1909) saat 11.30'da "Hareket Ordusu 
Büyük Halkalı Karargâhı'ndan 2 Numaralı" emirde şöyle denilmektedir: " İstanbul'dan temas 
ve irtibatı kesinlikle önlemek üzere mıntıkamız dâhilinde bulunan bütün yolların gayet sıkı bir 
denetim altında bulundurarak açıkgöz kişilerden oluşan yeterli miktarda kapı postalarının 
hemen görevlendirilmesiyle İstanbul'dan katılmak üzere gelen veya diğer maksatla gelecek 
kimselerin askerlerle kesinlikle temas ettirilmeyerek derhal ve gizlice kolordu karargâhına 
gönderilmesi lüzumu öneminin büyüklüğünden dolayı tavsiye edilir.", Atatürk'ün Not 
Defterleri-I, s. 39. 
48 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 37. 



213 



Tugay Komutanlığının emri altında bulunacaktır. Manastır Milli Taburlar İkinci 
Tugay Komutanlığının emri altında bulunacaktır. Tugaylara bağlı olup tugay 
mıntıkası dışında bulunan taburlar da Nişancı 6, genel bataryalar 34/4, 35/1 
taburlarına karargâhtan emir vererek tugayları mıntıkalarına gönderilmiştir. 
Henüz trenlerle hareket halinde bulunan taburlar Hadımköy'deki sevk 
memurluğundan istikamet alarak tugayları mıntıkalarına girecektir. İkinci 
Tümen ve tugaylar karargâhlarıyla adı geçen her küçük birliğin 
konuşlandırılışı çizim ile bildirilecektir. Genel Karargâh Büyükhalkalı'da Ziraat 
Mektebi'nde kurulmuştur." 49 Görüleceği üzere, Hareket Ordusu gayet düzenli 
ve muntazam bir şekilde hareket etmektedir. 

19 Nisan (6 Nisan 1325) günü Hareket Ordusu Komutanı Hüseyin 
Hüsnü Paşa tarafından Erkan-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet Paşa'ya ve 
İstanbul Ordusuna birer telgraf çekildi 50 . Hareket Ordunun Harbiye Nazırını 
ihlal ederek Erkan-ı Harbiye Reisine telgraf çekmesinin" bir sebebi vardır. 
Hareket Ordusuna göre Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti, anayasa hükümlerine 
aykırı olarak zorbaların baskısıyla iktidardan çekildiği için yeni kurulan Tevfik 
Paşa hükümetini tanımıyorlardı. Tabiatıyla bu kabinede bulunan Harbiye 
Nazırı da kendilerine muhatap olmazdı 51 . Bunun için telgraf direk olarak 
Erkan-ı Harbiye Riyasetine çekilmiştir. 

Erkan-ı Harbiye Riyasetine çekilen telgrafta, 33 senelik devamlı ve 
meşhum bir İstibdat Devri'ne son verilerek Meşrutiyet ilân edildiği anlatılarak, 
şimdi de irticaî ve kanlı askeri bir ihtilal olduğu söylendikten sonra, "Osmanlı 
Ordusu'nun namusunu ikmal" eyleye bilmek için İstanbul'da kara ve deniz 
silah arkadaşlarından aşağıdaki hususları ister: İlk önce: Mart'ın otuz birinci 
günüden önce İstanbul'daki kara ve deniz kıtaları ve gemilere memur olan 
bütün generaller ve ümera (yarbay ve albay) ve subayların tekrardan 



49 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 37-38. 



Harbiye Nezaretine Gönderilen telgrafların metnin tamamı için bkz, Mizan, Nu: 132, 8 
Nisan 11325; Sabah, Nu: 7030, 21 Nisan 1325; Ceride, Nu: 31, 9 Nisan 1325, s. 554-556; 
İkdam, Nu: 5354, 21 Nisan 1325. Yunus Nadi, a.g.e., s. 146-147. 
51 Celal Bayar, a.g.e., C. II, s. 329-330; Ayrıca bkz, Türkmen, a.g.e., s. 57-58. 



214 



kıtalarına gönderilmesine katiyen engel olunmayarak bunların bütün işlerine 
körü körüne itaat edeceklerine ve boyun eğeceklerine ve siyasi işlere bundan 
sonra hiçbir şekilde müdahale etmeyerek yalnız askeri kutsal vazifeleriyle 
meşgul olacaklarına dair Şeyhülislam ve Fetva Emini ve Ders Vekili Efendiler 
Hazretleri'yle kendi kumandanları huzurunda ve Kur'an üzerine el basmış 
oldukları halde bir gün içinde İstanbul'da bulunan erler ve küçük subaylar 
yemin edeceklerdir. İkinci olarak: Kendilerini şeriat isteriz diye kandırarak 
vatanı tehlikeye düşürmüş olan alçakların cezalandırılması için ordumuz 
tarafından ele alınacak ihtilali bastıracak ve inzibatı kuracak tedbirlere katiyen 
müdahale etmeyerek ve ordumuz erlerine dahi yan gözle bakmayarak onları 
öz kardeşleri gibi bilecekler ve kendilerini aldatmış olan hafiyelerle alçakları 
yine kendi subaylarına haber vereceklerdir." 52 şeklinde sıraladıkları isteklerin 
İstanbul askerleri tarafından kabul edilmeleri durumunda, itaat etmiş 
askerlere katiyen ilişilmeyeceğim beyan etmiştir. 

Mustafa Kemal (Atatürk) Bey tarafından yazılan ve İstanbul halkına 
yayınlanan beyanname ise şöyledir 53 : 1- Millet senelerden beri zulüm yapan 
istibdat kuvvetlerini parçalayarak meşru, Meşrutiyet Hükümetini Kurdu. Bu 
kan dökülmeden yapılan, mutlu inkılâptan zarar gören aşağılıklar meşru 
olmayan şekilde menfaat elde etmeye hizmet eden geçmiş idarenin iadesi 
için bin türlü hile yollarına ve alçaklıklara müracaat ederek meşru Meşrutiyet 
Hükümetini zarara uğratmak istedi ve bütün insanlık âleminin lanetlediği 
İstanbul faciasının meydana gelmesine sebebiyet vererek Masum kanları 
döktü. 2- Ulus; hayat ve isteklerinin yegâne kefili olan meşrutiyetin zarara 
uğratılmak ve şeriat hükümlerinin ve ulusun genelinin saadeti ve huzurunu 
kuvvetlendiren anayasamızın ayaklar altına alınmak istendiğini gördü ve bu 
alçakça hareketin gerçek sorumluluklarını kesinlikle cezalandırmak lüzumunu 
takdir ederek genel heyeti ile İstanbul üzerine yürümeye karar verdi. Bizi 
İstanbul surlarının karşısında gördüğünüz ve ilk icra kuvveti olmak üzere işte 



52 Ceride, Nu: 31, 9 Nisan 1325. s. 555-556. Ayrıca bkz, Nadi, a.g.e., s. 146-147. 
Bayar,a.g.e., s. 582; Mizan, Nu: 132, 8 Nisan 11325; Sabah, Nu: 7030, 21 Nisan 1325; 
İkdam, Nu: 5354, 21 Nisan 1325 

53 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 18-20 



215 



bu Hareket Ordusunu buraya gönderdi. 3- Hareket Ordusunun amacı, meşru 
Meşrutiyetin karargâhından memnun olmayan vatan ve ulus hainlerine son 
ve kesin bir uyanış dersi vermektedir. 4- Zulüm gören halk, tarafsız kişiler 
tamamıyla himaye edilecek teşvikçiler, bozguncular ve ortakları mutlaka layık 
oldukları kanuni cezadan kurtarmayacaktır. 5- Fazilet heyeti olan ulema 
övünç kaynağımız, baş tacımızdır. Fakat hainlikle adî ve şahsî menfaat 
etmek maksadıyla yalandan ilmiye kisvesine bürünerek ve şerefli İslâm dinini 
küçümseyip alay konusu haline getirmekten çekinmeyerek fesat yaymaya 
kalkışan birtakım gizli örgüt üyeleri menfaatperestler elbette kanun ve şeriat 
hükümlerine göre muamele görmekten kurtulamayacaklardır. 6- Ulus 
milletvekillerinin ve bu muhterem milletvekillerinin güvenilir görüp seçtikleri 
hükümet üyelerinin hayatları ve anayasanın kendilerine verdiği haklar ve 
yetkiler olduğu gibi korunacak genel olarak huzur ve güven kesinlikle 
sağlanacaktır. 7- Vatanın kurtuluşu ve ulusal saadetimizin lüzum gösterdiği 
bu askerî harekâtımız esnasında İstanbul'da bulunan bütün saygı değer 
elçiler ve yavancı misafirlerin huzursuz olmalarına meydan verilmeyecektir. 
Memleketin iç güvenliği ve huzurunu ve herkesin mal ve canının karınmasını 
sağlamak için her türlü tedbirin alınması kararlaştırılmıştır. 8- İstanbul Faciası 
olaylarına kanları dökülen şehitlerin ruhları karşısında hesap vermeye 
korkanlar, ancak bu kanlı facianın failleri ve tahrikçileri ve ortaklarıdır. Bu 
hakikati herkes bilmeli, (telâş ve heyecana kapılmayıp) rahat olmalıdır. 
Yayınlanan bu beyanname İstanbul önlerine gelen Hareket Ordusunun ne 
kadar kararlı olduğunun görülmesi bakımından önemlidir. 

Hareket Ordusu İstanbul önlerinde bulununken, İstanbul'da bulunan 
askerler ve onların komutanları da Hareket Ordusuna mukabele etmek 
istemişlerdir. Hassa Ordusu kumandanı olan Nazım Paşa 54 ve sadık ileri 
gelenleri, II. Abdülhamid'e Hareket Ordusu'nun yolda durdurulması 
konusunda teklifte bulunmuş; ancak II. Abdülhamid bu teklifi kabul 



Henry Caston eserinde " Hatta sonradan İttihatçıların bir süre gözdesi olacak ve Balkan 
Harbi faciasının baş sorumlularından biri bulunan sefih ve ahlâksız Nazım Paşa'nın, I. 
Ordu'nun askerlerini Hareket Ordusu'na karşı kışkırttığını ifade etmektedir. Henry Caston, 
Beynelmilel Sermaye ve İhtilâller, Otağ Yay., İstanbul, 1974. s. 132. 



216 



etmemiştir. Ayrıca II. Abdülhamid Hareket Ordusu İstanbul'a yürüdüğü 
zaman İstanbul askerlerine gelen askerlere karşı mukabele etmemeleri 
konusunda kesin emir vermiştir 55 . II. Abdülhamid'in bu tutumu belki de 
İstanbul'da yaşanacak büyük bir savaşın ve yıkımın engellenmesi yönünde 
atılan tarihi bir adımdır. Şöyle ki, II. Abdülhamid'in vereceği bir direniş emri; o 
tarihte Osmanlı ordusunun en seçme birliklerinden oluşan Birinci ordu 
askerlerinin, Selanik'ten İstanbul'dan gelen Hareket Ordusu'nu İstanbul'a 
sokmayıp hatta püskürtecek güçte olduğu bilinmektedir 56 . 

Hareket Ordusu öncü birlikleri son derece süratli bir şekilde 
Ayastafenos'u işgal edip bölgeyi kontrol altına almıştır. Bu arada III. Orduda 
malî sıkıntı artmış, müteahhitler orduya erzak teminini kısıtlamaya 
başlamışlardır. Hareket Ordusu Kurmay Başkanlarından Mustafa Kemal 
(Atatürk) Bey, ordunun hareketi sırasında tutmuş olduğu not defterinde bu 
durumu şöyle ifade etmektedir: "Orada toplana ordunun erzakı yoktur. 
Levazım başkanı para ile idare edilip arkadan yetişeceğini söylemiş. 
Taburları orada sıkıntıya düşürmemek için karargâh hareketi lazımdır" 57 . Bu 
cümleden de anlaşılacağı üzere, askere erzak temini vaat edilmesine rağmen 
yapılmamış ve erzakın yokluğunu gizlemek için askerin hareket ettirilmesi 
formülüne gidilmiştir. 



,5 İsmet Bozdağ, a.g.e., s. 113-114. İsmail Hami Danişmend eserinde "İstanbul'un Padişaha 
Birinci Ordusunun sadık olmayan kumandanı Mahmut Muhtar Paşa «31 Mart Vak'ası» 
üzerine Selanik'e kaçınca Yıldız'a gidip huzura kabul edilen iki müşir ve ferik Sultan Hamid'in 
ayaklarına kapanarak Hareket Ordusuna mukavemet edilmesini istirham ettikleri halde 
Padihah kabul etmemiş, asabi bir sesle: «- Paşalar, ben Halife-i İslam'ım; Müslüman'ı 
Müslüman'a kırdırmam» demiştir" bkz, Danişmend, a.g.e., s. 116. Ali Cevat Bey 
hatıralarında II. Abdülhamid'in, İstanbul'da bulunan askerlerin cephanelikleri kırarak silahları 
aldıkları ve Hareket Ordusu'na mukabele edeceği haberini II. Abdülhamid'e ilettiği vakit, 
"Asker zinhar kurşun atmasın. Eğer kurşun atacaklarsa ilk önce beni vursunlar, sonra kurşun 
atmağa başlasınlar" dediğini ifade etmektedir. Ali Cevat, a.g.e., s. 71. 

>6 Süleyman Nazif Paşa, "O tarihte İstanbul benim ve Nazım Paşa'nın elinde idi. İstanbul'da 
ise çeşitli sınıflardan otuz bine yakın muallim asker vardı. Eğer bizim kötü niyetimiz olsa idi. 
Hareket Ordusu'nu perişan eder, İttihat hükümetini lağveder, memlekete hâkim olurduk. Aynı 
zamanda Sultan Hamid arzu etse idi, bütün asker Padişah namına ayaklanmış, ittihat 
hükümetini alt üst etmeye hazırlanmış idi" demek suretiyle İstanbul askerinin gücü hakkında 
bilgi vermektedir. Bkz, Süleyman Şefik Paşa, Hatıratım, Başıma Gelenler ve Gördüklerim, 
31 Mart Vak'ası, (Çev.: Hümeyra Zerdacı), Arma Yay., İstanbul, 2004. s. 180-181. 
57 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 18. 



217 



Hareket Ordusunun malî harcamaları için Selanik ve Edirne gümrükleri 
gelirleri tahsis edilmiştir. Harekât sırasında ordu için alınan her şey anında 
ödenmiş, gerekli ihtiyaçlar için Selanik ve Edirne Defterdarlıklarından da 
birkaç bin lira verilmişti. Bu arada Selanik, Siroz, İskeçe ve Drama'daki 
tacirler orduya istedikleri kadar ödünç para verebileceklerini söylemişlerdir. 
Manastır ve Selanik vilayetleri gönüllülere silah dağıtmış; orduların taşıma ve 
sevkıyat masrafı için de gerekli meblağda para verilmiştir. Ekmek, peksimet 
gibi ihtiyaçlar için II ve III. Orduların müteahhitleri, bedelleri Meşrutiyet 
idaresinin tamamen kurulmasından sonra ödenmesi şartıyla orduca gerekli 
görülen bütün ihtiyaçları karşılayabileceklerini belirtmişlerdir. Ordunun 
Ayastafenos'ta yığınak yapılmasından sonra Rumeli'den peyderpey erzak 
gelmeye devam etmiştir. 21 Nisan günü Küçükçekmece'ye trenle yeterli 
miktarda un sevkedilmiş, gelen un ve sairenin kontrolü için Ayastafenos'tan 
doktor gönderilmiştir. Ayrıca ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için Harbiye 
Nezaretinden Hareket Ordusuna 200 kadar çadırla 15 bin kişiye yetecek 
kadar yiyecek gönderilmiştir. Ayrıca İstanbul'daki değişik fırınlardan Hareket 
Ordusu karargâhına her akşam katarlarla ekmek gönderilmiştir 58 . 

Hareket Ordusu İstanbul önünde hazırlılarını tamamlarken, orduyu 
Selanik'ten idare eden III. Ordu Komutanı ve Hareket Ordusu Genel 
Komutanı Mahmut Şevket Paşa 21 Nisan Çarşamba günü İstanbul'a gitmek 
ve ordunun komutasını eline almak üzere Selanik'ten İstanbul'a hareket 
etmiştir 59 . Mahmut Şevket Paşa ile beraber Hüseyin Cahit, Cavit ve Rahmi 
Beyler gibi önde gelen İttihatçılar da hareket etmiştir 60 . Mahmut Şevket Paşa 
İstanbul'dan hareketinden evvel Serez'den Meclise bir telgraf çekerek, 
memleketi muhataradan kurtarmak için II. ve III. Orduların müşterek harekete 
geçtiklerini bildirmiştir 61 . Mahmut Şevket Paşa, ayrıca alınması gereken 
tedbirleri bildirmek ve bunların yürütülmesi konusunda usulü görüşmek üzere 
bir heyetin makine başına gönderilmesini istemiştir. Mahmut Şevket Paşa 



58 Türkmen, a.g.e, s. 62-63. 

59 AliCevat, a.g.e., s. 188. 

60 Türkmen, a.g.e., s. 64. 

61 BOA, Fon Kodu: MV, Dosya: 127, Gömlek:4, 01/R/1327. 



218 



telgrafta gönderilen iki kıta telgrafın Harbiye Nazırı, Hassa Kumandanı ve 
Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisinin hazır bulunduğu Kabine toplantısında 
okunduğunu ifade etmektedir. Ayrıca "İş'arat-ı atûfeleri muvafık ve amal ü 
kasdımız da mutabıktır" denilmek suretiyle Kabine ile aynı düşüncede 
olduklarını ifade etmektedir. Ancak İstanbul'daki askerin tamamıyla elde 
olmadığını bu Paşalarında kabul ettiğini söylemektedir. Mahmut Şevket Paşa 
daha sonra İkinci ve Üçüncü Ordunun İstanbul'a yürümesinin nedenini 
açıklamıştır 62 . Daha sonra Mahmut şevket Paşa istediği tedbirleri şöyle 
sıralamıştır 63 : 

1-) İstanbul'daki askerin hemen hepsinin istemeyerekte (kerhen) olsa 
isyana katıldıklarından bu askerlerin İstanbul'da kalmaları durumunda 
asayişin yeniden yerine getirmek için yapılacak teşebbüslerden bir netice 
alınamayacağı için ve zaten İstanbul'da bir kuvvete de ihtiyaç bulunmadığı 
için, Olayda dâhili olmayan taburlardan üç dört taburun Padişahı korumak 
için Yıldız'a gönderilmesi; kalan kısmının da Rumeli'ye sevk edilmek için o 
tarafa şevklerini; büsbütün intizamdan çıkmış olanların da vilayet-i selase'de 
askeri yol yapımında istihdamları ve bunların yerlerine III. Ordudan bir 
fırkanın tahsisi; zorunlu olmadıkça asayişin polis kontrolünde olması. 

2-) İstanbul'da sıkıyönetim (idare-i örfiye) ilan edilmesi gerektiği, 

3-) Meclisin Kanun-ı Esasiye uygun olarak toplanması, başkan 
seçilmesi, yeni kabinenin Kanun-ı Esasi hükümleri doğrultusunda kurulması. 



32 "Evvelen meşrutiyet aleyhine Dersaadette mütehaddis harekât-ı isyaniyye ve igtişaşiyeden 
dolayı muhtel olan asayişin iade ve tahriri; saniyen erbeb-ı mefsedet ve ihanetin iğfalatıyla 
şiraze-i intizam ve it'atten çıkmış olan efrad-ı asakirin dare-i ita'ate irca'ı; salisen hadisenin 
mürettip ve müsebbipleriyle bundan medhaldar olanları zahire bitihrac kanun dairesinde 
te'dipleri; rabian, meşrutiyetin bir daha hiçbir vecihle düçar-ı halel olmayacak surette takviye 
ve temin-i mahfuziyeti esbabının istikmali hususlarından ibaret" BOA, Fon Kodu: MV, Dosya: 
127, Gömlek:4/1, Tarih: 01/R/1327. 
63 BOA, Fon Kodu: MV, Dosya: 127, Gömlek:4/1-2, Tarih: 01/R/1327. 



219 



4-) Meclisin basın, dernek, kulüp, miting ve serseri nizamnamelerini 
yapması ve bunlar yapılıncaya kadar sıkıyönetim hükümlerinin uygulanması 
gerektiği, 

5-) Bütün bu tedbirlerin alınması hususunda ordu kesin kararlı 
bulunduğundan bunların derhal uygulanması yönündeki isteklerini 
bildirmiştir 64 . 

Hükümet bu istekler karşısında bunları esasen kabul ettiğini, yalnız 
işin askeri yanlarını inceleyeceğini ve sonucunu bildireceğini bir telgraf 
göndererek açıklamıştır 65 . Hükümetten gönderilen bu telgraf üzerine Mahmut 
Şevket Paşa Trablusgarp, Hicaz, Yemen, Rumeli ve Anadolu valilikleriyle 
mutasarrıflıklarına 21 Nisan 1909 tarihinde gönderdiği tamimde, İstanbul'da 
durumun ne halde olduğundan bahsettikten sonra, Hükümete yapılan 
tekliflerin kabul edildiğini, ancak Hükümet bu maddelerini kabul ettiğini 24 
saat içinde bildirmediği ve yerine getiremeye başlamadığı takdirde toplanan 
kuvvetin, hareketlerinde serbest kalacağı ve ortaya çıkacak bütün mesuliyetin 
sebep olanlara ait olacağını bildirdiği açıklanmıştır 66 . 

II. Ordu Kumandanı Salih Paşa imzası ile Mahmut Şevket Paşa'ya 
önemli bir telgraf gelmiştir. Salih Paşa, "Sadarete yapmış olduğunuz 
mükemmel ve isabetli tekliflerinize karşı en ufak bir mülâhazada bulunmak ve 
bir madde olsun ilaveye kalkışmak hatadır" diyerek Mahmut Şevket Paşa'nın 
Hükümete sunduğu teklifi kabul ettiğini bildirmiş, ayrıca "...şimdi tatbik 
edilmesi gerekli olan örfi idarenin ilan ve devamı sırasında sizin gibi büyük bir 
deha ve iktidarın başta bulunması şart olup, evvelce bildirildiği gibi zat-ı 
âlinizin teşrif etmesi bunun sağlayacağı ve garanti edeceği için biran evvel 



64 BOA, Fon Kodu: MV, Dosya: 127, Gömlek:4/1-2, Tarih: 01/R/1327; Türkmen, a.g.e., s. 64- 
65. 

65 Türkmen, a.g.e., s. 65. 

66 Bayar, a.g.e., s. 610-611. 



220 



gelmeniz gerekmektedir" 67 demektedir. Salih Paşa Meclise'de bir telgraf 
çekmiş, telgrafında "Meclis-i Mebusan'ın Allah'tan başka hiçbir kuvvetin tesir 
ve nüfuzunda bulunması ve her ne suretle olursa olsun gölgesine yakın bir 
yere bile silahlı kimselerin gelmesinin mümkün olmayacağını" ifade ettikten 
sonra, ordunun İstanbul'da olduğu gibi hiçbir siyasi partinin alet olmadığını ve 
ordu, siyasetle uğraşan bir askerin yokluğunu varlığından ahsen görür" 68 
şeklinde ifadeler kullandığı telgrafı da eklemiştir. 

9 Nisan (22 Nisan) günü Mahmut Şevket Paşa'dan Hükümete yollanan 
bir telgrafta, İstanbul'da görev yapan 321-22 (1 905-1 906)'li ihtiyat 
askerlerinin en kısa zamanda terhis edilmesini istemiştir 69 . Mahmut Şevket 
Paşa'nın bu telgrafla istediği asker terhislerinin nedeni, İstanbul'da bulunan 
askerin gücünü zayıflatmak olduğu düşünülebilir 70 . 

Mahmut Şevket Paşa 9 Nisan 1325'te Sadaret Makamına çektiği 
telgrafta, hükümetin "nüfuz ve kudretinin" tamamen yok olduğunu; vatanın 
iyiliğinin Hükümetin nüfuzunun tekrar yerine getirilmesine bağlı olduğunu ve 
bu vazifenin de diğer Osmanlı Orduları tarafından da vatansever bir hissiyatla 
yapılmak istendiğini, 2. ve 3. Ordunun birlikte bu vazifeyi yerine getirmek için 
Dersaadet'e bir kuvvet sevkedilmiş olduğunu ifade etmiştir. Mahmut Şevket 
Paşa ayrıca, İstanbul'a gelen bu kuvvetlerin komutasını ele almak için 
Selanik'ten İstanbul'a geldiğini ve gerek 2. ve 3. Orduların ve gerekse 
Ayastafenos önünde bulunan donanmanın da kumandasını üzene aldığını 
söylemektedir. Ayrıca İstanbul'da bu Ordunun Padişah'ı tahttan indireceğine 
dair bazı söylentilerin çıktığını ve bu tür söylentilerin katiyen doğru olmadığını 
ve Hareket Ordusu askerinin vazifelerini yaptığı sırada isyancı askerler ve din 
adamlarının yeniden teşebbüs edecekleri bir karışıklıktan kendilerinin 



67 Bayar, a.g.e., s. 622. 



Bayar, a.g.e., s. 623. 

BOA, Fon Kodu: MV, Dosya No: 127, Gömlek No:7, Tarih: 09/Nisan/1909. 

Türkmen, a.g.e., s. 65-66. 



221 



sorumlu olmayacağını, bu sorumluluğun sebep olanlara ait olduğunu beyan 
etmiştir 71 . 

21 Nisan 1909'da Selanik'ten hareket eden Mahmut Şevket Paşa 72 
beraberinde Erkan-ı Harbiye Reisi Mirliva Pertev ve Ali Rıza Paşalar ile 
Topçu Kumandanı Mirliva Hasan Rıza Paşa, II. Ordu Kumandanı Salih Paşa; 
birçok asker, erzak ve askeri mühimmat ile 22 Nisan günü Ayastafenos'a 
gelmiştir 73 . Mahmut Şevket Paşa'dan bir gün önce de, Ahmet Rıza Bey, 
Enver Bey, Hafız Hakkı ve Fethi Beyler Ayastafenos'a gelmişlerdir 74 . 

Mahmut Şevket Paşa İstanbul'a hareket etmeden önce 21-22 Nisan 
gecesi Mürettep Birinci Tümen Kurmay Başkanı Mustafa Kemal (Atatürk) 
Bey'e Sözlü olarak vermiş olduğu emirde; saat 7/8'de Bakırköy ve Rami 
Kışları ve bir taburla Baruthane'nin işgal edileceğini ve işgal edilecek bu 
mevkii ve kışlalardaki 321 (1905/1906) ve 322'de askere alınanların ayrılarak 
Çatalca'ya sevk edilmesini, 323 (1907) ve 324 (1908)'de askere alınanların 
ise Rahmi ve Davutpaşa Kışlalarında kalacaklarını belirtmiştir. Ayrıca 
Bakırköy istasyonunda 3-4 tren hazırlanarak yarın akşamdan itibaren 
İstanbul ile ilişkinin kesileceğini; Topkapı'ya bir tabur asker sevk edileceğini 
ve burada bulunan 321 (1905) ve 322 (1906) girişli askerlerin Çatalca'ya, 323 
(1097) girişli askerin ise Davutpaşa ve Rami kışlalarına sevk edileceğini ve 
Rami'de bulunan askerlerin tamamen İstanbul'a gönderileceğini bildirmiştir. 
Bu arada Savunma Bakanlığı ve Topkapı'ya iki zabıta potası ve Beyoğlu 
telgrafhanesi iki subay ve 10-15 askerle işgal edilmesini; fatih gibi yerlere 
çete mensuplarının verilemeyeceğini, Enver bey (Taşkışla), Fethi (Okyar) bey 
(Harbiye Mektebi), Muhtar bey (Taksim), Aziz Bey (Köprü), Niyazi Bey 



1 Yunus Nadi, a.g.e., s. 183-184. Aynı Beyanname metni için bkz., İkdam, Nu: 5357, 24 
Nisan 1909. 

72 Sabah, Nu: 7035, 26 Nisan 1909. 

73 İkdam, Nu: 5356, 23 Nisan 1909. 

74 Türkmen, a.g.e., s. 67. 



222 



(Harbiye Nezareti), Kahireli Aziz Bey'in (Tophane) taraflarında 
görevlendirileceği bildirmiştir 75 . 

Mahmut Şevket Paşa'nın ordu komutasını eline almasından sonra, 
ordudaki komuta değişikliği de şu şekilde olmuştur: Hareket Ordusu 
Komutanı Mahmut Şevket Paşa, Hareket Ordusu Erkan-ı Harbiye Reisi 
Mirliva Ali Rıza Paşa, Birinci Mürettep Fırka Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa, 
bu Fırkanın Erkan-ı Harbiye Reisi Mustafa Kemal Bey; İkinci Mürettep Fırka 
Kumandanı Erkan-ı Harp Mirlivası Şevket (Turgut) Paşa, bu Fırkanın Erkan-ı 
Harbiye Reisi de Kolağası Kazım (Karabekir) Bey olmuştur. Binbaşı Enver 
Bey, İkinci Mürettep Fırka'ya bağlı Mürettep 5. Alay, Fethi Bey ise Birinci 
Fırka'ya bağlı Mürettep 3. Alay, Hafız Hakkı Bey ise Birinci Fırka'ya bağlı 2. 
Alay Komutanlığı görevlerini üstlenmişlerdir 76 . 

Mahmut Şevket Paşa 23 Nisan günü, yani İstanbul'a geldiği gün, 
Yıldız Sarayına bir telgraf çekmiştir. Mahmut Şevket Paşa bu telgrafta, 
Hareket Ordusu'nun İstanbul'a gelmesi münasebetiyle bir takım bedbahtlar 
Padişahın tahttan indirileceği haberini yaydıklarını; ordunun böyle bir şeyi 
kesinlikle kabul etmeyeceğini ve bunun büyük bir yalan olduğunu ifade 
ettikten sonra, "ancak isyancı askerlerin yakalanması sırasında bir takım 
fesatçılar kargaşa çıkararak Padişahın hayatına zarar verecek olurlarsa 
ordunun hiçbir mesuliyet kabul etmeyeceğini bildirmiştir 77 . Mahmut Şevket 
Paşa aynı gün Sadarete de bir telgraf çekip yukarıdaki fikirlerini tekrarlayıp 
bunların gazetelerde yayınlanmasını ve elçiliklere de tebliğini istemiş ve 
gelen askerlerin kesinlikle Padişah hal' maksadını gütmediğini tekrar etmiştir. 
Mahmut Şevket Paşa ayrıca Ayastafenos'a geldiğinde ordunun ve 
donanmanın kumandanlığını da üslendiğini belirtmiştir. Donanma subayları 



75 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 39-40. 



6 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 270. Zekeriya Türken, Enver, Hafız Hakkı ve Ali Fethi 
Beylerin ordunun diğer birliklerinde erkân-ı harpliklere getirildiğini ifade etmektedir. Bkz, 
Türkmen, a.g.e., s. 68. 
77 Ali Cevat, a.g.e., s. 68. 



223 



da Hareket Ordusu ile müttefik olduğunu beyan etmiştir 78 . Mecidiye 
kruvazörü subayları ve askerleri adına 8 Nisan 1325 (21 Nisan 1909) tarihiyle 
İkdam gazetesine verdikleri bir beyannamede Hareket Ordusunun yanında 
olduklarını beyan etmişlerdir 79 . 

Mahmut Şevket Paşa Hareket Ordusu Kumandanı imzası ile Büyük 
Halkalı Genel Karargâhından göndermiş olduğu "Ordu Emri"nde, Hareket 
Ordusunun İstanbul'a giriş şeklini belirtmiştir. Bu emirde hangi askeri 
birliklerin nereyi işgal edeceği ayrıntılı bir şekilde birliklere gönderilmiştir. 
Böylece Hareket Ordusu 24 Nisan'da İstanbul'u işgale başlamıştır 80 . 



3.3) Hareket Ordusunun İstanbul'a Girmesi ve İstanbul'un İşgali 

23 Nisan günü İstanbul'u işgal etmeğe hazırlanan Hareket Ordusunun 
yirmi beş tabur, on iki bölük, sekiz batarya ve gönüllü kıtalar, 935 subay, 
3312 at, 48 top ve 8 makineli tüfekten oluşan bir savaş gücünden meydana 
gelmiştir. 24 Nisan'da Edirne'den dört batarya ve dörtte araba gelip Hareket 
Ordusuna katılmıştır. Ayrıca Hareket Ordusunda 29 bin er bulunmaktadır 81 . 

23 Nisanı 24 Nisan'a bağlayan Cuma günü gecesi Mahmut Şevket 
Paşa Hareket Ordusuna İstanbul içlerine ilerleme emri vermiştir. Bu emre 
göre Hareket Ordusu dört koldan ilerleyecektir. Ordunun bir kolu Davutpaşa 
kışlasını işgal etmiştir 82 . İkdam'a göre ilk müsademe ve atılan ilk kurşun 



78 Türkmen, a.g.e., s. 69. 

"Meşrutiyet ve Meşrutiyetin muhafazası için Hareket Ordusu Osmanîmizle birlikte 
kanımızın son damlasına kadar çalışacağımızı beyan ile ahd-ı misak ettik", bkz, İkdam, Nu: 
5355, 22 Nisan 1909. 

10 İhsan Ilgar, "31 Mart ve Hareket Ordusu", Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S. 6, İstanbul, 
Mart 1968. s. 26-31. Ayrıca Bkz, Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 255-256. 

1 Francis Mc Cullagh, Abdülhamid'in Düşüşü, (Çev.: Nihal Önol), İstanbul Kitaplığı, 
İstanbul, 1990. s. 169. 

2 "2. Mürettep Alay (4/34, 1/35, 17. nişancı taburu) Bosnavira'dan hareketle Davutpaşa 
kışlasını işgal edecek ve orada kalacaktır." Mahmut Şevket Paşa tarafından 10 Nisan 1325 



224 



Davutpaşa Kışlasında olmuştur 83 . Davutpaşa kışlasında kalan Ertuğrul Alayı 
Cuma Selamlığında bulunuyordur. Alay kışlaya dönüşte yerlerinin işgal 
edilmiş ve işgal kuvvetlerinin de kendilerinden güçlü olduklarını görünce geri 
dönüp Harbiye Nezareti'ne haber vermişlerdir. Bu haber üzerine Harbiye 
Nezareti ve Fatih Zabtiye Dairesi askerleri bir erbaşın komutasında üç taburla 
Davutpaşa Kışlasına doğru ilerlemişlerdir. Harbiye Nazırı Edhem Paşa 
bunları engellemek için çalışmış ancak Davutpaşa Kışlasına gitmekte olan 5 
bölük asker Edhem Paşa'yı dinlememiştir. Davutpaşa Kışlasını kurtarmak için 
giden bu başıbozuk askerler hiçbir başarı sağlayamadan geri dönmüşlerdir 84 . 

İstanbul içlerinde ilerlemesine devam eden Hareket Ordusu birlikleri 
Fatih yoluyla Beyazıt'a yönelmiş ve Harbiye Nezaretini işgale başlamışlardır. 
Ancak Harbiye Nezaretinde bulunan askerler, Hareket Ordusu askerlerini 
gördükleri zaman derhal silahlarına sarılmışlar ve amirlerinin de amirlerini 
dinlemeyerek Edirnekapı tarafına doğru koşmaya başlamışlardır. Bu askerler 
bütün ahalinin hayretli bakışları altında şehirden kaçmışlardır. Ancak 
Edirnekapı tarafına doğru kaçan bu askerlerin kuvvetleri az olduğu için, 
önlerinde bulunan büyük hareket ordusu önünde tutunamamışlar ve teslim 
olmaya mecbur olmuşlardır 85 . 24 Nisan günü Hareket Ordusu askerleri 
Babıâli ve Topkapı yönüne doğru ilerlemeye başlamış ve burada buluna 
İstanbul askeri, Hareket Ordusuna karşı çok direnmişlerdir 86 . Gece 
Topkapı'da Hareket Ordusu askerleri ile Topkapı'da bulunan askerler 
arasında çatışma çıktığına dair bir telgraf ordu merkezine çekilmiştir 87 . 
Çatışmalar o kadar şiddetli olmuştur ki, Hareket Ordusu bu iki bölgede top 



Cuma günü saat (gündüz) 1.30'da yayınladığı "2. Ordu Emri"nin 3. maddesinden alınmıştır. 
Bkz, Ilgar, a.g.m.. s. 27; Atatürk'ün Not Defterleri-I. s. 42. 

83 İkdam, Nu: 5358, 26 Nisan 1909. 

84 Türkmen, a.g.e., s. 83. 

85 Yunus Nadi, a.g.e., s. 201-202. 

86 Sabah, Nu: 7034, 26 Nisan 1909. 

Kurmay Yüzbaşı Sami imzası ile gece 12.30'da çekilen telgrafta, "Topkapı tarafından 
İstanbul askeriyle bizim asker arasında çatışma başlamıştır. Düşman kolu surlar içinde 
olduğu için bilinmiyor.", bkz, Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 49. 



225 



kullanmak zorunda kalmıştır. Ayrıca Babıâli'de çıkan çatışmalarda, evlerden 
de Hareket Ordusu üzerine ateş açılması gayet ilginçtir 88 . 

Hareket Ordusu birlikleri Beyoğlu'na girdiği zaman burada bulunan 
Harbiye Mektebi öğrencileri de bu birliklere katılmıştır 89 . Harbiye 
öğrencilerinden bir bölümü elçiliklerin güvenlik altına alınması için 
görevlendirilmiş, bir bölümü de Yıldız'a karşı yapılacak harekâta iştirak etmek 
için gönderilmişledir 90 . Harbiye Mektebi Süvari dairesi önünde asi askerlerle 
Hareket Ordusu arasında çıkan çatışma sırasında Rumeli Ordusunun 
Selanik'ten İstanbul'a hareket eden ilk kuvvetlerinin kumandanı olan Binbaşı 
Muhtar Bey nerden geldiği belli olmayan bir kurşunda vurularak şehit 
olmuştur 91 . Enver Bey'in (sonardan Paşa) çok yakın arkadaşı olan ve çok 
sevdiği arkadaşı Muhtar Bey'in ölmesi, onun üzerinde büyük bir tesir 
yapmıştır. Çünkü beraber çarpıştıkları Muhtar Bey'e isabet eden kurşun onu 
da öldürebilirdi 92 . Beyoğlu'na giden askerlerin birçoğu Rumeli'den gelen 
Jandarmalardan müteşekkil edilmiştir. Bu askerlerin birçoğu subay olup er 
elbiseleriyle çarpışmaktadırlar. Beyoğlu'na gelen bu kıtaya Beyoğlu 
sokaklarında devriye gezme ve asayişi sağlama görevi verilmiştir 93 . 

Hareket Ordusu'nun sağ koluna Selanik gönüllülerinden iki tabur sevk 
edilmiştir. Bu taburlar bir gece önce Zeytinburnu Fabrikalarını işgal etmiş, 
daha sonra tren yolu hattını takip ederek şehre girmişlerdir. Bu kol Yedikule - 
Sarayburnu arasındaki araziyi taraya taraya ilerlemiştir. Hareket Ordusu 
askerleri Ahırkapı'dan Topkapı Sarayı'na geldikleri zaman, orada bulunan I. 
Avcı Taburu askerleri ile diğer taburlara mensup askerler silahlarına 
sarılmışlar ise de burada bir çatışmaya meydan verilmeyerek askerlerin 



Sabah, Nu: 7034, 26 Nisan 1909. 
89 Türkmen, a.g.e., s. 83. 

Ahmed Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğunda İnkılâp Hareketleri ve Milli 

Mücadele, Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1959. s. 519. Ayrıca bkz, Ahmed Bedevi Kuran, 
Harbiye Mektebinde..., s. 154. ; Yunus Nadi, a.g.e., s. 203; Karabekir, a.g.e., s. 458. 
3 ' İkdam. Nu: 5358. 26 Nisan 1909: Türkmen, a.g.e., s. 84. 

Aydemir, a.g.e., s. 168. 
93 Yunus Nadi, a.g.e., s. 202-203. 



226 



silahları teslim alınmıştır. Daha sonra Hareket Ordusu Topkapı Sarayına 
girerek burayı işgal etmişlerdir. Bu askerlerin bir kısmı III. Ordu taburlarına 
mensuptur ve başlarında kumandan olarak Yüzbaşı Ziya Bey bulunmaktadır. 
Ayrıca iki bölük piyade askeri ise II. Alayın 3. Taburu Binbaşısı Hamdi Bey 
bulunmaktadır 94 . 

Hareket Ordusu Beyoğlu'nu ele geçirdikten sonra Taksim Kışlası ve 
Taşkışla cihetlerine giderek buraların kuşatmasına başlamıştır. Taşkışla'yı 
kuşatan askerlerin başında Erkan-ı Harb Binbaşısı Enver Bey bulunmaktadır. 
Taşkışla'da daha önce Selanik'ten "Meşrutiyet'i korumak üzere" İstanbul'a 
getirilen avcı taburlarının bulunduğu kışladır. Taşkışla'nın birinci katında avcı 
taburları ile numune ve istihkâm bölükleri, ikinci katında ise Hassa Ordusu 
askerleri yerleştirilmiştir. Bu kışlada nizamiye kapıları ve cephanelik gibi 
nöbet yerlerine hassa askerleri yerleştirilir, avcı taburu askerleri ise nöbet 
tutmamaktaydılar. 

Taşkışla, Hareket Ordusu'na en çok direnen kışla olmuştur. Buradaki 
askerlerin avcı askeri oluşu çatışmaların şiddetli olmasına yol açmıştır. 
Hareket Ordusu askerleri, Taşkışla'daki bu direnişi aramayacaklarını 
anlamışlar ve Harbiye Mektebi talimhanesine kurdukları seri atışlı toplarla 
Taşkışla'yı top ateşine tutmuşlardır. Taşkışla'daki askerler bu top atışlarına 
karşılık veremeyeceklerini anlamışlar ve Hareket Ordusu askerlerine teslim 
olacaklarını bildirmişlerdir. Bunun üzerine Hareket Ordusundan bir miktar 
asker kışlayı işgal için ilerlermişler, bu askerlerin ilerlediğini gören avcı 
askerleri tekrar şiddetli bir ateş açmışlar ve Hareket Ordusu askerlerine 
büyük zayiat verdirmişlerdir 95 . 

Olay sırasında Taşkışla'da bulunan Mustafa Turan Bey ise eserinde, 
Taşkışla askerlerinin bir gece önce, Hareket Ordusu geldiği takdirde 



94 Sabah, Nu: 7034, 26 Nisan 1909. 



95 İkdam. Nu: 5358, 26 Nisan 1909; Sabah. Nu: 7034, 26 Nisan 1909. 



227 



mukavemet göstermeyecekleri ve kumandanlarının emirlerini 
dinleyeceklerine dair yemin ettiklerini, ancak 10 Nisan akşamı ne olduğunu 
anlamadan bu yeminlerinden vazgeçerek, cephanelik kapısını kırdıklarını ve 
buradaki mühimmatı koğuşlara götürdüklerini ifade etmektedir. Turan'ın 
aktardığına göre Taşkışla Komutanı İsmail Hakkı Bey askere mani olmak 
istemiş ancak başarılı olamamıştır. 

Yine Mustafa Turan, Enver Bey yanında arkadaşları ve Bulgar 
çetecileri olduğu halde Taşkışla avlusuna gelmiş olduğunu ve Enver Bey'in 
yanında Makedonya İhtilal Komitesi Reisi meşhur Sandaneski'de 
bulunduğunu, Hareket Ordusu'nun kışla içine girişinde ilk işi sağ kalabilen 
avcıları silahtan tecrit edip süngülemiş olduğunu iddia etmektedir. Yine 
Turan, Enver Bey'in; Taşkışla Kumandanı İsmail Hakkı Bey'in, "oğlum 
gazanız mübarek olsun. Avcılara söz anlatamadım. Dün yemin ettikleri halde 
gece cephaneliği kırmışlar. Bu fecaate sebebiyet verdiler. Meram 
anlatamadım" demesi üzerine Enver Bey İsmail Hakkı Bey'in üzerine 
yürümüş ve sille tokat kumandanın sakalını yolduğunu, İsmail Hakkı Bey'in 
de bir hayli sinirlendiğini ve Enver Bey'e, "seni utanmaz alçak" diyerek 
yüzüne tükürmüş ve "sen askerliğin şeref ve namusunu tanımayan bir insan 
olduğunu bu hareketinle ispat ettin. Yazıklar olsun sana ki, bir Türk zabiti 
üniforması taşıyorsun. Askerliğin e alçak bir ferdi imişsin ki, düşmanlarımızın 
karşısında bana bu şerefsizliğini gösterdin. Askerlikte değil dindaşın, düşman 
askeri bile olsa teslim olduktan sonra böyle bir muamele yapılmaz. Ben senin 
kanından, dininden şüpheliyim. Eğer kanında bozukluk olmamış olsaydı. 
(Bulgarları göstererek) bunların karşısında kendi milliyetini ayaklar altın alıp 
böyle şerefsiz bir harekette bulunmazdın" demesi üzerine İsmail Hakkı Bey'i 
yanında bulunan üç subayla birlikte Bulgar askerlerine kurşuna dizdirdiğini 
iddia etmiştir. 

Mustafa Turan'a göre Taşkışla'da öldürülen askerler Sürp Agop 
Ermeni mezarlığında açılan bir çukura atılmıştır. Mustafa Turan'ın ölen 



228 



askerlerin gömüldüğünü iddia ettiği yer, bugün Hilton Oteli'nin bulunduğu 
yerdir 96 . 

Hareket Ordusu askerleri Topkapı tarafından da İstanbul'a girmiş, 
önlerinde piyade ve arkalarında 36 top olduğu halde Şehremini, Aksaray, 
Beyazıd yoluyla hareket ederek bir kısmı Harbiye Nezaretini işgal etmiş, bir 
kısmı da Divanyolunu takip ederek Ayasofya Meydanı'na girmişlerdir. 
Hareket Ordusu'nun diğer bir kısmı da Edirnekapı tarafından Zincirlikuyu, 
Nişantaşı yoluyla şehre girmiş ve Fatih Nizamiye Karakolu önünde 
geçmekteyken, orada bulunan askerlerden bazıları meydanda bulunan 
barakaların arkasına saklanarak Hareket Ordusu askerlerinin üzerine ateş 
etmişlerdir. Bu arada çıkan çatışmada 40 kadar asi asker öldürülmüş, 32 kişi 
de yaralı olarak teslim alınmıştır 97 . 

Burada itfaiye efradından bir kısmı Topkapı haricinde Maltepe 
hastanesinin arkasındaki sırtlardan Hareket Ordusuna karşı yaptıkları 
tecavüz üzerine, Hareket Ordusu askerinin karşılık vermesi ile 
püskürtülmüşlerdir 98 . Hareket Ordusu'nun İstanbul'da gerçekleştirmiş olduğu 
bu harekât sırasında kendi aralarında yapmış oldukları bir yazışmada, 
İstanbul'da bulunan isyancı askerlere karşı "Düşman Kolu" tabirini 
kullanmaları, Hareket Ordusu'nun isyancı askerlere bakış açısını göstermesi 
bakımından gayet dikkat çekicidir 99 . 

Hareket Ordusu Yıldız kuşatmasına başlamadan önce Taksim, 
Taşkışla ve Maçka kışlaları işgal edilmiş, İstanbul'daki bütün karakollar teslim 
alınmış ve oralara Hareket Ordusu askerleri yerleştirilmiştir. İstanbul 



: Mustafa Turan, Elli Beş Yıldır Esrarı Milletten Gizlenmiş Bir Facia, Taşkışla'da 31 Mart 

Faciası, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1966. s. 56-59. 

97 İkdam, Nu: 5358, 26 Nisan 1909. 

98 İkdam, Nu: 5358, 26 Nisan 1909. 

99 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 263. 



229 



güvenliğini sağlayan Hareket Ordusu, buradaki askeri kuvvetlerini Yıldız 
zerine sevk etmiştir 100 . 

Hareket Ordusunun bir kısmı da Yıldız Sarayını işgal etmek için 
görevlendirilmiştir. 12 Nisan günü II. Mürettep Fırka Komutanı Şevket Turgut 
Paşa ile II. Mürettep Fırka Erkânı Harp Reisi Binbaşı Kazım Bey Hareket 
Ordusu Karargâhına gitmişler, bu sırada Mahmut Şevket Paşa ile Hareket 
Ordusu Erkânı Harp Reisi Ali Rıza Paşa karargâhtan ayrılmak üzere iken, 
Şevket Turgut Paşa ve Kazım Bey, kendilerine Yıldız'a yapılacak hareketin 
acilen yapılması hakkında bir teklif yapmışlar, Mahmut Şevket Paşa ise bu 
durumu III. Ordu Erkânı Harbiye Reisi Pertev Paşa ile konuşup 
kararlaştırmalarını söylemiştir. Pertev Paşa, 13 Nisan'da Yıldız'a karşı 
yapılacak harekât emrini kendi eli ile yazmıştır. 13 Nisan günü erkenden 
Yıldız'a hareket başlamıştır. Ancak bu sırada Pertev Paşa Fırka karargâhına 
gelerek, "Harekâtı ertelemeleri emrini" şifahen bildirmiştir. Ancak bu durumun 
askerler ve subaylar arasında huzursuzluk çıkarabileceğini ve fena bir sonuç 
doğuracağını anlatıldıktan sonra, Pertev Paşa'ya dün verilen emrin neden 
geri alındığı sorulmuştur. Bu soruya, "Hareket Ordusu Kumandanlığınca yeni 
emre göre hareket olunması isteniyor" cevabı verilmiştir. 

Binbaşı Kazım Bey, Şevket Turgut Paşa'yı zor durumdan kurtarmak 
için hareketin sorumluğunu kendi üzerine almıştır. Pertev Paşa ve Şevket 
Turgut Paşalar Harbiye Mektebinde kalmışlar, Kazım Bey de zırhlı otomobil 
ile Yıldız'a hareket üzerinde bulunan kıtaların yanına gitmiştir. Pertev Paşa, 
Kazım Bey'e, "kendisi gelinceye kadar burada bekleyeceğini, kıtaları eski 
vaziyetine getirmesini ve çabuk dönmesini" emretmiştir. Kazım Bey Ihlamur 
Deresini geçip, Yıldız yokuşunu çıkmakta olan askerî kolun başına gitmiştir. 
Burada alay ve tabur komutanlarına durumu anlatmış, ancak kumandanlar 
fevkalade umutsuzluğa düşmüşledir. Bu durum üzerine geri karargaha geri 
dönmenin askerler üzerinde kötü tesir yaratabileceğini ve bir kargaşanın 



100 İkdam. Nu: 5358, 26 Nisan 1909. 



230 



çıkacağını düşüne Kazım Bey tekrar mesuliyeti üzerine alarak, yanlarında 
Harbiye Mektebi Öğrencileri olduğu halde Yıldız işgalini tamamlamıştır. 

Kazım Bey Harbiye Mektebine döndüğünde Pertev Paşa'nın bir 
müddet bekledikten sonra gitmiş olduğunu öğrenmiştir. Bu sırada bir emir 
subayı, yeni bir emir getirmiştir 101 . Bu emirde, "14 Nisan'da Enver, Fethi ve 
Niyazi beylere bir kol verilerek yine fırkamız kumandasında Yıldız'ın işgal 
edilmesi" emrediliyordu. Ancak Pertev Paşa araba ile Harbiye Nezaretine 
gidinceye kadar, Kazım Bey otomobil ile Yıldız'a gitmiş ve "Yıldız'ın işgal 
olduğu"nu Yıldız'dan çekilen telgrafla Mahmut Şevket Paşa'ya yazmışlardır. 
Pertev Paşa, Mahmut Şevket Paşa'nın yanına gittiği zaman, Mahmut Şevket 
Paşa telgrafla Yıldız'ın işgal edildiğini öğrenmiş bulunuyordu. Mahmut Şevket 
Paşa, harekâtı durdurma vazifesini yerine getiremediği için Pertev Paşa'ya 
çok kızmıştır. 

Kazım Karabekir'e göre Yıldız'ın Enver Bey tarafından işgal 
olunmasını İttihat ve Terakki merkezi de istiyordu. 13 Nisan sabahı bu işgalin 



"Hareket Ordusu, Ordu Emri Numara: 5, Savunma Bakanlığı 13 Nisan 1325 (26 Nisan 
1909) Pazartesi, gündüz, saat 09.00. Hareket Ordusu Yıldız'daki askeri birliklere silahlarını 
teslim ettirmek üzere 13/14 Nisan Salı gecesi aşağıdaki harekât yerine getirilecektir. 

1. Balmumcu kolu, 14 Nisan (27 Nisan) Salı sabahı saat 9'a kadar hazır bulunan 
piyade kuvvetleriyle Balmumcu güneyindeki sırtlarda hazırlık içine girmiş bulunacak, 
topçusuna Balmumcu batısındaki sırtlarda mevzi aldıracak ve süvarisi Zincirlikuyu 
Karakolunda bulunacaktır. 

2. Ortaköy kolu gece saat 6da öncü birlikleriyle Eminönü'nden hareketle Bakırköy- 
Ortaköy caddesinden ilerleyerek Ortaköy kuzeyindeki kışlaya yönelecek ve bu 
civarda mevzii aldıracaktır. Bu kolun kendisine, katılacak olan sahra bataryası 
Ortaköy deresinin doğusundaki sırtların münasip bir mahalline top indirecektir. 

3. Beşiktaş kolu saat 6.15'te öncü birlikleri ile birlikte Eminönü'nden hareketle Galata - 
Dolmabahçe yoluyla ilerleyecek ve Beşiktaş - Şeyh Zafir Tekkesi yoluyla diğer 
taburu Ihlamur Köşkü - Yenimahalle yolundan Yıldız üzerine sevk edilerek Hamidiye 
Camii batısında mevzii alacaktır. Belirtilen kolun topçusu Maçka sırtlarında 
kalacaktır. 

4. Genel ihtiyat, gece saat 6.30'da öncü birlikleriyle Bayezıd Meydanı'ndan hareketle 
Galata Köprüsü - Tophane - Beşiktaş caddesini takip edecek ve icabında her iki 
tarafa yardım edebilmek üzere Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki cadde üzerinde hazır 
bulunacaktır. 

5. Ordu genel karargâhı gece saat 9.30'dan itibaren Balmumcu Çiftliğinde 
bulunacaktır." Bu emrin altında parantez içinde "Bahsedilen emir verilmek üzere iken 
Yıldız Sarayı ele geçirilip susturulmuştur" yazmaktadır. Bkz, Atatürk'ün Not 
Defterleri-I, s. 50-51. 



231 



vaki olmasına onlar kadar kızdı. Propaganda ile olsun, daha evvel Enver Bey 
işgal etti diye söylentiler yaymakta idiler 102 . 

Yıldız Sarayı'nın dışında bunlar olurken, Yıldız Sarayı tedirgin bir 
şekilde işgali beklemektedir. Ali Cevat Bey'e göre Yıldız işgal edilmeden bir 
gün evvel düvel-i muazzama elçiliklerinden birinin (Rusya olması muhtemel) 
kapı oğlanı huzuruna gelerek, "Sefir Bey beni mahsusen size gönderdi. 
Selam ediyor. Halleri pek fena görünüyor. Kendisi ziyadesiyle merak eyliyor. 
Zat-ı şahanenin bir arzusu var mıdır? Beyan buyursunlar" diyerek II. 
Abdülhamid'e bir çeşit ülkeden kaçma teklif etmişlerdir. Ancak II. Abdülhamid 
bu teklife, "Memnun oldum. Sefir Bey'e selam söylesin" diyerek bu teklifi 
reddetmiştir. Yıldız Saray'ı işgal edilirken sarayda sadece 30 tane asker 
bulunmaktadır. Sarayın ışıkları 13 Nisan Pazartesi günü elektrik memurları 
ve kandilciler saraydan kaçtıkları için Saray karanlıkta kalmıştır. Bu arada 
Yıldız Sarayı, Harem hariç olmak üzere, tamamen işgal edilmiştir. Yakalanan 
saray görevlileri askerler tarafından yakalanarak bahçeye çıkarılmış, daha 
sonra verilen emir üzerine süngülü askerler eşliğinde Mekteb-i Harbiye ve 
Daire-i Askeriyeye sevk edilmişlerdir 103 . 

Mahmut Şevket Paşa imzalı, 24 Nisan 1325 tarihli resmi ilanda 
Mahmut Şevket Paşa Çarşamba günü (21 Nisan 1909) emr-i kumandayı 
teslim almak için Selanik'ten hareket ederek Ayastafenos'a geldiğini; Cuma 
günü Hareket Ordusu kuvvetlerine pay-i tahta giriş emrini verdiğini ifade 
etmiştir. Ayrıca güzel bir tesadüf olarak 11 Nisan 1325 günü, 11 Temmuz 
1324 tarihine nazire olarak İstanbul'a girildiğini ifade etmiştir. Mahmut Şevket 
Paşa daha sonra yapılan hareket hakkında şu bilgileri vermiştir: Harbiye 
Nezaretindeki kıtalar müdafaaya vakit bulamadan teslim alınmış, Topkapı 
Sarayı, Fatih Zabtiye Dairesi, Aziziye Karakolu, Babıâli, Tophane, Maçka ve 
İplikhane askerlerinin de teslim olduğunu, ancak Taşkışla ve Beyoğlu'ndaki 
asi askerlerin Hareket Ordusu kuvvetlerine karşılık verdiği için bu kışlaların 



102 Karabekir, a.g.e., s. 456-459. 

103 Ali Cevat, a.g.e., s. 78. 



232 



top ateşi ile tahrip edildikten sonra askerlerinin teslim alınabildiğini 
söylemiştir. Üsküdar'da bulunan askerlerin ise 24 Nisan günü tenkil 
edileceğini belirtmiştir. Mahmut Şevket Paşa, bu çatışmalar sonucunda her 
iki tarafında kayıplar verdiği, ancak bu sayının henüz belirlenemediğini ve 
Hareket Ordusunun zaferini bütün millete müjdelemiştir 104 . Hareket Ordusu 
Selimiye Kışlasını da 25 Nisan'da işgal etmiştir 105 . 

11-12 Nisan 1325 (23-24 Nisan 1909) tarihli gazeteler, çıkan 
çatışmalar dolayısıyla her iki tarafında kayıplarının büyük olduğunu 
yazmışlardır. İkdam'a göre Taksim'deki çarpışmalarda asilerden 70, Hareket 
Ordusundan da 7 kişinin öldüğünü yazmıştır 106 . İkdam'ın 1 Mayıs nüshasında 
ise, "Ölenler ve Yaralananlar" başlığı altında "bir erkân-ı harbiye zabitine" 
dayandırarak verdiği haberde, Beyoğlu'nda yapılan çatışmalar sırasında 
Hareket Ordusundan 53 asker şehit, 65 asker yaralı ve isyan eden 
askerlerden 240 nefer ölmüş 475 nefer yaralanmıştır. Dersaadet tarafında 
çıkan çatışmalarda ise Rumeli ordusunun ölü sayısı 44, yaralı sayısı 95 
kişidir. İsyan eden askerlerden ise 57 kişi ölmüş, 110 kişi yaralanmıştır 107 . 
Hareket Ordusu Karargâh Kayıt Defterinde belirlene bilen ölü ve yaralıların 
âdeti şöyledir: 20 Alay, 1 . Tabur'dan 28 yaralı, 24. Alay'dan 15 şehit ve yaralı 
olup, ayrıca 83 yaralı ve 90 şehit ismi geçmektedir. Yine Hareket Ordusu 
Karargâh Kayıt Defterinde bulunan bir tabloya göre 14 üst rütbeli subay şehit 
olmuş, 3 üst rütbeli subay da yaralanmıştır. Yine bu tabloya göre 40 asker 
şehit olmuş, 78 tanesi de yaralanmıştır 108 . 10 Mayıs 1325 (23 Mayıs 1909) 
tarihinde Hürriyet-i Ebediye Tepesine 2 Subay ve 42 askerin cenazeleri 



104 Sabah, Nu: 7035, 26 Nisan 1909. 

105 Osman Nuri, a.g.e., s.1194. 

106 İkdam, Nu: 5358, 26 Nisan 1909. 

107 İkdam, Nu: 5362, 1 Mayıs 1909. 

08 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 99. 



233 



defnedilmiştir 109 . Bazı kaynaklarda ise bu rakamlar 4500 ölü ve 800 civarında 
yaralı şeklinde vermektedir 110 . 

24 Nisan'da artık İstanbul dâhilinde bulunan isyancı askerlerin çoğu 
susturulmuş ve şehirde silah sesleri hemen hemen kesilmiştir. İstanbul'da 
artık asayiş sorununun halledilmesi yönünde çalışmalar yapılmaya 
başlanmıştır. Büyük bir isyanın ardından asayişin sağlanması için 
uygulanacak en iyi yöntem olan İdare-i Örfi (Sıkı Yönetim) ilan edilmiştir. 12 
Nisan 1325 (25 Nisan 1909) tarihinde "İdare-i Örfiye İlanı" adıyla Mahmut 
Şevket Paşa'nın imzasını taşıyan bir beyanname yayınlanmıştır 111 . 
Sıkıyönetim üç daireye ayrılmış, Birinci Daire Tophane Nazırı Hurşit Paşa, 
İkinci Daire Topçu Livası Hasan Paşa, Üçüncü Daire ise Nazif Paşa 
başkanlığında çalışmaya başlamıştır 112 . 

Mahmut Şevket Paşa, 25 Nisan günü yayınlamış olduğu bu 
beyanname ile idare-i örfi yani sıkıyönetimi bir oldubittiye getirmiştir. Mahmut 
Şevket Paşa 25 Nisan sabahı Tevfik Paşa'ya bir telgraf çekmiş, Paşa 
telgrafta idare-i örfiyenin ilan edildiğini gayet net bir ifade ile bildirmiştir. 
Ayrıca Mahmut Şevket Paşa kabinenin reisinden meselenin yabancı 
elçiliklere de bildirmesini istemiştir 113 . 

Tevfik Paşa, Kanuni Esasi'nin 113. maddesine göre 114 Sıkıyönetim 
ilanı kumandanların yetkisinde olmayıp hükümetin sorumluluğunda olduğunu 
bildiği için, İdare-i Örfiye ilanını meşru bir şekil vermek üzere telgraf içeriğini 



109 Atatürk'ün Not Defterleri-I, s. 66-80. 



110 Türkmen, a.g.e., s. 88. 

1 Beyannamenin metni için bkz, Osman Nuri, a.g.e., s. 1194; İkdam, Nu: 5358, 26 Nisan 
1909. 
112 Bayar, a.g.e., C.2, s. 363. 

3 ismail Hami Danişmend, 31 Mart Vakası, İstanbul Kitapevi, İstanbul, 1942. s. 134. 
Madde 113 - Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyit asar ve emarat 
görüldüğü halde Hükümeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten idare-i 
örfiye ilânına hakkı vardır. İdare-i örfiye, kavanin ve nizamatı mülkiyenin muvakkaten 
tatilinden ibaret olup idarei örfiye tahtında bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile 
tâyin olunacaktır. 



234 



Mahmut Şevket Paşa'nın bir teklifi şeklinde Padişaha arz edip iradesini 
almaya karar vermiştir. Yarım saat içinde beklenen irade çıkmıştır. Bunun 
üzerine Tevfik Paşa meseleyi Mahmut Şevket Paşa ile Ayastafenos'daki 
Meclis-i Mebusan'a tebliğ etmiştir 115 . 

Mahmut Şevket Paşa kendi başına idare-i örfiye ilan etmekle hem 
Meclis-i Mebusan'ın, hem hükümetin hukukuna tecavüz etmiştir. Şöyle ki 
netice vasıtaları meşru kılmış, Mahmut Şevket Paşa, Hareket Ordusu 
Kumandanı olmasından aldığı güçle ve zaten İttihat ve Terakki Cemiyetinin 
de meşru kabul etmediği bir Kabineyi yok saymış; bu teşebbüs ortaya iki 
irade çıkmasına neden olmuştur. Şöyle ki birincisi, ne yürütme gücü kalmış, 
ne de söz söyleme hakkı kalmış bir Hükümet; ikincisi ise, yaptığı 
hareketlerden ve aldığı kararlardan gayrı keyfi ve gayrı resmi bir hükümet 
görümünden bulunan Hareket Ordusu Kumandanı Mahmut Şevket Paşa'dır. 

Mahmut Şevket Paşa 12 Nisan 1325 tarihli yayınladığı bir telgrafta, 
halktan ve yabancılardan birçok kişinin Hareket Ordusunun İttihat ve Terakki 
Cemiyetiyle ilişkide bulunduğunu beyan etmişlerdir. Bu fikir ve düşünce 
tamamen yanlıştır. Demek suretiyle İstanbul'da çıkan dedikoduları 
yalanlamıştır. Mahmut Şevket Paşa, bu ordunun tehlikede olan Meşrutiyeti 
kurumak için İstanbul'a geldiğini, zaten Orduların bulun için yemin etmiş 
olduğunu beyan etmiştir 116 . 

İlan edilen İdare-i Örfi'nin maddeleri 26 Nisan'da İkdam gazetesinde, 
"Dersaadet Jandarma, Polis Müfettiş-i Umumisi Miralay Galip" imzasıyla 11 
Nisan 1325 (24 Nisan 1909) tarihli bir ilan yayınlanmıştır. Bu ilana göre, ilan 
elden İdare-i Örfi'nin maddeleri şunlardır: "1. Hükümetin isyancılara ve 
irticacıların üzerlerine gittiği şu zamanda herkesin kavlen (sözle) ve fiilen 
hareketlerine dikkat etmesi, sükûnet ve itidal etmesi, halkı heyecana 



5 Danişmend, a.g.e., s. 134-138. Kararname için bkz, BOA, Fon Kodu: MV, Dosya No: 
127, Gömlek No: 10, Tarih: 5/R/1327. 
116 Osman Nuri, a.g.e., 1 1 94-1 1 95. 



235 



getirecek ve sürükleyecek hareketlerden kaçınılması gerektiğini; örneğin 
fesat yaratacak yazılar yazmak, heyecanlı sözler söylemek ve hareketlerden 
kaçınılması gerektiğini; 2. Gayet seri bir şekilde memlekette güvenliğin temini 
için karakollar ve devriyeler Hareket Ordusunun istihdam ettiği askerler ve 
Selanik'ten getirilen Jandarma ve Polislere verilediği ve yukarda sayılan 
memurların vazifelerini iyi olarak yapması yolunda canlarını fedaya hazır 
bulunduklarını ve gece saat 1.00 (alafranga 20.00)'den sonra fenerli ya da 
fenersiz hiç kimsenin sokaklarda dolaşmaması gerektiğini ve herhangi bir 
olağanüstü hareket karşısında, bulundukları bölgedeki güvenlik güçlerine 
müracaat etmeleri gerektiğini; 3. Askeri kuvvet ile güvenliğe memur 
olanlardan başka kimseleri silah taşıması kesinlikle yasak olduğu; 4. 
Karışıklığa karışan askerlerin silahlarını bırakmakta ve asayişin temini için 
fevkalade çalışılmakta olduğundan, isyancıların büyük bir kısmı tutuklanarak, 
kalan kısmı da herhangi bir harekete kalkışamayacak derecede zayıf ve 
mahsur kaldığından ahalinin ve bütün tüccar ve esnafın dükkânlarını açarak 
işlerine ve güçlerine bakmaları ilan edilmiştir 117 . 

Hareket Ordusu İstanbul'un asayişini korumak için, İstanbul'da 
bulunan polis ve jandarmaya güvenmemiş ve bu yüzde Selanik'ten getirilen 
Polis ve Jandarmaya görev vermişlerdir. 24 Nisan 1909 günü İstanbul'da 
istihdam edilmek üzere Selanik, Manastır ve Kosova vilayetlerinden, 
Polislerin iyi ahlaka sahip olanların İstanbul'da görevlendirilecekleri 
belirtilerek Mahmut Şevket Paşa'dan bilgi istenmiştir. Bu arada Selanik'ten 5, 
Kosova'dan 5, Manastır'dan 13 polis memuru ile 3 komiser İstanbul'a 
gönderilmiştir 118 . 

Bütün bu olaylar gelişirken hükümette bir yandan suçlanmıştır. Hâlbuki 
Tevfik Paşa devletin bu en buhranlı döneminde padişahın ricasını kabul 
ederek kabineyi kurmuş, elinden geldiği kadar çabalamıştır. Meşruluğu 



117 İkdam, Nu: 5358, 26 Nisan 1909. Ayrıca bkz. Düstur, Birinci Tertip, C. IV, Dersaadet, 
1329. s. 71-72. 

118 Türkmen, a.g.e., s. 89. 



236 



tanınmamış bu hükümet bu güne kadar güvenoyu bile almamıştır 119 . Tevfik 
Paşa belki de hali hazırda olan olayların etkisiyle Padişaha gönderdiği, 13 
Nisan 1325 tarihli tezkerede, "heyet-i mezkurenin memuriyetlerine devamı 
kabil olamayacağı anlaşıldığından ve bu halin devamı ise masalih-i devlet 
ihlal edeceğinden istifamızın kabulü" demek suretiyle istifa etmiştir 120 . Ancak, 
cani, gayrı meşru, katil gibi sıfatların yüklendiği ve çekilen telgraflarda her 
türlü hakaretin edildiği Tevfik Paşa Hükümetinin istifasını, çok ilginçtir ki, 
Ayan Meclis Reisi Said Paşa ve Meclis-i Mebusan Başkanı Ahmet Rıza 
Beyler, Tevfik Paşa'ya ısrarla rica ederek geri almasını istemişlerdir 121 . Tevfik 
Paşa'da bu ısrarlar üzerine birkaç gün daha sadarette kalmayı kabul etmiştir. 
Aynı gün Hassa Ordusu Kumandanı Nazım Paşa istifa etmiş ve yerine eski 
Hassa Kumandanı Mahmut Muhtar Paşa tekrar atanmıştır 122 . 



119 Türkmen, a.g.e., s. 93. 

Tevfik Paşa'nın kâtibi Ali Şevki Bey, Kabinenin istifaya karar vermesini şöyle 
anlatmaktadır: "Raif Paşa'nın teşebbüsüyle Hayet-i Vükela bütün bu ahval ve hadisat içinde 
ma'ruz olduğu ağır mesuliyet meselesini müzakere ve münakaşaya koyuldu: En mühim 
nokta, hükümetin mukadderatını icra ve infaz imkânlarından mahrum kalmış olmasıydı. Eleri, 
ayakları bağlı bir vaziyette bulunan nazırlardan tevellüd edebilecek hiç bir mesuliyeti kabul 
etmek istemedikleri için ertesi gün istifaya karar verdiler. Bu kararın zabıtnamesi yazılıp 
bütün nazırlar tarafından imza edildi. Bu zabıtnamenin bir nüshası o akşam Meclis-i 
Mebusan Riyasetine gönderilip kabinenin topta ve kati surette istifa etmiş olduğu ve hatta 
Meclis tarafından itimat reyi verilse bile bu karardan dönülmeyeceği bildirildi. Ertesi sabah 
Sultan Hamid müstacel bir telgrafla babanı saraya davet ettirdi. Babam gitmekte tereddüt 
ediyordu; ben kendisine bu davete cevap olarak dün Meclis-i Vükela'da kararlaştırılan 
istifanın arz edilebileceğini söyledim. Kendisi de öyle düşünüyordu. Bir tezkere yazdık, 
bende heyet-i vükela kararnamesinin bir suretini çıkardım. Babam bunları yaveriyle gönderdi 
ve aynı zamanda Padişah bir şey irade eylediği takdir de Cevat bey'in gelip kendisini 
görmesini yavere tenbih etti." Bkz, Danişmend, a.g.e., s. 152-153. 

1 Yine Ali Şevki Bey bu durumu şöyle anlatmaktadır: "Baban saraya gitmek üzere 
hazırlandığı sırada Meclis-i Mebusan Reis-i Sanisi Talat Bey'le Mustafa Asım Efendi geldi; 
Said Paşa ile Ahmet Rıza Bey'den bir tezkere getirdiler. Bu tezkere de devlet idaresinin alt 
üst olunmasına meydan verilmemek üzere istifanı hiç olmazsa birkaç gün geri alınmasını 
ısrarla rica ediyorlardı. Danişmend, a.g.e., s. 154. 
122 BOA, Fon Kodu: İ.AS., Dosya No: 83, Gömlek No: 1327/R-17. 



237 



3.4) Ayastefenos'da Kurulan Meclis-i Milli, II. Abdülhamid'in Hal'i ve 
Mehmet Reşat'ın Tahta Geçmesi 

Meclis-i Mebusan en son toplantısını 6 Nisan 1325 günü yapmıştır. 
Hareket Ordusunun İstanbul tarafında görünmesi üzerine İstanbul'da bulunan 
Mebusların birçoğu Ayastefanos'a doğru gitmeye başlamışlardır 123 . 
İstanbul'da kalan mebuslar 22 Nisan günü saat 14.00 - 15.30 arasında 
yaptıkları gizli toplantıdan sonra dağıldılar 124 . 

Diğer yandan Ayastefanos'dan yapılan çağrıya uyarak orada toplanan 
mebusların sayısı yüzü geçmiştir 125 . Antalya Mebusu Ebuzziya Tevfik Bey'in 
başkanlığında görüşmelerde bulunmuşlardır. Bu müzakerelerde bütün Mebus 
ve Ayan üyelerinin Ayastefanos'a nakli ile Ayan ve Mebusandan oluşan bir 
Meclis-i Ali kuruması sözü kararlaştırılmıştır 126 . 21 Nisan'da Ayastefanos'a 
gelen Mebuslar, Yat kulübünde 127 Meclis-i Mebusan ikinci Başkanı Talat Bey 
Başkanlığında bir toplantı yapmışlardır 128 . Yapılan bu toplantı da Ahmet Rıza 
Bey'de bir konuşma yapmıştır 129 . Sonra Ayan Reisi Said Paşa Meclis-i 
Milli'ye gelen telgrafların okunacağını söylemiştir. Meclis-i Milli'ye: Manastır 
Valisi, Ankara Valisi Tevfik, Aydın Vilayetine Bağlı Alaşehir'den, Aydın 
Kasım, Haymana ve Samsun'dan telgraflar gelmiştir 130 . 

9 Nisan 1325 (22 Nisan 1909) günü Ayan ve Mubusan Meclisleri saat 
08.30'da Ayastefanos'da "Meclis-i Umumi-i Millet" yani "Genel Ulusal 



' 23 İkdam. Nu: 5354. 20 Nisan 1909. 



124 Türkmen, a.g.e., s. 71. 

125 İkdam'a göre ise bu sayı 80'i bulmuştur. Bkz., İkdam, Nu: 5355, 22 Nisan 1909; Sabah'a 
göre ise bu sayı 90 olarak vermektedir. Bkz., Sabah, Nu: 7031, 22 Nisan 1909. 

Yunus Nadi, a.g.e., s. 170. 
7 İkdam Gazetesi, "Yatfin Kulübü" ismini vermektedir. Bkz. İkdam, Nu: 5356, 23 Nisan 
1909. 

128 Sabah, Nu: 7031, 22 Nisan 1909. 

129 Sabah, Nu: 7032, 23 Nisan 1909. 

130 Telgrafların Metni için Bkz, İkdam, Nu: 5357, 24 Nisan 1909 



238 



Meclis" 131 adıyla toplanmıştır 132 . Burada Meclis Başkanlığını Ayan Meclisi 
Başkanı Said Paşa, Meclis-i Mebusan eski Başkanı Ahmet Rıza Bey ve 31 
Mart isyanından sonra Meclis-i Mebusan Başkanlığına seçilen Mustafa 
Efendi ortaklaşa yürütmüşlerdir. Daha sonra Mustafa Efendi, Ahmet Rıza 
Bey'in zorla istifa ettiği kati ile Meclis Başkanlığını Ahmet Rıza Bey'e 
devretmiş, orada hazır bulunan Mebuslar da bu hususu onaylamışlardır 133 . 
Said Paşa Ayan Meclisine, Ahmet Rıza Bey'de Mebusan Meclisine başkanlık 
etmeye başlamışlardır 134 . Daha sonra Kâtip Nesim Mazliyah Efendi gizli 
toplantı ya geçileceğini beyan etmiştir. Bu toplantı saat 07.30'da başlamış be 
09.00'a kadar sürmüştür 135 . Bu toplantı'da yaklaşık 200 kadar Mebus ve 30 
kadar Ayan da hazır bulunmuştur 136 . Yunus Nadi'ye göre bu toplantıda II. 
Abdülhamid'in ha'l edilmesi meselesi de görüşülmüştür 137 . 

Bu hal' görüşmesini haber alan Mahmut Şevket Paşa, Ahmet Rıza 
Bey'i yanına çağırarak: "...Ben maiyetimdeki askeri, meşrutiyeti ve padişahı 
kaldırmak isteyenleri tedip için padişahın ve milletin canını tehlikede diyerek 
buraya kadar getirdim. Hal'in bizim taraftan vukuu bulacağını duyarsa isyan 
eder, mahvoluruz. Siz Ayan ve Mebusan'a gizlice anlatınız, şimdilik ses 
çıkartmasınlar, bu işi müzakere etmek zamanı geldiğini ben size haber 
veririm..." demiştir 138 . Bu arada Rumeli'nin bazı yerlerinde Padişahın isminin 
dahi Cuma Hutbelerinden kaldırıldığına dair telgraflar gelmiştir 139 . 



Andrevv Mango, Milli Meclis adının almasını şöyle yorumlamaktadır: "Fransız ulusal 
Meclisinden örnek alınan bir isim, Fransız Devriminin güçlü etkisini gösteriyordu". Andrevv 
Mango, Atatürk, Modern Türkiye'nin Kurucusu, Remzi Kitapevi, 3. Baskı, İstanbul, 2004. 
s. 115. 

132 Ali Cevat, a.g.e., s. 141. 

133 İrtem, a.g.e., s. 247. Ayrıca Bkz, İkdam, Nu: 5356, 23 Nisan 1909. 

134 Bayram Kodaman, "II. Meşrutiyet Dönemi (1908- 1914)", Genel Türk Tarihi, C. VII, Yeni 
Türkiye Yaynları, Ankara, 1999. 

135 İkdam, Nu: 5356, 23 Nisan 1909. Ayrıca bkz., Yunus Nadi, a.g.e, s. 181-182. 

136 İrtem, a.g.e., s. 247. 

137 Yunus Nadi, a.g.e., s. 182. 

138 Türkmen, a.g.e., s. 72. 

9 İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. IV, Türkiye Yayınevi, 
İstanbul, 1955. 



239 



Milli Meclis yapmış olduğu bu toplantının sonunda yayınlamış olduğu 
resmi beyannamede, Hareket Ordusu Kumandan vekili Hüseyin Hüsnü 
Paşa'nın 6 Nisan'da İstanbul buluna halka yapmış olduğu beyannameyi 140 
onayladıklarını bildirmişlerdir 141 . 

Bu sırada donanmadan Asar-ı Tevfik, Peyk-i Şevket, Abdülhamid, 
Feth-i Bülend, Mesudiye Zırhlıları Ayasofya açıklarında ve Kulüp önünden 
geçerek Meclis-i Umumiyi selamlamışlardır. Donanmanın Hareket Ordusuna 
katılmasından büyük bir sevinç duyulmuş ve bazı mebuslar seçilerek bu 
zırhlılara gönderilmiştir 142 . 

Hareket Ordusu kumandanlığı tarafından İdare-i Örfi ilan edildiği 
Meclisi-i Milliye bildirilmiş, aynı gün İdare-i Örfi ilanı Meclis-i Milli tarafından 
kabul edilmiştir. Ayastafenos'da toplanan Meclis-i Milli, Hareket Ordusu 
kumandanının, "artık Meclis'in kendi binasında toplanmasında bir mahzur 
bulunmadığını" bildirmesi üzerine Ayastafenos'daki çalışmalarına son 
vererek 26 Nisan günü Ayasofya'daki Meclis binasında toplanmayı 
kararlaştırmışlardır 143 . 

Meclis 27 Nisan 1909 günü öğle üzeri toplanacakken sabah erkenden 
toplanmıştır. Meclisin kararının ne olacağı daha Ayastafenos'da yapmış 
olduğu toplantı da belli olmuştur. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Mahmut 
Şevket Paşa'nın uyarısı üzerine bu karar ertelenmiştir. Bu sırada Mebusan 
Meclisi Başkanı Ahmet Rıza Bey ile Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Mahmut 
Şevket Paşa'yı ziyaret etmiştir. Ziyaretin nedeni ise, alınacak olan hal' 
kararının iznini almak olmuştur 144 . Mahmut Şevket Paşa'nın yanından gelen 
Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Mahmut Şevket Paşa'dan Said Paşa'ya: " bütün 
direnişlerin kırıldığı, Taşkışla ve Taksim Kışlalarının da teslim alındığı, 



140 İkdam, Nu: 5354, 21 Nisan 1909. 

141 Ali Cevat, a.g.e., s. 141. 

142 İkdam, Nu: 5356, 23 Nisan 1909. 

143 Ali Cevat, a.g.e., s. 187-188. 

144 Türkmen, a.g.e., s. 94. 



240 



Senato ve Meclislerin Milli Meclis olarak derhal toplanmasını rica ettiği" 
haberini getirmiştir 145 . 

Meclis, II. Abdülhamid'in yıllarca sadaret makamına getirdiği ve II. 
Abdülhamid'in yetiştirmesi olarak bilinen Ayan Reisi Küçük Said Paşa 
başkanlığında toplanmıştır. Milli Meclis, 240 Mebus ve 34 Ayan olmak üzere 
274 kişi ile toplanmıştır 146 . Bu arada Gazi Ahmet Muhtar Paşa, milletin ve 
memleketin selameti için II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine karar 
verilmesini 147 ve veliahdın meclise getirilip ona biat edilmesini teklif 
etmiştir 148 . Bu arada saat sabah 3'te Sadrazam Tevfik Paşa'da Meclise 
gelmiş bulunuyordu 149 . Ahmet Muhtar Paşa daha sonra tekrar kürsüye 
gelerek bu işin kan dökülmeden bir "Fetva" ile 150 halledilmesini istemiştir 151 . 

Fetvanın hazırlanmasına kadar Millet Meclisi'nin sürekli toplantı 
halinde bulunması ve içeriye hiç kimsenin girip çıkmasına yer verilmemesi 
kararlaştırılmıştır 152 . Hal' fetvasını alabilmek için şeyhülislam ve fetva 
emininin meclise çağırılması kararlaştırıldı. Ayan'dan Ahmet Muhtar Paşa ile 
Manastırlı İsmail Hakkı Efendi, Mebusan'dan Talat Bey ile Mustafa Asım 
Efendi'nin meşihata gönderilmesi kararlaştırıldı. Ayandan sabık Zaptiye 
Nazırı Sami Paşa'nın İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet tarafından 
fethedildiğine işaret ederek, şimdi yapılanın da ikinci fetih olduğunu açıklayıp 



145 Kutay, a.g.e., s. 159. 

146 Danişment, 31 Mart..., s. 159. 

147 Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C. IX, TTK Yay., Ankara, 1999. s. 104. 

8 Süleyman Şefik Bey, Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın daha 2 sene önce Jön Türklerin 
Padişahı tahttan indime teklifine: "Sultan Hamid'in yerini kimse alamaz! Bu devletin kandili 
söner" diyerek reddettiğini iddia etmektedir. Bkz, Kutay, a.g.e., s. 160. 
149 Danişmend, 31 Mart..., s. 161. 

Kemal Yakut, II. Abdülhmid'in Fetva'ya dayalı olarak tahttan indirilmesinin nedenini, 
"erlerin sahip oldukları geleneksel ve dinsel tavırların göz önüne alınması" olarak 
açıklamaktadır. Bkz., Kemal Yakut, "II. Meşrutiyet Dönemi'nde Orduyu Siyaset Dışı Tutma 
Çabaları (1908-1912)", Osmanlı, C. II, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999. 
1 1 Türkmen, a.g.e., s. 94. 
152 Karal, a.g.e., C. IX, s. 104. 



241 



veliaht Reşit Efendi'nin "V. Mehmed" unvanıyla tahta çıkmasını teklif 
etmiştir 153 . 

Bu sırada Şeyhülislam Mehmet Ziyaeddin Efendi ve Fetha Emini Hacı 
Nuri Efendi Meclise gelmiştir 154 . Bunlar gelmeden önce Hal' fetvasının ilk 
müsveddesini sarıklı mebuslardan olan Elmalı Hamdi Efendi (Yazır) 
hazırlamıştır 155 . Ancak Fetva Emini Hacı Nuri Efendi Elmalı Hamdi Efendi'nin 
kaleme aldığı fetva metnini imzalamak istememiştir. Nuri Efendi'nin fetvayı 
imzalamamasının sebebi ise; Padişaha isnat edilen üç suçu işlemediğine 
inanmadığı olmuştur. Bu üç isnat ise, 31 Mart İsyanına sebep olmak, dini 
kitapları yaktırmak ve devlet malını israf etmek olmuştur 156 . Bunun üzerine 
hal' fetvası hakkında tartışmalar başlamıştır. Süleyman Şefik Bey meşihat 
salonunda bulunan Mebusan Meclisi başkanı Ahmet Rıza Bey'in, Fetva 
Emini Hacı Nuri Bey'e hitaben: "Milet atık bu zatı, saltanat ve hilafet 
makamında görmek istemiyor. Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi Hazretleriyle 
aynı görüşteyiz. Tahttan indirme fetvasının metnini temize çekmekle 
meşguldürler. Şimdi faziletli şahsınızdan rica ediyoruz. Liften din yasalarına 
göre müsveddeyi imza buyurur musunuz?" dediğini ve elinde tuttuğu 
müsveddeye yazılmış fetva metnini Hacı Nuri Efendi'ye uzatmıştır 157 . Bu 
metinde özetle, Abdülhamid'in şer'i kitapları yakıp yırttırdığı, devlet hazinesini 
israf ettirdiği, kanuni sebepler olmadan şahısları hapsettirip öldürdüğü, 
memleketin pek çok yeri onu hal' edilmiş tanıdığına dair haberler geldiği, 
yerinde kalması zarara, gitmesi faydaya ve iyimserliğe sebep olacağından 
sultanlık ve halifelikten vazgeçmesi ya da tahttan indirilmesi lüzumu 



1 53 

Türkmen, a.g.e., s. 94. 
,54 Karal, a.g.e., C. IX, s. 104. 
155 Danişmend, 31 Mart..., s. 158. 

56 , Aynı eser, s. 163. Ayrıca Danişmend eserinde bu üç maddenin gerçeğe aykırı olduğunu 
ekmekleriyle beraber açıklamaktadır. Bkz, Aynı eser, s. 162-vd. 

157 Cemal Kutay, 31 Mart İhtilalinde Abdülhamit, Cemal Kutay Kitaplığı: 1, İstanbul, 1977. 
s. 162-163. 



242 



belirtilmiştir 158 . Hacı Nuri Bey aksi yönde görüş belirtmiş 159 , ancak İstanbul 
Mebusu Mustafa Asım Bey'in iknaları ile bu fetvayı onaylamıştır 160 . 

Hal' Fetvası 161 Mecliste de okunmuş, Said Paşa'nın onaylama 
konuşmasıyla da 162 27 Nisan 1909 günü saat 06.30 (alafranga 1.30)'da 
mebusların ekseriyetle hal' kararıyla onaylanmıştır. Bu arada Meclisin 
kararıyla veliaht Reşat Efendi, "V. Mehmed Reşad" unvanı ile tahta 
çıkmıştır 163 . Enver Ziya Karal'a göre bu fetva, Osmanlı tarihinde verilmiş 



158 Kutay, a.g.e., s. 163; Türkmen, a.g.e., s. 95. 

Hacı Nuri Bey verdiği cevapta: "Paşalar, Beyfendiler, tahttan indirmeler ümitleri 
gerçekleştirmiyor. Saltanattan düşürmeler hayır getirmiyor. Son cümlesinde iki şık, iki ihtimal 
ileri sürülüyor: İmamlık ve saltanattan feragat teklifi veya tahttan indirilmesi kararının bu 
kararı almaya yetkili olanlarca yerine getirilmesi. Suçu olduğunu kabul ederse kendi kendini 
indirir. Bu meseleyi Allah ve tarih önünde de daha açıklık ve kabul edilebilir şekilde halleder. 
Fetva metinleri çok zaman böyledir. Sorulan sorulara din yasalarına ve vicdana uygun cevap 
verebilmek Allah-ü âlem olur diye bilmek için hatıra gelen sebepler arka arkaya sıralanır. 
Fakat acaba onların hepsi yerinde midir? Bu cevabı isteyenlerin tek maksadı istediklerini 
tasdik ettirmektir. Unutmamak gerekir ki, bugünün geçici hayatının yarın hesaplaşması 
vardır. Mahşer gününün hesabına iman ve vicdanlarıyla inanan insanlar, hiçbir sebep 
önünde gerçek bildikler yoldan ayrılamazlar. Ben ancak birinci şıkkı, yani İmamlık ve 
Saltanattan feragat teklifine evet diyebilirim." Bkz, Kutay, a.g.e., s. 164. 
160 Türkmen, a.g.e., s. 95. 

Hal' Fetvası şöyledir: "İmamaü'l-Müslümin olan Zyd bazı mesâil-i mühime-i şer'iyyeyi 
kütüb-i şer'iyyeden tayy ve ihraç be kütüb-i mezkureyi men' ve hark ü ihrak ve Beytü'l-malde 
tezbir ve israfla mesûg-i şer'ihilafında tasarruf ve bila sebeb-i şer'i kati ü habs tagrib-i ra'iyye 
vesâir gûna mezalim-i itiyad eyledikten sonra salâha rücu' etmek üzere ahd ü kasem 
etmişken yemininin hânis olarak emval ve umur-ı müslimini bilkülliye muhtel kılacak fitne-i 
azime ihdasında ısrar ve mukatele ika' etmekle mene'a-i mislimin Zeyd-i mezburun 
tagallübünü izale ettiklerinde bilad-i İslamiyyenin cevanib-i kesiresinde mezburu mahlu' 
tanıdıklarına dair ahbar-ı mütevelliye vürud edip mezburun bekasına zarar muhakkak ve 
zevaline salah melhuz olmağın Zeyd-i mezbura imamet ve saltanattan feragat ve saltanattan 
feragat teklif etmek veya hal' eylemek uretlerinden hangisi ebab-ı hail ü akd ve evliya-i umur 
tarafından ercah görülür ise icrası vacip olur mu? 
El-cevap: Olur 
Ketebehü'l-fikr 
Esseyid Mehmet Ziyaeddin 

Afa anhü", Ziya Şakir, Sultan Hamid'in Son Günleri, Anadolu Türk Kitap Deposu, İstanbul, 
1943. s. 9. 

32 Said Paşa Meclise hitaben, "Efendiler! Okunan fetva ve millet tarafından gösterilen genel 
istek üzerine İkinci Sultan Hamid'in hilafet ve saltanattan indirilmesine karar veriyor 
musunuz?" diye sormuş, oya konan teklif "evet" anlamına gelen ellerin kaldırılmasıyla kabul 
edilmiştir, bkz, Kutay, a.g.e., s. 170. 
163 Türkmen, aynı yer. 



243 



olduğu bilinen bir çok fetva gibi din ile devletin birleşmiş olmasının bir sonucu 
olarak dinin siyasete alet edildiğini gösteren parlak bir örnek olmuştur 164 . 

Meclis-i Milli de hal' kararı verildiği sırada Yıldız Sarayı'nda büyük bir 
sessizlik içinde bulunmaktaydı. Yıldız Saray'ı dış dünya ile ilişkisi kesilmiştir. 
Öyle ki gazeteler çıkmıyor denilerek II. Abdülhamid'e gazete dahi 
verilmemiştir 165 . II. Abdülhamid'in Başkâtibi Ali Cevat Bey saat 16.30'da top 
sesleriyle Sultanın hal' edildiğini anlamıştır. Daha sonra Enver Paşa Ali Cevat 
Bey'e bir telgraf vermiştir. Ali Cevat Bey'e verilen telgrafta, "Yıldız Sarayına 
Ayan ve Mebusandan mürekkeb bir heyet geliyor. Hüsn-ü Muhafazasına 
İtana ediniz" denilmektedir 166 . II. Abdülhamid'e hal' tebliğsine gelen heyette, 
Ayan'dan Ermeni Aram Efendi, Bahriye Feriki Arif Hikmet Paşa, Selanik 
Mebusu Yahudi Emanüel Karasu, Dranç Mebusu Arnavut Es'at PaşaToptani 
bulunmuştur 167 . Dikkat çeken bir nokta, hal' fetvasını tebliğ etmek üzere 
seçilen heyetin kim tarafından ve hangi ölçüte göre seçilmiş olmasıdır 168 . 

II. Abdülhamid Yıldız Sarayı'na gelen heyeti, küçük mabeynin 
yanındaki odada kabul etmiştir 169 . Hal'i tebliğ görevini Esat Toptani Paşa 



,64 Karal, a.g.e., C. IX, s. 105. 

5 Hüseyin Cahit, "31 Mart'tan Sonra İdamların Karşısında", Yakın Tarihimiz, C. I, S. 6, 5 
Nisan 1962. s. 170. 
166 Ali Cevat, a.g.e., s. 80. 

Danişmend eserinde bu heyetin bu kişilerden oluşturulmasını şu şekilde 
yorumlamaktadır: "Bunlardan Yahudi Karasu, Türk düşmanlığı ile maruftur; Sultan Hamid'in 
bendegânlığından ve eski yaveri olan 'Jandarmalıktan yetişme' Arnavud Esat Toptani, 
efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir haindir; Arif Hikmet, Padişahın kapısında 
yetişmiş bir lutufdidesi ve yaveridir; Aram Efendi'nin araya katılması da her halde Sultan 
Hamid'in Ermeni ihtilallerini tenkil etmiş ve Anadolu'da bir Ermenistan kurdurmamış olmanın 
cezası olsa gerektir! Otuz üç sene Hilafe-i İslamiye makamında bulunmuş bir Türk hakanının 
fetva mucibince hal'ini ancak bir Müslüman - Türk heyeti tebliğ edebilir: İttihat ve Terakki 
Cemiyeti bu hareketiyle Sultan Abdülhamid'in şahsını değil, Türk ırkını ve o ırkın muhteşem 
tarihini hiçe saymış demektir: Bütün Osmanlı tarihinde bu facianın tel misli yoktur. Sultan 
Reşat'ın cülusunda Başmabeyinci tayin edilen Lütfi Simavi Bey hatıralarında bu müdhiş 
hareketi: "Aflolunmaz bir hata ve silinmez bir leke" olarak değerlendirmektedir.", Danişmend, 
31 Mart..., s. 181 

8 Türkmen, a.g.e., s. 96. Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (Haz.: Cemal Kutay), 
Tercüman Yay., İstanbul, 1980. s. 46. 

î9 II. Abdülhamid anılarında, "Beni hal'den çok, hal'in bana ulaştırılma biçimi üzdü" demiştir. 
İsmet Bozdağ, Abdülhamid'in Hatıra Defteri (Belgeler ve Resimlerle), Kuran Yay., 
İstanbul, 1975., s. 121. 



244 



üstlenmiş ve II. Abdülhamid'e hitaben, "Biz Millet-i Mebusan tarafından 
geldik. Fetva-i şerif var. Millet seni hal' etti 170 . Ama hayatınız emindedir" 
demiştir. Bu tebliği II. Abdülhamid metanetle karşılamış 171 ve Esat Paşa'ya 
yaklaşarak şöyle demiştir: "bu işi ben yapmadım. Sebep olanları millet arasın 
bulsu. Ben milletimin iyiliği için çok çalıştım. Hepsi mahvoldu. Hepsinin 
üstüne sünger çekildi. Kaderim böyle imiş. Müsebbiblerini varsın millet 
bulsun. Yalnız bir ricam var. O da hayatımın Çırağan sarayında muhafaza 
edilmesidir. Ben orada hasta biraderimi yıllarca muhafaza ettim. Yarın 
bahçeden çoluk çocuğumla beraber oraya giderim. Zaten yorulmuş idim. 
Hiçbir şey istemem ve hiçbir şeye karışmam, Milletten bunu rica ederim.". 
Esat Paşa ve Arif Hikmet Paşa bu yetkinin kendilerine ait olmadığını ancak, 
bu isteklerini Meclise ileteceklerini belirtmişlerdir 172 . Mahmut Şevket Paşa 
Meclis-i Milli'ye göndermiş olduğu bir telgrafta II. Abdülhmid'in İstanbul'da 
kalmasının sakıncalı olduğunu ifade etmiştir 173 . Ayrıca Meclis-i Milli'de 
Mahmut Şevket Paşa'nın bu görüşüne katıldığını belirten bir kararı Mahmut 
Şevket Paşa'ya göndermiş, aynı görüşteki kararın bir sureti de Said Paşa 
imzasıyla Sadaret Makanıma gönderilmştir 174 . 



70 Ziya Şakir, Esat Paşa'nı II. Abdülhamid'e, "Millet seni azletti" dediğini aktarmaktadır. Bkz, 
Ziya Şakir, a.g.e., s. 12. 

Levon Panos Dabağyan ederinde, Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'in hal'inden sonra o 
vakitler Viyana'da inişar etmekte olan Nevvspress gazetesine vermiş olduğu beyanatta: "Herif 
- Abdülhamid - ayaklarıma kapandı; kendisini hakaretle geri ittim" dediğini iddia etmektedir. 
Dağbağyan Emanuel Karasunun bu hareketini: "namert ve namuzsuzca hareketi, muhitte hiç 
görülmedi" demektedir. Bkz, Levon Panos Dabağyan, Osmanlı İmparatorluğunda Şer 
Hareketleri ve Abdülhamid Han, IQ Kültürsanat Yayıncılık, İstanbul, 2002. s. 232. 

2 Ali Cevat, a.g.e., s. 82. Değişik kaynaklarda bu konuşmalarla ilgili değişik anlatımlarda 
vardır. Bu konuşmalar için bkz, Nuri Özkan, "Abdülhamid'in Hal'i", Tarih Dünyası, C. III, S. 
25 (1 5 Eylül 1 951 ), s. 1 1 22-1 1 26; Ziya Şakir, a.g.e., s. 12-13. 

3 İkdam, Nu: 5361, 30 Nisan 1909. "Padişah-i maluanın Dersaadette ikameti vatan ve 
milletimizin selameti emrinde pek ziyade daa'i muhazır olacağından müşarünileyh 
hazretlerinin Selanik'te ikamet ettirilmesi orduca münasip görülmüş ve dün gece gerek 
kendileri ve gerek ezhar-ı buyurukları arzu üzerine mahdumları Abdulrahim Efendi ve taife-i 
tisandan bazılarıyla maiyetleri saat sekizde Selanik'e azimet kılınmakla bir niyet-i halise ile 
tensib ve ihtiyar kılınan bu tedabir-i ihtiyatiyenin dahi Meclis-i Umumiye-i Milliyece rehin-i 
tasvib olacağına ordunun itimad ve emniyeti ber-kemal olduğu arz olunur. 

Üçüncü ve Hareket Ordusu Kumandanı 
Birinci Ferik 
Mahmut Şevket Paşa" 
174 İkdam, Nu: 5361, 30 Nisan 1909 



245 



Yeni Sultan seçilen Reşat Efendi'ye giden heyet ise II. Abdülhamid'e 
giden heyet kadar kozmopolit olmamıştır. Heyette ayan ikinci başkanı Gazi 
Ahmet Muhtar Paşa, Mebusan İkinci Başkanı Talat Bey, İstanbul Mebusu 
Mustafa Asım Efendi, Edirne Mebusu Habib Efendi yer almıştır. Yeni 
padişahın Harbiye Nezaretine gelip and içmesi 175 ve devlet ricalinin kendisine 
biat etmesiyle teşrifat törenleri tamamlanmıştır 176 . 

Bu arada Tevfik Paşa kendisine yapılan Sadaret teklifini kabul edilmiş, 
Tevfik Paşa'da bu teklifi kabul etmiştir 177 . Tevfik Paşa'nın kurmuş olduğu 
kabine de ise Şeyhülislam, Hariciye, Ticaret ve Nafıa, Orman ve Maadin ve 
Ziraat, Evkaf Nazırlarıyla, Şura-i Devlet Resi bir önceki kabinenin aynısı 
kalmış, Dâhiliye Nezaretine Ferit Paşa, Harbiye Nezaretine II. Ordu 
Kumandanı Salih Paşa, Bahriye Nazırlığına Topçu Rıza Paşa, Maliye 
Nezaretine de Rıfat Bey getirilmiştir 178 . Burada dikkat çeken nokta, İttihat 
Terakki'nin meşru ve katil olarak nitelendirdiği Sadrazamın görevde 
bırakılması ve kabinenin eski kabineyle neredeyse aynı olmasıdır. Bu da 
İttihat ve Terakki'nin samimiyetsiz bir şekilde davranmış olduğunun bir 
göstergesidir. 

Hareket Ordusu 11 Nisan 1325 tarihinde İstanbul'a girmiş, 14 Nisan 
1909'da da II. Abdülhamid hal' edilmiştir 179 . Mahmut Şevket Paşa tarafından 
Binbaşı Ali Fethi (Okyar) Bey'e, II. Abdülhamid'in Selanik'te ikametinin 
kararlaştırıldığı ve korunması ile işlerin yürütülmesine tam yetkili olduğuna 
dair bir verilmiş, emir verildiği andan itibaren uygulamaya girdiği de 
belirtilmiştir 180 . Bu emri alan Ali Fethi Bey, 27 Nisan akşamı yanında Miralay 



175 Ziya Şakir, a.g.e., s. 10-11. 

176 Türkmen, a.g.e., s. 96. 

177 Osmanlı, Nu: 45, 2 Mayıs 1909; Takvim-i Vekai, Nu: 198, 24 Rebiyülevvel 1327/ 2 
Mayıs 1325. 

178 İkdam, Nu: 5363, 2 Mayıs 1909. 

179 Türkmen, a.g.e., s. 96. 

30 Mahmut Şevket Paşa, Binbaşı Ali Fethi Bey'e şu emri iletmiştir: " 
Erkan-ı Harp Binbaşısı Ali Fethi Bey'e, 

Hakan-ı Sakıt Abdülhamid Han-ı Sani'nin badema (düşük hakan ikinci Abdülhamid'in 
bundan sonra) Selanik'te ikameti taht-ı karara alınmış ve muhafızlığı ile idare-i umuruna 



246 



Galip Bey ve Hüseyin Hüsnü Paşa olduğu halde Yıldız Sarayı'na gelmişlerdir. 
Bu heyet Başkâtip Ali Cevat Bey'e, II. Abdülhamid ile görüşeceklerini 
iletmişler ve küçük mabeyin odasında Hüseyin Hüsnü Paşa, durumu II. 
Abdülhamid'e izah etmiştir. Bunun üzerine II. Abdülhamid gelen heyetten şu 
isteklerde bulunmuştur: "Ben hasta biraderimi çok sene Çırağan Sarayında 
muhafaza ettim. Siz de beni orada muhafaza edin. Bundan başka bir şey 
istemem". Bu istek üzerine Hüsnü Paşa, II. Abdülhamid'in İstanbul'da 
kalmasının doğru olmadığını, bazı kimselerin II. Abdülhamid'in ismini 
kullanarak çeşitli hadiselere neden olabileceğini ifade ederek; Sultanın 
Selanik'te muhafaza edilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir. II. 
Abdülhamid'in Selanik'e gitmeme ısrarı üzerine, Miralay Galip Bey, "Koskoca 
şanlı bir ordu sizin hayatınızı temin ediyor. Bu babdaki karar kafidir. Askerin 
kararı böyledir. Sizin hayat ve rahatınız ordu temin etmiştir. Bundan büyük bir 
teminat vermek ve bu karardan nükul etmek mümkün değildir. Fakat bu 
teminatı Dersaadet'te kalırsanız vermiyor. Mesuliyet kabul etmeyiz." şeklinde 
bir konuşma yapmıştır 181 . II. Abdülhamid, ordunun kendisini İstanbul'dan 
uzaklaştırmasının sebebinin kendisinin güvenliği değil, kendilerinin güvenliği 
için olduğunu ifade etmiştir 182 . 

II. Abdülhamid elinde küçük bir çanta olduğu halde Yıldız Saray'ından 
ayrılmak üzere Fethi Bey ile beraber bir at arabasına binmişlerdir. Yıldız'dan 

selahiyet-i mutlaka ile tayin edilmiş bulunmaktasınız. Keyfiyeti Selanik vilayeti mülki ve askeri 
makamatına bildirilmiştir. Bu emrin tebliği anından itibaren Yıldız Saray-ı Hümayununda 
vazifenize başlamanız tebliğ olunur. 
Hareket Ordusu Kumandanı 
İdare-i Örfiye Kumandanı 
Birinci Ferik 

Mahmut Şevket Paşa", bkz, Okyar, a.g.e., s. 42. 

31 Ali Cevat, a.g.e., s. 85-86. Fethi Okyar eserinde, bu konuşmayı Miralay Galip Bey'in değil, 
Hüseyin Hüsnü Paşa'nın yapmış olduğunu belirtmektedir Fethi Okyar'a göre Miralay Galip 
Bey şu konuşmayı yapmıştır: "Zat-ı Şahaneleri şehirde cereyan eden hadisatı bilmiyorlar. 
Askeri fevkalade galeyan halindedir. Taşmaya bir damla yeter. Sonra mesul aranır ve 
bulunda da iş işten geçmiş olur. Kısa zaman önce, burada kendi gözleriniz önünde şehit 
edilen Ali Kabuli Bey'e Sultan sıfatıyla ve Başkomutan ve Halife olarak da müesses manevi 
kıymetlerin mümessili olunabildi mi? İstanbul sokaklarında masum zabitlerin naşı günlerce 
olduğu yerde kalmıştır. Nazırlar, mebuslar, hocalar öldürülmüştür. Müsaade buyurulsun da 
hem hayat-ı hümayunlarını koruyalım, hem de memleketi yar-ü ağraya (dost düşmana) bir 
daha rezil ettirmeyelim.", bkz, Okyar, a.g.e., s. 48. 
182 Bozdağ, a.g.e., 126. 



247 



Selanik'e giden kafilede 38 kişi olduğu kaydedilmiştir. II. Abdülhamid'i 
Yıldız'dan uğurlayanlar arasında Başkâtibi Ali Cevat Bey ve Süleyman Şefik 
Beyler de bulunmuşlardır. Bir ara Mahmut Şevket Paşa'nın yaveri İbrahim 
Bey gelerek, kafileyi koruyacak olan askerin listesini Ali Fethi Bey'e 
vermiştir 183 . Yıldız'dan çıkan bu kafile saat 07.00'de hususi bir trenle 
Selanik'e doğru hareket etmiştir. İstanbul'da cülus şenlikleri yapılırken 184 II. 
Abdülhamid gece saat 2'de (20.30) Selanik'e gitmiş ve kendisine tahsis 
edilen Alatini Köşküne yerleşmiştir 185 . Ayrıca II. Abdülhamid'e aylık 100.000 
kuruş maaş bağlanmıştır 186 . 



3.5) Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemelerinin Kurulması ve Divan-ı Harb-i Örfi 
Kararları 

31 Mart İsyanı'nın tamamen bastırılmasının ardından, isyanı 
çıkaranlar, iştirak edenler ve onlara yardımcı olanların yargılanabileceği 
"Divan-ı Harb-i Örfi" adı altında askeri bir mahkeme kurulmasına karar 
verilmiştir. Kurulan mahkeme 28 Nisan günü görevine başlamıştır. Kurulan 
bu mahkemenin Başkanlığına Topçu Feriki Hurşit Paşa getirilmiştir. 
Mahkemenin üyeliklerine ise Ferik Hüseyin Hüsnü Paşa, Üçüncü Topçu 
Fırkası Kumandanı Mirliva Hasan Rıza Paşa, Erkan-ı Harbiye Mirlivalarından 
Nazif Paşa, Erkan-ı Harbiye Kaymakamlarından Cemal Bey, Bahriye 
Kaymakamlarından Vasıf Bey, Bahriye Kolağalarından Rauf Beyler olmuştur. 

Divan-ı Harb-i Örfi'ye bağlı olmak üzere ayrıca üç tahkik heyeti 
kurulmuştur. Bu üç heyet ihtilal hareketine sebep olanların yakalanması, 



183 0kyar, a.g.e., s. 49-50. 
34 Türkmen, a.g.e., s. 96-97. 

185 Osmanlı, Nu: 44, 1 Mayıs 1909. 

186 Türkmen, a.g.e., s. 97 



248 



yakalananlar hakkında tahkikat yapılması görevlerini yerine getirmiştir. 
Kurulan üç tahkikat heyeti şunlardan oluşmaktadır: 

I. Tahkikat Heyeti: Piyade Dairesi Birinci Şube Müdürü Kaymakam 
Muhiyyiddin Bey Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Sermed Bey, İkinci İcra 
Mahkemesi Zabıt Kâtiplerinden Cemal Bey. 

II. Tahkikat Heyeti: Topçu Altıncı Alay Kumandanı Kaymakam Osman 
Bey, Divan-ı Harb-i Bahrî Müdde-i Umumisi (Savcısı) Binbaşı Cemal Bey, 
İstintak Dairesi Zabıt Kâtiplerinden Mustafa Efendi. 

III. Tahkikat Heyeti: Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Şube-i 
Mahsusasından Mustafa Hamî Bey, Erkan-ı Harbiye Kaymakamlarından 
İhsan Bey, Birinci Ceza Mahkemesi Başkâtibi Reşad Bey. 

Divan-ı Harb-i Örfî'de içinde kurulan bu üç tahkikat heyetinden başka 
bir de zabıt heyeti kurulmuştur. Bu heyet şu üyelerde oluşmaktadır: İkinci İcra 
Mahkemesi Başkâtibi Faik Bey ile Mahkeme-i Cinayet Zabıt Kâtibi Süleyman 
ve İstinaf Mahkemesi Zabıt Kâtibi Selahaddin Beylerden ve Mahkeme-i 
Cinayet Zabıt Kâtiplerinden iki kişidir 187 . 

Harbiye Nezaretinde sonradan kurulan Divan-ı Harb-i Örfi Tedkikat 
Komisyonu şu üyelerden oluşmuştur: 

Başkan: Erkan-ı Harb Kaymakamlarından Fahreddin Bey. Üyeler ise, 
Erkan-ı Harb Kaymakamı Neşet Bey, Erkan-ı Harb Binbaşısı Hali Bey, Erkan- 
ı Harb Binbaşısı Şevki Bey, Erkan-ı Harb Kolağası Müfid Bey ve Piyade 



187 İkdam. Nu: 5360. 29 Nisan 1909. 



249 



Kolağası Hüseyin Bey. Kurulan bu heyete, halk tarafından isyanda rol 
oynayanların yazılı ya da sözlü olarak bildirilmesi istenmiştir 188 . 

Divan-ı Harb-i Örfi tarafından yapılan tahkikat ve mahkemeler 
sonucunda alınan kararlar 3 kısım defterde tasnif edilmiştir. I. Kısım defterde, 
"İdama Mahkûm Olup Salb (idam) Olunalar ve Esbab-ı Mahkûmiyet 
(mahkûmiyet sebebleri); II. Kısım defterde, "Müebbed ve Muvakkat Kürek ve 
Kal'abend ve Nefy ve Tard ve Altı Mah ve Daha Ziyade Hapis Cezalarıyla 
Mahkûm Olanlar": III. Kısım Defterlerde ise, "Bila-mahakeme ve Bila-middet 
Neyf olanlar". 

Birinci Kısımda yer alan idam mahkûmlarının sayısı 70 kişidir. Bu 
mahkûmlardan bazıları ve önemlileri şunlardır: Padişah Yaverlerinden Süvari 
Feriki Mehmed Paşa yani Kabasakal Mehmet Paşa olmuştur. Kabasakal 
Mehmet Paşa'nın mahkûmiyet karında şu ifadeler yer almaktadır: "Merkumun 
şek-i hazır hükümeti tağyir (bozma) ve tebdiline (değiştirme) teşebbüs eden 
erbab-ı irticaya iştirak kasdıyla taht-ı muhafazada (hapiste) bulundurulduğu 
Atramos kasabasından 189 firara tasaddi (teşebbüs) ettiği ve orada bir takım 
zevata bazı mevaidde (vaatlerde) bulunduğu" ve birkaç gerekçe ile idamına 
karar verilmiştir 190 . 

İdam edilen bir diğer kişi de Erzurum Fırka ve Mevkii Kumadanı Erkan- 
ı Harbiye Feriki Yusuf Ziya Paşa olmuştur. Yusuf Ziya Paşanın idam 
edilmesinin nedeni ise, "Erzurum mevki-i askeriyesinden Nisan'ın sekizinci 
günü vuku'a gelen isyan-ı askeriyenin mürettip ve muharriki olup şekl-i hazır 
hükümeti tebdile teşebbüs eylediği" şeklinde belirtilmiştir 191 . 



188 Türkmen, a.g.e., s. 100. 

3 Bugünkü Bursa İline bağlı Orhaneli ilçesi, bkz, Nuri Akbayır, Osmanlı Yer Adları 
Sözlüğü, Tarih Vakfı Yurt Yay., 2. Baskı, İstanbul, 2003. s. 12. 

Son Vak'anüvis Abdurrahman Şeref Efendi Tarihi; II. Meşrutiyet Olayları (1908- 
1909), (Haz.: Bayram Kodaman-Mehmet Ali Ünal), TTK Yay., Ankara, 1999. s. 209. 
191 Son Vak'anüvis..., s. 209; Ayrıca Bkz, BOA, İ.ASK.., Gömlek No: 1327-C/91. 



250 



II. Abdülhamid'in Sermuhasibi Cevher Ağa'da idam edilenlerin 
arasında yer almıştır. Cevher Ağa ile berber, Volkan Gazetesi 
muharrirlerinden Enderunlu Lütfi Bey, Rüsumat Emini İstantik Kalemi Müdir 
Muavni Tevfik Bey, II. Abdülhamid'in hususi tütün kıyıcısı Hacı Mustafa 
Efendi, Şuray-ı Devlet Azasından Tayyar Bey, Tüfenkyandan Miralay Halil 
Bey, Maarif Nezareti Encümeni Teftiş ve Muayene aza-i sabıkasından El-Adl 
ve Protesto gazeteleri muhariri Nadiri Fevzi Efendiler de 9 Mayıs 1325 (2 
Cemaziyelevvel 1327/22 Mayıs 1909) idama mahkûm edilmiştir 192 . 

Nizamiye Sekizinci Alayının Miralayı iken açığa çıkarılmış olan 
Asitaneli Mehmet Nuri Bey ibn Ahmed divan-ı örfideki ifadesinde, "ihtilalin 
üçüncü günü Aziziye Karakolhanesine giderek askerin kumandasını deruhte 
ettiğine (üzerine aldığı) dair kumandan paşaya tezkire gönderdiği ve üç gün 
karakolhanede kalarak kumandanlık namına mahfuzen gelen emirnameleri 
küşad ve icab edenlere emir tebliğ eylediği ve hassa kumandanlığından 
karakolhaneyi tek etmesi için gelen emirden bir gün sonra karakolhaneyi terk 
ettiği, "bila-emr ve sebeb-i meşru" bir kumandayı deruhte edip aldığı emir 
mucibince derhal kumandayı terk ettiğini" söylemiş ve suçu sabit 
bulunduğundan 16 Haziran 1325 (10 Cemaziyelahir 1327/29 Haziran 1909) 
tarihli mahkeme kararı ile idama mahkûm edilmiştir 193 . 

Taşkışla'daki Taburların Kumandanı Mirliva İsmail Bey, "İstanbul'a 
dahil olan Hareket Ordusu'na karşı silah isti'mal eden Taşkışla'daki efrad-ı 
askeriyeyi kumanda ettiği ve Hareket Ordusu karargahından hassa 
kumandanı namına Cuma günü gelen ve akşam yoklamasından anın 
muvacehesinde okunan ve mukavemet edilmeyerek teslim-i silah edilmesini 
mübeyyin olan telgırafname-i resmiye karşı tecahül göstererek müsademenin 
nihayetine kadar usat-ı askeriye arasında kalması ve bu babda bir sebeb-i 
makul dermeyan edememesi hususatından mumaileyhin Taşkışla'da bulunan 



192 BOA, Fon Kodıd.ASK.., Gömlek No: 1327-Ca/1. 

193 BOA, Fon Kodıd.ASK..., Gömlek No: 1327-C/46. 



251 



Hareket Ordusu'na karşı isti'mail-i silah eyleyen usat-ı askeriye arasında 
bulunduğu tebeyyün edilmiştir" kararıyla idama mahkum edilmiştir 194 . 

Volkan Gazetesi Sahib-i İmtiyazı Kıbrıslı Derviş Vahdeti bin Mehmed, 
"Gazeteyle vukuu bulan neşriyat-ı müfsidkaranesiyle vaka-i irticaiye ve ihtilal-i 
askeriyeyi ihzar eylediği (hazırladığı) ve ahiren Volkan namı alan İttihad-ı 
Muhammedi nam-ı mukaddesi altında bir cemiyet-i fesadiye teşkil eylediği" 
gerekçesi ile idama mahkum edilmştir 195 . 

Eski Zabtiye Nazırı Şefik Paşa'nın yaveri Jandarma Miralayı Ramazan 
Bey, "Saltanat-ı seniyyenin sekli ve hayetini tağyir ve tebdiline teşebbüs 
eylediği 196 ; Amedî Divan-ı Hümayun Hulefasından Hakkı Bey, Şuray-ı 
Ümmet Gazetesi binasını yıkanları teşvik ve tahrik eylediği için 197 ; 5. Alayı 2. 
Taburunun 2. Bölüğü Mülazım-ı Sanilerinden iken kadro haricine çıkarılmış 
olan İzmidli Kamil Ağa'nın İhtilalin muharrik ve müşevviklerinden olduğu sabit 
olunduğundan 198 ; İtfaiye 1. Alayı'nın 1. Taburunun 1. Bölüğü Mülazım-ı 
Sanisi Yusuf Ağa'nın hadise-i askeriyeye iştiraki ve Hareket Ordusu'nun 
Beyoğlu kuşatması sırasında askeri direnmeye teşvik ettiği için 199 ; Bahriye 
Yüzbaşılarından Yusuf Cemal Bey'in askeri isyana teşvik ettiği için 200 ;; Topçu 
1. Numune Alayında misafir Mülazım-ı Sani Bursalı Mustafa Ağa'nın Hareket 
Ordusu üzerine top endihatını teshil ve efrad-ı askeriyeyi teşvik 
eylemesinden dolayı 201 ; 5 Numaralı Tarak Dubasında Gögerte 
Yüzbaşılarından Niyazi Efendinin Nisan'ın ikinci günü Bahriye Nezareti'ne 
tayin olan Emin Paşa aleyhinde bazı tefevvühat-ı kerimanede bulunarak 
asakir-i askeriyeyi Paşa'yı mumaileyhi adem-i kabul zımnında tahrik eylediği 
ve usat-ı merkumeyi teskin için giden heyet-i nasiha-i ilmiyen nesayihini 



194 Son Vak'anüvis..., s. 210. 



195 Aynı eser, s. 210. Ayrıca Bkz, BOA, Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/94. 

196 Aynı eser, s. 210. 

197 BOA, Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/16. 

198 BOA, Fon Kodu:İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/69. 

199 BOA, Fon Kodu:İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/54. 

200 BOA, Fon Kodu:İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/3. 

201 BOA, Fon Kodu:İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/14. 



252 



reddederek maksud olan fevailin husulüne mani olduğu için 202 idamlarına 
karar verilmiştir. Maarif Müfettişlerinden Yusuf Ziyaettin Efendi'nin Volkan 
Cemiyet-i Fesadesine intisabla isyan-ı askeride müşevvik ve muharrik olduğu 
tebeyyün eylediğinden 203 idamına karar verilmiş ise de evrakının diğer 
evraklar arasına karışmış olduğundan unutulmuş ve kendisinin bir seneden 
fazla hapiste olduğu göz ününe alınarak Hakkı Paşa sadertinde idam cezası 
kürek cezasına çevrilmiştir 204 . 

31 Mart İsyanı'nın elebaşı olarak görülen Dördüncü Avcı Taburunun 
Üçüncü bölüğü Birinci Çavuşu Erzurumlu Hamdi bin Yaşar Adliye Nazırı 
Nazım Paşa ve Lazkiye Mebusu Arslan Bey'i öldürdüğü için 205 , Dördüncü 
Avcı Taburunun Tüfenkçi Ustası Arif ihtilale dâhil ve müşevvik olduğu için 206 , 
oğlu Dördüncü Avcı Taburunın Üçüncü Bölüğü Bölük Emini Mehmet ibn Arif 
ise diğer kıtaları isyana teşvik ettiği için 207 idama mahkûm olmuşlardır. 

Nizamiye altıncı alayının birinci taburunun ikinci bölüğü mülazım-ı 
evveli iken kadro haricine çıkarılan Hasan Ağa, "Harbiye Nezareti 
meydanındaki süvari efradı yanına giderek görüşmesi şüpheyi davet etmesi 
üzerine bittevkif muahharen tahliye olunduktan sonra Meclis-i Mebusan 
önüne giderek "Biz mektebli zabitanı istemeyiz. Onlar dinsizdir. Bugün 
Harbiye Nezaretinden mektebli zabitanı beni tuttular. Elimdeki Kur'an-ı 
Kerim'i yere atıp çiğnediler ve beni habs ettiler" diye bağırdığı ve Mikyas-ı 
Şeriat gazetesi sahibine de bu yolda ifadatta bulunarak neşrine sebebiyet 
olduğu ve mumaileyhin tevkifinden sonra sivari efradı arasında itaatsizlik 



202 BOA, Fon Kodıd.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/99; Son Vak'anüvis..., s. 215. 

203 BOA, Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/120. 

204 Son Vak'anüvis..., s. 215. 

205 Son Vak'anüvis..., s. 212. 

206 Aynı eser, s. 211 

207 Aynı eser, s. 212. 



253 



asarı göstermeye başladığı ve ondan sonra mektebli zabitan aleyhinde 
galeyan hâsıl olduğu" 208 sabit görüldüğünden idamına karar verilmiştir. 

İsyan sırasında Hamdi Çavuş'un baş yardımcısı olarak atadığı 
onbaşı Halis (Özçelik)'de, "ihtilal-i askeriyeye müsellahan iştirak ve 
mafevkleri bulunan ümera ve zabitanın aleyhinde teşvikatta ve binbaşı Hayri 
Bey'i darbe ve zabitanı tevkife cür'et eylediğinden 15 sene kürek hapsine 
mahkum" 209 edilmiştir. 

Divan-ı Örfi'de "Müebbed ve Muvakkat Kürek ve Kal'abend ve Nefy ve 
Tard ve Altı Mah ve Daha Ziyade Hapis Cezalarıyla Mahkûm Olanlar" 210 adı 
altında verilen kararla 420 kişi çeşitli hapis kararlarıyla cezalandırılmıştır. 

Divan-ı Ördi'de "Bila-mahakeme ve Bila-middet Neyf olanlar" adı 
altında verilen kararlarla mahkum edilenlerden bazıları şunlardır: Mabeyn 
Başkatibi Müşir Tahsin Paşa, Mirliva Küçük Tahir Paşa 211 , Katib-i Sani İzzet 
Paşa, Paris Sefiri Münir Paşa, Salim Mehmed Paşa, Kamil Paşa-zade Said 
Paşa, Mabeynci Faik Paşa, İzzet Paşa-zade Mehmet Ali Paşa 212 , Serasker 
Rıza Paşa, Mekatib-i Askeriye Müfettişi İsmail Paşa, Tophane Müşiri ve 
Mekatib-i Askeriye Nazırı Zeki Paşa, Dahiliye Nazırı Mahdum Paşa, Merkez 
Kumandanı Sadettin Paşa, Şehremini Reşid Paşa, Orman Maadin ve Ziraat 
Nazırı Selim Melheme Paşa, Ser Hafiye Kadri Bey, Maarif Nazırı Haşim 
Paşa, Beyrut Valisi Mehmet Ali Bey, Mekteb-i Bahriye Nazırı Muavini Rıza 
Paşa, İkinci Fırka Kumandanı Şevket Paşa, Şişli Ciheti Kumandanı Mehmet 
Paşa 213 . 



208 Aynı eser, s. 214. 

209 Aynı eser, s. 221. 

210 Bkz, Aynı eser, s. 216-255. 

2,1 BOA, Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/59. 

212 BOA, Fon Kodu:İ:ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/86. 

213 Son Vak'anüvis..., s. 255-256. 



254 



Yapılan bu yargılamaların ardından idama mahkûm edilenler, 
Sultanahmet Meydanı, Beyazıt Meydanı, Taksim Meydanı, Galata Köprüsü 
üzerinde ve şehrin muhtelif yerlerinde kurulan idam sehpalarında idam 
edilmişlerdir. 14 Mart günü Divan-ı Harb'in vermiş olduğu ilk idam kararları 13 
kişinin asılması ile yerine getirilmiştir. İdam sehpaları Ayasofya Meydanı'nda 
Adliye binasının önünde, Beyazıt Meydanında, köprübaşında, Beşiktaş'ta 
cami önünde, Kasımpaşa'da divanhane önünde, Sirkeci'de istasyon önünde 
kurulmuştur. İlk asılanlar dördüncü avcı taburu ve onbaşılardan arkadaşlarına 
elebaşılık etmiş olanlar olmuştur. Hüseyin Cahid ve Ahmet Rıza diye Lazkiye 
Mebusu Arslan Bey'le Adliye Nâzın Nâzım Paşa'yı öldürmüşlerdir. Bunu takip 
eden günlerde Ali Kabuli Bey'in öldürülmesine karışanlar, saraya mensup 
olanların bazıları, partiye muhalif gazeteciler ilk planda asılmışlardır. 

İdam mahkûmları sabah erken saatlerde abdestlerini alıyorlar, ikişer 
rekât namaz kıldıktan sonra, beyaz gömlekler giydirilerek jandarma ve polis 
kordonu eşliğinde asılacakları yerlere götürüyorlardı. Sehpalar öğleden iki 
saat sonraya kadar yerlerinden kaldırılmamışlardır. Asılanların her birisi 
üzerine yaftalar yapıştırılmıştır. Divan-ı Harb kararları çok süratle vermiştir. 
Divan-ı Harb dosyaları elimizde tamamen mevcut olmadığı için bu konuda 
tam bir hükümde bulunmak mümkün değildir. Verilen idam kararlarının bir an 
önce yerine getirilmek istenmesindeki asıl sebep, ön planda halkı sindirmek 
olmuştur 214 . 



214 Sedat Kumbaracılar, "31 Mart Vak'ası ve Yıldız Sarayı Yağması", Hayat Tarih 
Mecmuası, C. I, S. 4, Sıra No: 88, İstanbul, 1 Mayıs 1972. s. 71. 



SONUÇ 

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra gelen özgür hava, Osmanlı 
toplumunun pek de alışık olduğu bir hava değildi. Zira kısıtlamaların olduğu 
ve hafiyelerle geçen 33 yıldan sonra gelen bu özgürlük, toplumu adeta sudan 
çıkmış balık gibi özgürlük sarhoşu olmasına neden olmuştur. Ancak burada 
göze çarpan en önemli nokta "Meşrutiyet" kavramının toplumda daha 
yerleşmemiş olmasıdır. İşte bu özgürlük havasını siyasi çekişmelerle de 
desteklenince 31 Mart İsyanı'na zemin hazırlanmış olmuştur. 

II. Meşrutiyet'in ilan ettirilmesinde büyük bir rol oynayan İttihat ve 
Terakki Cemiyeti, devlet yönetimini direk olarak ele almaya çekinmiştir. 
Ancak Cemiyet'in Hükümet kurmamasına rağmen kurulan hükümetleri 
tahakkümü altına almak istemesi siyasi sorunlar yaratmıştır. İstanbul 
siyasetine alışık olmayan Cemiyet, merkezini Selanik'te tutmuş ve İstanbul'a 
yollamış olduğu bir heyet ile işlerini halletmeye çalışmış ve bu çalışmalarına 
askeri destek sağlamak için de Selanik'te bulunan 2. ve 3. Avcı Taburlarını 
"Meşrutiyeti" korumak bahanesi altında İstanbul'a getirmişlerdir. Meşrutiyet'in 
ilk hükümetleri olan Said Paşa ve Kâmil Paşa Hükümetlerinin görevden 
ayrılmasına bakıldığında da İttihat ve Terakki Cemiyeti ön plana çıkmaktadır. 
Bu siyasi çekişmede Cemiyet'i en fazla uğraştıran Kâmil Paşa olmuştur. Yarı 
askeri yarı sivil bir darbe ile düşürülen Kâmil Paşa hükümetinin yerine 
Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesi kurulmuştur. 

Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti, Cemiyet'in II. Meşrutiyet'in ilanından 
sonar kurmuş olduğu ilk hükümettir denilebilir. Bu hükümet İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'nin Hükümete alışma ya da ısınma hükümeti olması bakımından 
önemlidir. Bu bakımdan kurulan bu hükümet, Cemiyet'in fiilen içinde 
bulunduğu ilk hükümet olarak sayılabilir. Kurulan bu hükümet Osmanlı 
tarihinin en önemli ve girift bağlarla bağlı olayı olan 31 Mart İsyanına sahne 
olmuştur. 



256 



31 Mart İsyanı'nın çıkaran avcı taburu erlerinin İstanbul'a Meşrutiyeti 
korumak için gönderilmesi gayet mühim ve ilginçtir. İsyancıların elebaşı 
olarak görülen Hamdi Çavuş'un, "Meşrutiyet Kahramanı" olarak anılan 
Resneli Niyazi Bey ile Meşrutiyeti ilan ettirmek için dağa çıkanlardan biri 
olması ve 31 Mart İsyanı'nda irticacı ve Meşrutiyeti yıkmaya yönelik isyan 
çıkarmak ile suçlanması gayet önemlidir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 
askeri dayanak olarak getirttiği bu taburların, 5 ay gibi kısa bir sürede İttihat 
ve Terakki düşmanı yapan nedenleri bulma imkânı kalmamıştır. Çünkü 
isyana katılanlar gerekli kovuşturma yapılmadan acele bir şekilde idam 
edilmişlerdir. 

Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti'nin gaflet içinde olması çıkan bu isyanın 
büyümesinin en önemli sebebidir. Şayet Hüseyin Hilmi Paşa isyanı bastırma 
emrini vermiş olsaydı, isyan belki de en çok 2 saat içinde bastırılmış olacaktı. 
Hükümetin İttihat ve Terakki Hükümeti olması ve çıkan olayın bastırılamayıp 
da II. Abdülhamid'in tahttan düşürülmesi olayın sonuçlarının tamamıyla İttihat 
ve Terakki'nin lehine olması isyanda bir İttihat ve Terakki parmağı olduğu 
şüphesi uyandırmaktadır. 

Çıkan bu isyan ile beraber Osmanlı Devleti'nde ordu ile siyasetin iç içe 
girmiş olduğu açıkça görülmüştür. Kâmil Paşa Hükümeti'nin düşürülmesi 
sırasında Meclis'e gelen İttihatçı subayların silahları gölgesinde yapılan bir 
oturum ile düşürülen Kâmil Paşa Hükümeti ve yine İttihatçıların Selanik'ten 
getirmiş olduğu avcı taburlarının silahları gölgesinde düşen bir İttihat ve 
Terakki Hükümeti, bu iki olay tarihin bir cilvesi olsa gerek. İşte askerin 
siyasete bulaşması ileride Osmanlı Devleti'ne çok pahalıya maal olacaktır. 
Balkan Savaşlarının kaybedilmesi de bu siyasallaşmanın bir tezahürü 
olacaktır. 

31 Mart İsyanı çıkışı bakımında Osmanlı tarihinde görülen isyanlarla 
benzerlik göstermektedir. Şöyle ki isyancıların ilk istekleri askeri mahiyettedir 



257 



ve Meclis'e gelmiş olan askerler hocaların işlerine karışmasını 
istememektedir. İsyanın dini bir mahiyet alması ile olayın ilk günü öğleden 
sonra Ayasofya Meydanına gelen hoca grubu ile başlamıştır. Ayasofya'ya 
gelen hocaların çıkmış bir olayı kendi lehlerine olacak bir ortama sokmayı 
planladıkları kesindir. Ancak şu ciheti iyi düşünmek gerekir ki, çıkan bu tür 
olaylarda, olayı çıkaranlardan çok çıkartan güçlerin ortaya çıkarılması mühim 
olmuştur. 

31 Mart İsyanı'nı çıkaran gücün kim ya da kimler olduğu tarihi belgeleri 
ile ortaya koymak çok güçtür. Çünkü İttihat ve Terakki Cemiyeti Arşivi'nin 
günümüze ulaşmaması, olayın tek yönlü bir şekilde değerlendirilmesine 
neden olmaktadır. Bu tür bir değerlendirmenin de bilim açısından pek sağlıklı 
da olmayacağı kesindir. 

31 Mart İsyanı'nın sonuçları gayet önemlidir. II. Abdülhamid'in düşmesi 
ile sonuçlanan bu isyanın sonuçları İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne büyük 
faydalar sağlamıştır. Öncelikle Cemiyetin korkulu rüyası olan II. Abdülhamid'i 
saf dışı bırakmışlar, muhalif basın da bu olay sonucunda tasviye edilmiş ve 
en önemlisi de ordudaki cemiyet muhalifleri temizlenmiştir. Çıkan bu 
sonuçlara bakıldığı zaman olayın İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin II. 
Abdülhamid'e karşı çıkardığı veya irticacılar çıkarmış olabileceği sonucuna 
ulaşmak mümkün olsa da, tarihi olayları tek bir nedene bağlanamayacağı da 
göz önüne alınırsa, bu gün bu olayı kimlerin çıkardığı konusu hala bir sırdır. 
Bu sırrın çözülmesi de bir gün tarih sahnesine çıkacak ve tarihi aydınlatacak 
olan İttihat ve Terakki Arşivi'nin elde edilip bilim dünyasına açılması olacaktır. 



KAYNAKÇA 



I- ARŞİV BELGELERİ 

Başbakanlık Osmanlı Arşivi 

i) Dâhiliye Nezareti, Emniyet-i Umimiye Tahrirat Kalemi: 

Fon Kodu: DH.EUM.THR... , Dosya No:41 , Gömlek No:39. 

ii) Dâhiliye Nezareti, Muhaberât-ı Umumiye İdaresi: 

Fon Kodu: DH-MUİ, Dosya No: 1 08-2 Gömlek No: 2. 

iii) İrade Askeri: 

Fon Kodu: İ..ASK..., Gömlek No: 1327/C-36 Dosya No: 86 Tarih: 15/C/1327 
(Hicri). 

Fon Kodu: İ.ASK..., Dosya No: 745, Gömlek No: 1327/C-91. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Dosya No: 83, Gömlek No: 1327/R-17. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/3. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/14. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/36. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/46. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/69. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/91. 

Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/120. 



259 



Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/1. 



Fon Kodu: İ.ASK.. 



Fon Kodu: İ.ASK.. 



Fon Kodu: İ.ASK.. 



Fon Kodu: İ:ASK.. 



Fon Kodu: İ.ASK.. 



, Gömlek No: 1327-Ca/16. 



, Gömlek No: 1327-Ca/54. 



, Gömlek No: 1327-Ca/59. 



, Gömlek No: 1327-Ca/86. 



, Gömlek No: 1327-Ca/94. 



Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/99. 



v) Meclis-i Vükelâ Mazbataları: 



Fon Kodu: MV, Dosya No: 127, Gömlek No:4/1 -2, Tarih: 01 /R/1 327. 



Fon Kodu: MV, Dosya No: 127, Gömlek No:7, Tarih: 09/Nisan/1909. 



Fon Kodu: MV, Dosya No: 127, Gömlek No: 10, Tarih: 5/R/1 327. 



vi) Yıldız Esas Evrakı ve Sadrazam Kâmil Paşa Evrakı: 



Fon Kodu: Y.EE..., Dosya No: 94, Gömlek No: 40, Tarih: 19/M/1327. 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No:32, Gömlek No: 3136. 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 86-32, Gömlek No: 3139 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 34, Gömlek No: 3367. 



Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 86-34, Gömlek No: 3368. 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 34, Gömlek No: 3372. 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 86-34, Gömlek No: 3373. 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 32, Gömlek No: 3183. 



260 



vii) Zaptiye Nezareti: 

Fon Kodu: ZB, Dosya No: 314, Gömlek: 70, Tarih: 4 Nisan 1325. 

Fon Kodu: ZB, Dosya No: 332, Gömlek No: 23. 

Fon Kodu: ZB, Dosya No: 496, Gömlek No: 26, Tarih: 22/Ha/1325. 

Fon Kodu: ZB, Dosya No: 628, Gömlek No: 30. 

Fon Kodu: ZB, Dosya No: 628, Gömlek No: 38. 



II. YAYINLANMIŞ BELGELER 

i) Atatürk'ün Not Defterleri-I, Genelkurmay ATAŞE Başkanlığı Yay., 
Genelkurmay Basım Evi, Ankara, 2004. 

ii) British Dokcuments on Foreing Affaird: Reports and Papers From The 
Foreing Office Confidential Print (B.D.F.A), (Ed.: BOURNE, K. ve D. C. 
WATT),Part I, Series B, Volume 20, The Otoman Empire Under The Young 
Turks, 1908-1914, University Publications Of America, 1985. 

III. Meclisi Mebusan Zabıt Cerideleri: 

i) Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, C. I, TBMM Basımevi, Ankara, 1982. 

ii) Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, C. II, TBMM Basımevi, Ankara, 1982. 

iii) Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, C. III, TBMM Basımevi, Ankara, 1982. 



261 



IV. Gazeteler: 

i) Ceride: 31 

ii) İkdam:5185, 5341, 5342, 5347, 5348, 5350, 5354, 5355, 5356, 
5357,5358, 5360, 5361, 5362, 5363. 

iii) Mizan: 126,132. 

iv) Sabah: 7017, 7023, 7030, 7031,7032, 7034, 7035. 

v)Takvim-i Vekai: 181, 182, 183, 198. 

vi) Volkan: 1 , 3, 43, 45, 47, 51 , 53, 63, 66, 67, 68, 69, 70, 75, 81 , 87, 90, 94, 
98, 101, 100, 104, 106. 

vii) Osmanlı: 44, 45. 



VI. Kitap ve Makaleler 

Açıklamalı Mecelle, Hikmet Yay., İstanbul, 1973. 

AHMAD, Faroz, İttihat ve Terakki 1908-1914 (Jön Türkler), (Çev: Nurhan 
Ülken), Sander Yay., İstanbul, 1971. 

AHMET İZZET PAŞA, Feryadım, C. I, (Haz.: Süheyl İzzet Furgaç-Yüksel 
Kanar), Nehir Yay., İstanbul, 1992. 

AHMET REFİK (A.R.), 11 Nisan İnkılâbı, İstanbul, 1325. 

AKBAYIR, Nuri, Osmanlı Yer Adları Sözlüğü, Tarih Vakfı Yurt Yay., 2. 
Baskı, İstanbul, 2003. 



262 



AKDAG, Ömer, "Bir İttihatçının Gözüyle Adım Adım 31 Mart Olayı", Türk 
Dünyası Tarih Dergisi, S. 190, Ekim 2002. 

AKSİN, Sina, 31 Mart Olayı, AÜSBF Yay. No: 305, Ankara, 1970. 

AKSİN, Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitabevi, 3. Baskı, 
İstanbul, 2003. 

AKTAR, Yücel, İkinci Meşrutiyet Dönemi Öğrenci olayları (1908-1918), 

İletişim Yay., İstanbul, 1990. 

ALİ CEVAT, İkinci Meşrutiyetin İlânı ve Otuzbir Mart Hadisesi; II. 
Abdülhamid'in Son Mabeyn Başkâtibi Ali Cevat Beyin Fezlekesi, (Haz.: 
Faik Reişt Unat), TTK Yay., Ankara, 1991 . 

ALKAN, Ahmet Turan, İkinci Meşrutiyet Devrinde Ordu ve Siyaset, Ufuk 
Kitapları, İstanbul, 2001. 

ALKAN, Ahmet Turan, "Ordu Siyaset İlişkisinin Tarihine Bir Derkenar: 31 
Mart Vakası ve Sonuçlan", Osmanlı, C. II, (Ed.: Güler Eren), Türkiye Yay., 
Ankara, 1999. (s. 420-429). 

ALTUĞ, Yılmaz, Siyasi Tarih Ders Notları (1776-1920), Filiz Kitabevi, 
İstanbul, 1977. 

APAK, Rahmi, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları, TTK Yay., Ankara, 1988. 

ARDIÇ, Fuat - Süphan Ardıç, Kırım Savaşı; Ali Paşa ve Paris Antlaşması, 

Eren Yay., İstanbul, 2002. 

ARMAOĞLU, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1789-1914, TTK Yay., Ankara, 
1999. 

ASAF, Mehmet, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, (Haz: İsmet 
Parmaksızoğlu), TTK Yay., Ankara, 2002. 

AT AY, Falih Rıfkı, Batış Yılları, İstanbul, 1963. 



263 



AVCIOGLU, Doğan, 31 Martta Yabancı Parmağı, Bilgi Yayınevi, Ankara, 
1969. 

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver 
Paşa(1908-1914), C. II, Remzi Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul, 1976. 

BABACAN, Hasan, Mehmed Talât Paşa 1874-1921 (Siyasî Hayatı ve 

İcraatı), TTK Yay., Ankara, 2005 

BAYAR, Celal, Ben De Yazdım; Milli Mücadeleye Gidiş, C. I, 2. Baskı, 
Baha Matbaası, İstanbul, 1967. 

BAYAR, Celâl, Ben De Yazdım Millî Mücadeleye Gidiş, C. II, Baha 
Matbaası, İstanbul, 1966. 

BAYDAR, Mustafa, "31 Mart'tan Korkunç Bir Tablo", Cumhuriyet Gazetesi, 
13 Nisan 1970. 

BAYUR, Hilmi Kâmil, Sadrazam Kâmil Paşa - Siyasi Hayatı -, Sanat 
Basımevi, Ankara, 1954. 

BAYUR, Yusuf Hikmet, Türk İnkılâbı Tarihi, C. I, k. 2, 3. Baskı, TTK Yay., 
Ankara, 1983. 

BERKES, Niyazi, Türkiye'de Çağdaşlaşma, (Haz.: Ahmet Kuyaş), YKY, 7. 
Baskı, İstanbul, 2002. 

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ, Divan-ı Harb-i Örfî, Yeni Asya Neşriyat, 
Kelebek Matbaası, İstanbul, 1993. 

BEYDİLLİ, Kemal, "Ahmet Tevfik Paşa" Maddesi, DİA, C. II, Güzel Sanatlar 
Matbaası, İstanbul, 1989. (s. 139-140) 

BİLEN, Erol, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Akçağ Kitabevi, İstanbul, 
1967. 



264 



BİRİNCİ, Ali, "31 Mart Vak'ası'nın Bir Yorumu", Genel Türk Tarihi, C. VII, 
Yeni Türkiye Yayınlar, 1999. (s. 381-414). 

BLEDA, Midhat Şükrü, İmparatorluğun Çöküşü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 
1979. 

BORAK, Sadi, "31 Mart Vakasının Çıkış Nedenleri Üzerine Çeşitli Yorumlar 
ve Atatürk ve Hareket Ordusu Üzerine Orgeneral İzzettin Çalışlar'ın Bir 
Makalesi", AAMD, C. VII, S. 22, Ankara, Kasım 1991. (s. 357-371) 

BOSTAN, M. Hanefi, Bir İslamcı Düşünür Said Halim Paşa, İrfan Yayınevi, 
İstanbul. 1992. 

BOZDAĞ, İsmet, Abdülhamid'in Hatıra Defteri (Belgeler ve Resimlerle), 

Kuran Yay., İstanbul, 1975. 

CASTON, Henry, Beynelmilel Sermaye ve İhtilâller, Otağ Yay., İstanbul, 
1974. 

ÇABUK, Vahit, Osmanlı Siyasi Tarihinde Sultan II. Abdülhamid, Emre 
Yayınlar, İstanbul, (t.y). 

ÇELİK, Bilgin, İttihatçılar ve Arnavutlar, II. Meşrutiyet Döneminde 
Arnavut Ulusçuluğu ve Arnavutluk Sorunu, Büke Yay. İstanbul, 2004. 

ÇİÇEK, Hikmet, Dr. Bahaeddin Şakir; İttihat ve Terakkiden Teşkilatı 
Mahsusa'ya Bir Türk Jakobeni, Kaynak Yay., İstanbul, 2004. 

DABAĞYAN, Levon Panos, Osmanlı İmparatorluğunda Şer Hareketleri ve 
Abdülhamid Han, IQ Kültürsanat Yayıncılık, İstanbul, 2002. 

DANİŞMEND, İsmail Hami, 31 Mart Vak'ası, İstanbul Kitabevi, İstanbul, 
1942. 

DANİŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. IV, Türkiye 
Yayınevi, İstanbul, 1955. 



265 



DEVELLİOGLU, Ferit, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın 
Kitabevi, Ankara, 2003. 

Düstur, Birinci Tertip, C. IV, Dersaadet, 1329. 

EARLE, Edvvard Mead, Bağdat Demiryolu Savaşı, Milliyet Yay., İstanbul, 
1972. 

EMRE, Ahmet Cevat, İki Neslin Tarihi, Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1960. 

ENGELHARDT, Tanzimat ve Türkiye, (Çev: Ali Reşad), Kaknüs Yay., 
İstanbul, 1999. 

ERTÜRK, Hüsamettin, İki Devrin Perde Arkası, (Haz.: Samih Nafiz Tansu), 
Nurgök Matbaası, İstanbul, 1957. 

GENCER, Ali İhsan, "Ayastefanos Antlaşması", DİA, C. IV, İstanbul. 1991 .(s. 
225). 

GENCER, Ali İhsan, "Berlin Antlaşması", DİA, C. V, İstanbul, 1992.( s. 516- 
517). 

GÖVSA, İbrahim Alaettin, "Derviş Vahdeti" Maddesi, Meşhur Adamlar, 
Hayatları-Eserleri, (Haz.: Sedat Simavi), İstanbul, 1933-1935. 

GÜLSOY, Ufuk, Hicaz Demiryolu, İstanbul, 1994. 

GÜRESİN, Ecvet, 31 Mart İsyanı, Habora Kitabevi Yay., İstanbul, 1969. 

Hicaz Demiryolu Layihası, İstanbul, 1324. 

HÜLAGÜ, M. Metin, Pan-İslâmist Faaliyetler, Boğaziçi Yay., İstanbul, 1994. 

HÜLAGÜ, M. Metin, Türk-Yunan İlişkileri Çerçevesinde 1897 Osmanlı- 
Yunan Savaşı, Erciyes Üniversitesi Yay., Kayseri, 2001 

ILGAR, İhsan, "31 Mart ve Hareket Ordusu", Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 

S. 6, İstanbul, Mart 1968. (s. 23-31). 



266 



İNALCIK, Halil, Tanzimat ve Bulgar Meselesi, Doktora Tezinin 50. Yılı, Eren 
Yay., İstanbul, 1992. 

İNÖNÜ, İsmet, Hatıralarım; Genç Subaylık Yılları(1884-1918), (Haz.: 
Selahattin Selek), Burçak Yay., İstanbul, 1969. 

İRTEM, Süleyman Kani, 31 Mart İsyanı ve Hareket Ordusu; 
Abdülhamid'in Selanik Sürgünü, (Haz: Osman Selim Kocahanoğlu), Temel 
Yay., İstanbul, 2003. 

KABAKLI, Ahmet, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., 
İstanbul, 1990. 

KARABEKİR, Kazım, İttihat ve Terakki Cemiyeti(1 896-1 909), Emre Yay., 
İstanbul, 1995. 

KARAL, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, C. V-VI-VII, Ankara, 1983; C. IX, TTK 
Yay., Ankara, 1999; 

KARPAT, Kemal H. - Robert W. Zens, "I. Meşrutiyet Dönemi ve II. 
Abdülhamid'in Saltanatı (1876-1909)", Genel Türk Tarihi, Yeni Türkiye Yay., 
C. VII, Ankara, 1999. (s. 291-315) 

KOCABAŞ, Süleyman, Sorularla Merak Edilen Tarihimiz, 1. Baskı, Vatan 
Yay., İstanbul. 2000. 

KOCAHANOĞLU, Osman Selim, Derviş Vahdeti ve Çavuşların İsyanı, 31 
Mart Vak'ası ve İslamcılık, Temel Yay., İstanbul, 2001 . 

KODAMAN, Bayram, "II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1914)", Genel Türk 
Tarihi, C. VII, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999. (s. 333-380) 

KODAMAN, Bayram, "1876-1920 Arası Osmanlı Siyasi Tarihi", Doğuştan 
Günümüze Büyük İslâm Tarihi, C. XII, Çağ Yay., İstanbul. 1993. 



267 



KUMBARACILAR, Sedat, "31 Mart Vak'ası ve Yıldız Sarayı Yağması", 
Hayat Tarih Mecmuası, C. I, S. 4, Sıra No: 88, İstanbul, 1 Mayıs 1972. (s. 
70-77). 

KURAN, Ahmet Bedevi, Harbiye Mektebinde Hürriyet Mücadelesi, Çeltüt 
Matbaası, İstanbul, (t.y). 

KURAN, Ahmed Bedevi, İnkılâp Tarihimiz ve İttihat ve Terakki, Tan 

Matbaası, İstanbul, 1948. 

KURAN, Ahmed Bedevi, Osmanlı İmparatorluğunda İnkılâp Hareketleri ve 

Milli Mücadele, Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1959. 

KURŞUN, Zekeriya - Kemal KARAMAN, "Derviş Vahdeti", Türkiye Diyanet 
Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), C. IX, İstanbul, 1994. (s. 198-200). 

KUTAY, Cemal, 31 Mart İhtilalinde Abdülhamit, Cemal Kutay Kitaplığı: 1, 
İstanbul, 1977. 

KÜÇÜK, Mustafa, "Şark Meselesi Çerçevesinde ve İkinci Meşrutiyet'e Kadar 
Olan Dönemde Osmanlı Devleti'nin Siyasi Vaziyeti", Osmanlı, C. II, (Ed: 
Güler Eren), Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999. (s. 51-62). 

LEE, Hee Soo, "II. Abdülhamid ve Doğu Asya'daki Pan-İslamist Siyaseti", 
Osmanlı, C. II, (Ed: Güler Eren), Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999. (s. 363- 
372). 

LEVVİS, Bernard, Modern Türkiye'nin Doğuşu, TTK Yay., Ankara, 1998. 

MAHMUD MUHTAR PAŞA, Maziye Bir Nazar Berlin Antlaşmasından 
Harb-i Umumiye Kadar Avrupa ve Türkiye-Almanya Münasebetleri, 

(Haz.: Erol Kılınç), Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1999. 

MANGO, Andrevv, Atatürk, Modern Türkiye'nin Kurucusu, Remzi Kitabevi, 
3. Baskı, İstanbul, 2004. 



268 



MC CULLAGH, Francis, Abdülhamid'in Düşüşü, (Çev: Nihal Önol), İstanbul 
Kitaplığı, İstanbul, 1990. 

MEHMET SELAHATTİN BEY, İttihad ve Terakki'nin Kuruluşu ve Osmanlı 
Devleti'nin Yıkılıştı Hakkında Bildiklerim, (Haz: Ahmet Varol), İnkılâp Yay., 
İstanbul, 1989. 

MEVLANZADE RİFAT, 31 Mart Bir İhtilalin Hikâyesi, (Haz.: Berîre Ülgenci) 
Pınar Yay., İstanbul, 1996. 

Mizancı Mehmed Beyin II. Meşrutiyet Dönemi Hatıraları, (Haz.: Celile 
Eren (Ökten) Argıt), Marifet Yay., İstanbul, 1976. 

MÜCELLİTOĞLU ALİ ÇANKAYA, Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, C. I, 

Ankara, 1954. 

MÜFTÜOĞLU, Mustafa, İstanbul'a Yürüyen Ordu, 31 Martın Perde 
Arkası, Başak Yay., İstanbul, 2005. 

NECEFZADE, Yakup Kenan, Sultan İkinci Abdülhamid ve İttihat - ü - 
Terakki, İttimad Yayınevi, İstanbul, 1967. 

OKDAY, Şefik, Büyükbabam Son Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa, Ata 

Ofset, İstanbul, (t.y.). 

OKYAR, Fethi, Üç Devirde Bir Adam, (Haz.: Cemal Kutay), Tercüman Yay., 
İstanbul, 1980. 

ORHON, Alparslan, "Erzurum ve Erzincan'da "31 Mart Olayı" ile ilgili 
Ayaklanmalar ve Bastırılmaları", İkinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri, 

Genelkurmay Basım Evi, Ankara, 1985. (s. 93-109). 

ORTAYLI, İlber, "Son Universal İmparatorluk ve II. Abdülhamid", Genel Türk 
Tarihi, C. VII, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999. (s. 316-331) 



269 



OSMAN NURİ, Abdülhamid-i Sânî ve Devr-i Saltanatı (Hayat-ı Hususîye 
ve Siyasiyyesi), İstanbul, 1327. 

OSMANOĞLU, Ayşe, Babam Sultan Abdülhamid (Hâtıralarım), Selçuk 
Yay., Ankara, 1984. 



ÖZGAN, Azmi, Pan-İslamizm Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve 
İngiltere (1877-1924), 2. Baskı, TDV Yay., Ankara, 1997. 

ÖZÇELİK, Ayfer, Sahibini Arayan Meşrutiyet, Meclis-i Mebusan'ın Açılışı 
31 Mart ve 1909 Adana Olayları, Tez Yay., İstanbul, 2001 . 

ÖZÇELİK, Halis "31 Mart Vak'asını Biz Çıkardık", (Haz.: İlhan Tarsus), 
Tercüman, 1955. 

ÖZKAN, Nuri, "Abdülhamid'in Hal'i", Tarih Dünyası, CİN, S. 25 (15 Eylül 
1951). (s. 1122-1126) 

ÖZYÜKSEL, Murat, Hicaz Demiryolu, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 2000. 

ÖZTÜRK, Osman, Mecelle, İrfan Matbaası, İstanbul, 1973. 

SANDALCI, Mert, Max Fuchtermann Kartpostalları, C. III, İstanbul, 2000. 

SANDER, Oral, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918'e, 11. Baskı, İmge Kitabevi, 
Ankara, Şubat 2003. 

SEDES, Halil, "İhtilalin Mukadderatı ve Canlı Bir Hatıra", Tarih Hazinesi, S. 
15, İstanbul, 1952. (s. 763-766). 

SERTOĞLU, Mithat, "31 Mart Olayı'na Işık Tutan Belgeler", Belgelerle Türk 
Tarihi Dergisi, S. 35, Aralık 1999. (s. 45-47). 

SERTOĞLU, Midhat, "Yeni Belgelerin Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid Han 
Tahttan İndirildiği Gün Sadrıâzam Kimdi?", Milli Kültür Dergisi, S. 69, 
Ankara, Şubat 1990. (s. 48-54). 



270 



SIR, İ. Nuri, "31 Mart'ın Gizli Tarafları", Tarih Dünyası, CİN, S. 24, 1 Eylül 
1951. (s. 1013, 1031). 

Son Vak'anüvis Abdurrahman Şeref Efendi Tarihi; II. Meşrutiyet Olayları 
(1908-1909), (Haz.: Bayram Kodaman-Mehmet Ali Ünal), TTK Yay., Ankara, 
1999. 

SOY, H. Bayram, Almanya'nın Osmanlı Devleti Üzerinde İngiltere İle 

Nüfuz Mücadelesi, Phoenix Yay., Ankara, 2004. 

SÖNMEZ, Selim, Bediüzzaman Saidi Nursi'nin 31 Mart Olayındaki Tavrı, 

Köprü Dergisi, S. 78, İstanbul, Bahar 2002. 

SÜLEYMAN ŞEFİK PAŞA, Hatıratım; Başıma Gelenler ve Gördüklerim; 
31 Mart Vakası. (Çev: Hümeyra Zerdeci), Arma Yay., İstanbul, 2004. 

TAYLAK, Muammer, Saltanat, II. Meşrutiyet ve I. Cumhuriyet'te Öğrenci 
Hareketleri, Başnur Matbaası, Ankara, 1969. 

TENGİRŞENK, Yusuf Kemal, Vatan Hizmetinde, Bahar Matbaası, İstanbul, 
1967. 

TOYNBEE, Arnold, "Pan-İslâmizm'in Başarısızlığı", Türk Dünyası 
Araştırmaları Dergisi, (Çev.: Ümit Özdağ), S. 61 , Ankara, Ağustos 1989. 

TUNAŞAR, Seyhun, Osmanlı Devletinde Son Dönem Mason 
Sadrazamlar ve Yönetime Etlikeri, Piramit Yayıncılık, Ankara, 2003. 

TUNAYA,Tarık Z., İslamcılık Cereyanı; İkinci Meşrutiyetin Siyasî Hayatı 
Boyunca Gelişmesi ve Bugüne Bıraktığı Meseleler, Siyaset İlmi Serisi :3, 
Baha Matbaası, İstanbul, 1962. 

TUNAYA, Tarık, Z., Türkiye'de Siyasi Partiler (1859-1952), İstanbul, 1952. 

TURAN, Mustafa, Elli Beş Yıldır Esrarı Milletten Gizlenmiş Bir Facia, 
Taşkışla'da 31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1966. 



271 



TURFAN, M. Naimi, Jön Türklerin Yükselişi, (Çev: Mehmet Morali), Alkım 
Yay., İstanbul, 2005. 

TURHAN, Mümtaz, Kültür Değişmeleri; Siyasi Psikoloji Bakımından Bir 
Tedkik, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay. Nu: 16, 3. Basım, 
İstanbul, 1997. 

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Kişiler, Dönemler, Akımlar, 
Yapıtlar, C. IV, Anadolu Yayıncılık, İstanbul, 1983. 

TÜRKÖNE, Mümtaz'er, Siyasî İdeoloji Olarak İslamcılığın Doğuşu, Lotus 
Yayınevi, Ankara, 2003. 

YAKUT, Kemal, "II. Meşrutiyet Dönemi'nde Orduyu Siyaset Dışı Tutma 
Çabaları (1908-1912)", Osmanlı, C. II, (Ed: Güler Eren), Yeni Türkiye Yay., 
Ankara, 1999. (s. 441-453) 

YALÇIN, Hüseyin Cahit, "31 Mart'tan Sonra İdamların Karşısında", Yakın 
Tarihimiz, C. I, S. 6, 5 Nisan 1962. (s. 170-171). 

YALÇIN, Hüseyin Cahit, "Meşrutiyet Hatıraları", Fikir Hareketleri, S. 96, 
İstanbul, 24 Ağustos 1935. 

YALÇIN, Hüseyin Cahit, Siyasi Anılar, Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul, 
1976. 

YALMAN, Ahmet Emin, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, C.l, 
Rey Yay., İstanbul, 1970. 

YUNUS NADİ, İhtilal ve İnkılab-i Osmanî, Dersaadet, İstanbul, 1325. 

YÜCEL, Hasan Ali, Hürriyet Gene Hürriyet, TTK Yay., Ankara, 1960. 

ZİYA SAKİR, Sultan Hamid'in Son Günleri, Anadolu Türk Kitap Deposu, 
İstanbul, 1943. 



EK-1 



, 3'l l " : >iil ; a 3JJCQ f.usjy l[UBUISQ 



*?."*>* <-'&>C .ti/û j-y~; s*. , < t. ■>■■>;£ - ." 

■ - s < " -—-i. - ."-'— ^.r- C^ j <• i . ' ' 

"/ *<~- ■ cn-,^^ * ji» - . ^-^^ -;ö ^ - -^.^ - ' 






273 



7 



""■ ~* .*, *ts£2 ■* r •"" -v- «* a. 



274 



- 'V 



:î ^ O :^! Ki *M * -** ^ t ** *> * 



^ -i - -5 






o -s -i a 

v :3 '$ 



- V 



J 






v ^ 



\ 
V 






J'3 



i. -i • - 



> V.v ^ A * ^ 5i "S v* ^. 3ı- 

<3 •» W ~* ^ -^' -"* 't % '* A ^ 








yOsmantı Arşivi Daire Başkanlığı 

Fon Kodu: Y.EE..., Dosya No: 94, Gömlek No: 40, Tarih: 19/M/1327. 



EK-2 



275 



»smanıı Arşivi Daire başkanlıgıır 



.4* 









"&<Ü4;'SiAfo3., .. 



<ÜA,S„ 



ı»u» t/Zi ;u jj 



■><«. 



ty »*#> ^ sj. 



** *C 



V 



■> ■ ■■■ 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 32, Gömlek No: 3183. 



276 



EK-3 






, 1» 



,U*?*j i.o s ^ ' 



v j,.^^ Sr-* >"**? VU ^ * 



s» r s»,\.jVs&'*> *~\g*+»fj v*JJ** £j*+-*~ 



^^t-V^yC* Jf 



.sjCçt ^*>s ***** ar **<***> Jt&*>* 

y ". ■ 
•Ai uux IgPj^ıtj* ********** & 






/• /4-I 



*,W JJ>~»-~* * ***** 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 34, Gömlek No: 3372. 



277 



EK-4 



-Osmanlı Arşivi uaıre uaşıtanııgur 













.-•"7 






V 






c- 
v 



- 1 



V 



v 

I p 

v ^ 

s? 






\ • 



I- 




Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 34, Gömlek No: 3367. 



278 



EK-5 






'*: 



j i. J\jX* 






*. ^^ ^** t*-*- -*— **r ^" * ~* * 



AV 






_».»-*• 






Fon Kodu: Y.EE... KP, Dosya No: 86-34, Gömlek No: 3368. 



EK-6 



279 



•susmamı Arşivi mire BaşKanııgıy t 



a*» 












• ' v 






Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 86-34, Gömlek No: 3373. 



EK-7 



280 



\ 



J 

3 



.î 



2- 



* 



3 



'İ 'i 



5, 



t 
i 

s 3 . 

3 

3* 



-3" 



\. i 

* A 
'-İ * 

*> rv 

•u 
İ ■ • 

* i 



•v 'İ - 

I J Â 

-.1 i * 

:v -i S 

•i % % 

\-a s. .-3* 

i- j 5 



■s 



a % 



-s 
5 



'1 * 

< 



- s 



"K 



-V 

€ S '3 






V 



■S 



4 i 

■i I 

i 

<■ % 

V 3 

3 V 

-A 'V 

*>* a. 



■S 



\ 

i 
•v 

■i 

I 

i 

V 

'?• 

'V- 

«*- 

i 
V 



-V 

M 

% 



<£T\ m 



ı3uuBîjâefl aaıerr iaiSjv ııucuısn»— 



Fon Kodu: Y.EE..., KP, Dosya No: 86-32, Gömlek No: 3139 



EK-8 



281 



Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı 



'■^U^Jf-J-ı '.j 







*^** ■? '** z. ■ 






< v 

" > uf t ^ ' 






». V' ' 



u ] 



Fon Kodu: ZB, Dosya No: 628, Gömlek No: 30. 



EK-9 



282 



*/>1* 




Fon Kodu: ZB, Dosya No: 332, Gömlek No: 23. 



EK-10 



283 



Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı 



1 






«. 



\ 



^J&e&^kJo*?' 



>sü 



A 



H 






-*6- 



^' 



r*> 



W 



/s 



W 



»^ 






>~ 



X 



-yV 



Fon Kodu:ZB, Dosya No: 31 4, Gömlek: 70, Tarih: 4 Nisan 1325. 



EK-11 



284 






r-*/^ 



-t^t. 











ÜMiSuubmİb^ amcTMÂîn^ 



- --f - -"ı|-''-.«M.1 



Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/3. 



EK-12 



285 



'«jusmaniı Arşivi uaırc eaşK 




pf-^W 




r l ? • i : *? f- 




|#M 






-jT*: 



ȣ* T V c* ? X 




Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/46. 



EK-13 



286 











-T *v .V;' * ? i \ ; \' 

4 ; £* l'k hİ v-i- 






*l3l!UB>l$Efl OJIEfT iaiSjv HUBUISnl. — 



Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/36 



EK-14 






287 



Vjsınanlı Arşivi juaıre 







* 'b 






% 

■ b, 
%. 

c 
!'. 

t 
t . 

fc 

. I 

t» 

t'. 

6- 



i 

■,C; 
fc" 

h 






l 



■ ' 



I. 



i i- 



I 

A 

İt. 

F- 
v. 

■V- 

. e 
i 



,<< 
.t. 

t; 

Fî 

b 

I» 
, l 

.t 

•i. 

.îrv 

•f 

• t 

6. 

I 

-V 






p. 

r 
c 



I c. 



't, 

•f- 
F 



* 




Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-C/120. 



EK-15 



288 



jusmanıiArşıvı L»aıre Başkamı 



-1-.— " -«1&3 .<- 




^ 






** * r- £> '.9 :{ 






J- p V. r. c k 

■I 1 1. 1 İ 

& U • C ıT fi (^ 



^•?. 



H 



ti 



î *.* 



İ 







Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/1. 



EK-16 



289 






-~«t~ 



-*e» 



*t: 






\"_ 



* 



I* 

V 



I M- 

s. • \. » • 

V." {: -V i" 













SlIUBMİBflf OJIEJT lAlftJV HUEUISf 



Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/16. 



EK-17 



290 



■ir' i r b ı 
• £ * ^ f 

J- t- & •* 5 





Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/54. 



EK-18 



291 




»\ 








■r sr - L , r r V 



► 




IlIEMİBfl JUIEfT taiSjv iiukuis* 



Fon Kodu: İ.ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/59. 



EK-19 



292 



^■UMnanlı Arşivi uaıre aaşkaniıg 



,- -7yi. 











ry\V 




5 ?**..S3 



VT C- — t* r} V.V» v 

v :- .>■ ^. & * s\ 






■A $ f ^ "* 



l 



% ' îv Cj .V 



s. ?• 

i I 



- 'H. 



^> ? S- i 



lı 






> fc- \* 






£ 5 v v f. ^ (. B 



S, 



1: 







Fon Kodu: İ:ASK..., Gömlek No: 1327-Ca/86. 



293 



EK-20 



î 



t$&spğûS&&& __ 



*j5 



'Üt 



% 



tf^ridUİİ^Ui 




• 









294 



Ek-24b 

tSI|IWJJ5!?;g ,»Jh: G ı.usjy l\VVmSQj% 







295 



Meclis-i Vükela Mazbatası 

1 Rebiyülahir 1327/8Nisan 1325 

Üçüncü Ordu Kumandanlığına Telgrafname 

7 Nisan 1325 tarihli iki kıt'a telgraf nameleri Harbiye Nazırı ve Hassa Kumandanı ve Erkan-ı 
Umumiye Reisi Paşalar hazır oldukları halde Meclis-i Vükelada kıraat olundu. İş'arat-ı 
atuteleri muvafık ve amal'ü maksadımıza da mutabıktır. Ancak İstanbul'daki kuvve-i 
askeriyyenin tamamiyle elde olmadığı müşarünileyhin Paşalar tarafından ifade ve tasdik 
edildiğinden şu hal ve icraata teşebbüs olunamayacağı cihetle gelmekte bulunan 
askerlerden mütevahhiş olan bazı kesanın teşvikiyle şevk-i yeis ile şehir dahilinde yeniden 
iğtişaş ifama kıyam edebilmelerine meydan verilmemek üzere evvel emirde Hassa Ordusu 
ve kuvve-i seyyariyye kumandanları tayin olunacak mevkide birleşerek verecekleri karar 
dairesinde İkinci ve Üçüncü Ordular kı'taat-ı muhtelifesinin İstanbul'a takrib olunmasını ve 
bilahare buradaki askerlerden de müfrezeler gönderilerek te'lif-i beyn edilmesi ve İkinci ve 
Üçüncü Orduların lüzumu kadar kuvvet dahil-i şehre alındıktan sonra iş'araat-ı atufelerinin 
diğer kısımlarının da icabına göre icara teşebbüs kılınması selamet-i memleket ve maslahat 
icabınca muktezi ve bu suretle gerek Heyet-i Vükelaca gerek Heyet-i Askeriyecemuvafık 
görülmüş olduğundan gelen Fırkanın Kumandanı Hüsnü Paşa'ya, Hassa Kumandanı ile 
derhal muhabereye girişerek mevki-i mülakatın tayini zımnında taraf-ı atufanelerinden 
hemen emir i'tası mütemennadır. 

ikinci ve Üçüncü Ordulardan Mürettip Kuva-i Askeriyenin Hadımköyü hatt-ı 
müdafaasına ve sevk ve tahşidi esbabından bahisle husul-i makasıda hidmet edecek 
mukarreratı izah için makine başına bir heyet gönderilmesi Rumeli Müfettiş-i Umumisi Vekili 
be Üçüncü Ordu Kumandanı Birinci Ferik Mahmut Şevket Paşa'nın kıraat olunan 7 Nisan 
325 tarihli telgrafnamesinde beyan olunması üzere, Şura-i Devlet Reisi Raif Paşa ve Maarif 
Nazırı Abdurrahman Efendi Bab-ı Ali telgrafhanesine i'zam olunarak müşarünileyh Mahmut 
Şevket Paşa'nın zabt ve terkim olunan ifadatını havi tevdi eyledikleri vakara mutaala 
olunmuş ve ehemmiyet münderecatına binaen tekalif-i vakıa esasen şayan-ı kabul görülüp 
ancak cihet-i askeriyeye müteallik nukatı dairesince teemmül olunacağından neticesinin 
bilahare bildirileceğine dair Heyet-i Vükela namına müşarünileyh Abdurrahman Efendi 
tarafından cevap verilmiştir. Müşarünileyh Mahmut Şevket Paşa'nın ifadatı İkinci ve Üçüncü 
Ordularca İstanbul üzerüne icra kılınan sevkiyat-ı askeriyeden maksad; evvelden meşrutiyet 
aleyhine Dersaadette mütehaddis harekat-ı isyaniye ve iğtişaşiyeden dolayı muhtel olan 
asayişim aide ve takriri; saniyen erbab-ı mefsed ve ihanetin iğfalatıyla şiraze-i intizam ve 
itaatten çıkmış olan efrad-ı asakirin daire-i itaate icra'ı; salisen hadisenin mürettip ve 
müsebbibleriyle bunda medhaldar olanları zahire bit'ihrac kanun dairesinde tedipleri; rabian 
meşrutiyetin bir daha hiçbir vecihle düçar-ı halel olmayacak surette takviye ve temin-i 
mahfuziyeti esbabının istikmali hususlarından ibaret olarak Dersaadette mevcut askerin 
kısm-ı küllisi meshumü'l-fikr ve harekat-ı isyaniyede tav'an ve kerhen müşterek olduklarına 
nazaran bunlar Dersaadette kaldıkça takrir-i asayiş için vuku' bulacak teşebbüsat ve 
mesainin asla semeredar olmayacağı ve emn ü inzibatın heran taht-ı tehditte bulunacağı ve 
zaten Dersaadette kaldıkça metehaşşid kuva-i cünudiye lüzum ve ihracı hakikiden de pek 
fazla bulunduğu cihetle meselede medhali olmayan taburlardan (2)üç dört taburun zat-ı 
şahanenin muhafazalarına memuren Yıldız Saray-ı Hümayununa terk ve ikamesi ve 
mütebakisinin kabil-i istihtam olan kısmının Rumeli'de istihdam olunmak üzere o tarafa 
şevkleri ve büsbütün şiraze-i intizamdan çıkmış olanlarının da vilayet-i selaset uruk-ı 
askeriyesi inşaatında istihdamları ve bunların yerine Üçüncü Ordudan bir fırkanın tahsisi ve 
muhafaza-i asayişi ve inzibat vazifesinin fimabad münhasıran jandarma ve polise tevdiiyle 
yalnız luzum-ı zaruri hasıl olduğu zaman jandarmaya kuvvetü'z-zuhur olmak üzere icabına 
kadar asker istihdamı ve Dersaadette mevcud polis ve jandarma efradının tezyid-i miktarı ile 
beraber vilayet-i selase jandarma mekteplerinde talim ve tensik edilmiş efraddan tefrik ve 
ahzı ve jandarma ve polis mürettebatının şerait-i mezkure dairesinde hadd-i kifayeye 



296 



iblağına kadar salifü'z-zikr fırka-i cedide mürettebatından bir iki taburun muvakkaten tefrik ve 
jandarma ile polise kuvvetü'z-zuhur olarak terfik kılınması ve marü'l beyan fırka-i cedidenin 
dahil-i şehirdeki karakollarda müteferrikan ikamet ettirilmeyip Davut Paşa ve Rahmi 
kışlalarında müctemian ikame edilmesi, Dersaadette emn ü asayişin istikrari için kat'iyü'l- 
lüzum gördükleri tedabir-i esasiyeden bulunduğu ve İstanbul ahvalinde mevcud keşmekeşin 
ahval-i adliyeye mehsus olan kavain ile izalesi ve intizamın bihakkın iadesi gayr-ı mümkün 
görüldüğünden Dersaadet ve bilad-ı selase muvakkaten idare-i örfiye ilanı vücub-i kafi 
tahtında bulunduğu ve Meclis-i Mebusan Kanun-ı Esasiye tevikan cem' ve teşkiliyle reis 
intihabı ve yine kanun-ı mezkur ahkamına tatbikan bir kabinenin teşkili ve Meclis-i 
Mebusanca matbuat ve cemiyet ve kulüp ve miting ve serseri nizamnamelerinin tanzimi ve 
işbu nizamnamelerin hitam-ı tanzim ve kabulüne kadar idare-i örfiyyenin idamesi ve birde 
Zat-ı Hazret-i Padişahinin meşrutiyete riyaetleri baki kaldıkça gerek ordunun gerek ahalinin 
hakk-ı hümayunlarında hissiyet-ı sadakat ve ubudiyeti tamamen muhafaza etmeleri zaten 
ahd-i peymanları icabından olmagla bu babda tecdid-i teminata lüzum görülmediği ve 
mukarrerat-ı mabhus anhanın tatbikinde ordunun azmi kat'ı olduğundan bunların derhal 
mevki-i icraya vaz'ı maddelerinden ibaret olmuş ve müşarünşleyh Mahmut Şevket Paşa 
tarafından müşarünileyh Abdurrahman Efendiye cevaben keşide edilip Meclise de gönderilen 
7 Nisan 325 tarihli telgrafnamede dahi mukarrerat-ı meşruhanın yirmi dört saate kadar kabul 
ile icraatına teşebbüs olunmadığı halde tevellüd edecek bilcümle mes'uliyet mesebbiblerine 
ait olmak üzere kuvve-i mütehaşşidenin harekatında serbest kalacağı gönderilmiştir. 

Ders vekili Halis Efendi ile Hassa Kumandanı Nazım ve erkan-ı Harbiyei Umumiye 
Reisi Ahmet İzzet paşalar dahi hazır oldukları halde arız u amik cereyan eden müzakerat 
neticesinde mukarrerat ve iş'arat-ı mesbuta meşrutiyetin Dersaadetçe emn ü inzibatın bir kat 
daha takviyesi maksad-ı hamiyetperveranesine mesned olup ancak mukarrerat-ı mezkure 
cümlesinden bulunduğu üzere idare-i örfiye ilanına teşebbüs olunması bunun mukteziyat-ı 
tabiyesinden olan tedabirin temin-i icraatı üçün elde kuvve-i muntazama-i askeriye vücuduna 
tevakkuf edeceği müstagni-i beyan ve halbuki Dersaadet asakirinin hal-i hazırı icabınca 
kendilerinin bu hususta istihdamına şimdilik emniyet caiz olamayacağı izahat-ı vakıadan 
nümayan olduğundan bu hususun bilahare görünecek lüzum-ı katiye göre mevki-i tatbike 
vazı badehu kararlaştırılmak üzere evvel be-evvel Dersaadette mevcud asakirin diğer 
zabıtnamede muharrer olduğu vecihle yarından itibaren muamele-i tahlifiyelerinin icrasına 
mubaderet olunması ve müşarünileyh Şevket Paşa'nın iş'arat-ı vakası hakkında netice-i 
müzakerata tevfikan kaleme alınan süret-i balada muharrer telgrafmane-i saminin 
müşarünileyh Şevket Paşa'ya keşidesi tensib kılındı. 



297 



Ek-21 (Resimler) 1 




Mahmut Şevket Paşa ve Hareket 

Ordusu Subayları 




Hareket Ordusu Öncü Kumandanı 
Hüseyin Hüsnü Paşa 
Ve Hareket Ordusuna Mensup Askerî Erkan 



Mert Sandalcı, Max Fuchtermann Kartpostalları, C. III, İstanbul, 2000. 



298 







Hareket Ordusuna Bağlı 

Kâğıthane Sırtlarında 

Kurulan Topçu Çadırları 




Hareket Ordusu'nda Bulunan 
Rumeli Gönüllüleri 




Ayastefonos Kulübünde 
Meclis-i Ayan Reisi Said Paşa 



299 



I » 




Hareket Ordusu Askerleri 




Hareket Ordusu Askerleri Tarafından Öldürülmüş 
İsyancı Askerler. 



300 




Galata Köprüsüne Mitralyöz Yerleştirmiş Hareket Ordusu Askerleri 




Yıldız Sarayı'nın İşgalinden Sonra Hatıra Fotoğrafı Çektiren Hareket Ordusu 
Askerleri 



301 




Abide-i Hürriyet Heykeli. 



302 



ÖZET 



31 Mart İsyanı'nın Osmanlı Tarihinde önemli bir yeri vardır. II. 
Meşrutiyetin ilanından 9 ay sonra çıkan bu büyük ayaklanma Osmanlı 
Devleti'ni yaklaşık 13 gün süre ile meşgul etmiştir. Çıkan bu isyanın sebepleri 
hala gün yüzüne çıkarılamamıştır. İsyan oluşu itibariyle "askerî isyan" özelliği 
taşımasına karşın, isyana dâhil olan softaların propagandaları ile daha 
sonradan "dinî" bir hal almaya başlamıştır. 

Rumî takvim ile 31 Mart günü çıkan bu isyan, İttihat ve Terakki 
Cemiyeti'nin "Meşrutiyeti koruması" için Selanik'ten getirmiş oldukları 2. ve 3. 
"Avcı Taburları"nın çavuşları tarafından idare edilmiş, ancak yine İstanbul'da 
bulunan 4. Avcı Taburu ise bu isyana dâhil olmamıştır. Çıkan bu isyanda 1 
milletvekili, 1 Nazır ve sayısını tespit edemeyeceğimiz asker ve sivil hayatını 
kaybetmiştir. Olayın ilk günü mevcut Hükümet olayları durduramamış ve istifa 
etmiştir. İsyancı askerler 7 gün süre ile İstanbul'a tam anlamı ile hâkim 
olmuşlardır. 

Çıkan bu isyan, Selanik'te bulunan 3. ve Edirne'de bulunan 2. 
Ordulara mensup askerler tarafından oluşturulan "Hareket Ordusu" vasıtası 
ile yaklaşık 3 gün süren kanlı çarpışmalarla bastırılmıştır. Oluşturulan bu 
Hareket Ordusu'na Rumeli'de bulunan Bulgar, Arnavut vesair azınlıklardan 
da gönüllüler katılmıştır. 

İsyanın bastırılmasından sonra "Sıkı Yönetim" ilan edilmiş, 34. 
Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve yerine V. Mehmet 
Reşat 35. Osmanlı Padişahı olmuştur. İsyana katılanlar ve destekleyenler, 
Hareket Ordusu bünyesinde kurulan "Divan-ı Harb-i Örfi"de yargılanarak 70 
kişi idam edilmiş, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır. 



303 



ABSTRACT 

'The March 31 Rebellion' has an important impression in Ottoman 
History. This rebellion, vvhich appeared after the declaration of the 'Second 
Constitution', kept the Ottoman Empire busy for about thirteen days. The 
reasons of this rebellion haven't stili been revealed. Hovvever it had a feature 
of a 'military rebellion' as a matter fact that it had been a rebellion, then it 
started to get a religious state with the propaganda of the Moslem theological 
students involved in the rebellion. 

This rebellion , vvhich appeared on the first March according to the 
Gregorian Calendar, vvas administered by the sergeants of the second and 
third 'Hunter Battalions' vvho had been brought to Salonica by the 'Party of 
Union and Progress' to protect the 'Constitution', but the fourth Hunter 
Battalion,who vvas also in İstanbul, vvasn't involved in this rebellion. İn this 
rebellion; a deputy, a minister and soldiers and civilians vvhose numbers vvill 
not be able to be determined, died. On the first day of the event, the existing 
government couldn't stop the events and resigned. The rebellious soldiers 
dominated İstanbul completely for seven days. 

This rebellion vvas suppressed after bloody fights vvhich continued 
about three days by means of the 'Movement Army' vvhich vvas constitued by 
the soldiers vvho vvere belonged to the Third Armies located in Salonica and 
the Second Armies located in Edirne. Volunteers from Bulgarians and 
Albanians vvho vvere in Rumeli and from so forth minorities participated to this 
Movement Army, too. 

After the suppression of the rebellion, 'Martial Law' vvas declared, the 
thirty-fourth Ottoman Sultan, Abdulhamid II vvas dethroned and instead of 
him, Mehmet Reşat V became the Ottoman Sultan. The people vvho involved 
in the rebellion and supported it and seventy people vvere executed after 
being judged in the 'Counsil of the State' vvhich had been set in the structure 



304 



of 'Movement Army', four hundred and tvventy people were inflicted with 
various imprisonment punishments.